
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Yusuf Köse</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/yusuf-kose/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bilimsel Olmak (Kaypakkaya’yı anarken)</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/05/bilimsel-olmak-kaypakkaya%e2%80%99yi-anarken/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/05/bilimsel-olmak-kaypakkaya%e2%80%99yi-anarken/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 24 May 2011 14:44:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[anarken]]></category>
		<category><![CDATA[bilimsel]]></category>
		<category><![CDATA[kaypakkayayı]]></category>
		<category><![CDATA[olmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=8312</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 24 &#8211; 05 &#8211; 2011 &#124; Günümüzde sınıf bilinçli proletarya hareketlerinin bir çok yerde güçlü gelişme koşulları olduğu halde gelişememesinin sorunlarını derinden yaşadığımız söylemek yanlış olmayacaktır. İşçi sınıfının bilimi Marksizm-Leninizm-Maoizm, gücünü, sürekli yenilenmesinden ve uygulanabilir oluşundan alır. Bilimselliği de buradan gelir. İşçi sınıfının siyasal örgütleri de bulundukları ülkelerde, başta işçi sınıfı olmak [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/05/bilimsel-olmak-kaypakkaya%e2%80%99yi-anarken/' addthis:title='Bilimsel Olmak (Kaypakkaya’yı anarken) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[8312]" title="yusuf_kose"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4575" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 24 &#8211; 05 &#8211; 2011 | Günümüzde sınıf bilinçli proletarya hareketlerinin bir çok yerde güçlü gelişme koşulları olduğu halde gelişememesinin sorunlarını derinden yaşadığımız söylemek yanlış olmayacaktır.<span id="more-8312"></span></p>
<p>İşçi sınıfının bilimi Marksizm-Leninizm-Maoizm, gücünü, sürekli yenilenmesinden ve uygulanabilir oluşundan alır. Bilimselliği de buradan gelir.</p>
<p>İşçi sınıfının siyasal örgütleri de bulundukları ülkelerde, başta işçi sınıfı olmak üzere ezilen yığınları doğru politikalar etrafında örgütleyerek mücadeleye sevk etmeleri ve burjuva iktidarına alternatif olabilmeleri materyalist diyalektik yönteminin bilimselliğinden hareket etmeleri ile olabilir. Bu yöntemi terk ettiklerinde doğmatik ve öznelci bir şekilde sorunu ele alarak alarak,  işçi sınıfı biliminden sapmış ya da kopmuş olurlar. Bu da onların, gerçek anlamda sınıfın öncü rolünü oynamadıklarını ve oynayamayacaklarını ortaya koyar.</p>
<p>İşçi sınıfının MLM biliminin tek başına sözde benimsenmesi yetmez. Onun soyal gerçeklik ile iç içe geçmesini ve bunun teorileştirerek pratikta yaşam bulmasını, pratik tarafından doğrulanmasını şart koşar. Teori ve pratiğin bütünlüğü, birbirini ilerletici ve geliştirici olması, sınıfın öncüsünün olmazsa olmaz yöntemlerinden birisidir. Teori pratiğin zenginleştirilmiş hali ise, pratik teorinin uygulama alanı, doğruluğunun mihenk taşıdır. Bu bağlamda, birbirleriyle uyumlu olması ve teorinin pratikte uygulama alanı bulmadığı yerde teorinin değiştirilerek pratiğe uygulanır ve onu zenginleştiri hale getirilmesi bilimsel bir yötemdir.</p>
<p>Teorinin pratik tarafından reddeilmesi görülmezden gelinip, hala o teoride diretilmesi, doğmatik ya da öznelci anlayışlar sonucu olduğu gibi, böylesi bir siyasal yapının da yozlaşması, çürümesi ve bütünüyle gerçeklerden kopması kaçınılmaz olur. Bu salt teorik bağlamda değil, pratik olarakda hitap etmek istediği kitleye hitap edemez hale geleceği gibi, savunduğunu söylediği sınıfın da partisi olmaktan uzaklaşır. Her şeyden önce başta işçi sınıfı olmak üzere ezilen yığınlarıdan kopmayı da beraberinde getirir.</p>
<p>Eğer bir yerde Marksist teori kitleler içinde etkin kılınamıyorsa, bunun başka nedenleri yanında, işçi sınıfı örgütünün ya da kendisini böyle isimlendiren siyasal yapıların teorilerini de sorgulamak gerekiyor. En azından MLM olduğunu iddia eden siyasal yapıların kendilerinin sorgulaması gerekir.</p>
<p>Toplumsal olaylar ve siyasal gelişmeler hiç bir zaman düz bir rota içinde ilerlememiş, bin bir türlü çelişkeleri de içinde barındırarak değişik şekllerde kendini ortaya koymuş ve koymaktadır. Bu anlamda, bu gelişmeleri dikkate almadan hareket etmek daha baştan MLM biliminden sapmak ve onu kitleler içinde zayıflatmak anlamına gelir.</p>
<p>Marksizmin kitleler içinde maddi bir güç haliene gelmesi, doğru politikaların uygulanmasından kaynaklanır. Doğru politikalar ise somut koşulların somut analizinden elde edilir.</p>
<p>Doğa ve toplumsal olaylar; çelişmeler, çatışmalar ve gelişmeler dizini şeklinde sonsuz bir süreç içinde varlığını sürdürür. Bu maddenin sonsuz hareket şeklidir. Toplumsal olaylar da binlerce çelişmenin ve bu çelişmelerden kaynaklanan çatışmalar içinde, belirleyici olan, diğer çelişme ve çatışmalara yön veren, belli bir süreç içinde bunları belirleyen ana çelişmeler vardır. İşçi sınıfı öncülerinin bunları doğru olarak çözümlemesi ve bu çelişmelerin ruhuna uygun doğru çözümlemeler ortaya koyması, toplumu değiştirme mücadelesinde ve toplumsal devinimi kendi lehine çevirmesi açısında önemlidir. Toplumdaki çelişmeleri kavramayan, değişimleri göremeyen, gelişmelerin eğilimini ve yönelimini dikkate almayan ve bunları teori ve pratiğine yansıtmayanlar sınıfın öncülüğünü yerine getiremez. Bunlar proletarya hareketine zarar verirler.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Hiçbir toplumsal olayın ve bu toplumsal olaylardan biri olan devrimin önceden çizilmiş  birebir reçeteleri yoktur ve olamaz</strong>. Reçetelerle hareket etmek, daha baştan doğa ve toplum biliminin dışına çıkmak, metafizik bir yaklaşım sergilemek olur ki, bu, Marksizm bilimin; „<em>somut koşulların somut tahlili</em>“ temel önermesinin reddidir. Bir çok gelişme önceden öngörülebilir, genel belirlemeler yapılabilinir, ama, sürecin genel ayrıntılarını, sürecin çelişmelerini, o sürecin iç çelişmeleri belirler. Bilinmelidir ki; proletarya devrimi ayrıntılarda, sürecin çelişmelerini ve o sürece damgasını vuran esas çelişmenin doğru saptamasında ve buna uygun politikaları yaşama geçirmekte gizlidir.</p>
<p>Zıtların birliğinin ürünü olarak her şeyin birbirinden etkilendiği göz önünde bulundurulursa, çelişkilere yön veren, etkileyen bir çok etmeninde ortaya çıkması kaçınılmazdır. Bir ülke devrimini esasta belirleyen, o ülkenin toplumsal iç çelişmeleridir, ama bazen dış çelişmeler iç çelişmelerin yönünü değiştirebilir ya da başka bir çelişmeyi esas hale getirebilir, iç çatışmanın yönünü dış çatışmaya dönüştürebiliyor ya da toplumsal devinimin hızlanmasını geciktirebildiği gibi, tersine de çevirebiliyor. Tarih, buna benzer toplumsal olaylara sıkça tanıklık etmiştir, günümüzde de benzerleri yaşanmaktadır ve ilerde de yaşanacaktır.</p>
<p>Dogmatizm ve sübjektivizm toplumsal çelişmelerin, değişimlerin ve de toplumsal gelişmelerin derinlemesine irdelenmesinin önünü keser. Yalnızca kaba ve yüzeysel görüngülerini görmeye neden olur. Proletaryanın öncüsünün genel devrimci deneyimlerle yetinemez, değiştirmek istediği toplumun en küçük hücrelerine kadar inmek, gelişmenin ve değişimin yönünü saptamak ve bunlara uygun kısa-uzun vadeli politikalar saptayarak pratiğine yön vermek durumundadır. Değiştirmek istediği toplumun değişim reçetelerini, başka toplumların -yani, başka ülkelerin- değişim „reçete“lerinde arayan bir öncü, özgül gelişmeleri dışladığı gibi, özgülden evrensele ilkesini de reddetmiş olur. Genel evrensel politikaların ruhuna uygun hareket etmek gerekirken, özgülün özgül niteliği dıştalanamaz. Zaten, evrensellik, özgülün üzerinde şekillenir.</p>
<p>Küçük burjuvazi tarafından Marksizm adına Marksizmin iğdiş edilmesi, onun devrimci dinamiğinin öldürülmesi ve bilimsel değerinin revize edilmesi; evrenselin özgülüğün yerine konulması ile başlatılmıştır. Sonuçta ise, işçi sınıfından ve devrimde işçi sınıfının müttefikleri olan diğer emekçi kesimlerden kopma kaçınılmaz olur; nesnel gelişmeleri derinlemesine irdeleyen politikalar üretileceğine dar, yüzeysel, olayın iç çelişmelerini ve bunların birbiriyle bağlarını, birbirini etkileyen yönlerini incelemekten ve çözümlemekten uzak, bir başka ülkenin gelişmeleri hazır „reçete“ olarak ortaya sunuluyor. Marksizm açısından, Marksizm adına en kötü şey de budur. Çünkü Marksist ideolojiyi dogma haline getirmek, onu değişmez görmek, bir sürecin politikasını bütün süreçlerde geçerli görmek, proletaryanın siyasal iktidar mücadelesine vurulan en büyük darbedir ve oportünizmin sınıf hareketine yabancılığı da buradan başlayarak devam eder.</p>
<p>Küçük-burjuva oportünizmi, lafta “reçeteciliğe” karşıymış gibi gözükmesinin altında yatan şey, Marksizmin temel ilkelerini revize etmek yatar. “Marksizmi günümüz koşullarına uyarlama” adına, Marksizmin vazgeçilmez ilkelerini değiştirmeye, onu, burjuvazinin (bilerek ya da bilmeyerek) kabul edebileceği teori haline getirmeye çalışır. Marksizmin ortaya çıkışından bu yana da bütün küçük-burjuva oportünistleri, Marksizmi savunma adına, onu proletaryanın sınıf mücadelesindeki bilimi olmaktan çıkarmak için burjuvazi ile el ele vermişlerdir. Bu nedenle, küçük-burjuva oportünizmi ile komünistlerin, dogmatizm ve sübjektivizme karşı mücadelesi ve bunlardan anladığı şey aynı ve bir değildir.</p>
<p>“Pratik, bilgi, gene pratik ve gene bilgi” (Mao) marksist bir yöntemdir. Bunu kendine rehber edinmeyen bir işçi sınıfı öncüsü, kendi sınıfından kopmaya mahkumdur.</p>
<p>Kaypakkaya’yı andığımız bu günlerde, onun sıkça vurguladığı; “eleştiri-özeleştiri silahını doğru kavrayalım, eskiyi atıp tazeyi alalım” MLM önermesini uygulamak, onun  genel bilimsel duruşuna sahip çıkmak olur. Eleştiri-özeleştiri, aynı zamanda, Marksizmin bilimselliğini sürekli korumasının en temel noktalarından birisidir. Türkiye’de MLM biliminin kitleler içinde ete-kemiğe bürünmesi isteniyorsa, bu yöntemden şaşamamak gerekir.</p>
<p>***</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/05/bilimsel-olmak-kaypakkaya%e2%80%99yi-anarken/' addthis:title='Bilimsel Olmak (Kaypakkaya’yı anarken) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/05/bilimsel-olmak-kaypakkaya%e2%80%99yi-anarken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devrim Bir Maceradır</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/05/devrim-bir-maceradir/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/05/devrim-bir-maceradir/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 May 2011 08:32:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[devrim]]></category>
		<category><![CDATA[maceradır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=8131</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 16 &#8211; 05 &#8211; 2011 &#124; Devrim bir maceradır. Kayıtsız kuyutsuz, şartsız koşulsuz, sorgusuz sualsiz devrim denen bir deryanın içine atmaktır kendini devrimcilik. Geriye bakmadan, arkada kalanları kara kara düşünmeden, hep ileriye yönelmektir devrimcilik. Geceyi gündüze, yeri geldiğinde gündüzü geceye çevirmektir, yarınların getireceği yakıcılığı düşünerek, devrim denen maceranın içine hesapsızca atılmaktır devrimcilik. [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/05/devrim-bir-maceradir/' addthis:title='Devrim Bir Maceradır ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[8131]" title="yusuf_kose"><img class="size-thumbnail wp-image-4575 alignleft" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 16 &#8211; 05 &#8211; 2011 | Devrim bir maceradır. Kayıtsız kuyutsuz, şartsız koşulsuz, sorgusuz sualsiz devrim denen bir deryanın içine atmaktır kendini devrimcilik. Geriye bakmadan, arkada kalanları kara kara düşünmeden, hep ileriye yönelmektir devrimcilik.<span id="more-8131"></span></p>
<p>Geceyi gündüze, yeri geldiğinde gündüzü geceye çevirmektir, yarınların getireceği yakıcılığı düşünerek, devrim denen maceranın içine hesapsızca atılmaktır devrimcilik.</p>
<p>Korkmadan bu maceraya gireceksin. En güzel yaşam, en zorlu uğraş bu macerada vardır. Kalleşliğin nereden geleceğini, dostluğun ne olduğunu bilirsin. Niçin neden savaştığını, seni sömüreni, ezeni bilerek ve dünyayı tanıyarak yaşarsın. Ufkun ala bildiğine açıktır, gitmenin ve bilgi deryasında süzülmenin sınırsızlığını yaşayarak görürsün.</p>
<p>Militan bir ruha sahip olunmadan devrimcilik yapılamaz. Militan ruh ise kitlelerin devrimci çoşkusundan, Marksizmin bilimselliğinde alır enerjisini. Devrimcilik sosyalizme inanmaktır. Sosyalizm ve komünizme inanmayanlar devrimci olamaz. Devrime katılmak ayrı ama, devrimcilik ise devrime katmaktır geniş yığınları.</p>
<p>Devrimcilik gözü kara militanlığı şart koşar. Özellikle gençleri içine çeker ve gençler devrim ateşini harlayarak yürür yollarında. Ve bu çoşku işçi ve emekçilerin çoşkularıyla birleşince, önünde hiç bir güç duramaz. Onlar için artık 24 saat devrim için vardır ve onun dışında başka bir zaman yoktur.</p>
<p>Kitlelerde böyle bir maceraya atılmadan eskiyi yıkıp yeniyi, kendilerini özgürleştircek sistemi kuramayacaklardır.</p>
<p>Devrimcilik, tarihi kökleri derinlerde olan büyük bir tarihsel maceradır. Kopuştur eskiden, eskilerden. Kopuştur hayatı durduran çürümüşlüklerden, kokuşmuşluklardan ve hantallıklardan. Büyük bir macerayı göze alamayanlar devrimci olamazlar, olsa da onlar sözde devrimcilerdir. 1960-1970’lerin genç kuşakları düşünüldüğünde ve onların maceraları göz önüne alındığında, arkalarına bakmadan yürüdükleri görülecektir. Onlar, geride kalmasın diye gölgelerini yanlarında taşıyan bir kuşağın temsilcileriydiler.</p>
<p>Ya da 15-16 Haziran 1970 Türkiye işçi sınıfının direnişi düşünüldüğünde, işçiler kendilerini o maceraya attıklarında tankları bile çiğneyip geçmişlerdi. Aynı Tahrir Meydanı’nda olduğu gibi.</p>
<p>Ezilen yığınların maceracılığı yıkıcı ve yakıcıdır. Bir kere başladığında sonun nereye varacağı pek kestirilemez. Önünde ise düşmanın kıyıcı dev orduları bile duramaz, ayak altında ezilirler. O bir sel gibi, tusunami gibidir. Kenarda duranları da içine alarak ve her adımda büyüyerek ilerler. En büyük en güzel insanlık macerasıda budur. Özgürleşmek için devrim saflarında maceraya atılmaktır doğru olan.</p>
<p>Yenilgi günlerin devrimciliği zor olmasına karşın, en iyi devrimcilik ve devrimci kalmak böylesi günler için vardır. Bu kara günleri ezip geçenlerin maceraları ise, geleceğin çimento taşları, çoşkulu devrim günlerinin hazırlayıcıları olurlar ve olmuşlardır.</p>
<p>En büyük devrimciler ayağa kalkmış ezilen kitlelerdir. İşçi ve emekçilerdir. Onların devrimciliği zorbalardan zorla alınan ateşle harlanmış gibidir. Bin yılların ezilmişliklerini, kölelik zincirlerini kırarak fırlatıp atarlar. Çünkü onlardır her şeyi yaratan ve onlardır yine en güzel tarihleri yazacak olanlar. Buna inanmak ve onlarla birlikte olmak, onların karanlık yanlarını aydınlatmak bu maceranın en özgün yanlarıdır.</p>
<p>Kitlelerin zaman zaman büyük bir sessizliğin içine çekilmesinden korkmamak ve ürkmemektir devrimcilik. Böylesi durgun zamanlar, kitlelerin kendilerini tanıma ve yeni atılımlar için enerji toplama anlarıdır. Böylesi dönemlerde devrime ve devrimciliğe sövüp sayanların haddi hesabı yoktur. Bilirsin bunların ne diye it gibi bağırdıklarını ve de uluduklarını. Onların devrime karşı salya akıtmaları, uşaklıkta bir yer edinme telaşıdır. Onlara baktığında insanın insan olmaktan çıktığının resmini görürsün.</p>
<p>Bazan ölüm seni ve bazan sen ölümü kovalarsın, ama ölüm hep senin önün sıra yürümesine karşın, sen onu görmeden düşünmeden yaşarsın. Sen ölümden değil, ölüm tüccarları senden korkar.</p>
<p>Her özel mülk bir başka ezilenden çalınan hayattır. Mülk edinme ve özel mülkiyet sahibi olmanın ağırlığı yoktur üzerinde. Bu nedenle yaşamı yaşayarak yaşarsın. Devrimcilerin yüreklerinin bir bahar yeri gibi olması bundandır. Yaşamın en güzel yanı da budur. Çünkü mülk ya da özel mülkiyet edinme hırsı ağır bir zincir gibi dolanır insanın bacaklarına. Kısıtlar insan gibi yaşamı yaşamayı. Özürlüğün prangasıdır onlar. Elinin tersi ile iterek bu tür anlayışları silmek için uğraş, onu yer yüzünden silerek tarihin çöplüğüne atmaktır devrimcilik.</p>
<p>Kitlelerden kopmamak, onlarla içiçe bir yaşam sürdürmektir devrimcilik. Bir deryadır kitleler, ne varsa onlarda vardır. Gelecek onların elleriyle biçimlenecektir, zorbalık onların sıkılı yumruklarıyla yıkılacaktır. Onlara güveneceksin ve onlarsız bir yaşam hayal etmeyeceksin. Hayal ettiklerin onların avuçlarının içindedir çünkü.</p>
<p>Beklemesini bilmektir devrimcilik. Kitleler kış uykusuna yattıklarında sabırsızlanmayacaksın, telaşlanmayacaksın, umutsuzluklara kapılmayacaksın. O anı sabırla, iğneyle kuyu kazar gibi beklemektir en büyük devrimcilik. O anın her an gelebileceğini düşünerek yaşamak ve hazırlıkları ona göre yapmaktır devrimcilik. Yer çekimine karşı korcasına yaşlanmadan yaşayacaksın, o anın gelmesini bekleyerek.</p>
<p>Tarih boyu devrimler insanlığın en büyük maceraları olmuştur.Tarihe not düşenler ve yön verenler yalnız ve yalnızca bu maceralar olmuştur. Devrimcilikte mayasını bu büyük insanlık maceralarından almıştır. Bu maya insan var olduğu sürece mayalanmaya devam edecektir.</p>
<p>Ve her nesil bir sonraki nesilden daha militanca mücadele içinde bulacaktır kendisini. Çünkü baldırı çıplak dev kış uykusundan uyanmaya çoktan başladı. Zorbaların telaşı ve zorbalıklarını artırmaları bundandır.</p>
<p>Kokuşmuş düzenin uyuşukluğundan ve yaşamı ağırlaştıran köhneliğinden kurtulmak istiyorsan, bu macera seni bekliyor.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/05/devrim-bir-maceradir/' addthis:title='Devrim Bir Maceradır ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/05/devrim-bir-maceradir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>1 Mayıs’ların Çağrısı; Sosyalizmdir</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/04/1-mayis%e2%80%99larin-cagrisi-sosyalizmdir/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/04/1-mayis%e2%80%99larin-cagrisi-sosyalizmdir/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Apr 2011 10:02:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[1]]></category>
		<category><![CDATA[çağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[mayısların]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalizmdir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=7688</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 30 &#8211; 04 &#8211; 2011 &#124; Marksizm bir bilimdir ve bilim olduğundan dolayıda tüm bilimsel gelişmelere açıktır. O hiç bir zaman pozitif bilimlerin gerisine düşmemiştir ve de düşmeyeceği gibi sosyal bilimlerinde öncüsü ve ilerleticisi olarak yerini korumaya devam etmektedir. Marksizm hiç bir ideolojide olmayan eleştiri ve özeleştiri yöntemine sahiptir. Bu onun sürekli [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/1-mayis%e2%80%99larin-cagrisi-sosyalizmdir/' addthis:title='1 Mayıs’ların Çağrısı; Sosyalizmdir ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[7688]" title="yusuf_kose"><img class="size-thumbnail wp-image-4575 alignleft" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 30 &#8211; 04 &#8211; 2011 | Marksizm bir bilimdir ve bilim olduğundan dolayıda tüm bilimsel gelişmelere açıktır. O hiç bir zaman pozitif bilimlerin gerisine düşmemiştir ve de düşmeyeceği gibi sosyal bilimlerinde öncüsü ve ilerleticisi olarak yerini korumaya devam etmektedir.<span id="more-7688"></span></p>
<p>Marksizm hiç bir ideolojide olmayan eleştiri ve özeleştiri yöntemine sahiptir. Bu onun sürekli yenilenmesinin mihenk taşlarından ve diyalektik yöntemlerinden biridir. Eleştirel olması olaylar ve şeyler karşısında şüheci olmasını getirirken, özeleştiriel olması da kendi hatalarına karşı yenin ve doğrunun yanında yer almasını getirir.</p>
<p>Bilim, insanlığın üretiminin boyutu ile doğru orantılı gelişir. Marksist bilim de insanlığın her alanda gelişiminin bir ürünü ve onunla aynı boyuttadır.</p>
<p>Dünyadaki tüm olup bitenler ve tüm gelişmelerin (siyasal, sosyal, kültürel ve etiksel) doğru açıklayıcısı Marksizmdir. Bu onun diyalektik materyalist bir yönteme sahip olmasından ileri gelir. Ona bu özelliği veren diyalektik materyalist teoridir.</p>
<p>1871 Paris Komünü’den beri ve özellikle de 1917 Rus Devrimiyle beraber işçi ve emekçilerin büyük bir bölümü kurtuluşunu hep sosyalizmde aradı. Aynı zamanda sosyalizmin bilimsel teorisi Marksizmde arıyordu. Bu arayış 1980’li yıllara kadar sürdü. 1980’li yılların ortalarından sonra bu rayış büyük bir kesintiye uğradı. İşçi ve emekçiler kendi kurtuluşlarının teorsi olan Marksizmden ve kendlerini de özgürlüğe kavuşturacak olan sosyalizmden önemli ölçüde soğdular, geri çekildiler ve emperyalist burjuvazinin neo liberal politikalarına daha fazla boyun eğmeye başladılar.</p>
<p>İşçi ve emekçilerin burjuvaziye karşı mücadeleleri bitmedi ya da durmadı ama, mücadelenin hedefi direkt sosyalizm olmadı. Kapitalizme karşı sosyalist sistemi daha gür bir şekilde haykırmaktan çekildiler. Ne idiğü belirsiz ya da sosyalizmi direk ağıza almaktan korkan “başka bir dünya mümkündür” muğlaklığına yerini bıraktı. Evet, kapitalist sistem dışında başka bir dünya mümkündrür ama, bu dünya sosyalist dünyadan başkası değildir ve olamaz. Bu nedenle de savunduğumuz dünyanın adını açıkça koymalıyız. Kitleler karşısında berrak olmak en doğru yöntemdir. Bir çok liberal kesim de “başka bir dünya mümkündür” diyor. Ama, onların dünyası kapitalizmin üstünün cilalanmasından başka bir şey değildir. Bu nedenle, sosyalistler politikalarını net ve açık olarak ortaya koymalı, sloganları neyi hedeflediğini berrak bir şekilde belirtmelidir.</p>
<p>Sosyalizme olan güvensizliğin ya da sosyalizmin direkt kapitalist sistemin alternatifi olarak ele alınmamasının bir çok nedeni var. En temel ve en önemli neden hiç kuşkusuz  SSCB’nin geriye dönüşü ve uzun bir süre “sosyalizm” adı altında kapitalizmi uygulamasıydı. Adı sosyalist olan, ama kendisi sosyalist olmayan bir sistem, kitlelere “sosyalist” olarak yutturulunca, kitleler ister istemez kapitalizmden farklı olmayan böylesi bir sistem karşısında hayal kırıklığına uğradılar ve “sosyalizm böyleyse, biz böylesi sosyalizmi istemiyoruz” diyerek doğru bir tavır aldılar. Çünkü sosyalist olarak lanse edilen sistem sosyalist değil, kapitalist bir sistemdi. Ve o ülke emperyalist bir ülkeydi. Zaten, kısa bir süre sonra bu ülke, üzerindeki tülden örülü maskeyi kaldırdı ve kendisinin kapitalist bir sistem olduğunu dünya aleme ilan etti. Onu, kitlelere “sosyalist” olarak ilan edenler ise, ya sosyalizm düşmanı kesilerek neo liberal politikaların (Nebi Yağcı gibi) savunucuları ya da köşelerine çekilerek hayal kırıklığı içinde vijdanlarının sesini dinlemekle meşgul oldular.</p>
<p>Kapitalizm sosyalizmin alternatifi değil, sosyalizm kapitalizmin alternatifidir. Kapitalizm, kendisinden önceki feodal sistemin alternatifiydi. Feodalizmin başka da bir alternatifi yoktu ve de olamazdı. Bugünde kapitalizmin bir tek alternatifi var sosyalizmdir. Bir sistem kendi kendisinin alternatifi olamaz. Sosyalizm de aynı şekilde kendisinin alternatifi değil, komünist toplumsal sistemin hazırlayıcısıdır ve de sosyalizmde aynı kapitalizm gibi tarihteki yerini alacak, miadını doldurduğunda ise gidecektir.</p>
<p>Bugün “yeşil” mücadele, daha doğrusu doğayı koruma ve doğaya saygılı olma ya da bir başka söylemle ekolojik dengeyi koruma yönünde kitle hareketleri oluyor. Bu hareketleri ise genel olarak “yeşil partiler” denen, burjuva partilerine bağlıyorlar. Evet, bu partilerin bu hareketlerde rolü var. Ancak, bu partiler artık ilk kurulduğu anlardaki partiler olmaktan çoktan çıktı ve burjuvazinin, daha doğrusu tekelci burjuvazinin partileri haline geldiler. Almanya’daki Yeşiller partisi böyle bir partidir ve bu partinin “doğayı korumayı” öne çıkarması, doğaya saygılı olduğundan ya da ekolojik dengeleri korumak amaçlı olduğundan değil, bunu bir politik araç olarak kullanmak istemesindendir. Yeşiller, artık yeşil değil, petrol karası haline dönüşmüşlerdir. Kapitalizmin kara gömleğini onlar giymişlerdir. Hem de uzun zamandan beri.</p>
<p>Ekolojik dengenin korunması kapitalist sistemle olamaz. Kapitalizmin varlığı, ekolojik dengenin bozulması anlamına gelir. İkisi bir arada olamaz. Sermayenin büyüme eğilimi sınırsızdır. Dünyanın değerleri ise sınırlıdır. Bu bağlamda doğa ile kapitalizm bir biriyle uyuşmaz. Kapitalizm sınırsız sermaye birikimi için doğayı iliğine kadar sömürür ve tahrip eder. Aldıklarının yerine yenisini koyamaz. Çünkü o sadece alır. Asla vermez. Bu sermayenini sınırsız büyüme karakteridir.</p>
<p>Tarihi miadını doldurmuş olan bir sistem, çürümüş bir sistem demektir. Kapitalist sistemde böyledir ve tarihi miadını çoktan doldurmuştur. O, tarihsel olarak oynayacağı ilerici rolü oynamış ve o rol bittikten sonra hala ayakta kalması, yıkılmaması, gitmemek için direnmesi, kendi çürümüşlüğünü de bir bütün olarak o sistem içinde yaşayanlara yansıtmaktadır. Hem insanlık hem de doğa birlikte çürümektedir. Farklı bir şekilde düşünmekte yanlış olur. Çünkü insan doğanın bir parçasıdır.</p>
<p>Kapitalizm krizlerini atlatabilir, ama krizden kurtulamaz. Kapitalizmin emperyalizm aşamasına yükselişiyle beraber, kriz, üzerinden asla atamayacağı bir özelliği olmuştur. Her kriz, sistemin çürümesini daha da derinleştirdiği gibi, bu çürüme, toplumu da daha fazla yozlaştırmakta ve dejenere etmektedir. Kapitalist-emperyalist sistemi çürümüş yumurtaya benzetebiliriz. Toplumsal çürüme de böyledir. Ancak, kapitalizm de kendiliğinden ortadan kalkmaz. Kapitalizm, hiç bir müdahale olmadan bir başka bir şeye dönüşmez. Bunu dönüştürecek olan, bu toplumsal sistemin içindeki devrimci güçler, yani işçi sınıfıdır.</p>
<p>Marksistleri son yıllarda bir “umutsuzluk”  sarmış. Devrim bekliyorlar, devrim olmuyor. Kapitalizm krize giriyor, yeniden kendi krizini aşıyor, kapitalizm yıkılmıyor. Ya da Arap halkları ayaklanıyor, bekledikleri devrim olmuyor. Vs. vs. Var olan sosyalist ülkeler birer birer yıkılmış ve yerlerini tekarar burjuvaziye bırakmış. Bu moral yıkıntısı, devrimci kadroları da sarmış. Ayrıca Marksistler içindeki bin bir türlü tartışma ise, sorunu daha da karmaşık hale getirmiş ya da öyle sanılıyor.</p>
<p>Bir çoğunun kafasında, yeni Markslar, yeni Leninler, yeni Maolar çıkmalı ki, Marksizmi bunalımdan kurtarsın. Bunlarda çıkmadığına göre, kara kara düşünceler sarmış bir çoğunu&#8230;</p>
<p>Sınıf mücadelesini yeterince bilince çıkaramayanlar, sorunlara yukrdaki gibi yaklaşırlar ve umutsuzluk yumağı içinde debelenip dururlar. Oysa, ne kapitalizm kendini yenileyebilmiş ne de Marksizm bunalıma girmiştir. Sınıflar mücadelesi kendi doğal seyri içinde sürüyor ve kıyasıya bir mücadele veriliyor.</p>
<p>Halktan umudunu kesenler, “yaprak kımıldamıyor” diye düşünenler, ayağa kalkan halkları da, burjuvazinin yaydığı karamsarlık sisi nedeniyle göremiyorlar.</p>
<p>Kitleler, bütün dünyada bu 1 MAYIS’ı bir önceki yıla oranla daha görkemli kutlayacaklardır. Bu da onların kendi sınıf mücadelelerine nasıl yaklaştıklarının bir göstergesi olacaktır. Kitelere güvenenler; umutsuzluk girdabında sağa sola savrulmaz ve sosyalizm yolunda emin adımlarla ilerlemesini de bilirler.</p>
<p>Sosyalizm,1 Mayıs’larda meydanları zapt eden işçi ve emekçilerin çağrısıdır. Bu çağrıya uyalım.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/1-mayis%e2%80%99larin-cagrisi-sosyalizmdir/' addthis:title='1 Mayıs’ların Çağrısı; Sosyalizmdir ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/04/1-mayis%e2%80%99larin-cagrisi-sosyalizmdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dağlarda Erken Çikar Zirveye Ölüm &#8211;  (gül kokulu Gülüzar’a)</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/04/daglarda-erken-cikar-zirveye-olum-gul-kokulu-guluzar%e2%80%99a/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/04/daglarda-erken-cikar-zirveye-olum-gul-kokulu-guluzar%e2%80%99a/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 09:45:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[çıkar]]></category>
		<category><![CDATA[dağlarda]]></category>
		<category><![CDATA[erken]]></category>
		<category><![CDATA[gül]]></category>
		<category><![CDATA[gülüzara]]></category>
		<category><![CDATA[kokulu]]></category>
		<category><![CDATA[olum]]></category>
		<category><![CDATA[zirveye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=7523</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 23 &#8211; 04 &#8211; 2011 &#124;Devrimci mücadele yolunda çok yoldaş yitirdim. Hemen hemen hepisinin acılarını yaşadım. Bakışlarını asla ve asla unutamadan&#8230; Ağır bedeler ödendi, daha ödeneceklerden başka&#8230; Munzur dağlarında kaldığı kış sığnanın çökmesiyle yaşamını yitiren Gülüzar Özkan ve diğer kadın yoldaşları da ödenen bedellerin sonuncuları olmayacak.Boşuna değildi hiç bir devrimci mücadele ve [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/daglarda-erken-cikar-zirveye-olum-gul-kokulu-guluzar%e2%80%99a/' addthis:title='Dağlarda Erken Çikar Zirveye Ölüm &#8211;  (gül kokulu Gülüzar’a) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/04/guluzar_ozkan.png" rel="lightbox[7523]" title="guluzar_ozkan"><img class="size-thumbnail wp-image-7524 alignleft" title="guluzar_ozkan" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/04/guluzar_ozkan-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 23 &#8211; 04 &#8211; 2011 |Devrimci mücadele yolunda çok yoldaş yitirdim. Hemen hemen hepisinin acılarını yaşadım. Bakışlarını asla ve asla unutamadan&#8230; Ağır bedeler ödendi, daha ödeneceklerden başka&#8230; Munzur dağlarında kaldığı kış sığnanın çökmesiyle yaşamını yitiren Gülüzar Özkan ve diğer kadın yoldaşları da ödenen bedellerin sonuncuları olmayacak.<span id="more-7523"></span>Boşuna değildi hiç bir devrimci mücadele ve emek. Hiç bir zaman da boşuna olmayacak. Sevgili Gülüzar Özkan’ın da bir sığnakta kadın kadına olmanın mücadelesi de boşuna olmadı. Bin yılların erkek egemen anlayışının köhnemiş anlayışları onları incitmiş olsada&#8230;</p>
<p>Gülüzar’ı hapishanelerden bana gönderdiği duygu yüklü ve erdemli mektuplarından tanıdım. Erzurum’dan Gebze hapishanesine uzanan uzun güzergah’ta mektuplarını hiç bir zaman eksik etmedi. Kurumuş gül gönderdi. Menekşe, dağ çiçeği ve daha ismini sayamayacağı çiçeklerle süsleyerek yazdı mektuplarını. O, hep gül kokulu mektuplar yazardı.</p>
<p>Yalnızlıklar yaşadı. Karamsarlıklar içinde kaldı. Zaman zaman umutsuzluklar çöktü yüreğine. Kırıldı. İncindi. İnsan olmanın insanlığını yaşadı. Aldatılmışlığa sığınmadı. İçiyle dışını bir etti. Yüreğini orta yere koydu ve öyle yürüdü yolunda. Zindan karanlıklarında, işkence odalarında, direncini, inancını, bilincini biledi. Zulüm fetvacıları ve onların işkencecileri kirlenmiş dünyalarında kıs kıvrak yaşarken, o özgürlüğü seçti.</p>
<p>Kadın olduğu için egemenlerin çirkin zorbalıklarıyla karşılaştı. Devrimci kadın olduğu için de bunların kat kat mislilerine maruz kaldı. Yılmadı. Başını hep dik tumasını bildi.</p>
<p>Kadın olmaktı, erkek yoldaşlarından ayrı kadın kadına sığınmak. Eskiyi yıkıp yeniyi kurmanın mücadelesiydi mücadelesi. Yeninin içindeki eskiye karşıda kadının mücadelesiydi. Hep birlikte güneşin içenlerin türküsü söylensede&#8230;</p>
<p>Değişmek ve değiştirmek asıl olandı. Özne olup ileri taşımak toplumu. Gülüzar’da buna inanmıştı. Kurulu düzenle haşır neşir ve onun bir parçası olarak yaşamak, insana yaraşır bir yaşam değildi. Yaşamı özgür kılmanın yolu, yaşamı parselleyenlere karşı baş kaldırmaktı.</p>
<p>Gülüzar, hapishaneden çıktıktan sonrada bunları seçti. İnandığı, doğru bildiği yolda yürümenin daha onurlu olduğunun bilincindeydi.</p>
<p>Uyuşmadı, doğduğu toprakların üzerinde kurulu sistemle. Eşeledi. Eşeledikçe özgürlüğü keşfetti. Geleneksel kültüre baş kaldırdı. Biricik oğulunun bakışlarını da yüreğine sığdırarak vedalaştı. Özgürlüğün dağlardan düze ineceğine inandı. Dağları seçti. Bilinci inancı oldu. İnaçlarını yaşadı.</p>
<p>Yaşamı kalıplara sokmadı. Parsellenmesini ise hiç kabullenemedi. Metalaştırılmaya boyun eğmedi. Yaşamı basitleştirmeyi seçti. Yaşamı basitleştirdikçe özgürleştiğinin ayırdına vardı.</p>
<p>Halkı “aptal” yerine koyanlara çok kızdı. Bu tür aptalıkları halktan uzak aydın kibirliği olarak ele aldı. Halkın cahil bırakılmasını “aptallıkla” suçlamanın, halktan uzaklaşmak ve yabancılaşmanın bir yolu olduğunu bildi. Kendisi bir halktı. Halkından uzak kalamadı. Yanarak ışıldamanın erdem olduğunu yeğledi.</p>
<p>38 yaşında dağa çıktı. 43 yaşında ölüm onun yürek kapısını çaldığında ölümsüzleşti. Ölüm dediğin neydi ki&#8230; Yaşamdı asıl olan, eğer yaşama bir değer katabiliyorsan. Ölüm ise yaşamın arka yüzüydü. Bazan erken bazan ise geç çalardı yürek kapısını. Güneşin doğuşunu ilk dağ zirveleri görür ama, dağlarda erken çıkar zirveye ölüm. Özgürlük meşalesi taşıyanları da ölüm erken yakalar. Özgürleşmenin bedeli bu olsa gerek&#8230;</p>
<p>Ağıt yakmadım toprağa düşen hiç bir yoldaşıma. Yakamadım. Gidenlerin arkasından söylendiğinden olsa gerek. Gitmelerini istemediğimdendir. Anılarını, özlemlerini ve mücadelelerini taşıyarak yaşamak güç verdi bana. Gül kokulu sevgili Gülüzar’a da ağıt yok; özlem var, saygıyla eğilmek var.  &#8230;..</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/daglarda-erken-cikar-zirveye-olum-gul-kokulu-guluzar%e2%80%99a/' addthis:title='Dağlarda Erken Çikar Zirveye Ölüm &#8211;  (gül kokulu Gülüzar’a) ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/04/daglarda-erken-cikar-zirveye-olum-gul-kokulu-guluzar%e2%80%99a/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emperyalist Canilerin Libya’ya Saldırıları ve Düşündürdükleri</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/04/emperyalist-canilerin-libya%e2%80%99ya-saldirilari-ve-dusundurdukleri/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/04/emperyalist-canilerin-libya%e2%80%99ya-saldirilari-ve-dusundurdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Apr 2011 17:12:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Uçar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[taslak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=7374</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 04 &#8211; 04 &#8211; 2011 &#124; Arap halklarının ayaklanması ve en son Libya’daki gelişmeler ve peşinden emperyalist canilerin Libya’ya saldırıları üzerine çok çeşitli görüşler ortaya çıktı. Bazı kesimler, Arap halklarının faşist devlet yapılarına karşı ayaklanmalarını, emperyalizmin, özellikle’de ABD emperyalizmin parmağı ile açıklarken, bazıları ise halkların direnşini görmezden gelme yolunu seçtiler. Halkların direnişini küçümsemek ya [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/emperyalist-canilerin-libya%e2%80%99ya-saldirilari-ve-dusundurdukleri/' addthis:title='Emperyalist Canilerin Libya’ya Saldırıları ve Düşündürdükleri ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[7374]" title="Emperyalist Canilerin Libya’ya Saldırıları ve Düşündürdükleri"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4575" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 04 &#8211; 04 &#8211; 2011 | Arap halklarının ayaklanması ve en son Libya’daki gelişmeler ve peşinden emperyalist canilerin Libya’ya saldırıları üzerine çok çeşitli görüşler ortaya çıktı. Bazı kesimler, Arap halklarının faşist devlet yapılarına karşı ayaklanmalarını, emperyalizmin, özellikle’de ABD emperyalizmin parmağı ile açıklarken, bazıları ise halkların direnşini görmezden gelme yolunu seçtiler.</span><span id="more-7374"></span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Halkların direnişini küçümsemek ya da bu tür ayaklanmaları emperyalizme bağlamak, özünde halklara güvensizliğin, emperyalizme ise güvenmenin bir sonucudur. Emperyalizmi “her şeye kadir” gören anlayışlar, dün de vardı bugünde var ve emperyalizm var olduğu sürece de olacaktır. Tekelci burjuva düzeninin savunucularından etkilenen kesimlerin, halklara güveni de olamaz. Halkların direnişinin ardında emperyalzimi ararlar. Aynı şekilde, her faşist diktatörlüğün halkların direnişinin arkasında bir “dış parmak” var demesi gibi.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Arap halk hareketlerinin hedefi, baskı ve zulme karşı demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesini, faşist baskı yasalarının ortadan kaldırılmasını hedefliyordu. Aynı zamanda ekonomik refah düzeyini artırılması ve işsizliğin ortdan kaldırılmasını hedefliyordu. Ayaklanmalara neden olan etkenlerin başında bunlar gelmektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Gerçek komünist partileri önderliğinden yoksun halk ayaklanmalarının nereye kadar gidebileceği bellidir. Burjuvazi çeşitli ayak oyunları ile kitleleri etkileyerek direnişin yönünü değiştirebilir ya da direniş hedefine ulaşmadan yarı yolda kesilebilir. Bunda reformistlerin uzlaşmacı tavırları da önemli bir rol oynar. Nihayetinde, Arap halklarının talepleri reformist taleplerdi ve sosyalizmi hedeflemiyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Suriye’deki gelişmeleri de direkt emperyalistlere bağlamak doğru değildir. Yıllardır baskı ve ağır sömürü koşulları altında yaşayan Suriye halkı, Mısır ve diğer yerlerdeki halk ayaklanmalarının ateşiyle ayağa kalktı. Ayaklanmanın, Suriye’nin en yoksul şehrinde (Dera) başlaması bunun bir göstergesidir. Ancak, hem Baas yönetimi hem de emperyalist burjuvazi, bu ayaklanmanın yönünü başka yönlere çekmek, daha doğrusu mezhepsel bir çatışmaya dönüştürmeye çaışacaklardır. Halkın haklı direnişinin hedefini şaırtmanın en zayıf noktası (Suriye özgülünde) burasıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Libya sorunu ise en çok kafa karışklığı yaratan ve emperyalist saldırı ile beraber, daha da belirsizmiş gibi bir görünüm çizilmeye başladı. Oysa, Libya’da da durum net ve açıktır. Öncelikle, diğer Arap ülkelerinde olduğu gibi Libya’da da halk, baskı ve ağır sömürü koşullarına karşı baş kaldırarak, ekonomik ve demokratik hakların genişletilmesi için ayağa kalktı. Çünkü Libya devleti faşist bir devlettir. Kadafi’de 40 yılı aşkındır baskı ve zulümle Libya’yı yönetiyor. Son yıllarda bu daha da artmıştı. Halk, bir taraftan yoksullukla uğraşırken bir yandan da ağır baskı koşulları altında yaşamaya çalışıyordu. Tunus ve Mısır ayaklanmaları burada da etkisini kısa zamanda gösterdi ve Libya halkı da Kaddafi yönetimindeki faşist diktatörlüğe karşı ayağa kalktı.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Tam da burada emperyalistler sahneye girdi. “Dost” gördükleri, saraylarında ağırladıkları Kaddafi’yi birden “diktatör” ilan ederek, halk “dostu” kesildiler. Ve Libya halkını “Kaddafi zulmünden kurtarmak” bahanesiyle ölüm silahlarını yine Libya halkının üzerine çevirdiler.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Emperyalist burjuvazi, ne Ben Ali’nin ne de Mübarek ve diğerlerinin gitmesini istiyorlardı. Ama halk ayaklanmaları bunları hedefleyince, baştaki bir kaç emperyalist uşağının çöpe atılmasını, daha büyük çıkarları için gerekli gördüler ve onlara, “kitlelerin öfkeleri fazla büyümeden bir an önce çekilin” diye bildiler. Kaddafi içinde aynısını söylediler, ancak Kddafi “gitmeyeceğini, savaşacağını” açıklayınca, emperyalistler için Libya’ya saldırmak için iyi bir bahane oldu. Dünya kamuoyunu “ikna” etmek daha kolay oldu diye düşündüler.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Libya’da ve özellikle’de Bingazi çevresi’ndeki ayaklanma öncelikle ilerici güçlerin önderliğinde yürüyordu. Önederlik ilk baştta halkın kendi içnden seçtiği “Halk Komitesi” önderliğinde yürürken, süreç içinde emperyalistlerin müdahalesi ile  CIA’nın ve İngiliz emperyalizmin desteklediği ve yönlendirdiği “Libya Ulusal Cephesi” denen karşı-devrimci bir gücün eline geçti. Halk Komitesi, yayınladığı bildirilerde ve kendi merkezi Binalarına astığı pankartlarda “Yabancı Müdahale İstemiyoruz” diyorlardı. Hatta Direnişin daha başlarında İngiliz ajanlarını yakalayanlarda bunlardı. Emperyalist müdahale ile ilericilerin önderliğindeki direnişin şekli de hedefi de değişerek, emperyalizmin güdümünde bir harekete dönüştü.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Emperyalist burjuvazinin esas hedefi; petrol (genel anlamda enerji) yataklarını ve yollarını kontrol altında tutmak ve bunların kesinlikle kontrol dışına çıkmasını istemiyorlar. Libya özgülünde ikincisi ise, buradaki direnişin başta anti-emperyalist bir içerik taşıması ve kontrol dışına çıkma ihtimalinin belirmesiydi. Üçüncüsü ise, Kaddafi, emperyalist burjuvazi için güvenilir bir uşak olmadığı için, Libya halkının ayaklanması da bahane edilerek, bu fırsatı değerlendirmek istediler ve de değerlendirmeye çalışıyorlar. Emperyalist burjuvazinin planları arasında Libya’nın ortadan ikiye bölünmesi de yer almaktadır. Aşiret örgütlenmesi ve değişik çıkar gruplarının varlığı buna müsait gözükmektedir. İlerici direnişin kırılmasının bir nedeni de aşiretlerin varlığıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Libya’ya emperyalist (NATO) saldırının hiç bir haklı gerekçesi yoktur ve olamaz. Emperyalist burjuvazi, özellikle de NATO içinde yer alanlar, dünyanın her yanında kendi çıkarlarını korumak için askeri saldırıyı meşrulşaştırmaya çalışıyorlar. Kendi istekleri doğrultusunda anında BM’den karar çıkartarak (ve hatta önce saldırıyorlar ve peşinden ise karar çıkartıyorlar) caniliklerine “meşruluk” kazandırmak istiyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Emperyalistlerin “durup duruken neden Libya’ya saldırdı” demenin, emperyalizmin karakterinin bilince çıkarılmamasından kaynaklanmaktadır. Emperyalizmin amacı; sömürmek ve yönetmektir. Mümkün olduğunca her şeyi kendi kontrolleri altına almak ve yönetmek isterler. Eperyalist egemenliğin sınırı olmaz. Onların tek bir prensibi var; kapitalizmin yasaları çerçevesinde hareket etmektir. Bu da egemenlik ve sömürü anlamına geliyor. Tekelci burjuvazi için her ikisi de sınırsızdır. Bu ikisine sınır konulduğunda savaş patlar. Yani, emperyalist burjuvazi egemenliğine ve sömürüsüne sınır getirlidiğinde savaştan başka araç tanımaz. Libya ya da benzeri yerlerdeki saldırıları böyle okumak ve böyle anlamak gerekiyor. Irak’ta, Afganistan’da ve daha bir çok yerde yapılan işgal ve saldırılar bu amaçlarla olmaktadır.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">NATO içinde yer alan batılı emperyalistlerin, kendi aralarında çelişkiler olmasına karşın, enerji yataklarının ve yollarının kontrol altına alınması konusunda konsensüsleri mevcuttur. Bu konuda çıkarları ortaktır. Enerji yataklarının kontrolünü yerli işbirlikçilerine dahi bırakmak istemiyorlar ve olanları ise birer birer (savaş ya da başka araçlarla) ele almaya çalışıyorlar. Alman emperyalizminin ise Libya saldırısında direkt yer alamamasının esas nedeni, iç kamuoyundan çekinmesinden dolayıdır. Şu anda baştaki hükümetin durumu kamuoyu desteği açısından oldukça gerilemiş ve zaten Nükler santrallerin kapatilmasi konusunda ciddi olarak sıkıştırılmaktadır. Bir çok eyalet seçimini bu nedenle kaybetmiştir ve gelecek genel seçimleri de kaybedeceğe benzemektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Libya’da devrimci ve komünisteleri destekleyeceği hareket; Libya halkının hem içeri de faşizme karşı hem de emperyalist saldırıya karşı olan mücadelesinin desteklenmesidir. Anti-emperyalist bir içerik taşımayan bir hareket desteklenemez. Kaddafi anti-epmeryalist değil, tersine emperyalizmle uzlaşmaya çalışan bir uşaktır. Şu anda emperyalist saldırıya kaşı ve durdurulmasını istiyor. Ne pahasına, kendi diktatörlüğünün ayakta kalması pahasına. </span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Faşist Türk devletinin de NATO ile beraber Libya’ya saldırıda yer alması ve hatta İzmir’i saldırının komuta merkezi yapmaları, AKP hükümetinin emperyalizmin güdümündeki bir parti olduğunu bir kere daha gösterdi. “Din kardeşlerimize saldırmayız”, “NATO’nun Libya’da işi ne” diyenlere, bir kaç gün sonra “NATO mutlaka girmeli” dedirten emperyalist burjuvazi, T.C. başbakanı faşist Tayyip Erdoğan’a tükürdüğünü iştahla yalatarak, “haddini bil” de öyle konuş dediler.</span></p>
<p><span style="font-family: Times New Roman;font-size: small">Faşist Türk devleti ve hükümeti, emperyalistlerin Libya saldırısından kendilerine bir parça kemik düşer hayali içinde. Bu nedenle de büyük bir iştahla saldırının içinde yer aldılar. Ancak, kemik bile bulamadan kuyruklarını arkalarına kıstırarak hepsi de geri döneceklerdir. Libya halkı, geçmişte olduğu gibi bugün de emperyalizme karşı mücadelesini zaferle sonuçlandıracak yeteneğe ve güce sahiptir.</span></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/emperyalist-canilerin-libya%e2%80%99ya-saldirilari-ve-dusundurdukleri/' addthis:title='Emperyalist Canilerin Libya’ya Saldırıları ve Düşündürdükleri ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/04/emperyalist-canilerin-libya%e2%80%99ya-saldirilari-ve-dusundurdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sınıf Bilincinin Önemi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/03/sinif-bilincinin-onemi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/03/sinif-bilincinin-onemi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 05 Mar 2011 13:38:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[bilincinin]]></category>
		<category><![CDATA[Önemi]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=7096</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 05 &#8211; 03 &#8211; 2011 &#124; Her zaman önemli olduğu gibi, günümüz koşullarında işçi sınıfının (ve elbette tüm emekçi halkın) sınıf bilincine sahip olmasının önemi, kendini  ciddi bir şekilde dayatmaktadır. Burjuvazinin çok yönlü saldırısıyla karşı karşıya kalan işçi ve emekçilerin sınıf bilincine sahip olmaları, bu tür karşı devrimci ve şekere bulanmış reformist [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/03/sinif-bilincinin-onemi/' addthis:title='Sınıf Bilincinin Önemi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[7096]" title="yusuf_kose"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4575" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 05 &#8211; 03 &#8211; 2011 | Her zaman önemli olduğu gibi, günümüz koşullarında işçi sınıfının (ve elbette tüm emekçi halkın) sınıf bilincine sahip olmasının önemi, kendini  ciddi bir şekilde dayatmaktadır. Burjuvazinin çok yönlü saldırısıyla karşı karşıya kalan işçi ve emekçilerin sınıf bilincine sahip olmaları, bu tür karşı devrimci ve şekere bulanmış reformist düşünceleri daha net görmelerine ve onların burjuva özünü yakalamalarına hizmet edecektir.<span id="more-7096"></span></p>
<p>Kitle hareketlerinin devrimci bir içeriğe sahip olmaları devrimci hedefleri içermesiyle ölçülür. Bu da kitlelerin devrimci teori ile donanmaları ya da onlara devrimci sınıfın devrimci teori ile önderlik etmesiyle olabilir. Devrimci teoriye sahip olmayan bir hareketin eyleminin devrimci olması, söylem yerindeyse kuşun taşa çarpması gibidir ve arkası gelemez. Lenin söylemiyle; “Devrimci teori olmadan devrimci harekte de olmaz.” Sorun bu kadar net ve anlamlıdır.</p>
<p>Kitlelerin kendiliğinden hareketlerinin ilerici (her zaman bu içerikte olmadığı bilinir) ve demokratik muhtevalar içermesi ya da bu tür şeyleri hedeflemesi, onların bilinçli hareket ettiği ya da önderliğinin devrimci olduğu anlamına gelmiyor.</p>
<p>Kuzey Afrika (Arap halkları) ve Ortadoğu halklarının sisteme karşı ayaklanmaları, ilerici ayaklanmalar olmasına karşın, sosyalizmi hedeflemediği herkesçe bilinen gelişmelerdir. Daha fazla ekonomik ve demokratik haklara sahip olmayı hedefleyen bu ayaklanmalar, ne var ki, işçi sınıfının devrimci bilincinden yoksun olmasından dolayı, burjuvazinin liberal ya da reformist görünümlü kesimlerinin rahatlıkla etkisi altına girebilmektedir. Örneğin, 30 yıldır Hüsnü Mübarek’i halkın tepesinde sopa olarak tutan emperyalist burjuvazi,  ona karşı önelenemez kitle hareketinin gelişmesi sonucu, Mübarek’e karşı ve “demokratik hak ve özgürlüklerden yanaymış” gibi bir görüntü sergliyebiliyor. Böylece kitleleri daha ilk başta karşısına almayarak, onları yanlış yöne yönlendirmenin teorik zeminini hazırlayıp, kendi çıkarları doğrultusunda politik taktikleri kitlelere benimsetmenin pratik adımlarını atabiliyorlar. Ya da Libya’da, Kadafi’nin baskılarına karşı halkı koruma adına Libya’yı işgale hazırlanıyor. Ne için? Libya’daki petrol için.</p>
<p>Başta Tunus olmak üzere peşi sıra ayaklanan Arap halklarının direkt hedeflerinde baştaki yöneticiler olmasına karşın, o yöneticilerin kişiliğinde somutlaşan kapitalizm var. Faşizm, sömürü ve ağır baskı koşulları altına yaşamamak ve buna karşı baş kaldırı var. Bu anlamda da, bu ayaklanamalar sıradan ve küçümsenecek ayaklanamalar değildir. Arap halkları, her ne kadar sınıf bilincinden ve devrimci bir önderlikten yoksun bir şekilde ayaklansalarda, hedefleri ve istemleri ilericidir. Onlar, kendi pratiklerinden çıkardıkları bilinçle hareket ederek emperyalist tekellerin ve yerli işbirlikçi egemenlerin çıkarlarına karşı baş kaldırdılar ve baş kaldırmaya devam ediyorlar. Bu anlamda sosyalist devrimi öğrenmeye devam ediyorlar.</p>
<p>Emperyalist burjuvazi ve işbirlikçi egemen sınıflar, kitlelerin haklı öfkelerinin yönünü değiştirmek için ve öfkeleri yatıştırmak için olsun, kitlelerin yanındaymış gibi gözükmeleri, kitlelerin taleplerini desteklediklerinden değil, kitle hareketlerinin daha ileri ve daha örgütlü hale gelmemesi için burjuvazinin uzun vadeli çıkarları doğrultusunda yapılan taktiksel manevralardır.</p>
<p>Mısır halkına karşı emperyalist burjuvazinin güdümlü ordusu olan Mısır ordusu, halkın yanında “gözükmesi anlaşılır” olmasına karşın, halkın bu ordunun gerçek yüzünü görememesi, sınıf bilincinden yoksun olmasından kaynaklanıyor. Oysa bu ordu, Mısır halkına karşı emperyalizmin ve Mısır egemen sınıfların çıkarlarını koruyan faşizmin uygulayıcısıdır.</p>
<p>Burjuvazinin teorik olarak Marksizmi çarpıtmak için büyük bir çaba harcaması buradan anlaşılabilir. Aynı şekilde, Marksist örgütlere karşı yoğun bir baskı uygulamaları ve onların kitleler içinde örgütlenmelerinin önünü kesmek için her türlü yola baş vurmaları da buradan anlaşılabilir.</p>
<p>Burjuvazinin Marksizmin kitleler içinde kök salmasını ve onların eyleminde yol gösterici bir hale gelmesini önlemenin bir yolu olarak da reformizmi teorik olarak devreye sokmasıdır. Reformistler de buna yatkındır ve her ülkede anında egemen burjuvazini imdadına bir yan kurtarıcı gibi yetişir. Reformizm, söylem yerindeyse; emperyalizmin arka cephesinden ön cephesine kısa süreliğine bir geçiş yaparak işçi ve emekçilerin devrimci eylemi karşısında burjuvazinin stepnesi olabilir.</p>
<p>Bunun örneği, zaman zaman Türkiye’de de yaşandı. En son, anayasanın bazı maddelerinin değişimi için yapılan “referandum”da, bazı reformistlerin “evet”çi olması bazılarının ise “hayırcı” olaması en yakın örneklerden biridir. Reformizmin bir eğilimi de, egemen sınıflar arasındaki çelişki de birinin yanında diğerine karşı yer almaktır. Bunlar da,  tarihteki ataları gibi aynı görevi üstlenmişlerdir. Türkiye’de, “Birikim” çevresinin Marksizmi islam motifli egemen sınıf burjuvazisine “yararlı” hale getirme çabalarında olduğu gibi&#8230; Ancak Marksizm “şerbet” değildir. O işçi sınıfının pozitif bilimidir.</p>
<p>Marksizm çok açık ve net bir bilim olmasına karşın, onu anlaşılmaz kılan kesimlerin başında küçük burjuva reformistleri gelmektedir. Örneğin, 1979 İran’ında Şah’a karşı Hümyeni’yi ateşli bir şekilde destekleyen bütün ilerici ve komünist güçler, bu desteğin karşılığını çok ağır bedeller vererek ödemişlerdir ve hala ödemeye devam ediyorlar. Yine, kendine komünist diyen bir çok örgüt, İran-Irak gerici savaşında İran egemen sınıfların yanında saf tutarak kendilerini yok ettirmişlerdir.</p>
<p>Marksizm net ve anlaşılır bilimsel bir teoridir. Çelişik ve karmaşık bir yanı yoktur. O işçi sınıfının bir bilimi ve onun çıkarlarına hizmet eder. İşçi ve emekçilerin çıkarlarına ters düşen şeyleri Marksizm reddeder. Marksizm bu kadar yalın ve açıktır. İşçi sınıfı bilincine sahip olmayanlar yalpalar. Bu bilince sahip olanlar her zaman ve her yerde kimin yanında yer alacaklarını bilirler. Burjuvazi ile proletaryanın çıkaralarının kolayca ayrıt ederler. Kalın duvarlarla birbirinden ayrılmış burjuvazi ile proletaryanın sınıf çıkarlarını bir birine karıştıranlar, özünde burjuvazinin yanında yer alanlardır.</p>
<p>Son gelişmeler bir kere daha ortaya koymuştur ki, Marksist bilinci kitleler içinde geliştirmenin ve bu doğrultuda örgütleme yapmanın kaçınılmazlığı kendliğinden ortadadır. Sosyalizmin teorik olarak kitleler içinde ete kemiğe bürünmesi, kitlelerin eylemini de devrimcişleştirecek ve hedeflerini netleştirecektir. Marksizmin kitleler içinde ete-kemiğe bürünmesi, kitle eylemlerini daha büyük bir devasa haline getirerek emperyalizme ve gericiliğe kalıcı şamarlar indirebilecektir.</p>
<p>Marksizmin kitleler içinde kök salmasını sağlama işi Marksistlere düşmektedir. Marksist toplumsal bilincin Marksist devasa pratik eylemliğe dönüşmesi, işte o zaman, kitlelerin bilincinde daha net yankılanacak ve yer edinecektir. Marksizm gücünü, işçi sınıfı hareketinden alır. İşçi ve emekçilerimn kitlesel hareketleri aynı şekilde Marksizmi güçlendirir.  Burjuvazinin kitle hareketlerinden korkusu bu nedenledir. Ancak korkunun ecele faydası yoktur ve Marksizm dünya işçi sınıfı ve emekçilerin eylemlerine yön vermeye ve dünyayı sallamaya devam edecektir.</p>
<p>***</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/03/sinif-bilincinin-onemi/' addthis:title='Sınıf Bilincinin Önemi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/03/sinif-bilincinin-onemi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>12 Haziran Seçimleri</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/02/12-haziran-secimleri/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/02/12-haziran-secimleri/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Feb 2011 15:33:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[12]]></category>
		<category><![CDATA[haziran]]></category>
		<category><![CDATA[seçimleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6863</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 20 – 02 &#8211; 2011 &#124; 12 Haziran 2011 genel seçimlerine yaklaşık 4 ay kalmasına karşılık, devrimci güçler, seçimlerde tavırlarının ne olacağını daha şimdiden belirlemeleri gerekiyor. Sınıf bilinçli işçiler açısından burjuva parlamentosunun miadı çoktan dolmuştur. Aynı şeyi  ezilen sınıfların büyük çoğunluğu için söylemek çok zor. Onlar, hala şu veya bu oranda –büyük [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/12-haziran-secimleri/' addthis:title='12 Haziran Seçimleri ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[6863]" title="yusuf_kose"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4575" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 20 – 02 &#8211; 2011 | 12 Haziran 2011 genel seçimlerine yaklaşık 4 ay kalmasına karşılık, devrimci güçler, seçimlerde tavırlarının ne olacağını daha şimdiden belirlemeleri gerekiyor. Sınıf bilinçli işçiler açısından burjuva parlamentosunun miadı çoktan dolmuştur.<span id="more-6863"></span></p>
<p>Aynı şeyi  ezilen sınıfların büyük çoğunluğu için söylemek çok zor. Onlar, hala şu veya bu oranda –büyük ölçüde demek daha doğru bir saptama- burjuva parlamentosundan sorunlarına çözüm bekliyorlar. Bu durum, seçimde taktikleri buna göre belirlemeyi de gerekli kılıyor.</p>
<p>Komünistler açısından burjuva parlamentosunun anlamı açık olduğu gibi, bununla ilgili seçimlere katılmanın da anlamı bellidir. Siyasal sorunların çözüm arenası burjuvazi içinde parlamento olmamıştır. Orası, kitleleri uyutma aracı, kapalı kapılar arasında dönen pazarlıkları perdeleme aracı olarak kullanıla gelmiş ve hala aynı işlevine devam ettirilmektedir. Devrimci durumun olmadığı ya da geri olduğu dönemlerde, devrimci taktik, burjuvaziyi teşhir için bu tür seçimlere katılmak en doğru bir yöntemdir.</p>
<p>Devrimciler, hiç bir mücadele biçimini reddetmezler, somut koşulların somut tahlilinden hareketle kitleleri kazanmak, örgütlemek ve harekete geçirmek için o ana uygun doğru mücadele biçimlerini seçerler. Kitlelerin somut durumunun çok ötesinde siyasal bir taktikle hareket etmek kitlelerden daha da uzaklaşmayı beraberinde getirir. Siyasal taktikler kitleleri sınıf bilinçli proletaryanın etrafında örgütlemek ve devrime kazanmak ise, mücadele taktiklerimizde kitleleri etkileyecek taktikler olmalıdır.</p>
<p>Somut koşullardan uzak öznelci ya da salt ileri kesimlerin durumlarına uygun taktikler belirlemek, daha baştan kitlelerin içine nüfus etmeyi reddetmek, bir başka söylemle;  ezilen yığınları, burjuvazinin idelojik ve siyasal bombardımanı altında kalmalarına göz yummak ve de onları kaderleriyle başbaşa bırakmak demektir. Bu da doğru bir siyasal taktik olmayıp, Marksizm adına kendiliğindenciliğin kurbanı olmak demektir.</p>
<p>Bazıları “boykot”un da siyasal bir taktik olarak kitleleri devrimci tarzda etkilemenin bir aracı olduğunu ileri sürecektir. Evet, boykotta siyasal bir taktik olarak, koşulları olduğunda, kitleleri kazanmanın ve harekete geçirmenin daha ileri bir mücadele biçimidir. Ancak, devrimcilere ve de sınıf bilinçli işçilere göre daha ileri olan bir siyasal taktik, bazı dönemler kitlelerin büyük çoğunluğu için hiç bir anlam ifade etmeyebilir. Sorunlara niyetlerle değil, diyalektik materyalist yöntemle yaklaşmak ve ona göre hareket etmek doğru olanıdır. Bunun dışındaki yaklaşımlar, devrimcileri kitlelerden uzaklaştırır. Devrimcilerin yanlış her adımı burjuvazi için bir kazanım olduğu unutulmamalıdır.</p>
<p>Devrim, uzun soluklu bin bir türlü mücadelelerlee gerçekleştirilebilecek siyasal eylemler bütünlüğüdür. Bu uzun soluklu mücadele içinde de kitleleri devrime hazırlamanın bin bir türlü yolu ve yöntemi vardır. Bu nedenle de somut koşulların elverdiği ölçüde tüm mücedele biçimlerinden yararlanarak, burjuvazinin her açığını, kitlelere ulaşmak ve onları örgütlemek için devrim propagandasının aracı haline dönüştürmelidir. Seçimler de bunlardan sadece birisidir. Sınıf bilinçli işçiler için seçimlere katılmak bir amaç değil, sosyalizmi gerçekleştirmek için sadece ve sadece bir araçtır.</p>
<p>Burada, bu konu özgülünde teorik tartışmanın yeri olmadığı için genel söylemlerle geçmek durumundayım. Ayrıca, geçen yıl 12 Eylül’de yapılan anayasanın bazı maddelerinin değişikliği için yapılan refarandumun boykot edilmesinin doğruluğu ile gelecek seçimlerin boykot edilmesi aynı şeyler değildir. Sorunlara doğmatik yaklaşmak, toplumsal sorunların siyasal analizinden bihaber olmak anlamına gelir.</p>
<p>Türkiye’deki egemen sınıf partileri , resmi olmasada seçim startını çoktan verdiler ve bütün taktikleri12 Haziran seçimleri içindir. Reformist kesimlerde şu anda bir ittifak arayış içindeler ve eğer CHP razı gelirse bir çoğu bu partiyle ortak seçime dahi razı olacağa benziyor.</p>
<p>Reformistlerin yaklaşımları ile Marksistlerin yaklaşımı aynı olamaz elbet. Sorunlara, her sınıf kendi sınıfsal penceresinden bakacaktır. Proletarya da aynı şekilde davranmak durumundadır. Bu nedenle de, devrimciler arasında ortaklaşa bir seçim platformu düzenlenebilir. Buradaki amaç, seçim vesilesiyle düzenin en geniş teşhirini ortaklaşa yapmak, kitleleri düzene karşı örgütlemek, devrimcilerin kitleler üzerindeki etkisini artırmak olmalıdır. Radikal devrimci kesimlerin hepisini böyle bir platformda bir araya getirmek oldukça zor görünmesine karşın, bir araya gelebilecekleri getirmek ve ortaklaşa bir seçim programı etrafında birleşmek en doğru olanıdır. Bazı siyasal yapılar bu zahmete katlanmayı göze almayarak, hemen “boykot” taktiğini öne sürecektir. Oysa, legal alanda mücadele oldukça zor ama gerekli ve zorlanması gereken bir siyasal taktiktir. Alanları burjuvaziye ve reformistlere bırakmak yerine, devrimcileri her alanda sahaya çıkarmak, kitlelerle içiçe olmasını sağlayacak mücadele yöntemleri geliştirmek, devrimi kazanmanın olmazsa olmaz taktiklerindendir.</p>
<p>Yine, seçimleri genel anlamda “boykot” edip, “ama”, deyip, “bazı yerlerde ilerici adayları destekleriz” demekte, kendine güvenmemenin, başkalarının siyasal taktiklerinin peşinde gitmenin bir başka siyasal yönelimidir. Bu, devrimci ve bu anlamda sorunlara müdahaleci bir taktik olmayıp, işi oluruna bırakan, “bizden uzak dursunda ne olursa olsun” yolu bir yönelimdir ki, bunun adı devrimci duyarlılık olamaz. Olsa olsa kendiliğindenciliğin en geri pratik oluşumu ve siyasal yönelimidir.</p>
<p>Örneğin, Dersim’de devrimciler ortak hareket etmezse, CHP’nin iki milletvekilini de kazanacağı büyük bir olasılıktır. Böyle bir olanağı yanlış bir taktikle düzen partisine kaptırmak, telefisi zor bir hata olacaktır. Bunu BDP’ye de hediye etmek doğru değildir. Eğer BDP’de devrimcilerle ortak bir platformda yer almak istiyorsa, “hep bana” yerine ittifak şartlarına uymalı ve adil bir şekilde hareket etmelidir. Tersi bir durum BDP’nin ezilen ulus milliyetçisi taktiklerinin peşinden gitmek anlamına gelir. BDP’nin devrimcilerle ortak hareket etmesi kendi çıkarınadır. Bunu yapar mı şimdilik bir şey söylemek zor. Onların taktikleri her an değişebilir.</p>
<p>Devrimciler, öncelikle kendi aralarında anlaşarak, bu seçimleri, daha geniş yığınlara ulaşmanın bir aracı olarak kullanabilirler. Sorun, milletvekili çıkarıp çıkarmama değil –bu anlamda adayın kimden olup olmadığınında önemi olmamalı-, düzenin en geniş teşhiri ve devrimcilerin daha geniş yığınlarla ilişki kurması amaçlanmalıdır. Gersi ise teferruattır.</p>
<p>***</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/12-haziran-secimleri/' addthis:title='12 Haziran Seçimleri ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/02/12-haziran-secimleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çanlar Burjuvazi İçin Çalıyor</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/02/canlar-burjuvazi-icin-caliyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/02/canlar-burjuvazi-icin-caliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Feb 2011 19:05:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[burjuvazi]]></category>
		<category><![CDATA[Çalıyor]]></category>
		<category><![CDATA[Çanlar]]></category>
		<category><![CDATA[için]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6750</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 06 – 02 &#8211; 2011 &#124; Ernest Hemingway’in İspanya İç Savaşını anlatan ünlü romanının ismi: “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”. Bugün, bu sorunun yanıtı daha güclü veriliyor. Çanlar burjuvazi ve gericilik için çalıyor. Bir çok yerde kitleler, emperyalist burjuvazi ve onun yerli işbirlikçilerine karşı ayağa kalktı. Tunus, Mısır, Cezayir, Ürdün, Yemen, Sudan ve [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/canlar-burjuvazi-icin-caliyor/' addthis:title='Çanlar Burjuvazi İçin Çalıyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[6750]" title="yusuf_kose"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4575" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 06 – 02 &#8211; 2011 | Ernest Hemingway’in İspanya İç Savaşını anlatan ünlü romanının ismi: “Çanlar Kimin İçin Çalıyor”. Bugün, bu sorunun yanıtı daha güclü veriliyor. Çanlar burjuvazi ve gericilik için çalıyor. Bir çok yerde kitleler, emperyalist burjuvazi ve onun yerli işbirlikçilerine karşı ayağa kalktı. Tunus, Mısır, Cezayir, Ürdün, Yemen, Sudan ve daha bir çok ülkede kitleler sokaktalar ve egemen sınıflara geri adımın nasıl attırılacağının yolunu gösteriyorlar adeta&#8230;<span id="more-6750"></span></p>
<p>Emperyalist burjuvazinin neoliberal politikaları çoktan iflas etti. Kitleler, demokratikleşmeyi sokaklara taşıyor. Ve kitlelerin bu devasa devrimci atılımı, dalga dalga bütün dünyayı dolaşacaktır. Komünist Manifesto’da yazdığı gibi sadece Avrupa’da değil ama, bütün dünyada, burjuvazinin çok korktuğu, o ünlü hayalet, komünizm, bütün dünyada dolaşmaya çoktan başlamıştır. Onu geriye döndürmenin koşulları artık söz konusu değildir. Emperyalist burjuvazinin zor üzerine kurduğu karagahları birer birer çatırdıyor.</p>
<p>Arap halkları, emperyalizmin neoliberall politikalarına karşı ayağa kalkarken, demokratikleşmenin ne olduğunu ve nasıl olacağını da öğretiyor. Halklar, burjuva devletinin egemenliği altında demokratikleşmenin de yeterli olmadığını, olmayacağını yine kendi deneyimleri ile öğrenerek, burjuvazinin devletini burjuvazinin başına çalacak, eskiyi yıkıp yeniyi kuracaktır.</p>
<p>Türkiye’de de neoliberal politikaların yeminli uygulayıcısı sermayenin temsilcisi AKP ve onun şefi Erdoğan’a karşı, kitleler sokaktalar. Torba yasasına karşı işçi ve emekçiler, 1 Şubat’da Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından hareket ederek 3 Şubat’da Ankara’ya vardılar. 20 binin üzerinde işçiler meclise yürüdü. Zaman zaman “demokrat” kılıfına bürünmeye çalışan faşist Erdoğan ve Hükümeti, en doğal ekonomik ve demokratik hakları için yürüyen, anti-demokratik yasaları protesto eden işçiler üzerine saldırdılar. Mübarek’e “akıl veren” egemen sınıfların sözcüsü Erdoğan, kendi ülkesinde işçi ve emekçilerin üzerine, coplarla, gözyaşartıcı gazlarla polis panzerleri eşliğinde saldırarak, halk düşmanı yüzünü bir kere daha ortaya koydu.</p>
<p>Sokaklar işçi ve emekçilerindir. Emekçiler, sokaklara eninde sonunda bütünüyle egemen olacaktır. Ne polis ne asker ne de faşist devletin bütün güvenlik güçlerinin saldırıları, onların sokaklara akmasını – Mısır, Tunus, Ürdün, Yemen, Sudan ve daha bir çok ülkede olduğu gibi- önleyemeyecektir.</p>
<p>Bilindiği gibi “Torba Yasası” olarak adlandırılan yasanın içinde yok yok. Hükümet, Türk egemen sınıflarının sermaye birikimini artırmak için daha yoğun bir sömürü ve anti-demokratik uygulamalar getiriliyor. Bu yasalarla, işçi ve emekçilerin üzerindeki sömürü ve baskıların daha fazla ağırlaştırılması, sermayenin artı-değer sömürüsünün arttırılması hedefleniyor.</p>
<p>Türk egemen sınıfları, her ne kadar “ekonomi iyi” desede, sermayenin büyümesinin sınırı yoktur. O bütün dünyayı kendi egemenliği altına alana kadar, daha da ötesi tüm evreni bile kendi eğemenliği altına almak için uğraşır –Bu nedenle de, daha bugünden, aralarında büyük bir rekabet var-. Sermayenin doyması diye bir şey söz konusu olamaz. Ve büyüyen sermaye, kendi egemenliği altındaki sınıfları da büyümesine koşut olarak baskı altına alır.</p>
<p>Sermayenin “gözü kara partisi” AKP’de, Türk egemen sınıfların ihtiyaçları doğrultusunda, sık sık yasal düzenlemeler yapmak zorunda kalıyorlar. Yasal düzenlemelerden anlaşılması gereken, egemen sınıfların çıkarlarını koruyan ve geliştiren yasalardır. Türk egemen ınıfların çıkarına olan bir yasa, çeşitli milliyetlerden işçi ve emekçilerin zararınadır.</p>
<p>Türk egemen sınıfları da, tek başına hükümet olan AKP eliyle, anti-demokratik ve faşist yasaları daha kolayca meclisten geçireceklerini bildikleri için, “Torba Yasası” denen anti-demokratik içerikli yasaları topluca yasallaştırarak, deyim yerindese sermayenin önündeki engelleri temizlemek istiyorlar. Eğer, işçi ve emekçilerden güçlü karşı koyuşlar olmazsa, bu yasalar topluluğu yasallaşarak yürülüğe girecektir.</p>
<p>Torba Yasasının içindeki bazı maddeleri kısaca şöyle sıralayabiliriz:</p>
<p>* Asgari ücret 18 yaştan 16 yaşa indiriliyor. Bunun anlamı yaklaşık 250 bin çalışandan prim kesilmesi anlamına geliyor. Yani, 17-16 yaşlarında çalışan 250 bin işçinin aylık ücretleri düşecek. Ayrıca çıraklarında aldıkları aylık önemli ölçüde azalacak.</p>
<p>* Çalışma süresi alabildiğine esnekleştiriliyor. İşveren istediği işçiyi 2-3 saat çalıştırabilecek ve ücretler bu çalışmaya göre ayarlanacak.</p>
<p>* 55 bin belediye işçisi çeşitli kurumlara dağıtılacak ve beş gün içinde yerine gitmeyenin iş anlaşması iptal ediliyor.</p>
<p>* Kamu iş yerlerinde çalışan işçilerin başka yerlerde çalıştırılmasının yasal yolları açılıyor.</p>
<p>* İşe yeni başlayanların deneme süresi iki aydan dört aya çıkarılıyor.</p>
<p>* İşszilik Fonu’nda biriken 46 milyar TL’nın %30’nu hükümet kullanabilecek. (Bunun anlamı; yaklaşan seçimlerde bu parayı AKP’nin çıkarları için kullanmaktır.)</p>
<p>* “Vergi afı” ile de küçükler değil büyük sermaye sahiplerine kolaylıklar getirliyor.</p>
<p>* İşverenlere sigorta primi yanında tüm primlerden indirim hakkı getiriliyor.</p>
<p>Buraya sadece belli başlı maddelerini aldığımız yasaların dışında, hükümetin hazırlayıp şu anda Meclis’te görüşülen 80 maddelik “Torbasında” olmayan yok. Hepsi de işçi ve emekçilerin aleyhine, işverenlerin ve sermaye çevrelerinin ise lehine olan düzenelmelerdir. Bu düzenlemelere, işçi ve emekçiler karşı çıkmayacak ta ne yapacaklar? Yılardır ağır bedeller ödeme karşılığında kazanılmış haklar, bir çırpıda işçi ve emekçilerin elinden alınmak isteniyor.</p>
<p>Bütün bu yasal değişikliklerin hedefi; işçi ve emekçilerin baskı altında tutlması, örgütsüzleştirilmesi, sendikaların zayıflatılması, işçilerin birlikte örgütlenmesi ve birlikte mücadelelelerinin engellenmesi, sermayenin ise artı-değer sömürüsünü artırmasıdır. Bu soruna salt ekonomik düzenlemeler olarak yaklaşmak yanlıştır; her ekonomik baskı, aynı zamanda ve hatta öncelikli olarak demokratik hak ve özgürlüklerin yok edilmesi, kitlelerin ağır baskı koşulları altında yaşamaya zorlanması demektir.</p>
<p>Emperyalist burjuvazinin ve yerli tekelci sermaye kesimlerinin neoliberal politikalarının ruhuna uygun bir şekiilde yapılan yeni düzenlemeler, kaçınılmaz olarak, yeni Mısır, Tunus ve diğer ülkelerde olan direniş ve ayaklanmalarında ekonomik ve siyasal zeminlerinin döşenmesidir de. Bunu elbette burjuvazi isteyerek yapmıyor, kapitalist sistemin durdurulamaz işleyişinin bir sonucudur. Kapitalist sistem bildiği yolda, yani kitlelerin yoksulluğunu artırarak büyümeye devam ederken, kendi kuyusunuda kaçınılmaz olarak kazmaktadır. Bu işleyiş tarzı, kapitalizmin çıkmaz sokağıdır.</p>
<p>İşçi ve emekçilerin yukarıda sözünü ettiğimiz yasalara karşı ayağa kalkmaları ve büyük protestolar gerçekleştirmelerinden doğal bir şey yoktur. Egemen sınıfların, saldırıları, işçilerin en doğal hakları için Anakara’ya yürümelerinin önünde engel olamadı ve olamayacaktır. Bütün zorluklara ve bazı sendikaların ihanetine rağmen, işçi sınıfı ve emekçiler birlikte meydanları doldurarak, söke söke haklarını alacaklardır. Gün, bütün ezilenlerden yanadır. Arapistan’ın sıcağı bütün ülkeleri saracaktır. Bundan burjuvazinin kurutuluşu yoktur. Türk egemen sınıfları içinde çalıyor. Onların saldırganlıkları, en küçük demokratik haklar için yürüyüş ve gösterilere olan tahammülsüzlükleri, ne denli çürüdüklerinin de göstergesidir.</p>
<p>Kıyamet çanlarının burjuvazinin tepesinde daha güçlü ve daha gür çalması için devrimci ve komünistlere büyük görevler düşmektedir. Kitleler, kendi üzerlerine örtülen ölü toprağı uzun ve sancılı bir süreç içinde de olsa, bugün kaldırmıştır. Onlar, yavaş ama emin adımlarla ilerliyorlar. Son bir kaç yıl geriye gidip incelendiğinde, işçi ve emekçi hareketindeki adım adım yükseliş görülecektir. Bunun doğru bir rotada ilerlemesi için devrimci ve komünist önderliklere gereksinimi vardır. Doğru ve militan bir politika ile geniş yığınlara ulaşmanın ve onlar içinde kök salmanın koşulları dünden daha elverişlidir. İdeolojik ve siyasal mücadelenin yanında düzenin her yanını yoğun bir teşhir kampanyası ile açığa çıkarmak kitlelere ulaşmanın ve onlarla içiçe geçmeninde koşullarından biri olacaktır. Kitlelerin gerisinde, olayları kendiliğindenci bir tarzada izelemek değil, kitlelerin içinde ve onlara her an yol göstermek zorunludur. Bu da militan bir mücadele ile yerine getirilebilir. Her alanda, her yerde militan mücadele Marksizmin olmazsa olmazlarındandır.</p>
<p>Bu nedenle bir kere daha tekrarlıyoruz: Çanlar Burjuvazi İçin Çalıyor.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/canlar-burjuvazi-icin-caliyor/' addthis:title='Çanlar Burjuvazi İçin Çalıyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/02/canlar-burjuvazi-icin-caliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tunus Halkı Devrimi Öğreniyor</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/01/tunus-halki-devrimi-ogreniyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/01/tunus-halki-devrimi-ogreniyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 Jan 2011 11:26:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[halkı]]></category>
		<category><![CDATA[Öğreniyor]]></category>
		<category><![CDATA[tunus]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6677</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 23 – 01 &#8211; 2011 &#124; Tunus halkı, canından başka kaybedecek bir şeyi kalmayınca, zulüm ve baskıya karşı ayağa kalktı ve sokakları işgal etti.  Yıllardır baskı ve ağır sömürü koşulları altında yaşayan Tunus işçi ve emekçileri, egemen sınıfların zulmüne dur dedi. Tunus egemen sınıflarının temsilcisi Bin Ali, burjuvazinin ve faşist devletin “beaksı” [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/01/tunus-halki-devrimi-ogreniyor/' addthis:title='Tunus Halkı Devrimi Öğreniyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[6677]" title="yusuf_kose"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4575" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 23 – 01 &#8211; 2011 | Tunus halkı, canından başka kaybedecek bir şeyi kalmayınca, zulüm ve baskıya karşı ayağa kalktı ve sokakları işgal etti.  Yıllardır baskı ve ağır sömürü koşulları altında yaşayan Tunus işçi ve emekçileri, egemen sınıfların zulmüne dur dedi. Tunus egemen sınıflarının temsilcisi Bin Ali, burjuvazinin ve faşist devletin “beaksı” için ülkeden kaçmak zorunda kaldı.<span id="more-6677"></span></p>
<p>23 yıldır halkın sırtında boza pişirmesi, emperyalist sermayeye artı-değer aktarması için destekleyen ve besleyen Batı emperyalizmi, sadık uşağı ve işbirlikçisi Bin Ali’yi, “demokrasi aşıkları” görünümlernin iç yüzü açığa çıkar diye, ülkelerine gelmesini kabul etmediler. Ama ona, daha sağlam yer buldular. Kokuşmuş saltanatların yurdu, Suudi Arabistan!</p>
<p>Tunus halkının neden ayaklandığı açık. Ezilen halklar, sömürü ve zulüme karşı her yerde ayaklanabilir ve ayaklanacaklardır da, aynı Tunus’ta olduğu gibi. Bunun sayısız örnekleri var. Bu tür ayaklanmalar emperyalist ülkelerde de –birebir olmasada- yaşanmaktadır. Bazen öğrenci ayaklanmaları olarak, bazen göçmen işçi ve emekçilerin Paris Banliyölerini ateşe verdikleri gibi, bazen ise işçi ve emekçilerin dev protesto gösterileri olarak; Yunanistan’da yaşandığı gibi&#8230;</p>
<p>Tunus halkı bu ayaklanmayı nereye kadar götürecek? Hiç kuşkusuz haklı ve meşru olan bu isyan, ne yazık ki, komünist ve devrimci bir önderlikten yoksun olduğu için, burjuvazi bin bir türlü dalaverayla, bunu Bin Ali’nin kaçmasıyla sınırlayacaktır. Hedefin Ali olduğunu ve onunda ülkeden kaçtığını ilan ederek, ülkede “demokrasinin inşa olduğunu/olacağını” duyuracak ve gösterilerin hedefine ulaşmış olduğunu ilan edecktir. Böylece Tunus işçi ve emekçilerinin haklı öfkesini daha baştan, hedefine ulaşamadan boğacaklardır.</p>
<p>Tunus’ta kısa zamanda fazla bir şey değişmeyecektir. Tunus egemen sınıfları, devlet sopasını halkın sırtından indirmeyeceği gibi, aynı şekilde yoluna devam edecektir. Belki, demokratik hak ve özgürlüklerde çok kısmi bir gelişme söz konusu olabilecek, ancak kazanılan bu haklarda, olayın soğumasının arkasından geri alınacaktır. Çünkü, emperyalistler, özellikle Afrika’da bu tür gelişmelerden oldukça rahatsızdırlar. Halkın en doğal taleplerinin kanla bastırılmasından yanadırlar. Emperyalist burjuvazinin, “demokrasiye geçilmeli” vb. gibi sözlerine bakılmamalıdır. 23 yıldır Bin Ali’yi besleyen ve destekleyen başta Fransa olmak üzere ABD ve diğer Batılı emperyalistlerdir.</p>
<p>Ayrıca, Tunus egemen sınıfları, baskı ve ağır sömürü uygulayarak ayakta kalabiliyorlar. Bu nedenle de tek bir ayakalanma ile fazla bir taviz vermeyeceklerdir. Onların korkusu, komünistlerin önderliğinde bir halk ayaklanmasıdır. Bu da, şu anda, Tunus’ta uzak gibi gözüküyor</p>
<p>Bir çok burjuva yazarın “Yasemin Devrimi” adını verdiği Tunus işçi ve emekçilerin ayaklanması, “Turuncu Devrimi” denen ayaklanmalar ile kıyaslanmasa da, kaderi aynı olacağa benzemenktedir. “Turuncu Devrimleri”, ABD-Batı ve Rus Emperyalistleri arasındaki egemenlik dalaşının birer ürünüydü. Bunlara bağlı egemen sınıf klikleri arasındaki iktidar savaşımıydı. Burada, Batı yanlısı burjuva kliği halkın haklı tepkilerini, kendi sınıfsal çıkarlarına alet ederek, diğer burjuva kliğine karşı kullanması olayı yaşandı.</p>
<p>Tunus’ta ise olanlar, halkın kendiliğinden ayaklanması, sömürü ve zulüme isyan etmesiydi. İçinde bazı sendikaların ve bir çok küçük siyasal reforumcu grupların yer almasına karşın, halk kendiliğinden ayaklandı ve öylede devam etti. Bir kıvılcım halkın ayaklanmasına yetti.</p>
<p>Emperyalist burjuvazi, yarı-sömürgelerde “demokrasi” istemiyor. Birincisi; yarı-sömürgelerde hak ve özgürlüklerin gelişmesi, emperyalizmin sömürü ve egemenlik alanını –ve özelde sermaye birikimini- alabildiğine daraltacaktır. İkincisi; birinciye bağlı olarak emperyalist krizin diğer ülkelere yayılması ve esas yükün o ülkelere yıkılması zorlaşacaktır. Üçüncüsü ve en önemlisi; kitlelerin örgütlenmesi ve devrimci bilinçle donanmasının oranı artacak, kitleler kapitalizme karşı daha fazla sokaklara dökülecektir.</p>
<p>Bu vb. nedenlerle emperyalistlerin “demokrasiden” söz etmeleri, sahtekarlıktan başka bir şey değildir. Bu bağlamda, yarı-sömürge ülkeler emperyalizmin ön cepheleridir. Kitlelerin emperyalizme ve gericiliğe karşı mücadelesini daha buralarda boğarak, bunun emperyalist merkezlere soyal ve siyasal olarak sıçramasını önlemeye çalışıyorlar. Emperyalist burjuvazi, Batılı emperyalist ülkeleri, “demokrasinin beşiği” olarak gösterirken, yarı-sömürge ülkelerdeki en gerici uygulamaları hem destekliyor hem de besliyorlar. Yıllarca Güney Afrika’daki ırkçı yönetimi destekleyen bunlardı. Yine İsrail siyonist devletini Flistinlilere karşı destekleyen bunlardır. Türkiye’de faşist Tayip Erdoğan yönetimini besleyen ve destekleyen bunlardır. Mısır’da yıllarca Mübarek’i besleyen ve destekleyen yine bunlardır. Bu örnekler daha da çoğaltılabilir. Bu nedenle, bunların “demokrasi” sözleri, kendi çıkarları, halkların ise baskı ve ağır sömürü koşulları altında tutlması demektir.</p>
<p>Tunus, Batı emperyalistleri için “ucuz bir tatil cennetiydi”. Bu da, Tunus halkının ağır sömürü koşullarına rağmen gerçekleşiyordu. Batı burjuvazisinin, Tunus egemen sınıflarından acil olarak istediği, bu durumun değişmeden kalması, halk ayaklanmasının ise, diğer yarı-sömürge ülke halklarına yayılmadan bastırılmasıdır. Çünkü Mısır, Ürdün, Cezayir, Fas ve daha bir çok Afrika ülkesinin durumu böyle ve halk her an isyan etmeye hazır bir durumdadır. Emperyalist burjuvazinin “parlamenter-demokrasi” ülkeleri buralar. Yani, faşist iktidarların olduğu yerler.</p>
<p>Tunus halkının ayaklanmasının öğrettiklerini somutlar ve özetlersek:</p>
<p>Birincisi: Gelinen aşamada, emperyalist-kapitalist sistem o denli yozlaştıki, artık her an bir yerlerden patlak veriyor. Burjuvazi kitleleri baskı ve zor sopası ile de yönetemez durumdadır. Kapitalizmin çürümüşlüğü, yeni bir gelişmeyi, sosyalizmin yeniden kitleler içinde yayılarak ete-kemiğe bürüneceğinin göstergeleridir. Kapitalist üretim ilişkileri her geçen gün, daha fazla işsizlik, daha fazla yoksullaşma ve daha fazla yabancılaşma üreterek, insanı insan olmaktan çıkarırken, doğayı ise kendini yenileyemez bir durumla karşı karşıya bırakmıştır. Bu nedenle de, kapitalist üretim ilişkileri üretici güçler önünde daha fazla engel olabilecek durumda değildir. Burjuvazi, böylesine çürümüş ve her yanından dökülen bir toplumsal sistemi, sopayla daha fazla yaşatamaz. Burjuvazinin, işçi ve emekçiler üzerinden eksik etmediği bu zor sopası kendisine dönecektir.</p>
<p>İkincisi: Marksistlerin önderliğinde olmayan, sosyalizmi hedeflemeyen bir halk ayaklanması, burjuvaziye fazla bir zarar veremeyeceği gibi, ayaklanan işçi ve emekçiler ise istedikleri sonucu elde edemeyeceklerdir. Ancak halklar, ayaklanma ve isyan okullarından öğrenerek doğru yolu bulacaklardır.</p>
<p>Üçüncüsü; Tunus halkı devrimi öğreniyor. Onlar, daha bir çok kez ayaklanacak ve kendi yollarını bulacaklardır. Bütün eksikliklerine rağmen Tunus işçi ve emekçilerin ayaklanması, diğer halklara örnek oluyor ve onlara moral veriyor. Bütün ezilen dünya halkları ve işçileri Tunus halkının yanındadır. Empeyalist burjuvazinin ve işbirlikçilerinin “bu ateş bir an önce söndürülmeli” diye fetva vemeleri bundandır. Bu ateş, burjuvazinin her yanını eninde sonunda saracaktır. Emperyalist burjuvazi ve gericilik, bu ateşin yakıcılığında asla kurtulamayacaktır. Çünkü bu ateş, halkların kendisidir.</p>
<p>***</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/01/tunus-halki-devrimi-ogreniyor/' addthis:title='Tunus Halkı Devrimi Öğreniyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/01/tunus-halki-devrimi-ogreniyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Örülen Duvarlar Ve İki Yüzlü Burjuvazi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/01/orulen-duvarlar-ve-iki-yuzlu-burjuvazi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/01/orulen-duvarlar-ve-iki-yuzlu-burjuvazi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Jan 2011 14:00:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yusuf Köse]]></category>
		<category><![CDATA[burjuvazi]]></category>
		<category><![CDATA[duvarlar]]></category>
		<category><![CDATA[İki]]></category>
		<category><![CDATA[Örülen]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yüzlü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6611</guid>
		<description><![CDATA[YUSUF KÖSE &#124; 09 – 01 &#8211; 2010 &#124; Emperyalist burjuvazi kanlı saltanatının yıkılacağından o denli korkuyor ki, kendi etrafına kalın duvarlar örmeye başladı. Ve sınırları elektrikli tel örgüler, çelik ve kalın beton duvarlarla kapama işi dünyada giderek yaygınlaşıyor. Tarihte krallar, krallıklarını dış saldırılardan korumak için devletlerinin ya da krallığın etrafını kalın surlarla çevriyorlardı. Eski [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/01/orulen-duvarlar-ve-iki-yuzlu-burjuvazi/' addthis:title='Örülen Duvarlar Ve İki Yüzlü Burjuvazi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong> </strong></p>
<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose.png" rel="lightbox[6611]" title="yusuf_kose"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4575" title="yusuf_kose" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/yusuf_kose-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>YUSUF KÖSE | 09 – 01 &#8211; 2010 | Emperyalist burjuvazi kanlı saltanatının yıkılacağından o denli korkuyor ki, kendi etrafına kalın duvarlar örmeye başladı. Ve sınırları elektrikli tel örgüler, çelik ve kalın beton duvarlarla kapama işi dünyada giderek yaygınlaşıyor.<span id="more-6611"></span></p>
<p>Tarihte krallar, krallıklarını dış saldırılardan korumak için devletlerinin ya da krallığın etrafını kalın surlarla çevriyorlardı. Eski yerleşim yerlerinin bir çoğu surlarla çevrilmiştir. En eski surların başında Diyarbakır surları gelmektedir. Günümüze kalanlardan en uzunu ve en büyüğü ise Çin Seddi’dir.</p>
<p>Berlin Duvarı yıkıldı, ama burjuvazi ve gericilik yeni duvarlar örmekte gecikmedi. ABD, Meksika ve diğer Latin Amerika hükümetlerinin karşı çıkmasına rağmen, Meksika ile arasına binyüz kilometrelik ve 6 metre yüksekliğinde beton duvar ördü ve hemen hemen bitirdi.</p>
<p>Siyonist İsrail devleti Filistinler etrafına 720 km uzunluğunda 8 metre boyunda beton duvar örerek, Filistin halkını dört duvar arsına sıkıştırmaya çalışıyor.</p>
<p>Çin, Kuzey Kore’den göçleri önlemek için 400 km ve 4,5 metre yüksekliğinde beton bariyerlerle ördü.</p>
<p>Hindistan, Pakistanla olan sınırın 740 kilometrelik bölümünü 4 metre yüksekliğinde elektrikli tel örgülerle kapadı. Gerekçesi ise, “terörist sızmalara karşı”.</p>
<p>Hindistan, Bengaldeş’le olan sınırının yüksekliği 4 metre olan 3 bin 286 kilometrelik uzunluğundaki bölümünü yine aynı gerekçelerle elektrikli tel örgü ile kapadı.</p>
<p>Suudi Arabistan’da Irak’tan “terörist sızmaları önleme” gerekçesi ile Irak ile kendi sınırı arasına 900 km uzunluğunda elektrikli tel örgü ile kapatılmıştır.</p>
<p>Ve bunların hepisi de “Berlin Duvarı”nın yıkılmasından sonra gerçekleşti. Burjuvazi “demir perde” diye lanse ettiği Berlin Duvarı’ndan daha kalın ve daha uzun duvarları bir bir örmeye hız verdi. Burjuvazinin demokrasisi, işçi ve emekçiler için dikenli-elektrikli tel örgüler ve kalın beton duvarlardan başka bir şey değildir.</p>
<p>Bu tür sınır kapamalar bu ülkelerle sınırlı kalmayacağa benziyor. Artık bütün ülkeler kendi etrafını, yani sınırlarını kalın güvenlik duvarlarıyla örmeye başlayacağa benziyor. Çünkü Yunanistan’da AB’li emperyalistlerin dayatması sonucu Türkiye ile olan sınırının bir bölümünü elektrikli tel örgülerle kapatmayı kararlaştırdı.</p>
<p>Emperyalist burjuvazinin, Almanya’yı sosyalizmden kurtarmak için ikiye bölmesi ve Doğu Almanya’nın ise emperyalist burjuvazinin saldırısından kendisini korumak için yanlış bir yöntem izleyerek Berlin’i duvarlarla ikiye ayırması, büyük tartışmalar yaratmıştı. Özellikle de emperyalist burjuvazi, Berlin Duvarı’nı bahane ederek sosyalizm’i teşhir etme yoluna giderken, kendi vahşetini gizlemeye çalışıyordu. Berlin Duvar’ının yıkılmasıyla birlikte ise, “yeryüzüne özgürlüğün geldiğini” müjdeliyorlardı.</p>
<p>Aynı burjuvazi, Asya ve Afrika ülkelerinden yoksulların Yunanistan üzerinden Avrupa’ya gelmesini önlemek için Yunanistan ile Türkiye sınırı –Meriç Nehiri boyunca- arasına 12,5 km’lik elektrik yüklü tel örgü örmeye karar vermiş. Elbette bütün masrafı AB karşılıyor. Çünkü, böyle bir sınır duvarını AB istiyor. Düne kadar “Küreselleşme sınırları kaldırıyor” diye propaganda yapan emperyalist burjuvazi ve onun kemik yalayıcısı kalemşörler; komünist ve devrimcilerin “sınırlar kalkmıyor dahada kalınlaşıyor ve netleşiyor” belirlemelerine ise, “siz enternasyonalizme karşısınız” diyerek yanıt veriyorlardı.</p>
<p>Türk egemen sınıflarınında buna pek ses çıkardıkları söylenemez. Çünkü, AB, aynı şekilde Türkiye sınırlarının da sıkı bir şekilde korunmasını istiyor ve bu amaçla, sınırların korunması için özel güvenlik birimi kuruluyor ve bütün masrafı AB karşılıyor. Türkiye’nin 2 bin 949 kilometrelik kara sınırını 70 bin özel eğitimli polis koruyacak Bunun şimdilik proje masrafı 4 milyar Avro ve AB tarafından karşılanacak.(gazeteler, 25. 12. 2009). AB her ne kadar Türkiye’yi kendi birliğinin içine almasa da, kendi sınırlarını durmadan genişletiyor.</p>
<p>Türk egemen sınıfları’da Suriye ve Irak sınırlarına kalın tel örgülü duvarlar örmeyi düşündüyse de başaramadı. Birincisi, Irak sınırını netleştirtmek istemediğinden. İkincisi ise maliyeti yüksek olacağı gibi, dağlık arazide pek fazla bir işe yaramayacağı için.</p>
<p>Kitlelere, AB’i “özgürlüğün semboli” olarak gösterme gayretinden vazgeçmeyen liberal ve kimi reformist kesimler ise duvarların örülmesini destekliyorlar. Ayıp olmasın, demokrat olmadıkları açığa çıkmasın diye yer yer cılız ses çıkarmaları, bunların iki yüzlü oldukları gerçeğini değiştirmiyor.</p>
<p>Burjuvazi, halkla içiçe yaşamıyordu. Büyük şehirlerde burjuvazi ile halkın yaşadığı yerler birbirinden tamamen ayrılmıştır. Ortada kalın surlar olmasa da, sınıfsal ayrım net olarak belirgindir. Kalın surlar yerine, siteler şeklinde, geniş güvenlik koruması altında burjuvazi, kendini halkltan tamamıyla ayırmıştır. Bunu kendini halktan korumak için yapmaktadır. Çünkü bunların halktan korkmaları için çok şeyleri var, halkın bunlardan korkması için ise hiç bir nedenleri yok.</p>
<p>Burjuva politikacılarının, “halkla içiçeyiz”, “halkın temsilcisiyiz” vb. gibi propaganda amaçlı boş sözleri yalandan öteye gitmez. Çünkü bu sınıf, her yönüyle iki yüzlüdür. İki yüzlü olmazsa, halkı aldatamayacağını bilir. Burada, Aldatılan halk olmasına karşın, alçalan ise burjuvazinin kendisidir.</p>
<p>Sermayenin kitlelerden bu denli korkması ve kendini korumaya almak için her yola baş vurması, kapitalizmin çürümüşlüğünün ve sadece baskı yoluyla ayakta kalabildiğinin göstergesi olarak ele almak gerekiyor. Kapitalist devletin, kendi sınırlarını bu denli güvenlik altında tutma gereksinimi, salt kaçak girişleri önlemek amacıyla yaptığı düşünülemez. Bu, kapitalizmin alabildiğine kendini çıplak hissetmesinden ve her taraftan saldırı beklemesinden de kaynaklanıyor. Bu da, kapitalizmin çürümüşlüğünü, her yönden dökülmeye başladığının bir verisidir.</p>
<p>Peki, bu örülen duvarlar da burjuvaziyi korumaya yetecek mi? En yüksek teknolojik gözetleme aletleri ve silahlarıyla kendilerini koruyamadıklarını düşünen burjuvazi, kalın duvarlarla kendilerini koruya bilecekler mi? Elbette hayır! Tarihteki kalın surların yıkılması gibi, ezilen halklarda kalın duvarları, çitleri, sınırları bir bir söküp atacaktır. Bundan burjuvazinin hiç kuşkusu olmasın.</p>
<p>***</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/01/orulen-duvarlar-ve-iki-yuzlu-burjuvazi/' addthis:title='Örülen Duvarlar Ve İki Yüzlü Burjuvazi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/01/orulen-duvarlar-ve-iki-yuzlu-burjuvazi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

