
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Kültür-Sanat</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kultur-sanat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İki Konser İki İzlenim</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/iki-konser-iki-izlenim/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/iki-konser-iki-izlenim/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 13:41:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Özden Çiçek]]></category>
		<category><![CDATA[İki]]></category>
		<category><![CDATA[İzlenim]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=11102</guid>
		<description><![CDATA[ÖZDEN ÇİÇEK &#124; 28 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; Bilindiği gibi Türkiyelilerin ‘Misafir İşçi’ olarak  Almanya`ya gelişinin ellinci yılını doldurması nedeniyle,  Almanya`nın pek çok şehrinde ‘‘Göçün Ellinci Yılı’’ kapsamında  çeşitli etkinlikler düzenleniyor.  Bu bağlamda Hannover`de ‘Yakamoz Festivali’ adı altında on gün süren edebiyat ve müzik ağırlıklı etkinlikler gerçekleşti. Yazıya konu olan ilk konser, Hannover Galerie [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/iki-konser-iki-izlenim/' addthis:title='İki Konser İki İzlenim ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/11/ozden_cicek.jpg" rel="lightbox[11102]" title="ozden_cicek"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-10619" title="ozden_cicek" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/11/ozden_cicek-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>ÖZDEN ÇİÇEK | 28 &#8211; 11 &#8211; 2011 | Bilindiği gibi Türkiyelilerin ‘Misafir İşçi’ olarak  Almanya`ya gelişinin ellinci yılını doldurması nedeniyle,  Almanya`nın pek çok şehrinde ‘‘Göçün Ellinci Yılı’’ kapsamında  çeşitli etkinlikler düzenleniyor.  Bu bağlamda Hannover`de ‘Yakamoz Festivali’ adı altında on gün süren edebiyat ve müzik ağırlıklı etkinlikler gerçekleşti.<span id="more-11102"></span></p>
<p>Yazıya konu olan ilk konser, Hannover Galerie Herrenhausen`de 20 Ekim 2011 tarihinde Fazıl Say`ın  Borusan Quartet  ile birlikte verdiği konserdi. Festivalin program katoloğunda Fazıl Say,  star-piyanist ve besteci olarak tanıtılıyor. Bilindiği gibi Fazıl Say,  gerek Türkiye` de gerekse yurtdışında verdiği  sayısız konserler ve bestelediği eserleri sayesinde kendisini ıspatlamış bir sanatçıdır. Müziğindeki derinlikli uslubu ve yeteneği müzikbilimcilerin, müzikseverlerin gönlünde ve zihninde yer almış durumdadır.</p>
<p>Fazıl Say konserinde başlıca;  Wolfgang Amadeus Mozart`ın  La Majör piyano sonatı, ‘Divorce’ isimli kendi piyano eseri ve  Ulvi Cemal Erkin`in ‘Duyuşlar’ adlı eserinden piyano için yazılmış çeşitlemelerin yanı sıra, gene Ulvi Cemal Erkin`in yaylı dörtlüsü için yazdığı piyano eserini seslendirdi. Fazıl Say konserine başlamadan önce düzgün Almancası sayesinde ’ev sahibi’ edası ile,  ilkin konser programından  ve ardından öğrenimi sırasında Almanya` da bulunduğundan dolayı  Türkiyelilerin  sorunlarından haberdar olduğundan söz etti. Fazıl Say`ın düzgün ve anlaşılır Almancasından yola çıkarak,  dil ve ‘ev sahipliği’ ilişkisi  üzerine birkaç belirleme yapmak  mümkün görünüyor.</p>
<p>İnsanların ve toplumların birbirleriyle iletişim kurabilmesi için ortak dilin önemli bir araç olduğunu hepimiz biliyoruz. Dildeki ortaklık, insanları ve toplumları birbirine yaklaştırdığı gibi  yabancılık, misafirlik gibi duyguları azaltan  ve  hatta biraz abartarak söylersek ‘ev sahipliğini’ hatırlatan bir özellik taşıdığını bizlere gösteriyor. Diğer yandan klasik müziğin,  insan ve  toplum  için ortak dili oluşturmada önemli bir etkiye sahip olduğunu söylemek kuşku götürmez bir gerçektir. Klasik müzik belki de insan topluluklarının en önemli ortak dilidir.</p>
<p>Fazıl Say,  müziğindeki dünyasallık ve  almanca sunumu sayesinde ‘Misafir İşçi’likten göçmenliğe evrilmiş Türkiyeli toplumun; diliyle, edebiyatıyla, sinemasıyla ve müziğiyle yaşadıkları coğrafyada katılımcı  olduklarını bize göstermiş bulunuyor. Pek tabii biz dinleyiciler için  iyi sunulmuş bir konser sonrasında, içimizi memnuniyet ve keyif duygusu kaplarken;  ifade edilmesi gereken bir konuyu da beraberinde getiriyor.</p>
<p>Dilin ve klasik müziğin ‘ortaklığı’ ndan bahsederken gerek Fazıl Say`ın gerekse Ulvi Cemal Erkin `in kimi eserlerinde folklorik öğerlere de rastlıyorsunuz. Bestecilerin de yaşadıkları coğrafyanın  kültürel etkilenmeleri içerisinde olmaları kaçınılmazdır. Hatta bestecilerin eserlerinde, folklorik öğelere de yer vermesi mümkün görünüyor. Sözü edilen tespit, çoğunlukla müzik tarihi kitaplarında ve çeşitli makalelerde  yerini zaten almıştır. Doğaldır ki;  bu olgu sanatın her alanında görülen bir durumdur.  Buradan hareketle söylenebilir ki folklorik öğeler taşıyan bir müzik eseri, klasik müzik disiplininde icra edildiği zaman o eser dünyasallaşmıştır artık. Tıpkı Aşık Veysel`in ‘Kara Toprak’ adlı eserini Fazıl Say, piyano için tekrar düzenleyip dünyanın dört bir tarafında seslendirdiği gibi.</p>
<p>Paylaşmak  istediğim ikinci konser ise; Taner Akyol ile yapılan sohbetli konser idi. Etkinlik Hannover Müzik Yüksekokulu`nda 22 Ekim 2011 tarihinde gerçekleşti. Konserin sohbet ve sorular kısmını İstanbul`da yaşamını sürdüren Alman müzikolog Martin Greve gerçekleştirdi.  Bir besteciyi ya da müzisyeni tanıyabilmek için  bir müzikolog alanı gereği; kimlik, aitlik duygusu, yerellik, toplumsal koşullar ve benzeri kavramlarla birlikte meseleyi ele almaya çalışır.Taner Akyol Türkiye`de müzik öğreniminin yanı sıra Berlin`de Hanns Eisler Müzik Akademisi`nde kompozisyon eğitimi almış bir müzisyen. Kompozisyon eğitimi sırasında atonal (on iki ton tekniği) orkestra yazımını öğrenen  Taner Akyol, daha sonra bu alanda da eserler vermeye başlamış ve de kimi eserleri ödüle layık görülmüş.</p>
<p>Etkinliğin sohbet kısmına geçmeden önce Taner  Akyol`un yaylı dörtlüsü ve bağlama için yazdığı eserinden bir bölüm sunuldu. Anlaşıldığı üzere geleneksel Anadolu müziğini atonal müzik anlayışıyla buluşturma amacı gütmüş. İlginç olanı ise;  hayat hikayesinden söz ederken ömründe atonal müziğin herhangi bir örneğini  hiç duymamışken, gördüğü eğitimi sayesinde şimdi atonal orkestra yazısı ile eserler verebilmekte.</p>
<p>Diğer sanat alanlarında da olduğu gibi müzikte de deneysel öğeler taşıyan besteler, çalışmalar mevcuttur.  Taner Akyol geleneksel Anadolu müziğini, klasik müzik ve atonal müzik disiplininde buluşturarak hatırı sayılır çaba göstermiş ve görünen o ki; gelecekte de  adını duyuracak başka eserlere rastlayacağız.  Kanımca Taner Akyol`un ayırt edici bir diğer özelliği de müziğinde toplumsal duyarlılığın öğelerine  rastlanılmasıdır. Kendisi ile yapılan sohbette 1996 tarihinde Türkiye`de ölüm oruçlarında hayatını kaybeden insanlara ithafen bestelediği ‘Hapisteler Ama’ adlı Mevlana şiiri mevcut. Gene gözaltında kayıplar için İbrahim Karaca`nın ‘Göçmen Kuşlar’ adlı şiiri ve Pir Sultan Abdal`ın daha önce bestelenmemiş şiirleri de var.</p>
<p>Taner Akyol sohbet sırasında önemli bir vurguda bulunuyor: Farklı müzik türlerinin ve onun enstrümanlarının birbiriyle kıyaslanmasının doğru olmadığını söylerken, her birinin ayrı ayrı işleve sahip olduğunu ve bundan dolayı farklı ihtiyaçlar sonucunda ortaya çıktığını belirtiyor. Teknik terimiyle söylersek; geleneksel halk müziği yatay, klasik müzik ise dikeydir.</p>
<p>İster müzik alanında isterse sanatın diğer alanlarında olsun<sub>;</sub> onun nitelikli örneklerinin hayatımıza zenginlik ve derinlik kattığı kabul edilir. Bu nedenle  sanat, insan yaşamında dahası insanın kültürel gelişiminde çok önemli bir yere sahiptir. Bu belirlemenin yanı sıra sanatın toplumsal koşul ve etkilerden de bağımsız olmadığını, tam tersine toplumsal koşullarla iç içe olduğunu söylememiz gerekmektedir.</p>
<p>Anlatılmaya çalışılan  ‘‘Misafir İşçi’’likten göçmenliğe evrilen yaşamlarında Türkiyelilerin  Almanya`da; siyaset, ekonomi, sanat gibi yaşamın çeşitli alanlarında varlıklarını sürdürmenin yanı sıra, yarınlara da iz bırakmanın çabası içerisinde olduklarını kavrıyorsunuz!</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/iki-konser-iki-izlenim/' addthis:title='İki Konser İki İzlenim ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/iki-konser-iki-izlenim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YIKINTININ TARİHİ VE TEORİSİ’NİN 2. BASKISI ÖZGÜR ÜNİVERSİTE KİTAPLIĞI’NDAN ÇIKTI</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/yikintinin-tarihi-ve-teorisi%e2%80%99nin-2-baskisi-ozgur-universite-kitapligi%e2%80%99ndan-cikti/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/yikintinin-tarihi-ve-teorisi%e2%80%99nin-2-baskisi-ozgur-universite-kitapligi%e2%80%99ndan-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Nov 2011 18:29:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[2]]></category>
		<category><![CDATA[baskısı]]></category>
		<category><![CDATA[çıktı]]></category>
		<category><![CDATA[kİtapliĞindan]]></category>
		<category><![CDATA[Özgür]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[teorİsİnİn]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yikintinin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10637</guid>
		<description><![CDATA[SAİT ALMIŞ &#124; 11 – 11 – 2011 &#124; Özgür Üniversite Kitaplığı’ndan çıkan ”Yaşanmamış Sosyalizm İçin, Yaşanacak Barbarlıktan Kurtulmak İçin Yıkıntının Tarihi ve Teorisi” isimli kitabın içeriğini, bu kitabın yazılış koşullarıyla açıklamak en doğrusu olsa gerek. Mehmet İnanç Turan bu kitabı niçin yazdığını kendi özel ideolojik yaşamı üzerinden güzelce açıklıyor. Şöyle diyor yazar: ”Sovyetler Birliği’nde [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/yikintinin-tarihi-ve-teorisi%e2%80%99nin-2-baskisi-ozgur-universite-kitapligi%e2%80%99ndan-cikti/' addthis:title='YIKINTININ TARİHİ VE TEORİSİ’NİN 2. BASKISI ÖZGÜR ÜNİVERSİTE KİTAPLIĞI’NDAN ÇIKTI ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/11/yikintinin-tarihi-ve-teorisi%e2%80%99nin-2-baskisi-ozgur-universite-kitapligi%e2%80%99ndan-cikti/ugfvugvgv/" rel="attachment wp-att-10638"><img src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/11/ugfvugvgv+-100x100.png" alt="" title="sait almis" width="100" height="100" class="alignleft size-thumbnail wp-image-10638" /></a>SAİT ALMIŞ | 11 – 11 – 2011 | Özgür Üniversite Kitaplığı’ndan çıkan ”Yaşanmamış Sosyalizm İçin, Yaşanacak Barbarlıktan Kurtulmak İçin Yıkıntının Tarihi ve Teorisi” isimli kitabın içeriğini, bu kitabın yazılış koşullarıyla açıklamak en doğrusu olsa gerek. Mehmet İnanç Turan bu kitabı niçin yazdığını kendi özel ideolojik yaşamı üzerinden güzelce açıklıyor. Şöyle diyor yazar:<span id="more-10637"></span></p>
<p>”Sovyetler Birliği’nde Gorbaçov ekibinin öncülüğünü yaptığı ”Yeni Düşünceler”in (bunlara kapitalizmin düzeniçi görüşlerine uygun düşünceler denebilir) yanlış olduğunu kavramıştım. Ne var ki ”Sosyalist Sistem” denen bloğun dağılabileceğini aklımın ucuna getirmiyordum. 1990-1991 yılları boyunca bu sistemin çökmesiyle birlikte şoka uğradım. Lenin’in resimleri yerlerde sürüklenirken, heykeller yıkılırken içimde anlatılmaz acı duydum. Bu acıyı insanal dünyanın özlemine inanmayanlar anlayamaz.</p>
<p>”Sosyalizm” olarak adlandırdığım düzenlerin birçok yöneticisinin ”komünizm karşıtı” propagandaları acılarımı artırmaktan başka işe yaramıyordu. Dün komünizme övgü düzen komünist partilerinin merkez komiteleri, politik büroları şimdi Avrupa burjuva demokrasisine, kapitalist sisteme övgüler düzüyorlardı. Burjuvaziye karşı olan bir barikattan burjuvazinin cephesine bu kadar kolay atlanabilir miydi? Bırakalım komünist kimliği, insan kişiliği bu kadar bozuk muydu?</p>
<p>Ya bu koskoca komünist partilerinin üyelerine ne olmuştu? Onlar da ya sessiz kalarak, ya da yıkıntı sürecini destekleyerek kapitalizme doğru koşuşu hızlandırdıklarını görmüyorlar mıydı? ”Sosyalist sistemin” yıkılışını kutlayan burjuvazinin kulağımı sağır eden alkış sesleri yetmezmiş gibi, yıkıntının başımıza düşen taşlarından serseme dönen kimi komünist insanların ”biz komünist değiliz,” diye bu alkış seslerine katıldıklarını yeniden hatırlamak bugün bile ıstırap veriyor bana.</p>
<p>Yıkıntının altında kalan insanlara karşı Marksizmi savunmaya çalışıyordum; ama benim kendimin yanıt bulamadığı sorulara kim yanıt verebilirdi? İnsan kendisine karşı inandırıcı olamıyorsa, başkalarına karşı hiç inandırıcı olamıyor. Önce kendimi bilimsel olarak inandırmam gerekiyordu. Marksizm bir din değildi, bilimsel bütünlüğü olan dünyaya bakış ve dünyayı değiştirme tarzıydı. Bilimsel gözle yanlışın nerede olduğunu söylemem gerekiyordu. İşte bunu bilmiyordum. Bunu nasıl yapacaktım?</p>
<p>Marksizmi kılavuz alarak sosyalizmi kurduklarını söyleyen ülkeler (ki ben de bu ülkelerde sosyalizm olduğuna o zamanlar inanıyordum) pratik yaşam içinde yıkıldıklarına göre ortaya bir soru çıkıyordu. Ya Marksizmin teorisi yanlıştı, ya da bu ülkelerde uygulanan teori Marksist değildi. Marksizmin kapitalizmi analiz eden tezleri bana yanlış gelmiyordu. Acaba sosyalizm üzerine olan öngörüleri mi yanlıştı?</p>
<p>Bu sorularla kafamın uğraştığı yıllarda açıkça bunalıma düştüğümü itiraf etmem gerekiyor. Yaşama sevincimi yitirdim. Dışarı çıkmak, arkadaşlarımla görüşmek istemiyordum. Onlarla ne konuşacaktım? Suçluluk psikolojisinde olan bir adamın durumu neyse, benim durumum oydu. Sanki ”sosyalist sistemi” yıkan bendim. Sorulacak sorulara yanıt verememem ”suçluluk duygumu” artırıyordu. Oysa yıkıntı sürecinde başrolü oynayan Gorbaçov çizgisinin teorisine, politikasına, pratiğine, aklımın erdiği kadar karşı çıkmıştım; ancak demek ki bu yetmiyordu.</p>
<p>Yıkıntının altında kalanlar gibi burjuvazinin yorumlarına, liberal solcuların akıl yürütmelerine kanmıyordum; fakat kendi sorularıma Marksizme dayanarak yanıtlar bulmuş değildim. Bazılarının yaptığı gibi ”ideolojik hayatımı” noktalayıp ”eski solcu” mu olacaktım, yoksa yıkıntının başıma düşen taşlarının nedenlerini mi araştıracaktım? Birincisi kolay yoldu, Marksizmin ideolojik yenilgisini bilinçsizce kabul etmekti. İkinci yol zordu; ama bana doğru yolu bilimsel olarak gösterecekti. Eğer araştırmalarımdan, incelemelerimden sonra sorularımın yanıtlarını Marksizmde bulamazsam, Marksizmden dürüstçe kopacaktım.</p>
<p>O zor günlerde düşünsel hayatını kaybetmiş bir insandım. Hayatını yitiren insan ölmüş insandır. İdeolojik hayatım açısından ben de öyleydim. Tekrar dirilebilir miyim, ideolojik hayatımı tekrar bulabilir miyim umuduyla yola çıktım. Yolumda nelerle karşılaşacağımı merak ederek…</p>
<p>*	*	*</p>
<p>Yıkıntının taşları arasında kaybettiğim düşünsel hayatımın acısıyla yaşıyorum. Yüreğimde şimdi yaprak kıpırdamıyor. Aykırıhayatın rüzgârı, hayatı önüne katıp götüremiyor. Düşüncelerim, duygularım cam kırıkları gibi paramparça. Geçmişim, geleceğimin önünde engel gibi duruyor. Geçmişi yarmadan, şimdiki zamana ulaşamayacağımı, geleceğe yönelemeyeceğimi biliyorum. Ama kutumun içindeyim.</p>
<p>İnsanın kendi ”hayat kutusunun” içine girdiği, kendini bu kutuya hapsettiği zamanlar oluyor. Şimdi öyleyim. Kutumun içinde kafamı kutumun duvarlarına vurarak yaşıyorum. Kimse beni duymuyor, kimse bana ulaşamıyor. Kendim bile…</p>
<p>Kendime karşı düşünmeye başlamadan, kendi düşüncelerime karşı savaş açmadan kutumun içinden çıkamayacağım. Kendime ulaşamayacağım. Hayatın ateşine eski gömleğimi atmadan, aykırıhayatın yeni gömleğini giyemeyeceğim.</p>
<p>Kutumun içinden çıkmalıyım. Kutumun içinde yaşadığım ölü yaşamı terk etmeliyim. Ölülerin düşünsel yaşamı olamaz, ölüler dirilmez; ama ölü düşünsel yaşamlar dirilebilir. Yılgınlığımı yenmeli, düşünsel yaşamımı diriltmeliyim. Kanı donmuş hayatımı ısıtmalıyım. Umutsuzluk gemisinden umut gemisine atlamalıyım. Yaşama sevincimi tazelemeliyim.</p>
<p>Düşünsel hayatımı canlandırmak için hayata ve kitaplara yönelmeliyim. Hayatımın yönetileni olmaktan çıkmalıyım, hayatımı yeniden yönetmeliyim. Hayattan, aykırıhayatımı ebe gibi doğurtmalıyım. Aykırıhayatın düşünsel gücünü kullanarak; kendimi, ideolojik hayatımı yeniden yaratmalıyım.</p>
<p>*	*	*</p>
<p>1985 yılında SBKP’de yönetime gelen Gorbaçov ekibinin geçtiği süreci yeni bir gözle incelemeye başladım. O dönemde ülke içinde yaptığı ”reformları” Marksist gözlükle ele almaya çalıştım. Sonuçta bir yere geldim. Artık Gorbaçov’un gittiği yolun nereye varabileceğini analiz edebiliyordum. Onun nasıl iktidara geldiğini, hangi yöntemleri kullandığını, SBKP üyelerinin niçin şaşkına döndüğünü biliyordum. Geçmiş tarihin sonuçları bana geleceğin olasılıklı tarihsel sonuçlarını öngördürebiliyordu.</p>
<p>Yaşama sevincim yavaş yavaş yerine geliyordu. Anlamak, hayatı kolaylaştıran bir ilaç. İlacı aldıkça iyileşiyorum. İdeolojik hayatım yeniden canlanıyor; sürekli olarak hem okuyorum, hem yazıyorum. Mutlu muyum? Yaşadığım ideolojik olumsuzlukların nedenini fark edebilmiş ve ona karşı savaşmak isteyen bir adamın olabileceği kadar.</p>
<p>*	*	*</p>
<p>İnsanın yaşamını bir kitap kurtarmaz ama, ideolojik yaşamını kurtarabilir. Eğer bu kitap yıllarca süren araştırma boyunca kitabın yazarını adım adım ikna etmişse ve yazarın ideolojik yaşamını bütünüyle ayağı üzerine dikmişse; yazanın, araştıranın hayatını kurtarır.</p>
<p>Yıkıntının Tarihi ve Teorisi adlı çalışma benim bilincimde devrim yarattı. Bugün bile bu kitabı yeniden okuduğum zaman düşünsel hayatımın uzun bir süreçte ayağa kalkışının izlerini, acılarını görebiliyorum.</p>
<p>Olağan insanlar sanır ki acı sadece günlük yaşamda, aşkta, sevgide, dostlukta yaşanır. Halbuki yaşamını ideolojiyle şekillendirmiş bir insan için ”bilinmez bir yol ortasında kalmak”, ”aradığı sorulara yanıt bulamamak” beyinsel acı yaratır. Bu ideolojik sorun çözülemediği sürece de acı devam eder, kalıcıdır.” (Mehmet İnanç Turan, Aykırıhayat, Etki Yayınevi, 2007, s.142,150,155)</p>
<p>                                                             ***</p>
<p>12 Eylül faşizmi biz komünistleri, devrimcileri fizik olarak darmadağın etmiş ama ideolojik olarak yıldıramamıştı. Devrimciler arasındaki yılgınlık ideolojik değil, siyasi ve pratik yenilgiden ve yanlışlardan kaynaklanıyordu.</p>
<p>12 Eylül faşizminin fiziki darbesini atlatamadan, Sovyet sisteminin çökmesi ise biz Marksist devrimciler için son darbe olmuştu. Bu kez ideolojik bir yenilgi içine düşmüştük. 12 Eylül devrimcileri öldürmüş, tutsak etmiş, sürgün etmiş örgütlerimizi dağıtmış ama beynimize hükmedememişti. Sovyet sisteminin çöküşü ise düşünsel yaşamımıza, beynimize kastediyordu. Tüm hayatını, geleceğini Marksist düşünce, komünizm ideali üzerine kuran devrimciler için, düşünsel ölüm  ölümlerin en acısıydı.</p>
<p>*	*	*</p>
<p>Ne kadar ilginçtir ki, Mehmet İnanç Turan’ın yüreğinde duyduğu bu acıyı 1991 yıllarında ben de yaşadım. Uzun yıllar bu acı tedavi edilmez bir kanser gibi beynimde durdu.</p>
<p>Ta ki, Yıkıntının Tarihi ve Teorisi’ni okuyuncaya kadar!</p>
<p>Mehmet İnanç Turan kendi ideolojik hayatını kurtarmak için bu kitabı yazmış. Ama benim ideolojik hayatımı da kurtardı.Yıkıntının Tarihi ve Teorisi’ne duyduğum minnet duygusunu ölünceye kadar unutmayacağım. Uzun yıllar emek harcanmış bu değerli eserlerin başkalarının da ideolojik hayatını bilinmezlikten, yanlıştan kurtarması dileğiyle…</p>
<p>Devrimci harekete büyük bir umut olması dileğiyle…</p>
<p>Sait Almış</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/yikintinin-tarihi-ve-teorisi%e2%80%99nin-2-baskisi-ozgur-universite-kitapligi%e2%80%99ndan-cikti/' addthis:title='YIKINTININ TARİHİ VE TEORİSİ’NİN 2. BASKISI ÖZGÜR ÜNİVERSİTE KİTAPLIĞI’NDAN ÇIKTI ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/yikintinin-tarihi-ve-teorisi%e2%80%99nin-2-baskisi-ozgur-universite-kitapligi%e2%80%99ndan-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konser &#8211; Grup Haykırış (Göttingen)</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/konser-grup-haykiris-gottingen/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/konser-grup-haykiris-gottingen/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 21:32:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[grup]]></category>
		<category><![CDATA[Haykırış]]></category>
		<category><![CDATA[konser]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9251</guid>
		<description><![CDATA[Grup Haykırış 15 Ekim’de Almanya’nın Göttingen şehrinde bir konser verecek. Anadolu Kültür Merkezi Göttingen e.V.’nın düzenlediği konser 15 Ekim Cumartesi saat 19:00’da başlayacak.<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/konser-grup-haykiris-gottingen/' addthis:title='Konser &#8211; Grup Haykırış (Göttingen) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/08/Grup_Haykiris_Konser.png" rel="lightbox[9251]" title="Grup_Haykiris_Konser"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9252" title="Grup_Haykiris_Konser" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/08/Grup_Haykiris_Konser-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>Grup Haykırış 15 Ekim’de Almanya’nın Göttingen şehrinde bir konser verecek.<span id="more-9251"></span></p>
<p>Anadolu Kültür Merkezi Göttingen e.V.’nın düzenlediği konser 15 Ekim Cumartesi saat 19:00’da başlayacak.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/konser-grup-haykiris-gottingen/' addthis:title='Konser &#8211; Grup Haykırış (Göttingen) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/konser-grup-haykiris-gottingen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sanat: Hayat, İnsan ve Devrim [1]</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/sanat-hayat-insan-ve-devrim-1/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/sanat-hayat-insan-ve-devrim-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 Oct 2011 21:26:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Temel Demirer]]></category>
		<category><![CDATA[1]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[İnsan]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9784</guid>
		<description><![CDATA[TEMEL DEMİRER &#124; 10 &#8211; 10 &#8211; 2011 &#124; “Eğer sanat yararsızsa, hayat da öyledir.”[2] “Sanat hayata değil, izleyiciye ayna tutar.”[3] “Hayat bir oyundur, hayat sanattır.”[4] Net bir formülle ifade edersek: “Sanat = Hayat + İnsan + Devrim” ya da bunların toplamının ötesindeki sonsuzluktur… * * * * * Oysa, bugünde… Özcan Yaman’ın, “Sanat, bir [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/sanat-hayat-insan-ve-devrim-1/' addthis:title='Sanat: Hayat, İnsan ve Devrim [1] ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/12/temel_demirer_kurtce.jpg" rel="lightbox[9784]" title="temel_demirer_kurtce"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6491" title="temel_demirer_kurtce" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/12/temel_demirer_kurtce-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>TEMEL DEMİRER | 10 &#8211; 10 &#8211; 2011 |<em> “Eğer sanat yararsızsa, hayat da öyledir.”[2] “Sanat hayata değil, izleyiciye ayna tutar.”[3]</em><em> “Hayat bir oyundur, hayat sanattır.”[4]</em><span id="more-9784"></span></p>
<p><em>Net bir formülle ifade edersek: “Sanat = Hayat + İnsan + Devrim” ya da bunların toplamının ötesindeki sonsuzluktur…</em></p>
<p>* * * * *</p>
<p>Oysa, bugünde… Özcan Yaman’ın, “Sanat, bir yatırım aracı hâline geldi,” dediği bir dünyada… Sanat, egemen yalanın bir paçasıdır; yani “yok”tur…</p>
<p>Veya muhaliftir, başkaldırandır, aşkı ve hayatı savunan isyancıdır…</p>
<p>“Nasıl” mı? “Neden” mi?</p>
<p>Çünkü basit izahıyla, “Sanat ve edebiyat hayatınızı kazanmanın bir yolu değildir. Hayatı dayanılır kılmanın çok insani bir yoludur,” Kurt Vonnegut’un ifadesiyle…</p>
<p>Başka türlüsü, “gerekçe”si ne olursa olsun, “sanat” olarak nitelenmeyi hak etmez, edemez asla ve kesinlikle…</p>
<p>Doğası gereği sanat özgürdür; bunun için sanat satılamaz, boyunduruk altına alınamaz. Tıpkı “McCarthy Enkizisyonu” karşısında John Howard Lawson’un bize öğrettiği gibi!</p>
<p>Hollywood’un en nitelikli yazarlarından Lawson, McCarthy döneminde, komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle “Amerika’ya Karşı Çalışmaları” araştıran komitenin karşısına çıkarıldığında okutulmayan bildirisinde, “Yazarlar, sanatçılar, bilim adamları ve eğitimciler, demokrasiden nefret edenlerin ilk hedefleridir. Yazarın demokrasilerde özel bir sorumluluğu vardır, düşünce alışverişini geliştirir. Düşüncelere sınır çizmek ve haberleşmeye sansür koymak amacını güden, bu amaçlarını tutanaklarda da belirten kimselerin saldırısına uğramaktan onur duyuyorum&#8230;</p>
<p>Siyasal ve toplumsal görüşlerim çok iyi bilinmektedir. Yaygın bir sanat olarak sinemaya inancım da çok iyi bilinmektedir. Hiçbir zaman, kendilerini diktatör ilan edenlerin, düşünceye sansür koymaya kalkışan Gestapoların ve bu çeşit komitelerin buyruğuna göre yazı yazacak değilim. Söz özgürlüğüm satılık değildir; sizin vereceğiniz tavsiye kartlarıyla iş bulacak kadar alçalmadım,” diye haykırıyordu…</p>
<p><em>Evet, evet ya böyle ya da başka türlüsü mümkün değil! Hayır, kesinlikle bir şeyi abarttığım falan yok…</em></p>
<p>İsterseniz Donald Kuspit’in, “Sanat ile para sözcüklerinin birbirinin yerine kullanılır olması ikisinde de yozlaşmış bir şeyler olduğunu gösterir”; Albert Camus’nün, “Dünya açık ve aydınlık olsaydı sanat olmazdı”; Susan Sontag’ın, “Gerçek sanat bizi rahatsız etme yeteneği taşır,” sözlerini anımsayın; bu kadarı bile yeter de artar…</p>
<p>Kolay mı? Plehanov’un, “Sanatın Gerçekle Estetik İlişkileri”nden söz ederken, “Sanat ile Toplumsal Hayat” ilişkilerinin altını defalarca çizdiği bütünsellikten söz ediyorsunuz…</p>
<p>Sanat, döneminin egemen veya başkaldıran ideolojisini yansıtırken; nihai kertede, bilinçli ya da bilinçsiz olarak, egemen veya ezilen sınıfın saflarındadır…</p>
<p><em>Bu nedenle hayata mündemiç sanat, insanî değerleri derinleştirirken; insanî devinim ile toplumsal devrimin dayanaklarını oluşturan bir kaldıraç işlevi görür… </em></p>
<p>* * * * *</p>
<p>Tuncel Kurtiz’in ifadesiyle, “Kuşkusuz sanat, devrim yapmaz. Ama sanatta devrimler yapılabilir”ken; sanat devrimi güçlendirip, toplumsallaştırır ve de insanîleştirir…</p>
<p>Bu yaşamsal özellikleriyle de devrimci sanat gökten düşmez. Kendi değer mirasları üstünde yükselir.</p>
<p>Devrimci gerçekçi sanatın devrimciliği esas anlamıyla insanî değerleri insana ve gerçeğe doğru derinleştirmesinden kaynaklanır.</p>
<p>Doğasındaki avangard özellikleriyle<strong><em>[5]</em></strong> devrimci sanat, nesnelerin, doğanın, toplum gerçekliğinin yalın bir yansısı değildir. Sözünü ettiğim sanatta dile gelen, somutlaşan şey, bütün reel ve ideal, gerçek ve düşünsel ilgileri içinde insandır, evrensel insandır. “Her sanat bütün insanı, onun akla gelebilen en yüksek derecesi olan bütün insanlığı ister,”<strong><em>[6]</em></strong> W. Goethe’nin ifadesiyle…</p>
<p>Bu kapsamda sanatçı sınıflı toplumun ortaya çıkarttığı bir nitelemedir ve problemlidir. Burada önemli olan sanatçının toplumla kurduğu ilişki, yani sanatçının özgürlüğü konusudur. Sanatçı özgür olmalıdır ama bugün mevcut sistemin kullandığı şekliyle bir özgürlük olmasa gerek. Devrimci bir sanat algısıyla yola çıkan bir sanatçı dolaylı olarak diğer alanlarla, yani siyasetle ilişkilenmek zorundadır.</p>
<p>Örneğin konuya ilişkin olarak ‘İnsanlık Durumu’ başlıklı yapıtında Hannah Arendt, “Hiçbir şey yaptıklarımızı düşünmekten daha önemli değildir,” vurgusuyla ekler: “Siyasetin varoluş nedeni özgürlüktür ve özgürlüğün deney alanı eylemdir.”</p>
<p>“Özgürlük yalnızca adalet, iktidar ya da eşitlik gibi siyaset alanının görüngülerinden ve bu alana özgür yığınla meseleden biri değildir; ancak nadiren -bunalım ya da devrim zamanlarında- siyasi eylemin dolaysız amacı hâline gelen özgürlük, gerçekte insanların siyasi bir örgütlenme içerisinde birarada yaşamalarının sebebidir. O olmadan siyasi yaşam diye bir şey anlamsız olurdu. Siyasetin varoluş nedeni özgürlüktür ve özgürlüğün deney (ve tecrübe) alanı eylemdir.”</p>
<p>“İnsanın canlı olan şeylerle paylaştığı farklılık, onu benzersiz kılar ve bu benzersiz varlıkların (insanların) çoğulluğu paradoksal olarak insani çoğulluğu oluşturur. Konuşma ve eylem, bu benzersiz farklılığı ortaya serer. Bu yolla insanlar basitçe farklı olmak yerine, farklılıklarını açık seçik hâle getirirler. İnsanların birbirlerinin karşısını salt fiziksel nesneler olarak değil, ama insan sıfatıyla çıkma hâlleridir bunlar. Yalın bedeni varoluştan farklı olan bu tezahür inisiyatife, ama açığa çıkarmaktan, göstermekten geri durulması hâlinde insaniliğini sürdüremeyecek bir inisiyatife dayanır. İnsanlar pekala çalışmadan da yaşayabilir, başkalarını kendileri için çalışmaya zorlayabilir ve kendileri en ufak bir şey katmadan dünyadaki şeylerden yararlanmaya ve hoşça vakit geçirmeye karar verebilirler; bir sömürücünün ya da köle sahibinin ve bir asalağın yaşamı haksız ve adaletsiz olabilir ama insani olduğu kesindir. Oysa konuşmanın ve eylemin olmadığı bir yaşam, harfiyyen, yaşarken ölmek demektir. Böyle bir yaşam hâli artık insanlar arasında geçirilmediği için insani yaşam sona ermiş demektir&#8230;</p>
<p>Yeni (olan) her zaman, pratik, gündelik hedeflerin nokta-i nazarından kesinlik arzeden istatistiki yasalara ve olasılıklara hayret verici tuhaflık olarak görünür; o nedenle, yeni, daima bir mucize kılığında ortaya çıkar. İnsanın eyleyebilir olması, ondan beklenmedik olanın beklenebilir olması, sonsuz olasılıklardan birini gerçekleştirebilir olması demektir. Böyle bir şey her insanın benzersiz olmasından ötürü mümkündür, öyle ki her doğumla benzersiz birisi dünyaya gelir.”</p>
<p>* * * * *</p>
<p>Sanat, toplumsal yaşamın özel bir alanına; gerçekliğin estetik ve pratik özümlenmesi alanına aittir. Ama bu, ötekilerin yanında ve onlardan ayrı olan bir alan değildir. İnsan(lık)ın gerçekliğe karşı benimsediği estetik tavır, her tür insan etkinliğinde ve insan ilişkilerinin tümünde kendini gösterir.</p>
<p>Estetik alanın çok geniş ve yaygın olmasına rağmen, estetik öğe, asıl sanatta yani edebiyat, müzik, resim ve benzerlerinde bağımlı değil “bağımsız” bir önem taşır.</p>
<p>Bu bağlamda estetik, sanatı inceleyen felsefe dalıdır.</p>
<p>Bilindiği gibi “güzel”i ve onun “ne”liğini sorgulayan estetik, zamansal ve mekânsal anlamda görecelilik gösterirken; elbette sanat ideolojiyle bir ve aynı şey sayılamaz ama ideolojiden de ayrı bir şey olarak görülemez.</p>
<p>Sanatın ayırt edici özelliği, bilgi ve ideoloji öğelerinin estetik bir temele dayanmasıdır. Sanat, gerçek fenomenleri estetik özellikleri ve estetik yasalar uyarınca, estetik kategoriler aracılığıyla ve estetik ideale yönelik olarak yeniden üretir ve değerlendirir.</p>
<p>* * * * *</p>
<p>“Hiçbir sanatsal yaratı(nın) boşlukta üretilmediği”ni<strong><em>[7]</em></strong> unutmadan; sadece “Seyirlik değil, üzerinde yol alınan sanat”a<strong><em>[8]</em></strong> muhtacız…</p>
<p>Bu yetmez; aynı zamanda sanatın sürekli bir dönüşüm hâlinde olduğunu da göz ardı etmemeliyiz…</p>
<p>Bir de sanatın öne çıkardığı şeyin “anlama” olduğunu “es” geçmemeliyiz…</p>
<p>Nihayet unutmamalıyız ki, Ortaçağ’ın büyük kara deliğinin içinden insan onuru gibi bir ışık da çıkar. Bunun gelişiminde sanat önemli bir görev üstlenir. Tanrı ve Tanrısal olanın (ya da kabul edilenin) yerini insan merkezli bir bakış açısı alır. Bir anlamda yeryüzüyle beraber birey önem kazanır. Gerçeklik, “hakikâtin” önüne geçer ve birey (özne) resimlenmeye başlar.</p>
<p>Anlatım dilini yaratıp, seçerek, yargıya varan insan(lar) yani özne hâline gelen duruş böyle ortaya çıkar…<strong><em>[9]</em></strong> İşte sanatı sanat yapan budur… Bunun için Albert Camus, ‘Sanat ve Devrim’ başlıklı yazısında, “Sanat hem bir coşma, hem yadsıma işidir,” diye haykırır…</p>
<p>* * * * *</p>
<p><em>İnsan(lık)ın ile dünyanın yeniden biçimlendirilmesinde sanat kilit rollerden birisini üstlenir…</em></p>
<p>İnsan(lık)a dayatılan sınıflı sömürücü yabancılaşmanın aşılarak insanın insanîleşmesi yolunda sanat, egemen(lik)ler karşısında “Hayır” diyebilen yaratma bilinci ve eylemidir…</p>
<p>Yani insan(lık)ın aklını, yaratıp/ yok eden gücünü kullanarak kendine sorular sormasının, sorduğunu irdeleyip çözüme kavuşturmasının en üretken kaynağıdır. Sanat bilinci olmayan insan(lık)ın, gözü kördür, beyni kül yığınıdır; çünkü böylesi bir insan(cık) başkaldıramayandır…</p>
<p>‘Başkaldıran İnsan’ başlıklı yapıtında Albert Camus sorar: “Kimdir başkaldıran insan? Hayır diyen biri! Ama evet diyen bir insandır da, hem de daha ilk deviniminde. Tüm yaşamı boyunca buyruk almış bir köle, birdenbire, yeni bir buyruğu kabul edilmez bulur. Bu ‘hayır’ın içeriği nedir? Örneğin, ‘fazla uzadı bu iş’, ‘buraya kadar evet, buradan ilerisine hayır’, ‘çok ileri gidiyorsunuz’ ya da ‘geçemeyeceğiniz bir sınır vardır’ anlamlarına gelir.”</p>
<p>Egemen(lik)ler karşısında “Hayır” deme bilincinin oluşumunda oynadığı rolle sanat, aynı zamanda -ve Kant’ın deyimiyle- insanın aklını, duygularını cesaretle kullanma yetkesi ve kılavuzudur da…</p>
<p><em>Evet, “anlamak ve değiştirmek” insanın sanatla ilişkisinin bir parçası ya da mevzisidir sınıflı sömürücü toplumlarda, sürdürülemez kapitalizmde de olduğu gibi…</em></p>
<p>Aslı sorulursa bir üretim toplumu olarak addedilen kapitalist etkinliğin meydana getirdiği ürün, mal, meta vb., onu üreten ile uyumlu bir ilgi içine değil; tersine, ona yabancı bir ilgi içine girer. Çünkü, ürün ve meta, üretim araçlarına sahip kişinin, girişim ve kapital sahibi kişinin ve onun ait olduğu sınıfın hizmetinde bir büyüklük ve değer elde eder.</p>
<p>Üreten, ürettiği ölçüde kendine ters, kendine yabancı bir nesneler düzeni yaratır ve aynı ölçüde bu üretilen mal, meta üreteni, işçiyi sömürür ve onu ezer. “Meta üretimi ile yönetilen bu dünyada ürün, üretimi denetler ve nesneler, insanlar üzerinde bir üstünlük kurar. Nesneler uzun gölgeleri olan garip şeylere döner, “kader” ve “daemon ex machina” olurlar.</p>
<p>Emekçi insanın etkinliğiyle meydana getirdiği ürün, sömüren bir sınıfın eine, çalışanı ezen bir güç olur. Bunun sonucu olarak da, çalışan, çalıştığı ve ürettiği ölçüde fakirleşir, yoksullaşır ve ezilir. Böyle bir toplum içinde değerler, artık insana bağlı değerler olmaktan çıkar, sadece mal ve meta değeri olurlar.</p>
<p>Değer, yalnız alım-satım için bir ölçüt olarak anlaşılır. “Bu ters burjuva bilinci, asıl insansal değeri, bir insanın sahip olduğu ya da satın alabileceği nesnelerin maddesel-ekonomik değeri ile yansıtır. İnsansal, ahlâksal ve tinsel insan değerleri, yerini çamaşır makinesi, buzdolabı, otomobil, televizyon, evler, dünya gezisi olanakları -kısacası banka hesabının yüksekliği ile değişir.</p>
<p><em>İnsansal değerler ortadan kaybolur, yerini maddesel-parasal değerler alır. </em></p>
<p><em>Tam da burada boylu boyunca “</em><em>yabancılaşma </em><em>kavramı” karşımıza dikilir…</em></p>
<p>Bu noktada da insanı insan olmaktan çıkaran yabancılaşma, etkin olma hâlinin yerine edilgen olanı ikame ederken; devrimci sanat, kapitalist toplumlarda var sanılan “özgürlük”ün aslında bir kölelikten başka bir şey olmadığını; yani insan(lık)a-ters, insan(lık)a aykırı, insan-dışı bir durum olduğu ortaya koyarken; bu gayri insani vahşetin aşılması imkânlarını da araştırır…</p>
<p>“İnsan nedir? Ne olmalıdır?” soru(n)larına yanıt arar ve üretir…</p>
<p>İnsan ilkin tek kişidir, bireydir. Ama birey olan insanın kökeni toplumdur. Marx’ta vaktiyle Aristoteles’in öne sürmüş olduğu “antropos zoon politikon/ insan toplumsal bir canlıdır” anlayışına uyarak, insanı toplumsal bir varlık olarak belirler ve “Birey toplumsal bir varlıktır. Onun yaşam olayı, toplumsal yaşamın bir dışlaşması ve somutlaşmasıdır&#8230; İnsan,-özel bir birey olduğu ölçüde onu bu özelliği bir birey ve gerçek bir bireysel-toplumsal varlık yapar- birey olduğu ölçüde de, o bir bütünlüktür, ideal bir bütünlüktür; gerçekte insan, insansal yaşam olayının bir bütünlüğü olduğu gibi, düşünülen ve duyusal olarak kavranan toplumun subjektif bir varlığıdır,” der…</p>
<p>İşte, sanat fenomenine katılan, onun oluşmasına neden olan insan, böyle toplumsal bir ürün olduğu gibi, onun meydana getirdiği sanat olayı da aynı şekilde bir toplumsal fenomen olacaktır.</p>
<p>İnsan, yalnız, genel Marksist teori için değil, Marksist sanat teorisi içinde önemli bir varlıktır. Çünkü Marksizm’e göre, varlığa anlamını veren insan(lık)tır.</p>
<p>* * * * *</p>
<p>Ancak kapitalizm, insan(sızlık) ile sanat(sızlık) bunalımını derinleştirirken; insan(lık)ı, birey(ler)i hiçleştirir.</p>
<p>Bununla bağıntılı olarak sürdürülemez kapitalizm de sanatı sanat olmaktan çıkarıp, Kafkaesk bir tablo yaratır…</p>
<p>“Yeni Dünya Düzen(sizlik)i”nde (“YDD”) insan(lık)ı sürüleştirirken, sanatı da meta fetişizmi ile piyasa hareketlerinin kölesine kılmaya çalışan Kafkaesk tablonun öne çıkan olgularından birisi “Stockholm Sendromu” olarak adlandırılan, sert otorite figürü ile sertliğe maruz kalan birey(ler) arasındaki, birey(ler)in teslimiyetçi bir tutum sergilediği ilişki biçimi ya da Hegel’in iki yüzyıl önce tariflediği “Köle-Efendi” diyalektiği zeminidir.</p>
<p>Hegel’in, cesareti gösterip kendisini karşısındakine kabul ettiren bilincin “Efendi bilinci” olduğunu; korkarak geri çekilen bilincin ise “Köle bilinci” olduğuna dikkat çektiği ilişkide “Efendi salt tanıyan” merci konumundayken; “Köle korkup geri çekilerek”, “Efendisinin konumunu kabullendiği” için sürekli olarak “Efendisi tarafından tanınmak” için çabalayandır.</p>
<p>Birey(ler)i hiçleştiren bu diyalektik, korkunun egemenliği olarak da betimlenebilir…</p>
<p>Aiskhylos’un, “Korku, silâhlardan güçlüdür”; Boris Pasternak’ın, “En iri gözler korkunun gözleridir”; Plinius’un, “Acının sınırı vardır ama korku sınır tanımaz”; Michel de Montaigne’in, “Korku bazen topuklarımıza kanat takar, bazen de ayaklarımızı yere mıhlar”; Edmund Burke’nin, “Korku kadar insanın aklını başından alan, şaşkına çeviren bir duygu yoktur”; W. Shakespeare’in, “Korunmanın en iyi yoludur korkudur,” sözleriyle tanımladıkları korkunun, birey(ler)i bir hiç hâline getiren özelliğinin altını da Heidegger çizmişti.</p>
<p>Gerçekten de Heidegger’in belirttiği gibi korkulara teslim olan veya korkan bilinç, kendisini kendisi gibi ortaya koyamaz. Çünkü ortaya koyacağı kendisi, bir hiç hâline gelmiştir. Bu durumda birey, kendi varoluşunu kendisi için kesinleştirecek bir bilinci aramaya koyulur. Korkmuş bilinç, efendisini aramaya bağımlı olmuş bilinçtir, köleleşmiş bir bilinçtir. Köleleştiği için de efendisini bulmak ve kendisini efendisinin bilincinde tanımak zorundadır. Günümüzün toplumlarında bireyler kendilerini korkutan bilinçle yüz yüze gelme olanağına da sahip değillerdir.</p>
<p>Hegel’in belirttiği gibi, “Bu bilinç ne bu ya da şu öğede, ne de bu ya da şu an için değil, ama bütün bir özü için korku duymuştur; çünkü ölüm korkusunu, saltık Efendi korkusunu duymuştur. Bununla içten yıkılmış, kendi içinde tepeden tırnağa titremiş, ve içinde sağlam ne varsa sarsılmıştır.”</p>
<p>Özetle sürekli korku içinde olan ve Kafkaesk bir toplumda yaşayan bir bilinç için artık en önemli öncelik, kendisini, nereden geldiği belli olmayan bir tehdide karşı koruyup kollayacak olduğunu düşündüğü güçlü, dövüşken, korkusuz görünen bir efendi bulmak ve onun bilincinde tanınmak için çabalamaktır.</p>
<p>Böylesi bir açmazın kollarındaki toplum insanın sürüleştirilip, sanatsızlaştırıldığı bir açmazla sarsılmaktadır…</p>
<p>Yani “Hâlâ alınıp-satılmayan bir şey kaldı mı? Para, silah, uyuşturucu, kadın, çocuk, su hava, insan vücudunu oluşturan tüm organlar, sanat eserleri, eğitim/ sağlık/ iletişim hizmetleri,” sorusuna “Kapitalizmde ahlâk istisna, ahlâksızlık kuraldır?” vurgusuyla dikkat çeken Fikret Başkaya’nın da altını çizdiği tas tamına budur…</p>
<p>Bu nedenle “aklın ve düşüncenin kaybolduğu” bir çürümeye denk düşen “coşkusal veba”ya liberal kişilik(sizlik)in umarsızlığıyla iç içe geçtiği tabloda sanata çok iş düşmektedir…</p>
<p>Evet, elbette insan(lık) tarihinin korkular ve cesaretlerle dolu bir tarih olduğunu biliyoruz. Mağarada yaşayan insanın doğa olaylarından korkusu her doğa olayına ayrı ayrı tapınmasını ve kutsamasını getirmiştir. Zaman içinde kavrama, akıl yürütme ve bilimselliğe dayalı açıklamalar bu korkuları ve kutsamaları insanın belleğinden silmiş ama yerini başka korkulara bırakmıştır. Belki içgüdüsel olarak korkularımızın özneleri değişse de farklı biçimleri sürmeye devam etmektedir…</p>
<p>Mağara adamının binlerce yıl önceki gökyüzünden korkusu ve tapınması, yerini daha çağdaş korkulara ve şiddete tapınmaya bırakmıştır.</p>
<p>Bu gerilim ve korkunun güç odakları kırda, kentte, işyerinde, pazarda, kahvede, konserde, resim sergisinde, konferansta, okulda ve kısaca hayatın her alanında sürmekte ve tırmanmaktadır. Gerilim ve onu yaratan güçler, her defasında aynı işlevi yerine getirmekte, ardında karşı tarafa yönelik kin ve öfke bırakarak yoluna devam etmektedir. Her tekil olay toplumsal tahayyüllerimiz açısından öncekine eklenmekte ve artan hızla kılıçlar bilenmektedir…</p>
<p>Genişleyen etki de dalga dalga toplumu daha geniş bir korku çemberine sokan bir sarmalda… Korkunun ve bilinmezliğin beslediği gerilimin maliyeti hepimizin sırtına, giderek artan bir yük olarak binmeye devam ediyor. Aslında anlamaya çalışmak ve ortak bir dil oluşturma çabası tarafların birbirine el uzatmasıdır. Bir yaklaşma girişimidir. Elinin reddedilmesini de göze alarak bir adım atmak gerekir. Yılların kini ve öfkesi bir elin uzanması ile ortadan kaybolmayacaktır. Ancak her başlangıcın yeni bir umut taşıdığına inanmak için korkuya karşı cesareti savunmak, silaha karşı sözü savunmak, küfre karşı müziği savunmak, her zaman karşıdan bir adım daha fazla atmayı denemek gerekir.</p>
<p>Hem de Tolstoy, “Kötülere tahammül edildikçe onlar daha da azacaklardır!” diye uyarıp; Einstein’ın da, “Dünya kötülük yapanlar yüzünden değil, yapılan kötülüklere seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir,” diye eklerken sanatın sorumlulukları artmaktadır…</p>
<p>* * * * *</p>
<p><em>Sorumluluk deyip geçmeyin…</em></p>
<p><em>Yaşa(tıl)dığımız dünya, acıları ve trajedileri ile “bizim”dir… </em></p>
<p><em>Sanatın ona sırt dönmesi mümkün değildir…</em></p>
<p>“Şimdiye kadar, Amerika dışında, hiçbir ülke hem demokrat hem de emperyalist olmadı,” türünden “zırvaları” bir yana bırakırsak; sürdürülemez kapitalizmin yarattığı yaşa(tıl)dığımız dünya; ‘Oxfam’ın, küresel gıda sisteminde reforma gitmediği takdirde, temel gıda maddelerinin fiyatının 20 yılda iki kat artacağı uyarısında bulunduğu bir cehennemdir…</p>
<p>Söz konusu cehennemde Birleşmiş Milletler (BM) Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) ile Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilâtı’nın (OECD) ortak raporuna göre 10 yılda gıda fiyatları artacak. Bu da yoksullar için ekonomik istikrar ve gıda güvenliği konusundaki kaygıları derinleştirecek.</p>
<p>“Nasıl” mı? Gayet basit!</p>
<p>Afrika, açlık ve kıtlık kelimeleriyle anılan bir kıta oldu yüzlerce yıl… Elbette sömürgecilik ve emperyalist talan ve yağmadan dolayı…</p>
<p>Örneğin BM’nin 4 Ağustos 2011’de üç bölgesini daha “kıtlık bölgesi” olarak ilan ettiği Somali’de üç ayda açlık nedeniyle 5 yaşın altında 29 binden fazla çocuğun öldüğü belirtildi. Konuyla ilgili açıklama yapan ABD’li yardım görevlisi Nancy Lindborg ayrıca 640 bin çocuğun da yetersiz beslendiğine dikkat çekti.</p>
<p>Kuraklık ve kıtlık başta Somali olmak üzere tüm Afrika Boynuzu’nu esir aldı. BM Çocuklara Yardım Fonu’na göre, Afrika Boynuzu bölgesinde kuraklık ve kıtlık nedeniyle 2.3 milyon civarında çocuk gıda yardımına muhtaç. Bunların en az 640 bini Somali’de. 500 bin çocuk ise ölüm sınırında. Somali’nin başkenti Mogadişu’da her gün 100 kişi ölüyor.</p>
<p>BM’ye göre Somali’nin 7.5 milyon nüfusunun 3.2 milyonu yetersiz beslenmeden mustarip ve bugüne kadar on binlerce Somalili açlık nedeniyle yaşamını yitirdi.</p>
<p>Konuya ilişkin olarak ‘World Vision UK’ adlı yardım kuruluşundan Philippa Lei anlatıyor: “Bazı evlerde 10 çocuk var. Bunları beslemek zor… Kıtlık yüzünden evlendirme yaşı 9’a kadar düştü. Başlık parası şekil değiştirdi. Artık bazı aileler küçücük kızlarını yiyecek veya büyükbaş hayvan karşılığı satıyor Somali’de…”</p>
<p>Tekrarlıyorum: Sürdürülemez kapitalizmin yarattığı yaşa(tıl)dığımız dünya, acıları ve trajedileri ile “bizim”dir…</p>
<p>Sanat gibi sanatın da ona sırt dönmesi mümkün değildir; hem de dünyanın dört bir yanı yani yedi düvel dört iklim adaletsizliğe, açık ve yoksulluğa, baskılara başkaldırmışken ve Oscar Wilde’ın, “İtaatsizlik insanın asıl erdemidir. İlerleme itaatsizlik yolu ile kaydedilir, itaatsizlik başkaldırı yoluyla,” sözü insan(lık)ın hafızasına bir kez daha kazınırken…</p>
<p>* * * * *</p>
<p>Evet, aşka ve hayata karşı sorumluluğu/ sahiplenmeyi öğreten sanat, aşkı ve hayatı savunanlarla barikata çıkacak kadar fütursuz ve sevdalıdır…</p>
<p>Sanat bir sevdadır; ya da Konfüçyüs’ün, “Aşk, dört nala giden at gibidir, ne dizginden anlar, ne söz dinler,” diye betimlediği yıkıcı bir aşktır…</p>
<p>Hani Cemal Süreya’nın, “Yıkıcı bir aşk bu/ Yıkıyor milletin ortasına/ Tutku yükünü/</p>
<p>Bölücü bir aşk,/ Ekmeği suyu bölüyor/ Günde üç öğün/</p>
<p>Hain bir aşk bu/ Sizin eve hırsız girer/ Onunkine polis/</p>
<p>Yasadışı bir aşk/ Evlenmeyi/ Hiç mi hiç düşünmüyor/</p>
<p>Soyguncu bir aşk bu/ En sıradan ezgilerden/ Sevinçler devşiriyor/</p>
<p>Kökü dışarda bir aşk/ Dante ile Beatrice’inkine/ Fena öykünüyor/</p>
<p>İşgalci bir aşk bu/ Samanlık sevişenin diyor/ Başka şey demiyor,” dizelerindeki üzere…</p>
<p><em>Aşk da, sanat gibi bir kesinliktir; çünkü her iki de başkaldırır; tereddüde yer olmayan başkaldırının ikircimsiz kesinliği ise en net aşk ve sanatta somutlanır…</em></p>
<p>Gerçekten de Victor Hugo’nun, “Aşk, ya hayat ya ölümdür… Aşk, bizde bulunan bir ateş noktasıdır… Sevmek uçmak demektir”; Halil Cibran’ın, “Aşksız hayat, çiçeksiz ve meyvesiz bir ağaca benzer”; Lermontov’un, “Aşk, ateş gibidir, gıdasız kalınca söner”; Mevlana’nın, “Aşk, hiçbir afetten öğüt almaz”; Edward Moore’nin, “Ey Hayat! Aşksız sen nesin?”; Honoré de Balzac’ın, “Aşk alçakgönüllülük nedir bilmez”; Yunus Emre’nin, “Aşk hâlinden bilmeyen, ya delidir ya diri”; Dorian Leader’in, “… ‘Seni seviyorum’ demek; bazen bir vaat, bazen de bir vedadır”; İvan Turgenyev’in, “İlk aşk, ihtilalden farksızdır; hiç değişiklik olmadan sürüp giden hayat bir anda darmadağın oluverir,” deyişleriyle betimlenen aşk ne Akif Beki’nin, “Entellektüel filtresi, felsefi izahatı olmaz aşkın, arkadaşlığın, romantik dostluğun yahut kadın-erkek arasındaki hiçbir kimyasal reaksiyonun,” dediği şeydir ne de “Freudiyen bir öykü”!</p>
<p><em> Aşk da, sanat da devrimdir; devrimcidir…</em></p>
<p>* * * * *</p>
<p>Aşktan hayata, hayattan sanata -Halil Turan’ın deyişiyle-, “Devrim Anahtar Sözcük”tür…<strong><em>[10]</em></strong></p>
<p>Aşktan, hayattan, sanattan söz ettiğinizde farkında olun ya da olmayın, hiç fark etmez, devrimden, devrimci olandan söz ediyorsunuz demektir…</p>
<p>O, isyancı bahara benzeyendir…</p>
<p>Rosa Luxemburg’un, “Devrimler yapılmaz, devrimler gelir”; G. Lukacs’ın, “Devrimin kendisi, devrimin yolunda yaşamak ve de ölmektir,”<strong><em>[11]</em></strong> diye tarif ettikleri isyancı baharı andıran devrimin öznesi insan(lık)dır. Çünkü devrim insan(lık)ın kurtuluşu/ özgürleşmesi için yapılır.</p>
<p>Devrim tanımındaki temel kriter insan(lık)tır. İş bu nedenle de hakikâte ve insan(lık)a aykırı bir “devrim” olamaz…</p>
<p>Aşk, hayat ve devrim, sanat teorisinin pratiğidir; sanat pratiği de, aşkın, hayatın ve devrimin teorisidir.</p>
<p>Çünkü Karl Marx’ın, ‘Louis Bonaparte’ın 18 Brumaire’i’nde yazdığı üzere: “İnsanlar, tarihlerini kendileri yaparlar, ama bunu, kendi keyiflerine göre, kendi seçtikleri koşullar içinde değil, doğrudan verili olan ve geçmişten miras kalan koşullar içinde yaparlar” ki; bu da insan(lık)ın özgürleşmesinin yolunu açan “11. Tez”ci devrimci praksis ile hayatın estetize edilmesidir…</p>
<p>Dünyayı değiştirerek estetize eden devrimin bir ucunda Leon Troçki’nin, ‘The Moralists and Sycophants against Marxism’deki, “Savaşan sınıflar her yolu kullanarak zafere ulaşmaya çalışırlar,” saptaması; öteki ucunda da Victor Serge’in ifade ettiği anlayış vardır: “İnsanın Savunusu. İnsana saygı. İnsana hakları tanınmalı, güvenliği sağlanmalı ve insanın değeri bilinmelidir. Bunlarsız sosyalizm olmaz. Bunlarsız her şey yanlıştır, bozuktur, bitmiştir… İnsanın insan olduğu asla unutulmamalıdır.”<strong><em>[12]</em></strong></p>
<p>Söz konusu bütünsellikte insanî duruşunu asla yitirmeyen Marksizm, yalnız bir teorik felsefe, bir kurgu değil, aynı zamanda bir eylem felsefesidir, sürekli devrime dayalı bir düşünce etkinliğidir. Eylem ve devrim, Marksist felsefede çözülmez biçimde birbirine bağlıdır.</p>
<p>Burada “devrim”den kastım, toplumsal olduğu kadar siyasi olan ya da siyaseti toplumsallaştırarak, yöneten/ yönetilen ikilemini aşandır…</p>
<p>O hâlde Yevgeni Yevtuşenko’nun, “Hayat, siyahı da olan bir gökkuşağıdır,” sözünün altını özele çizerek diyeceklerimi toparlayabilirim:</p>
<p><em>“Sanat = Hayat + İnsan + Devrim” diye formüle ettiğim toplamın da ötesindeki sonsuzluk tam da budur; yani sanatı </em><em>toplumsallaştırıp, insan(lık)a malederek, üreten/ tüketen ikilemini aşandır; Karl Marx’ın, “İnsansal öz, tek tek her bireyin doğasında bulunan bir soyutlama değildir. Gerçekliği içerisinde, bu, toplumsal ilişkilerin bütünüdür,” tespitindeki üzere…</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>12 Ağustos 2011 17:47:41, Ankara.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong><em>N O T L A R </em></strong></p>
<p><strong><em>[1]</em></strong> 17 Ağustos 2011 tarihinde, “II. Seferihisar Tiyatro Günleri”nde yapılan konuşma… Patika, No:75, Ekim-Kasım-Aralık 2011…</p>
<p><strong><em>[2]</em></strong> Baudelaire.</p>
<p><strong><em>[3]</em></strong> Oscar Wilde.</p>
<p><strong><em>[4]</em></strong> Marcel Duchamp.</p>
<p><strong><em>[5]</em></strong> “… ‘Modernliğin Beş Yüzü’nde, (Matei Calinescu, Modernliğin Beş Yüzü, çev: Sabri Gürses, Küre Yay., 2010.) konu edilen beş yüzden biridir avangard&#8230; Egemen olana diklenip onu hemen bastırmak, avangard’ın zorunlu koşuludur. Bastırmaktan, kendisinin egemen konumuna geçmesini anlamamak gerekir elbette…” (Semih Gümüş, “Avangardın Yaşanabilirliği”, Radikal Kitap, Yıl:10, No:531, 1 Temmuz 2011, s.26.)</p>
<p><strong><em>[6]</em></strong> W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 534, 2’inci baskı, 1986, s.471.</p>
<p><strong><em>[7]</em></strong> Yeşim Dinçer, Ecinniler’in Gölgesinde, Yordam Yay., 2009, s.11.</p>
<p><strong><em>[8]</em></strong> Kaya Özsezgin, “Eleştirel Düşüncenin Çağdaş Ölçütleri”, Cumhuriyet Kitap, No:1114, 23 Haziran 2011, s.13.</p>
<p><strong><em>[9]</em></strong> Tzvetan Todorov-Bernard Foccroulle-Robert Legros, Sanatta Bireyin Doğuşu, Çev: Esra Özdoğan, Yapı Kredi Yay., 2011.</p>
<p><strong><em>[10]</em></strong> Halil Turan, “Anahtar Sözcük: Devrim”, Birgün, 2 Ağustos 2011, s.13.</p>
<p><strong><em>[11]</em></strong> G. Lukacs, Tarih ve Sınıf Bilinci, Belge Yay., s.105.</p>
<p><strong><em>[12]</em></strong> Victor Serge, Memoirs of a Revolutionary 1901-1941, Londra 1963, s. 282.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/sanat-hayat-insan-ve-devrim-1/' addthis:title='Sanat: Hayat, İnsan ve Devrim [1] ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/sanat-hayat-insan-ve-devrim-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Irkçılığa Karşı Gençlik Şöleni (Mulhouse)</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/irkciliga-karsi-gencik-soleni-mulhouse/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/irkciliga-karsi-gencik-soleni-mulhouse/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Oct 2011 15:00:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[gençik]]></category>
		<category><![CDATA[irkçılığa]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[mülhouse]]></category>
		<category><![CDATA[Şöleni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9453</guid>
		<description><![CDATA[MULHOUSE &#124; 26 &#8211; 09 &#8211; 2011 &#124; Her üretim biçimi kendi kültürünü yaratır. Kapitalizm de kendi kültürünü; düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan, geleceksiz bir gençlik modeli biçiminde yaratarak, bu kültürü bir bütün ezilenler üzerinde hakim kılmak istemektedir. Bunun yanında egemenler fiili saldırılarını da kesintisiz olarak sürdürmektedir. Batı Avrupa coğrafyasında son yıllarda artan ırkçı saldırılar buna bir [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/irkciliga-karsi-gencik-soleni-mulhouse/' addthis:title='Irkçılığa Karşı Gençlik Şöleni (Mulhouse) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/afis_solen_mulhouse.jpg" rel="lightbox[9453]" title="afis_solen_mulhouse"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9454" title="afis_solen_mulhouse" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/afis_solen_mulhouse-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MULHOUSE | 26 &#8211; 09 &#8211; 2011 | Her üretim biçimi kendi kültürünü yaratır. Kapitalizm de kendi kültürünü; düşünmeyen, araştırmayan, sorgulamayan, geleceksiz bir gençlik modeli biçiminde yaratarak, bu kültürü bir bütün ezilenler üzerinde hakim kılmak istemektedir.<span id="more-9453"></span></p>
<p>Bunun yanında egemenler fiili saldırılarını da kesintisiz olarak sürdürmektedir. Batı Avrupa coğrafyasında son yıllarda artan ırkçı saldırılar buna bir örnektir. Kapitalist krizin faturasının bir bütün emekçilere ödetilmeye çalışıldığı bu günlerde, bir yandan da kapitalist güçler; göçmenler üzerindeki ırkçı propagandalarını sürdürmekte, ırkçı yasalar bir bir kabul görmektedir. Bunun yanında son Norveç örneğinde görüldüğü gibi egemenlerin bu politikarıyla beraber faşist güçler de saldırılarını yoğunlaştırmaktadır.</p>
<p>Buna karşı; her alanda olduğu gibi, kültür-sanat alanında da kolektif ürünler ortaya çıkarmak ve bu ürünleri bir bütün insanlığın daha iyi, özgür bir gelecekte yaşaması mücadelesinin gelişmesinde kullanmak önemli bir görev olarak önümüzde durmaktadır.</p>
<p>Egemenlerin bize dayattığı gerici, yoz kültüre, fiili saldırı ve ırkçı politikalara karşı; insani değerlerimizi yaşatmada, alternatif, ilerici &#8211; devrimci kültürü inşa etme ve geliştirmede çeşitli araçlar ortaya çıkmaktadır. Buna bağlı olarak da YDG olarak kültürel – sanatsal faaliyetlerimizi kesintisiz olarak sürdürmekteyiz.</p>
<p>“Irkçılığa Karşı Gençlik Şöleni ” başlığıyla düzenlediğimiz gecemizle beraber, geçmişten bugüne özgür bir gelecek düşüyle yılmadan çalışmalarını sürdüren tüm devrimci, demokrat aydın, sanatçıların değerlerine sahip çıkmaya devam edecek, bu değerleri geliştirmek için kolektif ve örgütlü bir şekilde mücadelemizi sürdüreceğiz.</p>
<p>YENİ DEMOKRATİK GENÇLİK</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/irkciliga-karsi-gencik-soleni-mulhouse/' addthis:title='Irkçılığa Karşı Gençlik Şöleni (Mulhouse) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/irkciliga-karsi-gencik-soleni-mulhouse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATİF 35. Mücadele Yılında: Göç Türküleri (Stuttgart)</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 08 Oct 2011 15:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[35]]></category>
		<category><![CDATA[ATİF]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[mucadele]]></category>
		<category><![CDATA[türküleri]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9372</guid>
		<description><![CDATA[ STUTTGART &#124; 15 &#8211; 09 &#8211; 2011 &#124; 31 Ekim 1961 tarihinde, Fedaral Almanya ile Türkiye arasında işgücü antlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla birlikte Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü dalgası başladı. Antlaşmaya göre işçiler Almanya’ya 2 yıllığına çalışmaya gelip, sonradan geri dönecekti. Fakat böyle olmadı, işçiler Almanya’da yerleşik bir hayat sürdürdüler. İstanbul’daki Almanya irtibat bürosu direktörü Theodor Marquard’ın beş [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri/' addthis:title='ATİF 35. Mücadele Yılında: Göç Türküleri (Stuttgart) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"> </span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/goc_turkuleri_stuttgart.png" rel="lightbox[9372]" title="goc_turkuleri_stuttgart"><img class="size-thumbnail wp-image-9371 alignleft" title="goc_turkuleri_stuttgart" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/goc_turkuleri_stuttgart-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a></span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">ST</span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">UTTGART | 15 &#8211; 09 &#8211; 2011 | 31 Ekim 1961 tarihinde, Fedaral Almanya ile Türkiye arasında işgücü antlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla bir</span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">li</span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">kte Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü dalgası başladı. Antlaşmaya göre işçiler Almanya’ya 2 yıllığına çalışmaya gelip, sonradan geri dönecekti. </span></span><span id="more-9372"></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">Fakat bö</span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">yle olmadı, işçiler Almanya’da yerleşik bir hayat sürdürdüler. İstanbul’daki Almanya irtibat bürosu direktörü Theodor Marquard’ın beş yıl sonraki izlenimleri şöyle olmuştur: “Birçoğu Almanya’da yeni bir hayat inşa edecek, orada kökler salacaklar ve ülkelerini sadece ziyarete gelecekler.” İsviçreli yazar Max Frisch şöyle demektedir, “Biz işçiler çağrıdık ve insanlar geldi”. “Bir halkın şarkılarını </span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">yapan insanlar genellikle yasaları yapmanlardan daha güçlüdürler.” der W. Shekespeare. </span></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">Bu nedenle, “50. Yılında Göç Türküleri” adı altında Kültürel bir etkinlik düzenleyerek, bu zenginlikleri gün ışığına çıkarmak istiyoruz.</span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"> Sizinle birlikte geçmişten günümüze yaşananlardan yola çıkarak, geleceğe ışık tutmaya çalışacağız. Tıpkı Nazım Hikmet’in dediği gibi “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine”. 50. Yılında Göç Türküleri etkinliğinde buluşmak dileğiyle&#8230; </span></span></p>
<h2 style="text-align: center;">KARDEŞ TÜRKÜLER</h2>
<h2 style="text-align: center;">GRUP HAYKIRIŞ</h2>
<h2 style="text-align: center;">MUHSİN OMURCA</h2>
<h3 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tarihler</strong></span>:</h3>
<h3 style="text-align: center;">1 Ekim 2011 | Luis-Albertz Halle | Düppelstr. 1 | OBERHAUSEN</h3>
<h3 style="text-align: center;">8 Ekim 2011 | Turn- und Versammlungshalle Ost | Schönbühlstr. 90 | STUTTGART</h3>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri/' addthis:title='ATİF 35. Mücadele Yılında: Göç Türküleri (Stuttgart) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mem û Zîn destanı ilk kez perde diyor</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/mem-u-zin-destani-ilk-kez-perde-diyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/mem-u-zin-destani-ilk-kez-perde-diyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 17:09:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[destanı]]></category>
		<category><![CDATA[diyor]]></category>
		<category><![CDATA[ilk]]></category>
		<category><![CDATA[kez]]></category>
		<category><![CDATA[mem]]></category>
		<category><![CDATA[perde]]></category>
		<category><![CDATA[û]]></category>
		<category><![CDATA[zîn]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9670</guid>
		<description><![CDATA[TÜRKİYE &#124; 06 – 10 – 2011 &#124; Kürt Edebiyatı&#8217;nın önemli yapı taşlarından biri olarak kabul edilen Ehmedê Xanî&#8217;nin &#8216;Mem-û Zin&#8217; destanı’nın prömiyeri Türkiye&#8217;de ilk kez Devlet Tiyatroları&#8217;nda sahnelenecek. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, tarihçi ve mistik edebiyatçı Ehmedê Xanî&#8217;nin &#8216;Mem u Zin&#8217; adlı eserini, Türkçe yayımlamasının ardından, Devlet Tiyatroları, Cuma Boynukara’nın oyunlaştırdığı destanı seyirciyle buluşturacak. [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/mem-u-zin-destani-ilk-kez-perde-diyor/' addthis:title='Mem û Zîn destanı ilk kez perde diyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/10/mem-u-zin-destani-ilk-kez-perde-diyor/1291007725_mem-u-zn-jpg1/" rel="attachment wp-att-9672"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9672" title="mem u zin" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/10/1291007725_mem-u-zn.jpg1_-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>TÜRKİYE | 06 – 10 – 2011 | Kürt Edebiyatı&#8217;nın önemli yapı taşlarından biri olarak kabul edilen Ehmedê Xanî&#8217;nin &#8216;Mem-û Zin&#8217; destanı’nın prömiyeri Türkiye&#8217;de ilk kez Devlet Tiyatroları&#8217;nda sahnelenecek.<span id="more-9670"></span></p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, tarihçi ve mistik edebiyatçı Ehmedê Xanî&#8217;nin &#8216;Mem u Zin&#8217; adlı eserini, Türkçe yayımlamasının ardından, Devlet Tiyatroları, Cuma Boynukara’nın oyunlaştırdığı destanı seyirciyle buluşturacak.</p>
<p>Birbirine âşık olan ancak kavuşamayan iki gencin öyküsünün anlatıldığı eser, Van Devlet Tiyatrosu tarafından &#8216;Mem ile Zin&#8217; adıyla sahnelenecek. Anadolu Ajansı&#8217;nın haberine göre Diyarbakır’a gelen Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, talebin Van Devlet Tiyatrosu’ndan geldiğini ve Devlet Tiyatroları’nda ilk kez Kürtçe bir eserin Türkçe olarak sahneleneceğini belirtti.</p>
<p>AHMED-E HÂNÎ</p>
<p>Cizre hükümdarlarından Mir Abdullah&#8217;ın oğlu Mir Zeynuddin zamanında (854 Hicri, 1451/1451 Miladi) yıllarında olay meydana gelmiş. Devrin önemli alimlerinden, mutasavıflarından Ahmed-e Hani (Ehmedê Xanî) tarafından yazılmış ve 1695 yıllında tamamlanmıştı. Bu bu eserin hangi tarıhte yazılmış olduğu hakkında hiçbir belge yok. 1690 yılında yazmaya başladığı söylenmekte. Hanî&#8217;nin, hangi tarihte doğup hangi tarihte vefat ettiği hakkında da kesin bilgiler mevcut değil. Buna rağmen Hanî&#8217;nin (1651/52) yılında Hakkârî bölgesinde bulunan Hân köyünde dünyaya geldiği ve ismini buradan aldığı yargısı güçlüdür. Ahmed-e Hanî, Kürt edebiyatına can verenlerin başında gelmekte. Ve Kürt halkına birçok eser armağan etmişti. Bu eserlenden biri (şaheseri) olan Mem û Zîn&#8217;dir.</p>
<p>Ahmedê Xanî, bu olaydan yaklaşık olarak 240 yıl sonra Cizre&#8217;ye gelmiş ve eserini yazmıştır. Bu  edebi eser hakkında günümüze kadar onlarca inceleme kitabı ve yüzlerce makale yayınlanmış, konferanslar düzenlenmiş, tartışmalar yapılmış.</p>
<p>HİKAYENİN KISACA ÖZETİ</p>
<p>Cizre Beyi, Mir Zeynuddin&#8217;in Zîn ve Sitî adlarında iki tane bacısı vardı. Zîn, beyaz tenli, beyin can ciğeriydi. Bey onu çok severdi. Sitî ise esmer, selvi boylu biriydi. Tacdin, Beyin Divan Vezirinin oğluydu. Hikâyenin ana kahramanı Mem ise Tacdin&#8217;in manevi kardeşi ve dostuydu. Botan bölgesinde baharın müjdecisi olan Mart ayında (21 Mart Newroz), eğlence ve bayram günlerinde çoluk &#8211; çocuk bütün Cizre halkı kırlara çıkar süslenirlerdi.</p>
<p>İşte böyle bir günde Mem ile Tacdin kendilerine kızlar gibi süs verip ve kıyafet değiştirerek şenliğe katılırlar. Şenlik alanına vardıklarında erkek kıyafetli iki kişiyi görürler. (onlar Sitî ile Zîn&#8217;di) Onları görür görmez ikiside yere düşüp bayıldılar. Sitî ile Zîn bayan kıyafetli iki erkeği iyice süzerek onlar sezmeden kendi yüzüklerini onların parmaklarına geçirip oradan ayrılırlar. Mem ile Tacdin ayıldıklarında kendilerinin bezgin ve sersem onlduklarını görürler. Bu esnada Tacdin Mem&#8217;in parmağında, üzerinde Zîn yazılı mücevheri fark eder, Tacdin Mem&#8217;ın parmağına doğru elini uzatınca Mem de onun parmağında bulunan pana biçilmez ve üzerinde Sitî yazılmış olan yüzüğü görür. İkisi de Sîti ve Zîn&#8217;in ne yapmış olduklarını anlarlar. Sitî ile Zîn dadıları olan Heyzebun&#8217;a anlatırlar. Dadıları bir hekim kılığına girerek hasta olan Mem ve Tacdin&#8217;in yanına varıp, Sitî ve Zîn&#8217;inde onlar gibi yandığını söyler ve yüzükleri geri ister. Tacdin yüzüğü geri verir. Fakat Mem &#8216;bununla yaşıyorum&#8217; diyerek yüzüğü vermez.</p>
<p>Mem ile Tacdin kalkıp arkadaşlarına durumu anlatırlar. Bunun üzerine Tacdin için Cizre&#8217;nin önde gelenleri Cizre Bey&#8217;inden Sitî&#8217;yi Tacdine isterlerler. Bey, Tacdin&#8217;e Sitî&#8217;yi verir. Böylece yedi gün yedi gece düğün yapılır. Aslen Botanlı olmayıp İran&#8217;ın bir köyünden (Merguverli) olan Beko, Bey&#8217;in kapıcısıdır. Tacdin Beko&#8217;yu hiç sevmez. Bey&#8217;e kaç sefer bu adamın kapıcılığa layık olmadığı söyler fakat bey: &#8216;değirmenimiz onunla dönüyor. Köpekler de kapıcıdırlar&#8217; der. Beko, Bey&#8217;in Zîn&#8217;i Mem&#8217;e vermemesi için &#8216;Efendim, Tacdin kendi tarafından Zîn&#8217;i Mem&#8217;e vermiş.&#8217; Bunun üzerine kızan Bey,<br />
&#8216;and içerim ki; Zîn&#8217;i eş olarak Mem&#8217;e vermeyeceğim&#8217; der. Bey&#8217;in ava çıktığı bir günde Mem Zîn&#8217;i görmek için bahçeye girer. Mem&#8217;i gören Zîn birden yıkılıverir yere.</p>
<p>Mem bunu söyledikten sonra Zîn&#8217;i görür ve oda orada bayılır. Ava giden Bey, avdan dönünce Mem&#8217;i bir abaya sarılmış bir şekilde bahçede görür. Mem &#8216;Beyim, biliyorsunuz ben hastayım canım sıkıldı gezeyim derken sonra kendimi burda buldum&#8217;der. Bey&#8217;in yanında bulunan Tacdin abanın altında Zîn&#8217;in saçlarını görür, durumu anlayan Tacdin Bey&#8217;i ikna ederek divana doğru götürür. Daha sonra eve gidip Sitî ve çocuğunu evden çıkararak, evi ateşe verir. Böylece Mem ile Zîn&#8217;in kurtuluşu için Tacdin evini feda eder. Emsali görünmemiş bir dostluk örneğini sergiler. Beko&#8217;nun oyunlarıyla beyle satranç oynamaya ikna edilen Mem başlangıçta ilk üç oyunu alır. Beko Mem&#8217;in iyi oynadığını görünce Mem&#8217;in yönünü Zîn&#8217;e doğru çevirir. Zîn&#8217;i görüp hayallere dalan Mem, Bey&#8217;e yenilir. Sevgilisinin Zîn olduğunu öğrenen bey Mem&#8217;in zindana atar. Bir seneye yakın zindanda kalan Mem, Zîn&#8217;in hasretine dayanamayıpölür. Mem&#8217;in cenazesinin kaldırıldığı esnada Tacdin Beko&#8217;yu görüp öldürür.</p>
<p>Nasıl ki bir gülü diken, hazineyi de yılan koruyorsa, bizim de bekçimiz (köpeğimiz) Beko olacaktır. Diyen Zîn, Mem&#8217;in mezarının başında canını verir.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/mem-u-zin-destani-ilk-kez-perde-diyor/' addthis:title='Mem û Zîn destanı ilk kez perde diyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/mem-u-zin-destani-ilk-kez-perde-diyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avusturya&#8217;da Gençler Anti-Emperyalist Gençlik Gecesinde Buluştu!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 Oct 2011 12:35:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mehmet Tohumcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[antiemperyalist]]></category>
		<category><![CDATA[avusturyanın]]></category>
		<category><![CDATA[buluştu]]></category>
		<category><![CDATA[gecesinde]]></category>
		<category><![CDATA[gençler]]></category>
		<category><![CDATA[genclik]]></category>
		<category><![CDATA[şehirlerinde]]></category>
		<category><![CDATA[viyanalinzİnnsbruck]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9637</guid>
		<description><![CDATA[AVUSTURYA &#124; 06 – 10 – 2011 &#124; Avusturya Yeni Demokratik Gençlik’in “Anti-emperyalist mücadelede YDG saflarında birleş” şiarıyla düzenlediği etkinliğin birincisi 23 Ekim tarihinde Linz şehrinde yapıldı. İkincisi ise aynı programla 24 Ekim’de Viyana’da yapıldı. Etkinliklerin sunumu Türkçe ve Almanca gerçekleştirildi. Toplam 500’e yakın göçmen kitlesinin izlediği iki etkinlik YDG’nin tanıtımının yapıldığı sinevizyonla başladı. Umuda [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/' addthis:title='Avusturya&#8217;da Gençler Anti-Emperyalist Gençlik Gecesinde Buluştu! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/ydg-avust-2011-5-3/" rel="attachment wp-att-9642"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9642" title="YDG AVUST- 2011 (5)" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/10/YDG-AVUST-2011-52-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>AVUSTURYA | 06 – 10 – 2011 | Avusturya Yeni Demokratik Gençlik’in “Anti-emperyalist mücadelede YDG saflarında birleş” şiarıyla düzenlediği etkinliğin birincisi 23 Ekim tarihinde Linz şehrinde yapıldı. İkincisi ise aynı programla 24 Ekim’de Viyana’da yapıldı. Etkinliklerin sunumu Türkçe ve Almanca gerçekleştirildi.<span id="more-9637"></span></p>
<p>Toplam 500’e yakın göçmen kitlesinin izlediği iki etkinlik YDG’nin tanıtımının yapıldığı sinevizyonla başladı. Umuda Tohum Tiyatro gösteriminde sonra İtalyan grup Kalamunun sahne almasıyla kitleye güzel anlar yaşattı. YDG adına yapılan konuşma sonrası ara verildi.</p>
<p>Servet Kocakaya’nın sahne almasıyla salon daha da hareketlendi. Çeşitli türkülerin Türkçe ve Kürtçe seslendiren Servet Kocakaya kitleyi coşturdu. Birlikte halaylar çekildi ve etkinlikler gecenin geç saatlerinde sonlandırıldı.</p>
<p>YDG etkinliklerinin sonuncusu ise İnnsbruck’ta yapıldı. 500’ün üzerinde yoğun bir genç kitlenin katılımı ile gerçekleşen etkinlik sinevizyonla başladı. Sonrasında Bosna Halk Dansları sahne alarak bir gösteri sundu. YDG adına yapılan konuşmalar sonrasında ise yine tiyatro gösterimi izleyicileri güzel anlar yaşattı. Programın ikinci bölümünde sahneye çıkan İtalyan Grup Kalamu, coşkulu bir dinleti sundu. Kitle, danslarla eşlik ettikleri grubu sık sık alkışlarla destekledi.</p>
<p>Gecenin son sanatçısı olan Servet Kocakaya’yı ise katılımcılar tarafindan ilgiyle izlendi.</p>

<a href='http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/ydg-avust-2011-1-2/' title='YDG AVUST- 2011 (1)'><img width="100" height="100" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/10/YDG-AVUST-2011-11-100x100.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YDG AVUST- 2011 (1)" title="YDG AVUST- 2011 (1)" /></a>
<a href='http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/ydg-avust-2011-3-3/' title='YDG AVUST- 2011 (3)'><img width="100" height="100" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/10/YDG-AVUST-2011-32-100x100.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YDG AVUST- 2011 (3)" title="YDG AVUST- 2011 (3)" /></a>
<a href='http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/ydg-avust-2011-2-3/' title='YDG AVUST- 2011 (2)'><img width="100" height="100" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/10/YDG-AVUST-2011-22-100x100.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YDG AVUST- 2011 (2)" title="YDG AVUST- 2011 (2)" /></a>
<a href='http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/ydg-avust-2011-4-2/' title='YDG AVUST- 2011 (4)'><img width="100" height="100" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/10/YDG-AVUST-2011-41-100x100.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YDG AVUST- 2011 (4)" title="YDG AVUST- 2011 (4)" /></a>
<a href='http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/ydg-avust-2011-5-3/' title='YDG AVUST- 2011 (5)'><img width="100" height="100" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/10/YDG-AVUST-2011-52-100x100.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="YDG AVUST- 2011 (5)" title="YDG AVUST- 2011 (5)" /></a>

<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/' addthis:title='Avusturya&#8217;da Gençler Anti-Emperyalist Gençlik Gecesinde Buluştu! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/avusturyanin-viyana-linz-innsbruck-sehirlerinde-gencler-anti-emperyalist-genclik-gecesinde-bulustu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anma: Yılmaz Güney (Hamburg)</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/anma-yilmaz-guney-hamburg/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/anma-yilmaz-guney-hamburg/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 02 Oct 2011 15:00:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[güney]]></category>
		<category><![CDATA[hamburg]]></category>
		<category><![CDATA[yılmaz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9450</guid>
		<description><![CDATA[HAMBURG &#124; 26 &#8211; 09 &#8211; 2011 &#124; Devrimci Sanatçı Yılmaz Güney, Göçün 50. yılında Almanya&#8217;nın Hamburg kentinde anılıyor. Kültürel Program Kardeş Türküler Grup Haykırış Grup Cemre Konuşmacılar Süleyman Gürcan Hüseyin Aydın Hüseyin Karabey 02 &#8211; 10 &#8211; 2011 &#124; Saat 17:00 Audimax Von Melle Park 4 &#124; Dammtor HAMBURG<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/anma-yilmaz-guney-hamburg/' addthis:title='Anma: Yılmaz Güney (Hamburg) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/yilmaz_guney_hamburg.gif" rel="lightbox[9450]" title="yilmaz_guney_hamburg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-9348" title="yilmaz_guney_hamburg" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/yilmaz_guney_hamburg-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>HAMBURG | 26 &#8211; 09 &#8211; 2011 | Devrimci Sanatçı Yılmaz Güney, Göçün 50. yılında Almanya&#8217;nın Hamburg kentinde anılıyor.<span id="more-9450"></span></p>
<h3 style="text-align: center;"><strong>Kültürel Program</strong></h3>
<p style="text-align: center;">Kardeş Türküler</p>
<p style="text-align: center;">Grup Haykırış</p>
<p style="text-align: center;">Grup Cemre</p>
<h3 style="text-align: center;"><strong>Konuşmacılar</strong></h3>
<p style="text-align: center;">Süleyman Gürcan</p>
<p style="text-align: center;">Hüseyin Aydın</p>
<p style="text-align: center;">Hüseyin Karabey</p>
<h2 style="text-align: center;"><strong>02 &#8211; 10 &#8211; 2011 | Saat 17:00</strong></h2>
<h2 style="text-align: center;">Audimax</h2>
<h2 style="text-align: center;">Von Melle Park 4 | Dammtor</h2>
<h2 style="text-align: center;">HAMBURG</h2>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/anma-yilmaz-guney-hamburg/' addthis:title='Anma: Yılmaz Güney (Hamburg) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/anma-yilmaz-guney-hamburg/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ATİF 35. Mücadele Yılında: Göç Türküleri (Oberhausen)</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri-oberhausen/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri-oberhausen/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 01 Oct 2011 15:00:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür-Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Takvim]]></category>
		<category><![CDATA[35]]></category>
		<category><![CDATA[ATİF]]></category>
		<category><![CDATA[göç]]></category>
		<category><![CDATA[mucadele]]></category>
		<category><![CDATA[oberhausen]]></category>
		<category><![CDATA[türküleri]]></category>
		<category><![CDATA[yılında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9461</guid>
		<description><![CDATA[OBERHAUSEN &#124; 15 &#8211; 09 &#8211; 2011 &#124; 31 Ekim 1961 tarihinde, Fedaral Almanya ile Türkiye arasında işgücü antlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla birlikte Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü dalgası başladı. Antlaşmaya göre işçiler Almanya’ya 2 yıllığına çalışmaya gelip, sonradan geri dönecekti. Fakat böyle olmadı, işçiler Almanya’da yerleşik bir hayat sürdürdüler. İstanbul’daki Almanya irtibat bürosu direktörü Theodor [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri-oberhausen/' addthis:title='ATİF 35. Mücadele Yılında: Göç Türküleri (Oberhausen) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/Goc_Turkuleri_Duisburg2.jpg" rel="lightbox[9461]" title="Goc_Turkuleri_Duisburg2"><img class="size-thumbnail wp-image-9330 alignleft" title="Goc_Turkuleri_Duisburg2" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/09/Goc_Turkuleri_Duisburg2-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a></span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"> OBERHAUSEN | 15 &#8211; 09 &#8211; 2011 | 31 Ekim 1961 tarihinde, Fedaral Almanya ile Türkiye arasında işgücü antlaşması imzalandı. Bu anlaşmayla birlikte Türkiye’den Almanya’ya işçi göçü dalgası başladı. Antlaşmaya göre işçiler Almanya’ya 2 yıllığına çalışmaya gelip, sonradan geri dönecekti. </span></span><span id="more-9461"></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">Fakat bö</span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">yle olmadı, işçiler Almanya’da yerleşik bir hayat sürdürdüler. İstanbul’daki Almanya irtibat bürosu direktörü Theodor Marquard’ın beş yıl sonraki izlenimleri şöyle olmuştur: “Birçoğu Almanya’da yeni bir hayat inşa edecek, orada kökler salacaklar ve ülkelerini sadece ziyarete gelecekler.” İsviçreli yazar Max Frisch şöyle demektedir, “Biz işçiler çağrıdık ve insanlar geldi”. “Bir halkın şarkılarını </span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">yapan insanlar genellikle yasaları yapmanlardan daha güçlüdürler.” der W. Shekespeare. </span></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;">Bu nedenle, “50. Yılında Göç Türküleri” adı altında Kültürel bir etkinlik düzenleyerek, bu zenginlikleri gün ışığına çıkarmak istiyoruz.</span></span><span style="font-size: small;"><span style="font-family: Arial;"> Sizinle birlikte geçmişten günümüze yaşananlardan yola çıkarak, geleceğe ışık tutmaya çalışacağız. Tıpkı Nazım Hikmet’in dediği gibi “Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, bir orman gibi kardeşçesine”. 50. Yılında Göç Türküleri etkinliğinde buluşmak dileğiyle&#8230; </span></span></p>
<h2 style="text-align: center;">KARDEŞ TÜRKÜLER</h2>
<h2 style="text-align: center;">GRUP HAYKIRIŞ</h2>
<h2 style="text-align: center;">MUHSİN OMURCA</h2>
<h3 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Tarihler</strong></span>:</h3>
<h3 style="text-align: center;">1 Ekim 2011 | Luis-Albertz Halle | Düppelstr. 1 | OBERHAUSEN</h3>
<h3 style="text-align: center;">8 Ekim 2011 | Turn- und Versammlungshalle Ost | Schönbühlstr. 90 | STUTTGART</h3>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri-oberhausen/' addthis:title='ATİF 35. Mücadele Yılında: Göç Türküleri (Oberhausen) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/atif-35-mucadele-yilinda-goc-turkuleri-oberhausen/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

