
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Yener Orkunoğlu</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/yener-orkunoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Liberalizmin Yükselişi ve Düşüşü</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/08/liberalizmin-yukselisi-ve-dususu/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/08/liberalizmin-yukselisi-ve-dususu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2010 20:11:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[düşüşü]]></category>
		<category><![CDATA[liberalizmin]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yükselişi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5796</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 23 &#8211; 08 &#8211; 2010 &#124; Klasik liberal düşünce,  aklı değil inancı temel alan ortaçağ toplumuna eleştirel yaklaşan, dolayısıyla o dönemde nispeten devrimci karakteri olan bir düşünce olarak görülebilir. Bugünün liberal ve neo-düşünürleri ise bırakın devrimci olmayı, demokrat bile olamayan modern muhafazakarlardır. Klasik liberal görüşlerden uzaklaşmışlardır. Dolayısıyla çağımızın liberalleri, eleştirel düşünceyi terk [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/08/liberalizmin-yukselisi-ve-dususu/' addthis:title='Liberalizmin Yükselişi ve Düşüşü ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[5796]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 23 &#8211; 08 &#8211; 2010 | Klasik liberal düşünce,  aklı değil inancı temel alan ortaçağ toplumuna eleştirel yaklaşan, dolayısıyla o dönemde nispeten devrimci karakteri olan bir düşünce olarak görülebilir. Bugünün liberal ve neo-düşünürleri ise bırakın devrimci olmayı, demokrat bile olamayan modern muhafazakarlardır. <span id="more-5796"></span></p>
<p>Klasik liberal görüşlerden uzaklaşmışlardır. Dolayısıyla çağımızın liberalleri, eleştirel düşünceyi terk ederek, sermaye düzenini savunan epigonlardır. Devleti,  sermayeyi, serbest piyasa ekonomisini, parlamenter demokrasiyi kutsayarak, eleştirel düşüncenin önünü kesen tutuculardır.</p>
<p><strong>Marx</strong>, liberalizmin ufkunu aşarak, kapitalizmi en kapsamlı şekilde analiz eden ender düşünürlerden biridir. O, bir tarafta kapitalist sistemin önemli ekonomik yasalarını ortaya koymaya çalışırken, diğer tarafta, Adam <strong>Smith</strong> ve David <strong>Ricardo</strong> gibi düşünürlerin yöntemsel hatalarını ve ekonomik alandaki  yanlışlarını sergiledi.</p>
<p>Bugün serbest piyasa ekonomisi olarak şekillenen kapitalizmi en geniş ve en tutarlı bir biçimde analiz eden Marx oldu. Ama Marx’ın dışında kapitalizmi eleştirenler de oldu. 20. Yüzyılda kapitalist sistemi analiz etmeye girişen düşünürlerden biri Karl Polanyi idi. Karl Polanyi 1944 yılında yayınlanan <strong>‘Büyük Dönüşüm</strong>’ adlı eserinde serbest pazar ekonomisinin oluşumunu ve bu oluşumun doğurduğu sonuçları sergiler. Liberalizmin yükselişini ve düşüşünü inceler. Polayni, burjuva toplumunu diğer toplumlardan ayıran önemli bir özelliği tasvir eder.</p>
<p>Kitaptaki görüşünün en kısa özeti şöyle formüle edilebilir.</p>
<p>Kitabın önemli tezlerinden biri şudur: Kapitalizmden önceki toplum biçimleri, toplumsal örgütlenişlerine göre  üç temel ilkeye dayanmaktadır. <em>1. Karşılıklı bağımlılık; 2. Artık ürünün dağıtımı; 3. Ev-ekonomisi.</em> Feodalizm de dahil olmak üzere, kapitalist toplum öncesi tüm toplum biçimlerinde ya bu ilkelerden biri yada bu ilkelerin sentezi geçerli olmuştur. Bu üç ilkenin ortak özelliği, ekonomik faaliyetin toplumun bir uzantısı olması, esas itibariyle ihtiyaçlar için üretimin daha önceki topluların temelini teşkil etmesidir. Ekonomi-toplumsal alan ilişkisinde toplumsal alan egemendir, ekonomi toplumun ihtiyaçlarına göre şekillenmiştir. Bir başka deyişle, kapitalizm öncesi toplumlarda ekonomik alan, toplumsal alana <em>tabidir</em>.</p>
<p>Polayni’ye göre kapitalizm ile birlikte, her şey değişmeye başlamıştır. Kapitalizm,  ekonomi-toplum ilişkisini <strong><em>tersine</em></strong> çevirir. Polayni’ye göre, burjuva toplumunu diğer toplumlardan ayıran en önemli özellik, ekonomik alanın,  toplumsal alandan ayrılıp <strong>otonom</strong> ve <strong>bağımsız</strong> duruma gelmesidir. Ekonomik alan sadece bağımsız olmakla kalmıyor, toplumun diğer alanlarını kendine tabi etmeye çalışır. Yani ekonomideki kar ve rekabet mantığını, sosyal, politik, kültürel, eğitim, sanat vb. gibi alanlara taşımaya çalışır.</p>
<p>Ona göre kapitalizm öncesi toplumlarda, ekonomik alan, politik ve toplumsal alandan henüz ayrılmamıştı; bireylerin ekonomik faaliyeti, toplumsal alana entegre edilmiş bir faaliyetti. Dolayısıyla ekonomik alan, henüz  politik ve toplumsal  alanlardan ayrılmamıştı.</p>
<p>Oysa kapitalizmin gelişimi sonucu, ekonomik alan, politik ve toplumsal alandan bağımsızlaşır. Yani kapitalizm, ekonomik alan ile toplumsal-kültürel alan arasındaki ilişkiyi <strong>tersine</strong> çevirir. Toplumsal faaliyetten ayrılıp, bağımsız bir alan haline gelen  ekonomi, tüm diğer alanları süreç içinde kendi uzantısı haline getirir. Ekonominin, toplum karşısında bağımsızlaşması, giderek toplumun temellerini sarsmaya başlar.</p>
<p>Polanyi, Aristotales’in görüşlerini inceler. Ona göre Aristotales ev-ekonomisi ile pazar ekonomisi arasında ayrım yapmıştır. Ev-ekonomisi, ihtiyaca göre üretim yapan, yani kullanım değeri yaratan alandır. Pazar için üretimin kazanç ve kar elde etmeye yönelik olduğunu görmesi, Aristotales’in dehasını gösteren bir olgu olarak değerlendirilmektedir. Ev-ekonomisi  ihtiyaçların karşılanmasına yönelik iken, pazar ekonomisi kazanç ve kar elde etmeye yöneliktir. Ev-ekonomisinin yarattığı artı-ürünlerin satışa çıkarılması, pazar ekonomisinin temelini yaratmıştır.  Aristotales’e göre  ev-ekonomisinin  devamı ve uzantısı olduğu ve ev-ekonomisini temellerini sarsmadığı müddetçe pazar ekonomisinin zararı yoktur. Tam bu noktada Aristotales çeşitli eleştirilere uğramıştır. Ona yönelik eleştirilerden biri şudur: Aristotales, kar için üretimin yeni bir uygarlığın <em>başlangıcı</em> olduğunu görememiştir.</p>
<p>Kapitalist uygarlığa karşı eleştirel bakan Polanyi, liberal düşünürlere karşı da eleştiri oklarını yöneltir. Hangi eleştirileri yöneltmiştir? Bunu başka bir yazıda ele alalım.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/08/liberalizmin-yukselisi-ve-dususu/' addthis:title='Liberalizmin Yükselişi ve Düşüşü ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/08/liberalizmin-yukselisi-ve-dususu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Muhafazakar AKP ve İlericilik Maskesi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/08/muhafazakar-akp-ve-ilericilik-maskesi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/08/muhafazakar-akp-ve-ilericilik-maskesi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 15 Aug 2010 19:21:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[İlericilik]]></category>
		<category><![CDATA[maskesi]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakar]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5753</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 15 &#8211; 08 &#8211; 2010 &#124; ’Sevgili Yener, Şu yazıyı değiştir artık lütfen‘ diye email gönderen  sevgili dostum A. Kadir Konuk’un siteye yazı gönderme sorumluluğumu hatırlatması beni  utandırdı.İki  aydan fazla bir süredir, siteye yazı yazamadım. Tatil, hastalık,  yayın evine gönderilmesi gereken kitap çalışması, üniversitedeki işlerimin yoğunluğu ve bazı özel nedenlerden dolayı siteye [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/08/muhafazakar-akp-ve-ilericilik-maskesi/' addthis:title='Muhafazakar AKP ve İlericilik Maskesi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[5753]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 15 &#8211; 08 &#8211; 2010 | <em>’Sevgili Yener, Şu yazıyı değiştir artık lütfen</em>‘ diye email gönderen  sevgili dostum A. Kadir Konuk’un siteye yazı gönderme sorumluluğumu hatırlatması beni  utandırdı.İki  aydan fazla bir süredir, siteye yazı yazamadım.<span id="more-5753"></span></p>
<p>Tatil, hastalık,  yayın evine gönderilmesi gereken kitap çalışması, üniversitedeki işlerimin yoğunluğu ve bazı özel nedenlerden dolayı siteye yazma işi aksadı. Özür  dilemekten başka ne yapabilirim ki?  Daha önce başladığım Lenin üzerine dizi yazısı devam edecek. Lenin üzerine okuduğum biyografiler veya diğer kitaplar, Sovyetler Birliği Parti Tarihi adlı eserdeki bir çok bilgiyi sorguluyor.  Ama  bugünkü yazım Lenin üzerine değil. Başka bir yazı sunuyorum.</p>
<p>Son haftalarda güncel siyaseti kapsamlı bir şekilde yakından takip edemedim. Araştırma çalışmalarım olduğu için, bu aralar güncel siyasal gelişmelere çok yakın değilim. İzleyebildiğim  kadarıyla kısa süreli siyasal gündemin birinci maddesi,  AKP’nin hazırlayıp sunduğu Anayasa değişiklerinin onaylanıp onaylanmama  meselesi. Bu konuda epey şeyler yazılmıştır. Dolayısıyla bu konuya değinmeyeceğim. Beni ilgilendiren AKP gibi bir partinin ve partiyi destekleyen liberallerin toplumsal, siyasal ve ideolojik-felsefi dayanağıdır. Ancak bu temelde AKP ve Liberallere karşı tutarlı bir tavır takınmak mümkün olur. Yoksa yalpalamak kaçınılmazdır. Nihayet AKP ve Taraf Gazetesi’nden umut bekleyenlerin hayal kırıklığına uğradığına tanık oluyoruz.</p>
<p>Bu nedenle üç yıl önce yazılmış bir yazımı kısaltarak ve biraz değiştirerek gönderiyorum.</p>
<p><strong>TOPLUMSAL ve SİYASAL DURUM</strong></p>
<p>Türkiye’de siyasal partilerin konumunu belirleyen iki şey var: 1. Türkiye’nin ekonomik-toplumsal yapısı; 2. Türkiye’de siyasal rejimin niteliği. Türkiye’nin ekonomik-toplumsal yapısı ve siyasi niteliği hakkında uzun analiz yapacak değilim. Dolayısıyla ekonomik-toplumsal yapının ve siyasal rejimin sadece bazı yönlerine dikkat çekmekle yetineceğim.</p>
<p>Türkiye, orta düzeyde gelişmiş kapitalist bir ülkedir. Ne var ki, Türkiye’de kapitalist modernleşme, gerçek bir burjuva devrimine dayanmaz. Osmanlı’daki feodal düzen bir burjuva devrimiyle ortadan kaldırılmamıştır. Eski Osmanlı Devleti bir devrimle yıkılmamıştır. Osmanlı döneminde ortaya çıkan muhalefet hareketleri, devleti yıkmak için değil, kurtarmak için mücadele ediyorlardı. Yeni kurulan cumhuriyet ise merkezi devletçi gelenekleri sürdürmesi açısından Osmanlı Devleti’nin devamı olmuştur. Kapitalist modernleşme hareketi ‘yukarıdan aşağı’ bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Cumhuriyetle birlikte iktidara gelen oligarşik Kemalist elit kesim, ‘cahil halkı’ eğitmek için eğitim ve siyasal alanda bazı reformlar yapmıştır. (Yeni Latin alfabesi, Halk Evleri’nin kurulması vb.)</p>
<p>Cumhuriyetin ilk döneminde <strong><em>ikili bir karşıtlık </em></strong>vardı: <em><span style="text-decoration: underline;">Birincisi</span></em>, <strong><em>eski rejim içindeki iktidar kavgası</em></strong>. Ankara’daki Kemalist hükümet de Halifeliğin kurtarılması için savaştığını iddia ediyordu. Demek ki, bu kavganın bir yanı, iktidarı kim ele geçirecek kavgasıydı. İktidar kime ait olacaktı? Ankara’da hala halifeliği kurtarmak isteyen Kemalistler mi, yoksa İstanbul’da padişah yanlılarına mı? Dolayısıyla, Ankara ve İstanbul arasındaki yürüyen iktidar kavgası vardı.</p>
<p>Karşıtlığın <em><span style="text-decoration: underline;">ikinci</span></em> yönü ise, <strong><em>yeni rejim ile eski rejim arasında kavga</em>.</strong> Kemalist hükümet kendi iktidarını sürdürebilmek için iktidarına yeni bir ideolojik ve siyasal temel hazırlamak gerektiğini görüyordu. Cumhuriyetin ilanı, esas olarak toplumsal koşulların dayatmasından değil, Kemalist iktidarın bu öznel gereksiniminden doğdu. Zaten bazı reformların yukarıdan aşağıya gerçekleşmesi bunu göstermektedir.</p>
<p>İktidarını sağlamlaştırmak için Kemalist iktidar, bütün sınıfların temsilcisi olduğunu ileri sürüyordu. Sınıf çelişkileri yeterince siyasal alana yansımadığından, ‘kaynaşmış bir millet’ olgusundan hareket ediyordu.  Cumhuriyetin ilanı, hala eski Osmanlıyı savunan bazı  güçlerin, iktidarın dışında bırakılması demekti. Dolayısıyla cumhuriyetin ilanı, muhafazakar toplumsal güçlerle, iktidara yapışmış modernleşme yanlısı seçkin Kemalistler arasında süregelen bir kavgayı da başlatmış oldu. Burada bir parantez açıp, şu ilginç <strong><em>iki olguya</em></strong> dikkat çekmek istiyorum:</p>
<p>Birincisi, iktidardaki Kemalistler, ideolojik ve siyasal açıdan, yukarıdan da olsa, kapitalist bir modernleşme yanlısıydı.  Tam laik olmasa da  bir cumhuriyet kurmayı amaçlıyorlardı. Oligarşik yapılanma içinde iktidarı ellerinde tutuyorlardı. Fakat halk içinde toplumsal desteğe sahip değillerdi. Devletçi idi, ama halkçı değildi. Halka uzak ve yabancıydı.</p>
<p>İkincisi, muhalefetteki güçlerin esas bölümü, ideolojik ve siyasal açılardan, muhafazakar ve tutucu idiler. Fakat halk içinde belirli bir toplumsal desteğe sahiplerdi. Halkçı idi, ama aydınlanmacı değildi.</p>
<p>Dünyadaki başka örneklere baktığımızda şunu görürüz: Muhalefet hareketleri, iktidara nazaran, daha ilerici ideolojik ve siyasal söylemlere dayanırlar. Ama Türkiye’de 1960’lı yıllara kadar böyle olmamıştır. Parantezi burada kapatıyorum.</p>
<p>Türkiye gerçek bir burjuva demokratik devrimi yaşamadı. İslam dini, Hıristiyanlık gibi çeşitli dönüşüm aşamalarını yaşamadığından, dinin Türkiye topraklarında derin etkisi var. Bu nedenle, <strong><em>muhalif </em></strong>güçler, Kemalist <strong><em>iktidar</em></strong> karşısında, daha geri ideolojik ve siyasal söylemlere sarılmışlardır. <strong><em>Devletçi laikliğe</em></strong> karşı, <strong><em>halkçı şeriatçılık</em></strong> gündeme gelmiştir. Geçmişteki Türk ve  bazı Kürt İsyanlarında bunu görmek mümkün. İktidar karşısında haklı ve meşru talepleri ileri süren muhalefet hareketleri, daha muhafazakar ve tutucu ideolojileri bayrak edinmişlerdir. Şeriat, din  vb. gibi daha muhafazakar görüşlere sarılmışlardır. Bu durum ise, haklı taleplerini gölgelemiştir. Muhalefette olanların daha tutucu ideolojilere sarılmaları, şöyle bir yanılsama doğurmuştur: Kemalizm, laik,  aydınlanmacıdır;  gericiliğe karşı mücadele ediyor. Bu izlenim, Kemalizm’in anti-demokratik yanlarını gizlemiştir.</p>
<p>Siyasal İslam’ın şeriat devletine karşı, Kemalizm’in savunduğu cumhuriyet elbette ilerici bir özellik taşır. Laikliğin mutlaka savunulması gerekir. Ne var ki, Kemalizm’in laiklik anlayışı, Batı’da ortaya çıkan laiklik anlayışından farklıdır.</p>
<p>Kemalist aydınlar laikliği, ‘devlet ve dinin birbirinden ayrılması’,  ‘devletin dinler karşısında yansız olması’ olarak anlarlar. Oysa bu eksik bir anlayıştır. Batı’da gerçek laiklik, din karşısında yansız olmayı değil, insanın tanrıdan ve dinden özgürleşmesini savundu. Aydınlanma filozoflarının yüz yıl süren mücadelesi bunun kanıtıdır. Dinsel ideolojiye ve onun tüm kurumların karşı mücadele etti. Dinin, devletin dışına atılması, devletin dinden ayrılması, bu mücadelenin sonucu oldu.</p>
<p>Kemalizm, geçmişte dinsel ideolojiye karşı <em>felsefi</em> alanda bir mücadeleye girişmemiştir. İslam dini ile <em>felsefi ve ideolojik alanda </em> hesaplaşmamıştır. Bu nedenle, İslam’ı, felsefi ve ideolojik alanda <em>yenilgiye</em> <em>uğratamamıştır</em>. İslam dini ile <em>siyasal araçlarla</em> mücadele etme yolunu seçmiştir. Ne var ki, ideolojik ve felsefi alanda henüz yenilgiye uğratılmış İslam dini, siyasal iktidarı ele geçirme heveslerinden vazgeçmemiştir. <em>Oysa <strong>18 yüzyıl burjuva demokratik devrimlerinin ortaya koyduğu bazı gerçekler  vardı. O devrimlerde, burjuvazi, felsefi alanda materyalizmi savunuyordu. Felsefi alanda, dine ve kiliseye karşı felsefi ve ideolojik alanda kararlı bir mücadele yürütmüştü. </strong></em>Geçmişte burjuvazi,  dinsel ideolojiye karşı verdiği felsefi ve ideolojik mücadele sayesinde de, dine dayanan feodal devletin siyasal gücünü aşındırıyordu. Oysa Kemalizm’in, Siyasal İslam’ı felsefi alanda yenilgiye uğratacak bir felsefesi yoktur. Siyasal İslamı siyasal alanda güçlendiren önemli etkenlerden biri de Kemalizm’in din karşısındaki tutumudur.</p>
<p>Türkiye’deki tarihsel ve siyasal durum olayların analizini karmaşık hale getirmiştir. Karmaşık olayları basite indirgenmiş sınıf mücadelesi ile izah etmek artık mümkün değildir. Sınıf çelişkileri karmaşık bir hal almıştır. Hem tekelci burjuvazi ile Anadolu ticaret ve orta burjuvazisi arasında çelişkiler vardır. Hem devlet iktidarını elinde tutan ordu ile iktidarda pay sahibi olmak isteyen Anadolu tüccarları ve orta burjuvazisi arasında çelişki vardır. Öte yandan ezen ve ezilenler arası çelişkiler vardır.</p>
<p>Yukarıdaki toplumsal analizden hareket ettiğimizde, Türkiye’de siyasal rejimin ilginç bir özelliğini saptamış oluruz: Cumhuriyet’in kuruluşundan beri iktidarın gerçek sahibi oligarşik bir zümredir. Bu oligarşik zümrenin çekirdek gücü ise, ‘devlet partisi’ olan askeri bürokrasinin tepesinde bulunanlardır. Cumhuriyet  rejiminin çekirdeğini, askeri bürokrasi oluşturmaktadır. İktidarın iplerini elinde tutan bu askeri bürokrasidir. Askerlerin diğer partilere söylediği şudur: <strong><em>‘Hükümet olabilirsin. İktidar olamazsın.’</em></strong></p>
<p>Dolayısıyla şöyle bir sonuç çıkarmak mümkündür: <strong><em>Modernleşme hareketlerinin ortaya çıkardığı Anadolu burjuvazisi, tüccarı ve esnaf kesimi de artık devlet iktidarında daha fazla söz sahibi olmak istemektedirler.</em></strong> 1950 yılları sonrası tek başına iktidara gelen partiler için şu söylenebilir: Tek başına hükümet oluşturan partiler, bir çok ekonomik, siyasal ve silahlı güçlere karşı iktidarı paylaşma savaşı yürütmek zorunda kalırlar. Hükümet olan parti, yalnızca <strong>diğer siyasal partiler ve ekonomik güç odaklarıyla değil, ayrıca askeri bürokrasi ile de iktidar uğruna savaş içindedir.</strong></p>
<p><strong>MUHAFAZAKAR ve NEO-LİBERAL AKP</strong></p>
<p>Artık liberalizmin demokratik özelliklerini yitirdiği bir çağda yaşıyoruz. Ama liberalizm mevcut koşullarda demokrat görünme çabasını sürdürmeye zorlanmaktadır. AKP ile Ordu arasındaki çelişkilerin temelinde toplumsal çelişki ve <em>iktidarı paylaşma</em> savaşı olduğunu artık çocuklar bile anlıyor. Tarihsel kökleri nedeniyle muhafazakar olan AKP, küresel emperyalizmin bir parçası olan Türkiye’de ekonomik-toplumsal sistemin savunucusudur. Daha öncesi bir Kemalist elite karşı muhalefet sistemi olarak şekillenmişti. Şüreç içinde AKP’nin yönetici kadrolarının <strong><em>devletle</em></strong> <strong><em>birleşme</em></strong> <strong><em>süreci</em></strong> içine girmesi ve AKP’nin devlet mekanizması içinde önemli mevzileri ele geçirme olanağı sağlamaktadır.</p>
<p>AKP’nin devletle bütünleşmesinin  yarattığı başka bir sonuç,  AKP, kendini ‘muhafazakar demokrat’ olarak adlandırmasıdır. Refah Partisi ise geçmişte ‘Milli Görüş’çü olduğunu iddia ediyordu. Dolayısıyla yeni bir söyleme geçiş var: Muhalefet dönemine denk düşen ‘Milli Görüş’ten, iktidar dönemine uygun bir söyleme (muhafazakar ‘demokrat’) geçiş vardır.</p>
<p>AKP, demokrat bir parti değildir. Dayandığı ekonomik-toplumsal, siyasal anlayışı ve ideolojisi nedeniyle AKP’nin demokrat bir parti olması mümkün değildir. AKP için demokrasi bir amaç değil, iktidara gelmek için kullanılan bir araçtır. AB Birliğinden yana tutum takınması ise, ordu ile iktidar çatışmasında kendine yedek güçler yaratmak istemesidir. AKP olsa olsa, kendini pazarlamasını seven  ‘tüccar zihniyetli muhafazakar neo-liberal’ bir parti olabilir.</p>
<p>AKP’nin <strong><em>çelişki</em></strong> ve sancıları önümüzdeki süreçte derinleşecektir. AKP, bir tarafta kapitalist modernleşmenin ortaya çıkardığı, toplumsal muhalefet güçlerini iktidara taşımıştır. <em>Küçük</em> bir toplumsal zümre için, bir takım dönüşümleri gerçekleştirmiştir. Öte yanda, hem devletle, hem de büyük sermaye ile birleşmenin zeminin hazırlamıştır. Öyle ki, AKP, toplumda <em>yoksulların</em> taleplerini siyasete yansıtan bir güç olmaktan uzaklaşacaktır. Devletle bütünleşerek, siyasal alanda halkı geniş kesimlerinden kopma sürecine girecektir. Siyasal İslam, geçmişte, devletle çatışarak, toplumsal muhalefetin öncülüğünü ele geçirmişti. İktidar sürecinden sonra, büyük sermaye ve devletle iç-içe geçen bir parti konumunda görünecektir. Artık olaylara, toplumsal muhalefet açısından değil, iktidarın bakış açısından bakacaktır. Bunu yaparken, ‘demokrat’ görünme çabasını da elden geldiğince sürdürecektir.</p>
<p>Son olarak AKP’nin referanduma sunduğu Anayasa Değişikliği Paketi hakkında bir iki şey söylemek isterim. T.C’nin  tarihinde belki ilk defa ordu ve bir parti (AKP) arasında bu yoğunlukta bir iktidar savaşımı olmaktadır. AKP’nin Anayasa Değişikliği önerisi, esasen sürmekte olan iktidar mücadelesinin bir parçası olarak değerlendirilmeli. AKP, iktidar mücadelesinde kazandıkları mevkilerin (Parlamento, Cumhurbaşkanlığı vb.) yanında yeni mevkiler (Anayasa Mahkemesi, HSYK vb.) kazanmayı amaçlıyor.</p>
<p>Elbette AKP, “12 Eylül Anayasası‘nı demokratikleştiriyoruz“ söylemini kullanacaktır. 12 Eylül darbesiyle hesaplaşmanın hukuki yolunun açılacağı mesajını yaymaya çalışacaktır. “Evet” ve ‘Hayır’ arasına sıkışıp kalmak, bağımsız bir siyasal çizgiye sahip olmamak demektir. Evet oyu, AKP’ye destek vermek demek ise, hayır oyu , CHP’nin kuyruğuna takılmak olur. Aktif Boykot tek alternatif olarak görünmektedir.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/08/muhafazakar-akp-ve-ilericilik-maskesi/' addthis:title='Muhafazakar AKP ve İlericilik Maskesi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/08/muhafazakar-akp-ve-ilericilik-maskesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenin &#8211; 7</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/06/lenin-7/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/06/lenin-7/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Jun 2010 14:07:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[7]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5392</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 06 &#8211; 06 &#8211; 2010 &#124; 1905 DEVRİMİ Çarlık Rejimi, Rusya’da biriken ekonomik ve  politik sorunlardan dikkati başka yönlere saptırmak için,  Japonya ile aralarındaki çelişkiyi derinleştirmeye çalışıyordu. Ama Japonya, Çarlık hükümetinin  savaş ilan etmesine zaman bırakmadan savaşı başlattı. Ocak 1904 yılında Arthur Kalesi’ne saldırdı. Çar, Japonya’nın saldırısının Rus halkında milliyetçiliği yükselteceğini zannediyor [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/06/lenin-7/' addthis:title='Lenin &#8211; 7 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[5392]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 06 &#8211; 06 &#8211; 2010 |</p>
<p>1905 DEVRİMİ</p>
<p>Çarlık Rejimi, Rusya’da biriken ekonomik ve  politik sorunlardan dikkati başka yönlere saptırmak için,  Japonya ile aralarındaki çelişkiyi derinleştirmeye çalışıyordu. Ama Japonya, Çarlık hükümetinin  savaş ilan etmesine zaman bırakmadan savaşı başlattı. Ocak 1904 yılında <strong><em>Arthur Kalesi</em></strong>’ne saldırdı. Çar, Japonya’nın saldırısının Rus halkında milliyetçiliği yükselteceğini zannediyor ve milliyetçiliğin halkın yaşadığı sıkıntıları unutturacağını düşünüyordu.  Çarlık hükümetin başbakanı <strong>Plehwe</strong> şöyle diyordu: ‘<em>Devrimin akışını durdurmak için, küçük bir  zafere ihtiyacımız var.</em>’<span id="more-5392"></span></p>
<p>Rus-Japon savaşı karşısında Lenin’in tutumunu bizim  ‘ulusal solcularımızın’ anlaması mümkün değildir. Çünkü Lenin, Rus-Japon savaşında, Çarlık Rusya’sının <strong><em>yenik</em></strong> düşmesinden yanaydı. Çarlık Rusya’sının yenilgisinin yararlı olacağı, Çarlığı zayıflatacağı ve devrimi güçlendireceği düşüncesindeydi.</p>
<p>1914 yılında Avrupa’daki işçi partilerinin çoğu her sosyalistin kendi vatanını savunmasını ileri sürüyorlardı. Lenin, ‘Vatan Savunması’ altında, emperyalist savaşı onaylayanlara karşı şunu diyordu: <em>Ancak sosyalist devrimi gerçekleştiren bir ülkede ‘vatan savunulmasından’ bahsedilebilir. </em>Ne var ki, Bolşevikler içinde de burjuva ideolojisinden tamamen kurtulamayan insanlar vardı. Bu tip Bolşevikler kendi hükümetlerinin yenilgisini içlerine sindiremiyorlardı.</p>
<p>Nihayet Rus-Japon savaşı (1904) Rusya’nın  yenilgisiyle sonuçlanır. Rusya’nın yenilgisi, bir tarafta Çarlık rejiminin iç ve dıştaki prestij ve otoritesini sarsarken, diğer tarafta işçilerin ve köylülerin ekonomik durumlarının kötüleşmesi sonucunu doğurur. Bu durum ise, özellikle işçilerin protestolarına zemin hazırlar. Lenin, ‘<em>Port  Arthur kalesinin düşüşü, Çarlık rejiminin çöküşünün başlangıcıdır</em>’ diyordu</p>
<p>Çar, savaşın yükselen devrimci hareketi gerileteceğini zannediyordu. Ama tersi oldu. Yenilgi devrimci hareketin yükselmesine neden oldu. Çar ordularının uğradığı yenilgi, geniş halk yığınlarının gözünde Çarlık rejiminin çürük olduğunu gösterdi. Savaş nedeniyle halkın durumu kötüleşti. Kötüleşen bu durum karşısında işçiler tepki göstermeye başladılar. Aralık 1904 yılında Petersburg  kentinde bir makine fabrikasında başlayan grev kıvılcım etkisi yaptı. Şehirdeki diğer fabrikalar greve destek verdiler. Öyle ki  Petersburg kentinde grev yapan işçilerin sayısı 80 bini buldu. İşçi dernekleri bir araya gelerek 22  Ocak 1905 yılında 200.000  işçiyi kapsayan bir gösteri yaptılar. İşçi derneklerini Çarlık yanlısı sendikal örgütlenme önderlerinden ve gizli polisin ajanı olan <strong>Papaz</strong> <strong>Gapon</strong> yönetti.  Gapon önderliğindeki barışçıl bir işçi gösterisi düzenleyen işçiler taleplerini Çara iletmek üzere Kışlık Saray önüne geldiler. İşçilerin sorunlarını ve şikayetlerini Çarın dinleyeceği ve halledeceğini ümit ettiler. Ne var ki, Çarın askerleri barışçıl gösteride bulunan işçilere ateş açtılar. 1000’e yakın işçi öldü. Gapon bile gelişen olaylardan sonra şaşkınlık yaşadı: ‘<em>Artık Çarımız Yok’</em> diye bağıracaktı. Böylece Otokratik çarlık rejimi, ilk büyük çatlağını 1905 yılında yaşadı.</p>
<p><strong>Kanlı Pazar</strong> olarak adlandırılacak bu olay çok geniş bir alanda yankılandı. Tüm Rusya’da Çarlık rejimine karşı eylemler ve grevler yapıldı. Kanlı Pazar Rusya’da başlayan devrimin başlangıcı oldu. Şehirlerde kapitalizmin, köylerde ise yarı-feodal üretim ilişkilerinin egemen olduğu Çarlık Rusya’sında topraktan yoksun olan köylüler ve sendikal ve  politik haklardan yoksun işçiler harekete geçtiler.</p>
<p>Kanlı Pazar olayından sonra, işçilerin mücadelesi ekonomik talepleri aşarak, politik bir nitelik almaya başladı. Devrimci hareketin yükselmesi ve işçilerin mücadelesi partinin önüne görevler koyuyordu. Örgütsel vb. gibi sorunların yanında, ivedi politik sorunlara cevap vermek için 1905 yılında  Nisan ayında III. Kongre Londra’da toplandı.  III Kongre, İttifaklar sorunu, Geçici Hükümet,  Silahlı Ayaklanma gibi konuları ele alır. Rusya’da devrim patlak verirken, Bolşevikler ve Menşevikler arasında yaşanan tartışmalar şunu gösterir: Ayrılık sadece <strong><em>örgütsel</em></strong> konularda değil,  devrimin karakteri, devrimdeki ittifaklar, vb. gibi <strong><em>politik konularda da</em></strong> görüş farklılıkları ortaya çıkar. Bu durum ise Bolşevikler ve Menşevikler arasındaki ayrılığı daha da derinleştiriyordu.</p>
<p>III. Kongre’ye katılmayı reddeden  Menşevikler bir Konferans düzenleyerek,  Rusya’daki burjuva-demokratik devrimde izlenmesi gereken politik taktikler, ittifaklar, geçici hükümet vb. konuları tartışarak karara bağlarlar.</p>
<p>Menşevikler şu görüşü ileri sürüyorlardı: Rusya’da devrimin karakteri, burjuva-demokratik devrimdir. Böylesi bir devrimin önderi -Marx’ın da belirttiği gibi- burjuvazidir. Proletarya, burjuvaziyi şu alternatif ile karşı karşıya bırakmalı: Burjuvazi, ya geriye ve yahut da ileri doğru gidecektir; yani çarlık monarşisinin baskısı altında kalacaktır, yada işçi sınıfı ile birlikte çarlık monarşisini yıkarak, ileri doğru gidecektir. Dolayısıyla proletaryaya düşen görev, liberal burjuvaziyi desteklemek ve sosyal dönüşümleri içerecek bir şekilde burjuva anayasasını genişletmektir. .Devrim bir burjuvaziyi iktidar getirecektir. İşçi sınıfı burjuvazi hükümetinde yer almamalı.</p>
<p>Burjuva devrimi burjuva toplumun tümünün çıkarına olan değişiklikleri amaçlar. Çarlık hükümetinin, burjuvazi ile proletaryayı bölememesi proletaryanın çıkarınadır. Dolayısıyla, proletarya <strong><em>liberal burjuvazi</em></strong> ile <strong><em>ittifak</em></strong> kurmalı. Ama liberal burjuvaziyi ürkütmemek gerekir. Çünkü eğer liberal burjuvazi ürkerek devrime sırt çevirirse, burjuva demokratik-devrim zayıflayabilir. Karakteri itibariyle burjuva-demokratik devrimine önderlik edecek olan burjuvazidir. Burjuvazi, kapitalizmi geliştirir, demokratik bir kapitalist gelişmeye yol açar. Gelişen kapitalizm koşulları altında işçi sınıfı da Batı’da olduğu sosyalizm uğruna mücadeleyi yürütmeli. Menşevikler, burjuva devriminde proletaryanın yalnız kalmamasını istiyorlardı. Bu nedenle burjuvazi ile ittifakı savunuyorlardı. Ama onlar Lenin’in dediği gibi ‘<em>ama bir şeyi <strong>unutuyorlar</strong>&#8230; önemsiz bir şeyi&#8230; köylülüğü</em>!’</p>
<p>Lenin ve Bolşevikler ise şu görüşü savunuyorlardı: Evet, Rusya’daki burjuva-demokratik devrim, diğer burjuva devrimleri gibi kapitalizmin çerçevesini aşmayan bir devrimdir. Ama Rusya’nın burjuvazisi hem zayıftır, hem de ürkektir. Burjuva Devrimi sonuna kadar götürme yeteneğinde değildir, ayrıca işçilere karşı Çarlık rejimine bir kamçı olarak ihtiyacı vardır. Burjuvazinin burjuva devriminin tam zaferinden çıkarı yoktur. Liberal burjuvazi, anayasal bir monarşi temelinde Çarlık rejimi ile uzlaşarak devrimi satmaya hazırdır. Dolayısıyla işçi sınıfı burjuvazi ile birlikte değil, köylülükle beraber devrimi yürütmeli. Devrimdeki işçi-köylü ittifakı,   ‘İşçi ve köylülerin Demokratik Diktatörlüğü’ne götürmeli.</p>
<p>Lenin önemli eserlerinden biri <strong><em>İki Taktik</em></strong> (Demokratik Devrimde Sosyal-Demokrasinin İki Taktiği) adlı kitabıdır. III. Kongreden iki ay sonra yazılan bu kitap, Rusya”da yaklaşmakta olan demokratik devrim konusundaki Bolşevikler ile Menşevikler arasındaki görüş farklılıklarını içerir. Lenin bu eserinde demokratik devrimde ittifaklar konusunda alışılagelmiş ittifak anlayışlarından farklı bir anlayışı öne sürer. Lenin’in Rusya’daki  burjuva demokratik devrim  için önerdiği işçi-köylü <strong><em>ittifaklar politikası ve taktiği yeni bir düşünce</em></strong> idi. O zamana kadarki Marksizmin silah deposunda bulunan ittifak politikasından, taktik tezlerinden <strong><em>farklı</em></strong> bir tezdi. Daha önceleri  burjuva devrimlerinde öncülük rolü burjuvazideydi. Örneğin Batı’da daha önceki burjuva devrimlerinde  <strong><em>burjuvazi öncü güçtü</em></strong>. Proletarya ve köylülük  de burjuvazinin yedek gücü görevini görüyordu. Kendini şablonlarla sınırlamayan Lenin<strong><em>, yeni tarihsel koşulların</em></strong> oluştuğunu ileri sürerek,  burjuva devriminde <strong><em>proletaryanın öncü güç</em></strong> olmasını ve köylülükle birlikte eski düzeni yıkmasını savunur.</p>
<p>Lenin’e göre zafere ulaşan bir ayaklanma sonucu, işçiler ve köylüler feodal düzenin kökünü kazıyarak, tüm halkı temsil edecek bir  meclis toplayarak, geçici bir hükümet kurabilir.  İşçi sınıfı partisi de uygun koşullarda geçici hükümete katılmakta çekinmemeli. ‘Demokratik Diktatörlük’ Rusya’da Ortaçağ’a ve feodalizme ait olan her şeyi silip süpürmeli ve Amariken tipi bir  kapitalizmi geliştirmeli. Proletarya, bu koşullarda kendini örgütleyecek ve politik bakımdan bilinçlenebilecektir. Bu durum işçi sınıfının sosyalizm uğruna mücadele yeni olanaklar sunacaktır. Şöyle diyordu Lenin:</p>
<p>‘<em>Demokratik devrim, niteliği bakımından burjuvadır.  (…) Ama biz Marksistler, proletarya ve köylülük için gerçek özgürlüğe giden yolun, burjuva özgürlüğü ve burjuva ilerlemesinin yolundan başka bir yol olmadığını ve olmayacağını bilmeliyiz</em>.<em>Unutmamalıyız ki, bugün sosyalizmi yakınlaştırmada, eksiksiz siyasal özgürlükten, demokratik bir cumhuriyetten, proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik diktatörlüğünden başka bir araç yoktur ve olamaz da</em>.’</p>
<p>‘Proletaryanın ve köylülüğün devrimci demokratik. Diktatörlüğü’ sloganına karşı itiraz ediliyordu. Bu itirazlardan biri şöyleydi: Bu diktatörlük, proletarya ve köylülük arasında tek bir iradeyi varsaymaktadır. Oysa proletarya ve küçük burjuvazinin tek bir iradesinden bahsedilemez.</p>
<p>Lenin’e göre bu itirazı yapanlar kafa karışıklığı içinde olanlardır. Çünkü bunlar demokratik devrim ile sosyalist devrimi birbirine karıştırıyorlar. Evet, sosyalist devrimde proletarya ve küçük burjuva arasında tek iradeden bahsedilmez, ama demokratik devrimde tek bir iradeden bahsetmek mümkündür. Lenin itiraza karşı şunları söyler:</p>
<p>‘<em>Bu itiraz &#8220;bir tek irade&#8221; teriminin soyut, &#8220;metafizik&#8221; bir yorumuna dayandığından ötürü temelsizdir. &#8220;Bir tek irade&#8221; bir konu üzerinde sağlanırken bir başka konu üzerinde sağlanamayabilir. Sosyalizm sorunlarında ve sosyalizm için savaşımda birliğin bulunmayışı, demokrasi sorunlarında ve cumhuriyet için savaşımda iradenin tekliğini engellemez. Bunu unutmak, demokratik devrimle sosyalist devrim arasındaki mantıksal ve tarihsel farklılığı unutmak demek olur. Bunu unutmak, demokratik devrimin tüm halkın devrimi olması özelliğini unutmak demek olur: eğer bu devrim &#8220;tüm halkın&#8221; ise, bu demektir ki, bu devrimde tüm halkın gereksinmelerini ye istemlerini karşıladığı kadarıyla, kesin bir &#8220;irade birliği&#8221; vardır. Demokratçılığın sınırlarının ötesinde, proletaryanın ve köylü burjuvazisinin bir tek iradesinden söz edilemez</em>.’</p>
<p>Rusya’daki burjuva demokrat devrim konusunda Troçki ve Parvus’un savunduğu ‘Sürekli Devrim’ teorisine değinmek gerekir. Troçki şu görüşü savunuyordu: Demokratik Devrimin tam başarısı, ancak Proletarya Diktatörlüğü altında mümkündür. Proletarya Diktatörlüğünü kuran işçi sınıfı ise, yalnıza demokratik devrimin görevleriyle yetinemez, aynı zamanda sosyal dönüşümleri, bir başka deyişle sosyalist tedbirler de almak zorundadır. Troçki, proletarya diktatörlüğünden, proleter rejimden, proleter hükümetten  bahsediyordu. Lenin, köylülüğü ürküteceği ve onu liberal burjuvazinin kucağına iteceği kaygısıyla Troçki’nin İşçi Hükümeti önerisini doğru bulmaz. Çünkü Troçki’nın önerisi hem var olan gerçekliği dikkate almaz, hem de işçi-köylü ittifakının alacağı biçimi önceden saptamaya çalışır. Oysa Lenin, işçi-köylü ittifakının alacağı politik biçimi önceden saptamaktan ve bu politik biçimi sınırlamaktan kaçınır. Rusya gerçekliğinde işçi-köylü ittifakının çeşitli biçimler alabileceği düşüncesinden hareket eder.</p>
<p>Troçki yıllar sonra şunları yazacaktı:  “<em>Rus devrimi, burjuva liberalizminin politikası tüm kapsamıyla hükümet etme yeteneğini sergileme fırsatı bulmadan önce, iktidarın proletaryaya geçebileceği (ve başarılı bir devrimde geçmesi gereken) koşulları yaratıyor.’ (&#8230;)            ‘Köylülüğün en temel devrimci çıkarlarının kaderi &#8230; tüm devrimin kaderi ile, yani proletaryanın kaderi ile kenetlenmiştir. Proletarya bir kez iktidara geldiğinde köylülüğün önünde kurtarıcı sınıf olarak ortaya çıkacaktır.’ (&#8230;) “Proletarya hükümete, ulusun devrimci temsilcisi olarak, serflik barbarlığına ve mutlakiyete karşı mücadelede halkın onaylanmış önderi olarak giriyor.” (&#8230;)            “Proleter rejim, daha baştan, Rusya nüfusunun muazzam kitlelerinin yazgısı sorununun bağlı olduğu tarım sorununu üstlenmek zorunda kalacaktı.</em>’</p>
<p>Troçki’nin 1905 devrimi sonrası Rus Devrimi’nin gelişimi konusunda öngörüsü 1917 yılında doğrulanmıştır. 1917 Nisan Tezleri’nde Lenin, daha önceki görüşünden farklı bir anlayışa ulaşır. 1917 Nisan Tezleri, Lenin ve Troçki arasındaki iktidarın işçi sınıfına geçmesi, proletarya Diktatörlüğü konusunda hemen hemen ortak bir anlayışı savunurlar. Bazı yazarlar, ‘<em>Troçki’nin örgütlenme konusunda Leninst, Lenin’in de devrim konusunda Troçkist olduğunu</em>’ ileri sürerler. Bu görüşün kısmı bir doğruluk payı vardır. Ama bu Troçki’nin 1905-1917 yılları arasında izlediği ittifaklar politikasının doğru olduğu anlamına gelmez. Troçki, 1905’li yıllardaki Rusya’nın gerçekliğini dikkate alarak bir politika izlemekten ziyade, belirli bir şemadan hareket eder.</p>
<p>Bu şemanın üç  temel unsuru şunlardı:1-) Tarihte, köylülük bağımsız bir rol oynayamamıştır. Köylülük ayaklanabilir, ama ayaklanmasına bilinçli bir ifade verme yeteneğinde değildir. Onun bir öndere ihtiyacı vardır; 2-) Burjuvazi, zayıf ve ürkek olduğundan, köylülüğün önderi proletarya olabilir. Rus Devrimi, zayıf ve ürkek burjuvaziyi iktidara getirme fırsatı bulmadan önce, proletaryayı iktidarı taşıyacaktır. Proletarya ise, kendi proleter rejimini, proletarya hükümeti kuracaktır; 3-) Ama iktidara gelen proletarya kendisini demokratik görevler ile sınırlandıramaz. Proletarya, kendi diktatörlüğünü kurar. Bu diktatörlük öncelikle demokratik devrimin görevlerini yerine getirir. Rus Devriminin diğer ülkelere yayılmasıyla eş anlı olarak sosyalist görevlerin gerçekleştirilmesine başlar.</p>
<p>1905 yılında Troçki’nin ittifaklar politikası, <strong><em>henüz</em></strong> ihanet etmeyen ve köylülüğü temsil eden S-D(Sosyalist Devrimciler) Partisinin varlığını görmezlikten gelen bir politikaya denk düşüyordu. Lenin, köylülüğün sosyal varlığını ve politik temsilcilerini dikkate alarak ‘İşçi ve Köylülerin Demokratik Diktatörlüğü’nden bahsediyordu.</p>
<p>1905 ve SOVYET DENEYİMİ<strong>[2]</strong></p>
<p>1905 yılı Rusya’da devrimci mücadelenin yükseldiği bir yıldı. Rusya’da yaşanan devrim toplumun bütün sınıflarını harekete geçirir. Özellikle işçiler arasında grev hareketi yükselmeye ve politik biçimler almaya başlar. İşte 1905 yılında kurulan Sovyet  tipi örgütlenme işçi sınıfının kitlesel mücadelesinin araçları olarak ortaya çıktılar.  Sovyet, konsey veya şura tipi örgütlenme,  yükselen grev dalgasını yönetmek ve belirli amaçlara yönelik olarak  kuruldular. Sovyet örgütlenmesi bütün fabrikaların temsilcilerini bir araya getiren, işçi sınıfının o zamana dek tarihte görülmemiş politik yığın örgütleri olarak ortaya çıktılar. Sovyet tipi örgütlenme Ekim 1905 yılındaki kitlesel politik grevlerin sonucu olarak şekillenmeye başladı. Bir başka deyişle, Sovyet tipi örgütlenme o güne kadarki <strong><em>mevcut örgütsel araçların kitlelere yetmediği</em></strong> toplumsal altüst oluş dönemlerinde, sömürülen ve ezilen sınıfların yığın örgütleri olarak ortaya çıktılar. <strong><em>Politik</em></strong> grevler, yeni tür bir örgütlenme ihtiyacını, yani işçi temsilcileri konseyini ortaya çıkarmıştı.</p>
<p>İşçi Temsilcileri Konseyi’nin (Sovyetler) ilk toplantısı 10 Ekim 1905 günü yapıldı ve toplantıya 30-40 kişi katılmıştı. Bu toplantı Menşevikler tarafından örgütlenmişti.  İşçiler, ‘sekiz saatlik iş günü’, ‘basın ve toplanma özgürlüğü’, ‘kurucu meclis’ gibi politik istemleri dile getiriyorlardı.</p>
<p>Peki ama İşçi Temsilcileri Konseyi olarak Sovyet örgütlenmesi neydi? 1905 ve 1917 Devrimlerinde rol almış ve 1905 Devrimi sonrası ortaya çıkan  Sovyet Örgütlenmesine başkanlık yapan Troçki şöyle yazıyor.</p>
<p>‘ <em>Sovyet, olayların seyrinden doğan nesnel bir gereksinmeye yanıt olarak ortaya çıktı. Otorite sahibi olan ama hiçbir geleneğe dayanmayan Sovyet, gerçekte hiçbir örgütsel mekanizmaya sahip değilken, dağınık durumdaki yüz binlerce insanı hemen içine alabilen; proletarya içindeki devrimci akımları birleştiren, inisiyatif ve kendiliğinden bir-öz denetim yeteneğine sahip olan; ve hepsinden önemlisi, yirmi dört saat içinde yeraltından çıkarılabilen bir örgütlenmeydi</em>.’ (Troçki, 1905)</p>
<p>Sovyet tipi örgütlenmenin, proletarya içindeki devrimci akımları birleştirebildiği, inisiyatif ve kendiliğinden bir-öz denetim yeteneğine sahip olduğu doğrudur. Ama bunlar birden bir ortaya çıkan örgütlenmeler değildir. Sovyet tipi örgütlenmenin bir geçmişi var. 1890’lı yılların ikinci yarısından sonra hızlı sanayileşmenin doğurduğu kötü koşullar sonucu, işçileri yavaş yavaş hak aramaya başlarlar. Kendi örgütlenmelerini kurmak için çeşitli yollara başvururlar. Petersburg’da 1896-1898 yılları arasında Marksist aydınlar, işçi sınıfı saflarında propaganda ve ajitasyon yürütürler. Propagandaların da etkisiyle işçiler grev komiteleri oluştururlar. Daha uzun süreli grevleri finanse edebilmek için <strong><em>işçi yardımlaşma sandıkları</em></strong> oluştururlar. Bu sandıklar ise o zaman yasa-dışı örgütlenmelerdir. Bu tip örgütlenmeler, daha sonra ortaya çıkan Sovyet tipi örgütlenmelerin ilk öncülü oldu.</p>
<p>Öte yandan Çarlık rejimi de, işçileri denetim altında tutmak için,  İşçiler arasında Yardımlaşma Kurumları oluşturmuştu. Polis şefi <strong>Zubatov</strong> önderliğinde kurulan bu derneklere üye olan işçilerin sayısı özellikle Moskova’da 50 bin işçiyi kapsayacak kadar genişlemişti. Polis şefi Zubatov, işçilerin içinde bulunan ajanları aracılığıyla işçiler arasındaki gelişmeleri takip ediyor, işçilerin haberi olmadan patronlarla görüşüyor, yaşam koşullarında bazı iyileştirmelerin yapılmasını istiyordu. Amaç polis örgütlenmesi aracılığıyla işçilerin mücadelesini düzen içi kanallara akıtmaktı. Ne var ki, Zubatov tam denetlemeyi sağlayamayınca, görevden alınır. Yerine <strong>Papaz Gapon</strong> getirilir.</p>
<p>Her şey karşın işçi sınıfının mücadelesi sürekli yükselir. Rusya’da 1905 Devrimi çeşitli süreçlerden geçer. Grev mücadeleleri içinde olan işçi sınıfı <em>kendiliğinden</em> bir şekilde İşçi Temsilcileri Konseyi (Sovyet)’ni oluştururlar. Sovyet örgütlenmesinin politik alandaki yeri nedir? Sovyet tipi örgütlenme ile parti arasında nasıl bir ilişki var?</p>
<p>Rusya’da 1905 yılında <strong><em>‘aniden’ </em></strong> ortaya çıkan Sovyet tipi örgütlenme üzerine Rus Marksistleri uzun dönem tartıştılar. Hem Menşevikler, hem Bolşevikler bu sorulara cevap arıyorlardı.</p>
<p>‘<em>Pek çok kişi, 1905’te hiç beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan bu olguyu, işçi sınıfının devrimci iktidar organları olmaktan ziyade, ayaklanma komiteleri veya sendikal tipte yapılar olarak değerlendirdi. Fakat bütün bu tartışmalarda Paris Komünü deneyimi gözden kaçırılıyordu. Komün, işçi sınıfının devrimci iktidarıydı ve bir iktidar organı olarak Sovyetlerin öncülüydü. 1905’te Sovyetler, tüm yığınları bir araya toplayarak, onlara yön vererek, sendikalları kendine bağlayarak, Çarlık devletini felç eden politik grevleri örgütleyerek, kendine bağlı milis kuvvetleri oluşturarak, siyasal iktidarı hedef alarak ve bu yönde karalı davranarak ikili bir iktidarın temellerini atmıştı</em>.’(Akın Erensoy, Sovetler ve Devrim, www.marksist.com)</p>
<p>Ortaya çıkan Sovyet örgütlenmesi önüne hedefler koymuştu: Grevin devamını veya sona erdirilmesini karar verebilecek şekilde grev hareketini yönetmek; İşçiler arasında, teknik eylemlere vb. karşı çıkacak bir şekilde disipini sağlamak.</p>
<p>Sovyet tipi örgütlenme konusunda  şöyle özetlenebilir: Sendikal mücadeleden farklı olarak Sovyet tipi örgütlenme, <strong><em>ekonomik mücadeleyi politik mücadele ile  birleştiren</em></strong> bir örgütlenme olarak ortaya çıktı. Sovyet tipi örgütlenmenin yarattığı iki önemli sonuç oldu: Birincisi, ekonomik ve politik mücadeleyi birbirinden ayıran <strong><em>ekonomizm</em></strong> eğiliminin geniş işçi sınıfı kitleleri içinde politik alanda mahkum edilmesi. Esasen bu yeni olgu, ekonomik mücadeleyi sendikalara, politik mücadeleyi de partiye dayandıran <strong><em>düalist anlayışın </em></strong> aşılması demekti; İkincisi, işçi sınıfının kendiliğinden sınıf bilincine ulaşmayacağı ve politik örgütlenme kuramayacağı şeklindeki düşüncenin sorgulanması. Bu durumda Bolşevikler arasında işçi sınıfının kendiliğindenciliğini küçümseyen bakış açısının aşılması demekti.</p>
<p>Sovyet tipi mücadele örgütlerinin ortaya çıkışı, Lenin’in eski görüşlerinde bir takım değişiklikler yapmaya zorlar. Çünkü Lenin önceleri, işçi sınıfının kendiliğinden kurabileceği örgütlenmelerin sendikal örgütlenmeler olabileceğini, işçi sınıfının da kendiliğinden ancak sendikal bilince ulaşabileceğini savunuyordu. Lenin ve diğer Bolşevikler, işçilerin kendiliğinden politik amaçlara yönelik devrimci örgütler kurmayacağı veya kursa bile kararlı devrimci bir parti  olmadan bu hareketlerin başarıya ulaşamayacağı düşüncesindeydi. Oysa şimdi öngörülemeyen yeni bir gelişme ortaya çıkmıştı: Sovyet tipi örgütlenmeler kurulmuştu.  Bu yeni durum, işçilerin kendiliğindenciliği konusundaki Bolşevikler arasında yaygın  düşünceleri sorgulatır hale gelmişti. Çünkü daha önceki düşüncenin tersine, Rusya’da işçi sınıfının mücadelesi politik hedeflere de yönelmeye başlar. Yani işçi sınıfı, bir parti önderliği olmadan politik mücadele de yürütebilecek  kendi sınıf örgütlerini yaratırlar.</p>
<p>Ne var ki, Bolşeviklerin büyük çoğunluğu Sovyet tipi örgütlenmelere karşısında ilkin olumsuz bir tutum takındılar. İşçilerin kendiliğinden devrimci eyleme <strong><em>yönelemeyeceği</em></strong> şeklindeki önceleri savundukları görüş dolayısıyla Sovyet örgütlenmesine ilkin kuşkuyla yaklaştılar. Ayrıca Menşeviklerin Sovyet örgütlerinde çoğunluğu oluşturması nedeniyle Sovyet örgütlenmesine gereken önemi vermediler.</p>
<p>Bolşeviklerin Petersburg komitesi, Sovyet tipi örgütlenmesin ‘parti dışı’ ve ‘partiler üstü’ bir örgütlenme olarak öncü partiye zarar verebileceğini ileri sürdü. Sovyet tipi örgütlenme konusunda Bolşevik basında tartışma yürütüldü. Bu tartışma çeşitli eğilimleri ortaya çıkardı. Tartışmanın özü şuna yönelikti: Parti ile Sovyet tipi örgütlenme arasında nasıl bir ilişki olmalı. Bolşeviklerin çoğunluğu, Sovyet tipi örgütlenmenin parti-dışı ve parti-üstü bir örgütlenme olmasını eleştiriyordu. Örneğin bir eğilim, Sovyet tip örgütlenmenin sendikal örgütlenmeden farklı olmamasını ileri sürüyordu. Bir başka eğilim, Sovyetlere partinin programını dayatmaya çalışıyordu.  Petersburg’daki Bolşevikler arasında yaygın bir düşünce şuydu: Parti ve Sovyet tipi örgütlenme birbirine paralel olarak uzun sürede varlıklarını sürdüremezler. Örneğin partinin ajitasyon ve propaganda grubu adına P. Mendeleyev şöyle diyordu:</p>
<p>‘<em>İşçi Temsilcileri Konseyi (Sovyet) politik bir örgütlenme olarak varlığını sürdüremez. Sovyet örgütlenmesinin varlığı, Sosyal-Demokrat (Marksist y.o) hareketin gelişimine zarar verdiğinden dolayı, Marksistler bu örgütten çıkmalıdır. İşçi Temsilcileri Konseyi yalnıza sendikal bir örgütlenme olarak var olabilir</em>.’[3]</p>
<p>Örneğin ‘Sovyet mi Parti mi?’ başlıklı makalesinde <strong>B. Radin </strong><em>İşçi Temsilcileri Konseyi (Sovyet</em>)  konusunda şu düşünceyi dile getiriyordu: ‘<em>İşçi Temsilcileri Konseyi,  proleteryanın sadece belirli eylemlerini yönetebilir. (&#8230;) ama sınıf politikasını yürütemez</em>.(&#8230;) <em>İşçi Temsilcileri Konseyi, partinin programını ve parti  tarafında yönetilmeyi kabul etmelidir.’</em> [4] Radin, İşçi Temsilcileri Konseyinin (Sovyetin) parti yerine geçmemesini ve Sovyet örgütlenmesinin partiye bağlı olmasını savundu.</p>
<p>Bolşevikler içinde Sovyet örgütlenmesinin önemini <strong><em>ilk</em></strong> kavrayan yine Lenin olmuştur. Lenin, Bolşevik örgütlenmesi içinde partisiz sınıf örgütlenmesi olan Sovyet tipi örgütlenme karşısında olumsuz tavır takınan eğilime karşı mücadele yürütür.  O, işçi sınıfının kendiliğindenliğini <strong><em>göklere çıkaran</em></strong> eğilimlere karşı durduğu gibi, kendiliğindenciliği <strong><em>küçümseyen</em></strong> eğilimlere karşı durmuştur.</p>
<p>Bolşeviklerin çoğunluğu  Parti mi Sovyet mi diye bir ikircikli soru sorarken, Lenin, Parti mi Sovyet mi  şeklindeki soruyu yanlış bulur. Lenin, tartışmalara müdahale etmek için 1905 Kasım ayında Stockholm’den ‘<em>Görevlerimiz ve İşçi Temsilcileri Konseyi’</em> başlıklı yazıyı gazetenin redaksiyonuna gönderir. Lenin, ‘dışardan’ yazan biri olarak Sovyet örgütlenmesi konusundaki görüşlerini dile getirir. Lenin yazının yayınlanmasını redaksiyona bırakır. Ama redaksiyon Lenin’in yazısını basmaz. Lenin’in makalesi ilk defa 1940 yılında yayınlanır. Lenin o yazıda şöyle yazıyordu:</p>
<p><em>’Yoldaş</em> <em>Radin’in sorunu İşçi Temsilcileri Sovyeti mi, yoksa Parti mi biçiminde koyması yanlıştır. Soru nasıl sorulursa sorulsun, cevabın şöyle olması gerekir:: Hem İşçi Temsilcileri Sovyeti, hem Parti.  İşçi Temsilcileri Sovyetinin görevleriyle, partinin görevlerini birbirinden ayırmak ve bu görevlerin birbiriyle ilişkisini kurmak en acil konudur. Sovyet’in herhangi bir partiye tümüyle bağlanmasını önermek amaca uygun ve doğru değildir.</em>’[5]</p>
<p>İşçi sınıfının parti olmadan  politik eylemler örgütleme yeteneğinde olduğunu bazı  Bolşeviklere göstermek için Lenin şunları yazar:</p>
<p><em>‘İşçi Temsilcileri Sovyeti genel grev sırasında, greve bağlı olarak ve onun amaçları içinde doğdu. Grevi yöneten ve zafere ulaştıran kimdi? <strong>Tüm</strong> (Italik Lenin) proletarya! Bunlar arasında sosyal-demokrat olmayan işçiler de vardı. İyi ki  bunlar azınlıktaydılar. Grevlerin amaçları nelerdi? Bunlar hem ekonomik, hem siyasal amaçlardı.  Ekonomik amaçlar tüm proletaryayı, tüm işçileri, yalnızca ücretli işçileri değil, hatta kısmen bütün emekçileri  ilgilendiriyordu. Siyasal amaçlar Rusya’nın tüm halkını, daha doğrusu tüm halklarını ilgilendiriyordu. </em><em>(…) Proletarya ekonomik mücadeleyi sürdürmeli midir? Mutlaka. Bu konuda bir anlaşmazlık yoktur, olamaz da. Peki ama, bu  mücadele yalnızca Sosyal Demokratlar tarafından ve yalnızca sosyal demokrat bayrak altında mı yürütülmelidir? Öyle  olduğuna inanmıyorum‘ </em><em><strong>[6]</strong></em></p>
<p>Lenin, parti örgütlenmesi ve işçi sınıfının kendiliğindenciliği konusunda ilk önceleri çubuğu oldukça sola bükmüştü. 1905 yılında yaşanan devrim deneylerinin ışığında iki konuda çubuğu düzeltecektir. Birincisi, partiyi geniş işçi yığınlarına açacaktır. Bu nedenle Lenin, gerçi ‘parti komite üyeleri’nin eleştiri oklarına hedef olacaktır. İkincisi, işçi sınıfının parti olmadan da siyasal amaçlar yönelik örgütler kurma yeteneğinde olduğunu teslim edecektir. Rusya’da yaşananlar şunu göstertiyor. Lenin, bir tarafta olguları bütünselliği içinde ele alarak tek-yanlı  yaklaşımlara karşı dururken; öte tarafta, dogmatik tutumdan uzak durması, şemalardan hareket etmemesi, gerçekliği dikkate alarak gerektiğinde eski düşüncelerini aşabilmesidir.</p>
<p>-devam edecek-</p>
<hr size="1" />[1] Hem emAlmanca bazı   kitapları okumak zorunda kaldığımdan, hem bazı etkinliklerden hem de  özel nedenlerden dolayı bu yazım biraz geç kaldı. Gecikme nedeniyle özür dilerim.</p>
<p>[2] Rusya’daki İşçi Temsilcileri Konseyleri (Sovyet)“nin ortaya çıkışı ve çeşitli partilerin Sovyetlere karşı tutumu  konusunda bkz. Oskar Anweiler, Die Rätebewegung in Russland 1905-1921.</p>
<p>[3] Mendeleev, aktaran Oskar Anweiler, <em>Die </em><em>Rätebewegung in Russland 1905-1921</em>, s. 95</p>
<p>[4] B. Radin, aktaran Oskar Anweiler, <em>Die </em><em>Rätebewegung in Russland 1905-1921</em>, s. 96</p>
<p>[5] Lenin, Gesamt Werke X, s.4</p>
<p>[6] Lenin, Gesamt Werke X, s.5</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/06/lenin-7/' addthis:title='Lenin &#8211; 7 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/06/lenin-7/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenin &#8211; 6</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/05/lenin-6/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/05/lenin-6/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 28 May 2010 11:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[6]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5347</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 28 &#8211; 05 &#8211; 2010 &#124; 5.      OPORTUNİZME KARŞI TÜZÜK ARACILIĞIYLA MÜCADELE Iskra’yı çıkaranların II. Kongre’de Bolşevikler ve Menşevikler olarak bölünme olgusu çok az kavranabilen olaylardan biridir. 20.Yüzyılın başında Rusya’da işçi sınıfı partisi kurulduğu dönemde Lenin’i meşgul eden  sorunsal anlaşılmadan, Lenin’in parti anlayışını kavramak zordur. Hele II. Kongre’de program konusunda değil de, [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/05/lenin-6/' addthis:title='Lenin &#8211; 6 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[5347]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 28 &#8211; 05 &#8211; 2010 | 5.      OPORTUNİZME KARŞI TÜZÜK  ARACILIĞIYLA MÜCADELE</p>
<p>Iskra’yı çıkaranların II. Kongre’de  Bolşevikler ve Menşevikler olarak bölünme olgusu çok az kavranabilen  olaylardan biridir. 20.Yüzyılın başında Rusya’da işçi sınıfı partisi  kurulduğu dönemde Lenin’i meşgul eden  sorunsal  anlaşılmadan, Lenin’in parti anlayışını kavramak zordur. <span id="more-5347"></span>Hele II.  Kongre’de program konusunda değil de, esas olarak Tüzüğün 1. Maddesi  konusunda bir anlaşmazlığın ve bundan kaynaklanan ayrılığın gerçek özü  anlaşılamaz. Lenin’in 1900’lerin başındaki sorunsalı şu idi: Rus  Marksistleri arasında Ekonomizm eğiliminin yaygın olduğu bir dönemde,  ekonomizmin gücü kırılmadan, gerçek Marksist bir parti kurulamazdı.  Dolayısıyla Lenin, güçlü olan ekonomizm eğilimine karşı kararlı mücadele  yürütülmesinden yanaydı. Eğer parti kapısını  herkese  açarsa, bu durum, ekonomizm eğiliminin kitlesel olarak partiye hücum  etmesi anlamına gelirdi. Partinin kendini bu hücumdan koruması  gerekirdi. Bu nedenle de ekonomizme karşı, sadece ideolojik mücadele  yeterli olamazdı; aynı zamanda örgütsel araçların ve tüzüğün yardımıyla  da ekonomizme karşı mücadele yürütülmeliydi. Yani Lenin’in örgüt  konusunda tezleri esas olarak ekonomistlere yönelikti. İşin garip yanı  odur ki, Lenin’in örgütsel konulardaki tezleri Iskra Gazetesi’ni  çıkaranlar arasında bir ayrılığa yol açar.</p>
<p>Lenin,  partinin  birliği ve  sürekliği için  örgütsel  konularda da anlayış birliğinin gerekli olduğunu savunuyordu. Lenin’in  bu kararlı tutumu yeni kurulan örgütlenmeyi bölünmenin eşiğine getirir.  Öyle ki Lenin, 1904 yılında bile Merkez Komite’deki kendi yoldaşlarıyla  anlaşmazlığa varır. Çünkü bu yolladaşları, Menşeviklerden kopmayı kabul  etmiyorlardı. Lenin, daha sonraları II. Kongre’deki haşin ve kızgın  tutumundan dolayı yaşayan kırgınlıklardan dolayı  kendi kabahatini kabul eder. Ama ilkeler konusunda haklı olduğunu  savunur. Lenin için o dönemdeki esas sorun şuydu: Marksizmin ilkeleri  etrafında yeni tipte bir parti kurmaktı. Ama bu parti Marksist ilkelerin  saflığını korumalıydı. Çünkü derin kökleri olan ‘ekonomizm’ Marksist  ilkelerin saflığını tehdit ediyordu. Buna karşı araçlar bulmak  gerekiyordu.</p>
<p>Bu araçlar nelerdi?</p>
<p>Birincisi, program. Oportunizme karşı  mücadele için Marksizmin ilkelerine dayalı bir program gereklidir.  Program gereklidir, ama yeterli değildir. Örneğin bir parti üyesi  programı  kabul edebilir ve partiye girebilir. Ama  programa uygun bir çalışma yürütmezse ne olacak? Onu kim denetleyecek.  Üyeler denetlenemezlerse Marksist ilkelerin saflığı  korunamaz. O zaman oportunist unsurların partiye girmesi mümkün olur ve  Marksist program ilkeleri çarpıtılmaya maruz kalır. Oportunizme karşı  mücadelede program önemli bir araçtır, ama  bu  aracın  önemli bir araçla bütünleştirilmesi  gerekir.</p>
<p>‘<em>Program  ve taktik sorunlar üzerinde birlik –</em>diyor Lenin<em>-  esastır, ama parti birliği ve parti çalışmasının merkezileşmesi için hiç  de gerekli koşul değildir.(&#8230;) Parti çalışması ayrıca bir örgüt  birliğini gerektirir. Bir parti çalışması içinde (&#8230;), resmi bir tüzük  olmaksızın, azınlık çoğunluğa, parça bütüne bağlanmaksızın mümkün olamaz</em>.’</p>
<p>. Oportunizme karşı mücadelede ikinci araç  tüzüktür. Lenin’e göre Marksist ilkeler üzerinde ideolojik birliği  sağlamak için, partinin örgütsel tedbire, yani tüzüğe ihtiyacı vardır.  Lenin şöyle diyordu: ‘<em>Tüzüğün yardımıyla oportunizme karşı  az çok daha keskin silahlar yaratılmalıdır</em>.’</p>
<p>Lenin’i örgütsel konularda Troçki ve Rosa  Luksemburg’dan ayıran bu noktaydı. Bu ikisi ekonomizme, oportunizme  karşı ideolojik mücadelenin yeterli olacağını düşünüyorlardı, örgütsel  araçlara gerek olmadığını ileri sürüyorlardı. Lenin, örgütsel  gevşekliğin ve oportunizmin gücünün, sadece ideolojik mücadele ile  ortadan kaldırılamayacağı görüşündeydi.</p>
<p>Troçki, 1905 öncesi Lenin’in örgüt  anlayışına karşı durur. II. Kongre’de determinist bir yaklaşıma sahip  olan Troçki şöyle diyordu: ‘<em>Burjuva toplumundaki gelişim,  kendiliğinden bir şekilde, proletaryayı, politik bir biçimlenmeye  zorlar, bu sürecin objektif eğilimleri kendi ifadelerini en açık bir  şekilde Marksist sosyalizmde bulur</em>.’(http://www.lrp-cofi.org/KOVI_BRD/Dokument/Partei.html)  Yıllar sonra Troçki, örgütlenme konusunda kendi anlayışının yanlış  olduğunu itiraf ederek, Lenin’in örgüt anlayışını kabul etti.</p>
<p>Bilindiği gibi Rosa Luksemburg da  Lenin’in parti anlayışına karşı çıkmıştı. 1905  öncesinde . Lenin&#8217;in ve Bolşeviklerin örgütsel anlayışına  karşı durur. Ona göre Lenin‘in örgütsel anlayışı aşırı merkeziyetçi ve  otoriterdir. Lenin’in parti anlayışını aşırı merkezci ve otoriter  bulan Luksemburg , işçi sınıfının kendiliğindenci mücadelesini  gereğinden fazla abartıyordu. Gerçi Rosa Luksemburg  da  oportunizme karşı mücadelenin gerekli olduğunu vurguluyordu. Ama doğru  bir teorik-mücadeleyle  ve işçi sıfının  kendiliğindenci mücadelesinin gelişmesiyle oportunizmin  geriletilebileceğini düşünüyordu. Oportunizme karşı tüzük aracılığıyla  da mücadele edilmesinin önemini henüz kavrayamamıştı.</p>
<p>Rosa Luksemburg ın örgütlenme konusunda  hatalı anlayışı  esas olarak  şu  iki düşünceden kaynaklanıyordu: 1-) Luksemburg, parti-sınıf ilişkisi  yeterince net değildi. İşçi sınıfının kendiliğindenciliğini <strong><em>abartırken</em></strong>, partinin bilinçli  müdahalesini <strong><em>küçümsüyordu</em></strong>;  2-) Luksemburg, Oportunizmin, işçi sınıfı partisi içindeki yıkıcı  rolünü, dolayısıyla oportunizme karşı örgütsel araçlar ( partiden  uzaklaştırma vb.) yoluyla mücadelenin gerekliliğini kabul etmiyordu.</p>
<p>Gerorg Lukacs, parti konusunda Lenin ve  Luksemburg  arasındaki farkı şöyle dile getiriyor:</p>
<p>‘<em>Lenin ve Luksemburg ,  oportunizme karşı, politik ve teorik mücadele yürütmenin gerekliliği  konusunda birbirleriyle uyum içindeydiler. Aralarındaki çatışkı şu  soruya verilecek cevapta yatıyordu: Oportunizme karşı mücadele parti  içinde yalnızca entelektüel bir mücadele olarak mı yürütülmeli, yoksa bu  sorun örgütsel alanda mı çözülmeli?  Luksemburg  bu son düşünceye karşı durur</em>.‘</p>
<p>Bolşevikler Rusya’da devrime önderlik  ederek iktidar gelmişlerdi. Politik deneyimler Rosa Luksemburg’un örgüt  anlayışını değiştirecekti. Luksemburg’da 1. Dünya savaşı sonrası  Spartaküsler adlı örgüt kurarak Lenin’ist parti  anlayışına yaklaştı.</p>
<p>II. Kongre’de Plehanov da, Lenin’in örgüt  anlayışına destek verir ve oportunizme karşı örgütsel ve tüzüksel  araçların yardımıyla mücadele edilmesi gerekir şeklindeki Lenin’in  görüşünü destekledi. Ne var ki, II. Kongreden sonra Menşevikler  Plehanov’un yardımıyla partinin bazı organlarını – Merkez Organı Yazı  Kurulu ve Parti Meclisi) ellerine geçirdiler. Bu durum elbette  hoşnutsuzluk yarattı. Dolayısıyla partide gizli süren bir mücadele  başladı. Bu hoşnutsuzluğa son vermek için III. Kongre (1905) toplandı.  Ne var ki,  Menşevikler bu kongreye katılmayı  reddettiler. Dolayısıyla Londra’da toplanan III. Kongre’de yalnızca  Bolşevikler bir araya geldi. III. Kongre, politik taktikler, silahlı  ayaklanma gibi konuları tartıştı. Aynı zamanda azınlığın ve çoğunlukla  birlikte aynı parti içinde çalışmasını sağlamak için her önlemi aldı;  demokratik merkeziyetçilik ilkesine göre örgütlenen Lenin’in parti  anlayışı, azınlığın haklarını güvence altına aldı.</p>
<p>Kısacası, ekonomizm ve oportunizmin işçi  sınıfı partisi içinde yıkıcılığına karşı Lenin, oportunizme karşı  örgütsel araçları gündeme getirir. Tüzüğün 1. Maddesi konusundaki  tartışma ancak bu perspektiften bakılınca anlaşılabilir. Lenin, sınıf ve  parti ilişkisine, diyalektik bir şekilde yaklaşır. Sınıf ve partinin  karşılıklı olarak birbiri üzerindeki etkisini dikkate alır. Lenin’in  parti anlayışı, önemli felsefi bir sorun olan özne-nesne ilişkisini  verili koşullar altında politik alana yansıtmaktan kaynaklanır. Parti ve  sınıf ilişkisinde partinin  rolüne hak ettiği  değeri verir.</p>
<p>Lenin’in parti ve devrim anlayışında  Tkatschew gibi köylü önderlerinin etkisi olmuştur. Tkatschew şöyle  diyordu: ‘<em>Halkın, sadece kendi gücüyle sosyal devrim  yapabileceği (..) yanılsamasına kapılmayalım. Elbette sosyal devrim için  halk zorunludur, ama <strong>yalnızca devrimci bir azınlığın  halk önderliğini üstlendiği koşullar altında</strong>’</em></p>
<p>6.      1905 SOVYET DEVRİMİ VE  LENİN’İN PARTİ ANLAYIŞINDA DEĞİŞİKLİK</p>
<p>Lenin’in en önemli özelliklerinden biri,  Marksizmin temel ilkelerine bağlı kalırken,   dogmatizmden  uzak olmasıdır. Lenin, sürekli olarak değişen nesnel ve öznel koşulları  dikkate almıştır. Zaten bir çok Marksistten farklı olara Lenin,  Partiyi, bir amaç olarak görmedi, fetiş bir hale  getirmedi. Lenin için parti, belirli amaca hizmet eden bir araçtır.  Çeşitli dönemlere göre bu aracın rolü farklıdır. Devrim öncesi bir  dönemde parti, işçi sınıfının  öncü unsurlarının  bilincini artıran, eylem ve yeteneğini geliştiren bir araçtır.</p>
<p>Partinin kurulduğu ilk yıllarda, hem güçlü  ekonomizm eğilimi, hem de gizlilik koşulları nedeniyle partinin  yukarıdan aşağıya örgütlenmesi gerektiğini savunuyordu. Komiteleri  oluşturma yetkisi Merkez Komitesine verilmişti. Eğer komiteleri  örgütleme yetkisi merkez komitesine verilmeseydi, ilkelerde sürekliliği  sağlayacak komiteler oluşamazdı. Seçim sistemi, ‘ekonomist’ eğilimdeki  unsurların parti komitelerinde egemen olmasını sağlayabilirdi.Yani  örgütlenme yukarı aşağı bir örgütlenme şemasına göre yapılıyordu.</p>
<p>Ne var ki 1905  Devrimi, Lenin’in örgüt anlayışında <strong><em>değişikliklere</em></strong> neden olur. Daha önceleri partinin yukarıdan aşağıya merkeziyetçi bir  bakış açısıyla örgütlenmeyi savunan Lenin, 1905 Devrimi sonrası değişen  koşullar nedeniyle örgütlenme konusundaki tutumunu değiştirir. Çünkü hem  bazı eski koşullar değişmiştir, hem de bazı yeni koşullar ortaya  çıkmıştır.</p>
<p><strong><em>Eski</em></strong> koşullar değişmişti: 1-) Toplantı, örgütlenme ve basın özgürlüğü  kazanılmıştır; 2-) Devrimci Marksizmin ilkeleri yaygınlık kazanmıştır.  Ekonomizm eğilimi yenilgiye uğratılmıştır. Dolayısıyla seçim sisteminin  uygulanması, artık parti ilkelerinin sağlamlığı ve  istikrarı  için bir tehlike oluşturmazdı.</p>
<p>Öte yandan <strong><em>yeni</em></strong> koşullar ortaya çıkmıştır: İşçilerin oluşturduğu yeni tip bir  örgütlenme, yani Sovyet tipi örgütlenme gündeme gelmiştir. Sovyet tipi  örgütlenmenin ortaya çıkışı şu olguyu gözler önüne serer: İşçi sınıfının  kendiliğindenciliği hem politik bir bilinç, hem de politik bir  örgütlenme yaratabilecek bir durumdadır.</p>
<p>1905 devriminden sonra, hem eski koşulların  değişmesi, hem de yeni koşulların ortaya çıkması nedeniyle Lenin,  partinin kapısının geniş işçi yığınlarına açılmasını ve komite  üyelerinin seçim seçilmesini yoluyla seçilmesini savunur. ‘<em>Doğrudan  seçim ilkesinin uygulanmasına geçmek</em>’ gerektiğini ileri sürer. Bir  başka deyişle <strong><em>yeni Lenin</em></strong>, <strong><em>eski Lenin</em></strong>’e karşı durur. 1905  sonrası Parti’de seçim sistemini savunan Lenin’e karşı itirazlar  yükselir. Hatta bir parti toplantısında parti komiteleri için seçim  sistemini savunduğu için bizzat kendi yandaşı bazı Bolşevikler  tarafından yuhalanır.</p>
<p>Parti komitelerinin seçim sistemiyle  demokratik bir şekilde seçilmesine yapılan bir itiraz şöyleydi: Parti  komitelerinin seçim sistemiyle seçilmesi sonucu, Marksizmin ilkeleri  korunamaz. Yani Lenin’in 1905 devrimi öncesi savunduğu düşüncesi, bizzat  Lenin’in karşısına çıkarılır.</p>
<p><strong><em>Partinin Yeniden  Örgütlenmesi</em></strong> adlı makalesinde Lenin yapılan  itirazları değerlendirmeye çalışır.  ‘<em>Seçim  sisteminin gerçekleşmesiyle, Marksizmin ilkeleri tehlikeye düşebilir mi</em>?’  diye sorduktan sonra şöyle yazar: ‘<em>Tehlikenin, çok sayıda  Marksist olmayan unsurun partiye ani akını halinde ortaya çıkacağı  söylenebilir. Bu durumda parti, kitle içinde eriyecek, işçi sınıfının  bilinçli öncüsü olmaktan çıkıp, artçı durumuna düşecektir. Gerçekten  işler acısı bir dönem başlayacaktır. Eğer demagojiye bir eğilimimiz  olsaydı,  eğer partinin temelleri (program, taktik  konular, örgütlenme konusunda deney) sağlam olmasaydı, ya da zayıf ve  karasız olsaydı, bu tehlike şüphesiz en <strong>ağır</strong> tehlikelerden biri <strong>olabilirdi</strong>. Ancak bu ‘eğer’  mevcut değildir. Biz Bolşevikler (&#8230;) yeni üyelerimizin bilinçli  olmasını gerekli gördük, partinin gelişmesinde sürekliliğin muazzam  önemi üzerinde ısrar ettik, disiplini örgütledik. Ve <strong>her</strong> parti üyesinin şu veya bu parti örgütü içinde eğitilmesini istedik</em>.’</p>
<p>Partinin işçi sınıfına açılmasını savunan  Lenin şunları yazar: ‘<em>Ne işçi sınıfı hareketinde bilincin  rolünü küçümsemeksizin, ne de hatta Marksist teorinin muazzam önemini  asla azlatmaksızın şunu söyleyebilirim: Gerek Kongrede gerekse  konferansta biz parti parti birliğinin ‘<strong>donuk  teorisini’</strong> (abç. Y.O) yarattık. İşçi yoldaşlar bu donuk teoriyi  yaşayan gerçeğe dönüştürmek için bize yardım edin.’</em> (Lenin,  Partinin Yeniden Örgütlenmesi, Partileşme Süreci adlı derleme kitabın  içinde, s. 177)</p>
<p>Lenin’in parti anlayışı <strong><em>demokratik merkeziyetçilik</em></strong> ilkesi üzerine  kurulmuş bir partidir. Parti hem demokratiktir, hem de merkeziyetçidir.  Demokratik merkeziyetçilik de koşullara göre değişir. Lenin, ekonomizm  eğiliminin partiye egemen olmasın engellemek için, ilk dönem komite  üyelerinin Merkez Komitesi tarafından onaylanması gerektiğini  savunuyordu. Bu tedbir ekonomist unsurların partiyi ele geçirmesine  karşı bir tedbirdi. Parti, kongre düzeyinde çok demokratik bir işleyişe  sahipti. Çünkü çok geniş bir tartışma özgürlüğü vardı. Ama ilk dönemde  komite üyelerinin seçimle iş başına gelmesi henüz mümkün değildi. Ama  1905 devrimi sonrası dönemde durum değişir. Çünkü 1-) ekonomizmin  ideolojik-örgütsel gücü  kırılmıştı; 2-) Toplantı  ve basın özgürlüğü kazanılmıştı. Değişen koşulları dikkate alan Lenin,  şöyle diyordu: ‘<em>Seçim işlerinin Parti  örgütlerinde, sözde değil fiiliyatta, hoş edalı ama boş bir söz olarak  değil partinin bağlarını yenilemeye, genişletmeye, güçlendirmeye  gerçekten yeterli, gerçekten yeni ilke olarak uygulanabileceği zaman  gelmiştir; veya her halükarda gelmektedir</em>.’</p>
<p>Kısaca, Lenin, parti anlayışında değişiklikler bir çok  görüşünde değişiklikler yapmak zorunda olmuştur. Lenin’in parti  anlayışını, donuk, tek yanlı, içinde yaşanılan koşullardan bağımsız  olarak ele almak, dogmatik yaklaşımın ürünüdür. Bir  parti,  verili koşullarda belirlenen amaca hizmet eden araçtır. ‘Leninist parti  anlayışı’nı eleştirenlerin çoğunluğu, Lenin’in parti anlayışını, tek  yanlı ele alanlar,  Lenin’in örgüt anlayışında  çeşitli dönemleredeki değişiklikleri görememeyenlerdir.</p>
<p>-devam edecek-</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/05/lenin-6/' addthis:title='Lenin &#8211; 6 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/05/lenin-6/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kolektif Hafıza Türk-Kürt Sorunu Ve PKK</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/05/kolektif-hafiza-turk-kurt-sorunu-ve-pkk/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/05/kolektif-hafiza-turk-kurt-sorunu-ve-pkk/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 May 2010 12:25:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[hafıza]]></category>
		<category><![CDATA[kolektif]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[türkkürt]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5240</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 15 – 05 – 2010 &#124; ‘Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır’ Bertholt Brecht Okuduğum kitaplardaki ilginç görüşleri her zaman sizlerle paylaşma fırsatı  bulamıyorum. Türkiye toplumu okuyan bir toplum değil. Fikirleri anlatan yazılardan ziyade, magazin yazılara daha fazla ilgi duyan bir toplum. Gerçeğini [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/05/kolektif-hafiza-turk-kurt-sorunu-ve-pkk/' addthis:title='Kolektif Hafıza Türk-Kürt Sorunu Ve PKK ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[5240]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 15 – 05 – 2010 |</p>
<p><em>‘Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün yarına dünle beslenerek yol alır’ </em></p>
<p><strong><em>Bertholt Brecht</em></strong></p>
<p>Okuduğum kitaplardaki ilginç görüşleri her zaman sizlerle paylaşma fırsatı  bulamıyorum. Türkiye toplumu okuyan bir toplum değil. Fikirleri anlatan yazılardan ziyade, magazin yazılara daha fazla ilgi duyan bir toplum. Gerçeğini söylemek gerekirse, magazin türü yazılardan uzak kalmaya çalışan biriyim.<span id="more-5240"></span></p>
<p>Lenin üzerine yazdığım makale  dizisinin   devamını bekleyenler olduğunu biliyorum. Ama diğer taraftan yazının bu kadar uzamasından yakınanlar da mutlaka vardır. Bu nedenle bir uzlaşma olarak, bu yazıyı kaleme alıyorum</p>
<p>Ünlü Alman filozofu Hegel ‘Gerçeklik bir bütündür’ diyordu. Hegel’in bu sözleri  gerçekliği analiz etmek için önemli bir yöntemsel katkıya işaret ediyordu ve  gerçekliği tek yanlı analiz eden düşünce biçiminin bir eleştirisiydi.</p>
<p>Gerçekten de bütün felsefi ve politik sapmaların kaynağında tek yanlı yaklaşım vardır. Gerçeğin yalnızca bir yanı dikkate alınır, diğer yanları ihmal edilir. Bu ihmalin bedeli çok ağırdır. Toplumsal ve politik yaşam, ihmalin bedelini  daha ağrır bir şekilde ödetir. Böylesi bir bedelin örneğini, Kürt sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle  Türkiye’de yaşanan çürüme olgusunda görmek mümkün.</p>
<p>Geçmişte Türkiye sosyalist hareketi Kürt Ulusal sorununa gereken  önemi verememişti. Ulusal Sorun, sosyalist devrimle çözülecek sorundu. Böylece sorun, devrim sonrası bir sürece ertelenmiş oluyordu. Türkiye Sosyalist hareketinin büyük çoğunluğu, <strong><em>her şeyi</em></strong> sınıf mücadelesine indirgeyen tek yanlı bir bakış açısından kurtulamamıştı ve halen kurtulamamıştır. Bu neden böyledir? Bu sorunun cevabı geniş bir araştırma konusu olabilir. Ama konumuz bu değil.</p>
<p>Elbette kapitalizmde <strong><em>esas</em></strong> olan iki sınıf arasındaki mücadeledir. Ama <strong>esas</strong> demek <strong>tek</strong> demek değildir. Her şeyi <strong><em>yalnızca</em></strong> sınıf mücadelesine indirgeyen bakış açısı, bir dünya görüşü olarak Marksizm’i yoksullaştıran bir anlayıştır. Sınıf mücadelesinin dışındaki olguların açıklanmasını, burjuva ideolojisine terk eden bir anlayıştır. Öte yandan sınıf mücadelesinin tek belirleyici olduğunu ileri süren bakış açısı, gerçekte emekçi cephesini bölen bir bakış açısıdır. Çünkü  Kürtlüğü ve  Aleviliği savunanları ‘devletin yandaşları’ olarak görmektedir. Böylece onlarla belirli bir ortak paydada buluşmayı reddeden bir anlayıştır.</p>
<p>Eğer  sınıf mücadelesi <strong><em>tek</em></strong> belirleyici olsaydı, o zaman ‘Ulusal Kurtuluş Hareketleri’nden bahsetmek gerekmezdi. Lenin’i Rosa Lüksemburg’dan ayıran en önemli özelliklerinden biri sorunu çok boyutlu düşünmesi, tek yanlılığa kapılmamasıydı.</p>
<p>Kürt sorununun anlaşılması için, sınıf bakış açısını genişleten bir yöntemsel zenginliğe başvuracağız. Bugün Türkiye’de işçi sınıfının sorunlarının yanında, Kürt sorunu, Alevi sorunu vb. gibi başka toplumsal sorunlar da mevcuttur. Sınıf mücadelesi bakış açısını zenginleştirecek yöntemsel araçların geliştirilmesi gerekir.</p>
<p>Söz konusu olan, kolektif hafıza konusudur. İki tür kolektif hafıza vardır. Biri ezen ulusun kolektif hafızası, diğeri ezilen halkın veya ezilen ulusun kolleftif hafızası. Özellikle Kürt Sorunu’nun anlaşılması için, burada soruna değişik bir açıdan yaklaşım sunulacaktır. Bir ulusun, bir halk grubunun veya bir yaşadığı acıların yarattığı <strong><em>kolektiv bir hafızadan</em></strong> bahsedilecektir.</p>
<p>PKK ve KOLEKTİF  HAFIZA</p>
<p>PKK’yı yaratan olgulardan biri olarak ezilen bir ulusun kolektif hafızası  konusuna değineceğiz. <strong> Kolektif Hafıza</strong> düşüncesini <strong>ilk</strong> olarak ileri süren Fransız filozofu ve sosyologu  Maurice Halbwachs (1877-1945)’dır.  Halbwachs, bireysel ve kolektif  hafızanın nasıl oluştuğu  sorunuyla ilgilenir. O, insanı ve insan belleğini toplumsal bir çerçeve içinde kavramaya çalışır.</p>
<p>Halbwachs Kolektif Hafıza düşüncesinin en önemli özelliği, bireysel hafıza ile kolektif hafıza arasındaki ilişkiyi açıklama çabasıdır. Bu düşünceye göre, izole ve yalnız olan birey, yaşananları yalnız başına hatırlayamaz. Bireyin belleği, anıları ancak <strong><em>toplumsal çerçeve</em></strong> içinde mümkündür. Bireyin anılarını şekillendiren şey, toplumsal çerçevedir. Dolayısıyla bireysel hatırlama, kolektif hatırlama ile ilişki içinde açıklanabilir.  Yani bireysel hafızanın oluşumu, kolektif hafıza tarafından koşullanır. Bireysel hafıza ve kolektif hafıza <strong><em>bazen yanyana bulunurlar</em></strong>, bazen de <strong><em>birbirileriyle ilişki içinde birbirlerini</em></strong> <strong><em>kuvvetlendirirler</em></strong>.</p>
<p>Maurice Halbwachs’ın ‘kolektif hafıza’ya yaklaşım yöntemi, Karl Mannheim’ın Bilgi Sosyolojisinde kullandığı yöntemle benzerlik göstermektedir. K. Mannheim da bilginin <strong><em>toplumsal</em></strong> bir çerçevede <strong><em>oluştuğunu</em></strong> ve daha sonra birey tarafından benimsendiğini ileri sürmüştü.</p>
<p>Halbwachs, kolektif anımsama düşüncesini, Rüya kavramına karşıt olarak geliştirir. Rüya, anımsamanın zıttıdır. Rüya’da insan kendini toplumsal bir gruba ait hissetmez. Rüya, toplumsal çevreden soyutlanmış ken, anımsama toplumsal çevre içinde mümkündür.</p>
<p>İki tür kolektif hafızadan bahsetmek gerekir. Ezilen ve baskı gören halkların ve toplumsal grupların kolektif hafızası aynı değildir. Dolayısıyla ezenlerin kolektif hafızası ile ezilenlerin kolektif hafızasını birbirinden ayırmak gerekir. Nazi sonrası Almanya’daki kolektif hafızası ıle Yahudilerin kolektif hafızası aynı olabilir mi?. Aynı şekilde ‘Türkiye Türklerin’ diyen bir kolektif  hafıza ile, kendi kolektif kimliğine sahip çıkan Kürtlerin hafızası aynı olamaz. Ezilen veya yok edilmek istenen bir ulusun, halkın, azınlığın kolektif hafızası <strong><em>yaralıdır</em></strong>.</p>
<p><strong><em>Maurice Halbwachs</em></strong>’nı kolektif hafıza kavramından hareket eden <strong><em>Jan Assmann</em></strong> <strong><em>iletişimsel</em></strong> hafıza ve <strong><em>kültürel</em></strong> hafıza arasında ayrım yapar. Ona göre, iletişimsel hazıfa, yaşanan acıları, tecrübelerin ve geleneklerin sözlü anlatımla nesilden nesile aktarılmasıdır. İletişimsel hafızanın nesilden nesile aktarılması kişilere bağımlıdır.  Ne var ki, sözle aktarılan iletişimsel hafızanın süresi  ortalama  60-80 yıl arası (yani 3-4 nesil)  sürer. Bu nedenle iletişimsel hafıza sınırlı bir süre devam eder.</p>
<p>Buna karşılık kültürel hafıza, kişilerin anlatımlarına  bağlı değildir,  yazınsal anlatımlar yoluyla aktarılır. Dolayısıyla kültürel hafıza daha uzun ömürlüdür. Çok geride kalan acılar, olaylar anımsanamaz, sadece öğrenilir. Örneğin Fransız Devrimi çok geride kaldığı için  anımsanamaz, yaşanılanlar ancak öğrenilebilir. Dolayısıyla kolektif hafızanın aktarılması esas olarak tarihçilerin işidir.</p>
<p>Peki ama bir ulusun kendi dilinde yazılmış tarihi ve tarihçileri henüz yoksa ne olacak? İşte PKK’nın çıkışını ve Kürt halkı tarafından sahiplenilmesini açıklanması mümkün kılan bir olgunun başka bir perspektiften açıklanmasıyla karşı karşıyayız.</p>
<p>PKK, Kürtlerin  acılı kolektif hafızasını, siyasal bilince ve kararlı bir mücadeleye dönüştüren bir örgüttür. Bir başka deyişle PKK,  Kürdün kolektif  ve bireysel hafızasının acılarını siyasal bilince dönüştürmeyi başararak Kürt sorununu dünyanın gündemine oturmuştur. İleride tarihçiler, PKK’nın  rolünü nesnel bir şekilde ortaya koymaya çalışacaklardır.</p>
<p>***</p>
<p>Türkiye sosyalistlerinin çoğunluğu, ezen ulusun kolektif belleğinden kendini kurtaramadı. Ezen ulusun kolektif belleğinin etkisinde olan sosyalistlerin bir bölümü, ezilen ulusun kolektif belleğini anlamayı başaramadı. Ezen ulusun kolektif belleğinin aldığı biçimler, genç nesil sosyologlar için önemli bir araştırma alanı oluşturmaktadır. Türkiye’de hem Türkün hem de Kürdün kolektif hafızası sorunludur.</p>
<p>Brecht’in dediği gibi dün yaşanan acıları anlamadan acıları ortadan kaldırmak zordur. Sorunlu iki hafızayı ortadan kaldıracak olan şey, özgürlük ve demokrasi ortamıdır. Zihniyetin demokratikleşmesi en elzem sorundur. Zihniyetin demokratikleşmesi için siyasal mücadele çok önemli bir araçtır, ama tek başına yetersizdir. Duygusal kopuş, yalnız siyasal araçlarla giderilemez. Aynı zamanda başka araçlara da gerek vardır.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/05/kolektif-hafiza-turk-kurt-sorunu-ve-pkk/' addthis:title='Kolektif Hafıza Türk-Kürt Sorunu Ve PKK ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/05/kolektif-hafiza-turk-kurt-sorunu-ve-pkk/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenin &#8211; 5</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/04/lenin-5/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/04/lenin-5/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2010 14:00:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[5]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4919</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 09 &#8211; 04 &#8211; 2010 &#124; 5. YENİ PARTİ ANLAYIŞI Narodnikler, Rusya’nın kapitalist gelişmeye kapalı olduğu iddiasından hareket ederek, köylüleri örgütlemeye çalışıyorlardı. Köylülerden yeterli desteği göremeyince, bireysel şiddet eylemlerine başvuruyorlardı. Rusya’daki Marksistler, Narodniklere karşı teorik mücadeleyi kazandıktan sonra şöyle bir sorunla karşı karşıya kalırlar.  Eğer Rusya kapitalizm yoluna giriyorsa, bu durumda artık [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/04/lenin-5/' addthis:title='Lenin &#8211; 5 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[4919]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 09 &#8211; 04 &#8211; 2010 | 5. YENİ PARTİ ANLAYIŞI</p>
<p>Narodnikler, Rusya’nın kapitalist gelişmeye kapalı olduğu iddiasından hareket ederek, köylüleri örgütlemeye çalışıyorlardı. Köylülerden yeterli desteği göremeyince, bireysel şiddet eylemlerine başvuruyorlardı. Rusya’daki Marksistler, Narodniklere karşı teorik mücadeleyi kazandıktan sonra şöyle bir sorunla karşı karşıya kalırlar.  Eğer Rusya kapitalizm yoluna giriyorsa, bu durumda artık esas sorun işçi sınıfını örgütlemeye yönelmekti. Peki ama bu işe nasıl girişilecekti? İşte Lenin’nin <strong><em>Nereden Başlamalı</em></strong> (1901) adlı yazısı bu soruya cevap arar. Nihayet Lenin şöyle yazacaktı:<span id="more-4919"></span></p>
<p><em>‘Son yıllarda Rusya Sosyal &#8211; Demokratlarının karşısına çıkan &#8220;<strong>ne yapmalı</strong>&#8221; meselesi özel bir önem taşıyor. Bu mesele, (seksenlerin sonlarında ve doksanların başlarında olduğu gibi) hangi yolu seçmemiz gerektiği meselesi değil, bilinen yolda hangi pratik adımları atmamız gerektiği ve bu adımları nasıl atacağımız meselesidir. <strong>Bu da, pratik çalışmanın sistemi ve planı meselesidir</strong>.’</em></p>
<p>Lenin için o dönemde asıl hedef, sadece birbirinden kopuk grupları kazanmak değil, aynı zamanda Çarlık rejimini  yerle bir edebilecek  güçlü ve iyi örgütlenmiş bir <strong><em>parti</em></strong> kurmaktı. Narodniklerin deneyleri şunu ortaya koymuştu. Güçlü bir örgütlenme olmadan, politik hareketler başarısızlığa mahkumdu.</p>
<p>Evet, güçlü bir örgütlenme ve disiplinli bir partinin kurulması gerekiyordu. Ama böyle bir güçlü örgütlenme ve parti nasıl kurulabilirdi? Pratik çalışma nasıl sistemli hale getirilebilirdi? Bunun için ilk önce hedef ve amaçların açıkça belirlenmiş olması  gerekirdi. Amaç açıkça belirlenmeden  amaca uygun örgüt  kurulamazdı.  Örgütün amacı tam anlamıyla belirlenemezse hedefe yönelik pratik çalışma yürütülemezdi. ‘<em>Kabul edilmelidir ki,-</em>diyordu Lenin<em>- pratik faaliyette bulunan bir parti için temel bir mesele olan, <strong>mücadelenin niteliği ve metotları meselesi</strong>ni henüz çözmüş değiliz; bu durum da hâlâ, ortaya acıklı bir ideolojik tutarsızlık ve yalpalama çıkaran ciddi görüş ayrılıklarına yol açmaktadır.’</em></p>
<p>Nasıl bir yol izlenmesi gerektiği tam açık değildi. Çünkü <em>’bir yandan, henüz yok olmamış bulunan &#8220;ekonomist&#8221; akım, siyasi örgütlenme ve ajitasyon çalışmalarını kösteklemeye ve daraltmaya çabalıyor. Öte yandan, ilkesiz eklektizm kafasını yeniden uzatıyor, her yeni &#8220;akım&#8221;ı taklit ediyor ve acil talepleri, bir bütün olarak hareketin temel görevlerinden ve sürekli ihtiyaçlarından ayırdedemiyor</em>’du. (Lenin)</p>
<p>Kısacası Rus Markistleri Narodniklere karşı ideolojik-teorik mücadeleyi kazandıktan sonra  başka bir sorunla karşı karşıya kalırlar. Rus Marksizmi içinde birbiriyle çatışan iki eğilim ortaya çıkar. <strong><em>Devrimci Marksizm</em></strong> ve <strong><em>Ekonomizm</em></strong>. Ne var ki Rus Markistleri, bu iki eğilimin belirgin hale gelmesini çok sonra anlarlar. Çünkü  bu eğilimler, yazınsal metinlerden ziyade farklı pratik anlayışlarda  ortaya çıkıyordu. Yazınsal metinler olmadan birbiriyle çatışan bu iki eğilimi kapsamlı bir şekilde değerlendirmek mümkün değildi. Fakat daha sonra,  ekonomizm eğilimi yazınsal ifadesini çeşitli gazetelerde dile getirmeye başlar. ‘<strong><em>Raboçaya</em><em> Mysıl<strong>[1]</strong></em></strong><em>&#8216;ın kuruluşu- diyor Lenin- ekonomizmi günışığına çıkardı, ama bir çırpıda değil.</em>’</p>
<p>Rus Marksist hareketi içinde tartışmalar, ilkin pratik ve örgütsel konularada yaşanır. Bu tartışmalarda iki eğilim kendini gösterir. Lenin, bu iki eğilimin veya iki tarafın tartışması konusunda Ne Yapmalı’da şöyle yazar:</p>
<p>‘<em>Hiç söylemeye gerek yok ki, tartışma içinde bulunan taraflar, bu sıradaki anlaşmazlıkların, bir bölünmenin başlangıcı olduğunu kavramaktan uzaktılar; tersine, bunları, tek başına ve raslansal şeyler olarak görüyorlardı. Bu olgu da gösteriyor ki, Rusya&#8217;da da ekonomizm, &#8220;eski&#8221; sosyal-demokratlara karşı bir mücadele olmaksızın ortaya çıkmış ve yaygınlaşmış değildir (ki bu, bugünün ekonomistlerinin unutmak istedikleri bir şeydir). Ve eğer, esasında, bu mücadele, ardından &#8220;belgesel&#8221; izler birakmamış ise, bunun tek nedeni o sırada faaliyet gösteren çevrelerin üyeliğinin öylesine sürekli bir değişiklikten geçmesidir ki, hiç bir süreklilik sağlanamamış ve bunun sonucu olarak da görüş ayrılıkları herhangi bir belge ile kaydedilmemiştir</em>.‘</p>
<p>Rus Marksizmin geleceği bu iki eğilimden hangisinin galip olacağına bağlıydı. Dolayısıyla kendini yeniden üreten ekonomizm eğiliminin  ideolojik, teorik, siyasal ve örgütsel anlayışına karşı mücadele gündeme gelir. ‘<em>Raboçeye</em><em> </em><em>Dyleo</em><em>&#8216;nun</em><em><strong>[2]</strong></em><em><sup> </sup></em><em>10&#8242;cu sayısında ekonomizme doğru yönelmesinden sonra, başarısızlığa uğramaya mahkümdu. Dağınık ve belirsiz, ama bu yüzden de daha inatçı ve kendisini çeşitli biçimlerde yeniden dayatmaya daha da yetenekli bu eğilime karşı kesin bir mücadele başlatmanın mutlak bir zorunluluk olduğu görüldü. Buna uygun olarak kitapçığın ilk planı değiştirildi ve oldukça genişletildi</em>.’(Lenin)</p>
<p>İşte Lenin’in Ne Yapmalı (1902) adlı eseri Rusya çapında siyasal bir örgüt kurulmasının planını açıklar.  Dolayısıyla bu eser, işçi sınıfının sendikla örgütlerinden bağımsız olması gereken siyasal bir örgütlenmenin gerekliğini reddeden ekonomizme karşı o günkü koşullarda yazılmış bir eserdir. Lenin bu eserde, ekonomizmin, ideolojik-teorik, siyasal ve örgütlenme anlayışına karşı bir mücadele yürütür. Çünkü ekonomizm, işçi sınıfının mücadelesini tümüyle sendika mücadele ile sınırlandırmaya çalışıyordu. Dolayısıyla ekonomizm, devrimci örgütün güçlendirilmesi ve siyasal faaliyetin genişletilmesi yönünden ileri adımlar atmaya isteksizdi. Bağımsız siyasal çalışma ve örgütlenmenin ekonomist eğilim tarafından reddedilmesini Lenin yanlış bulur. Çünkü bu durumda, işçi sınıfına öncülük edecek bir partiye gerek kalmaz. Oysa parti olmadan işçi sınıfının sendikal mücadelesi  burjuva düzenini aşamaz. O halde sendikal bilincin özünde bir burjuva bilinci olduğununun gösterilmesi gerekirdi.</p>
<p>Batı’daki  ikiz kardeşi revizyonizm gibi  Rusya’daki ekononizm de şu görüşten hareket ediyordu:  <em>’Sosyalist bilinç, proleter sınıf mücadelesinin <strong>zorunlu ve doğrudan bir sonucu</strong> olarak ortaya çıkar.</em>’</p>
<p>Lenin, ekonomizmin siyasal mücadeleyi, siyasal ajitasyon ve propagandayı küçümsemelerini ve örgüt  anlayışlarını yanlış ve tehlikeli olduğu için geniş eleştiriye tabi tutar. Lenin’in çıkış noktalarından biri şudur: <strong><em>Siyasal mücadele</em></strong>, işçilerin işverenlere ve hükümete karşı <strong><em>iktisadi</em></strong> <strong>mücadelesinden</strong> çok daha geniş ve karmaşık bir mücadeledir. Siyasal bilinç, işçi sınıfına dışarıdan götürülmelidir.</p>
<p>Bu arada Lenin’in örgüt anlayışı konusunda yaygın olan bir yanlış anlayışı düzeltme gereği duyuyorum. O yaygın ve yanlış anlayış şöyle: Lenin’ist parti anlayışı, parti örgütlerinin yalnızca profesyonel devrimcilerden oluşan, yukarıdan aşağı örgütlenmeyi ve merkeziyetçiliği temel alan bir örgütlemedir. Oysa Lenin II. Kongre’de şöyle diyordu: <em>‘</em><em>Parti örgütlerinin yalnızca profesyonel devrimcilerden oluşması gerektiği düşünülmemelidir. Aşırı ölçüde sınırlı ve gizli örgütlerden gayet geniş, özgür, <strong>lose Organisationen</strong>&#8216;lere (bağlantısız örgütlere) kadar, her türden, dereceden ve cepheden örgütlere gereksinmemiz var.</em>’</p>
<p>Lenin, sürekli olarak parti çörgütlerinin iki tip kategoriden oluşması gerektiğini vurgulamıştı: 1) devrimcilerin örgütleri; 2) olabildiği ölçüde yaygın ve çeşitli işçi örgütleri. Lenin’in partiyi profesyonel devrimcilere indirgedği görüşü, Lenin’in örgüt anlayışlının çarpıtılmasından kaynaklanmıştır.</p>
<p>6.     SOSYALİST BİLİNCİN DIŞARIDAN VERİLMESİ</p>
<p>Lenin, Avrupa’daki sınıf mücadelesi deneylerine dayanarak işçilerin sendikal bilincinin, özünde bir burjuva bilinci olduğunu savunur. Burjuva toplumunda kendiliğinci bilinç, esas olarak burjuva bilinçtir. Burjuva bilinin bir özgünlüğü ise şudur: <strong><em>Burjuva bilinci kendi kendini aşamaz.</em></strong>. Dolayısıyla kendiliğinci bilince karşı amansız bir mücadele gerekiyordu. Ama kendiliğince bilince karşı mücadele etmek gereklidir, ama yeterli değildir. Aynı zamanda kendiliğinci bilinci aşacak bir alternatif de sunmak gerekir. Bu alternatif bilinç ise sosyalist bilinçtir. Yani sendikal bilincin karşısına sosyalist bilinci çıkarmak gerekir. Çarlık siyasi polisi de,  işçilerin içine sızarak işçilerin mücadelesini yalnızca ekonomik taleplerle sınırlı tutmaya çalışıyor, politik taleplerin işçi sınıfı hareketinde kabul görmesini engellemek için her şeye başvuruyordu; işçileri, marksist aydın çevreleden uzak tutmaya çalışıyordu.</p>
<p>İşçilerin sendikal bilinci, ekonomik mücadeleden kaynaklanan bir bilinçtir. Ama işçilerin ekonomik mücadelesi, emeğin sermayeye bağımlılığını <strong><em>ortadan</em> <em>kaldıramaz</em></strong><em>.</em> Sadece işçilerin çalışma koşullarınının ortaya çıkardığı <strong><em>sıkıntıları</em></strong> <strong><em>hafifleten</em></strong> önlemleri sağlamaya yönelir. Dolayısıyla işçilerin ekonomik mücadelesi, burjuva düzeninin sınırları içinde kaldığı için burjuva siyasetiyle uyumlu bir mücadeledir.</p>
<p>Lenin, işçi sınıfında iç-güdüsel ve  kendiliğindenci olarak sosyalizme doğru bir  eğilim olduğunu kabul eder, ama bu eğilimleri bilince dönüştürmek için sürekli siyasal propaganda ve siyasal ajitasyonu gerekli görür. İşçi sınıfına siyasal bilinç taşıyacak bir öncü bir  partiyi  savunur.</p>
<p>Lenin’e göre sosyalistlerin görevi işçi sınıfın siyasal açıdan eğitmeli ve bilinçlendirmelidir. ‘<em>Siyasal sınıf bilinci, işçilere, ancak dışardan verilebilir, yani ancak iktisadi mücadelenin dışından, işçilerle işverenler arasındaki ilişki alanının dışından verilebilir. Bu bilgiyi elde etmenin mümükün olduğu biricik alan, bütün sınıf ve tabakaların devletle ve hükümetle ilişkisi alanı, bütün sınıflar arasındaki karşılıklı ilişkiler alanıdır. Onun için, işçilere siyasal bilgi vermek için ne yapmalı sorusuna yanıt, pratik içindeki işçilerin ve özellikle ekonomizme eğilim gösterenlerin çoğunlukla yeterli buldukları, &#8220;işçiler arasına gidilmelidir&#8221; yanıtı olamaz. İşçilere siyasal bilgiyi verebilmek için, sosya-demokratlar nüfusun bütün sınıfları arasına gitmek zorundadırlar; onlar askeri birliklerini bütün yönlere sevketmek zorundadırlar</em>.‘</p>
<p>Sosyalist bilinç ise, kaynağını bilimden alan bir bilinçtir. Bilimin taşıyıcısı ise proletarya değil, <em>burjuva</em> <em>aydın</em> <em>tabakadır.</em> Bu noktada Lenin, Kautsky’nin görüşlerine başvurur ve  Kautksy’den alıntı yapar:</p>
<p><em>’Bir öğreti olarak, sosyalizmin kökleri, tıpkı proletaryanın sınıf mücadelesi gibi, modern ekonomik ilişkilerde bulunmaktadır ve sosyalizm, ikincisi gibi kapitalizmin yığınlarda yarattığı yoksulluk ve sefalete karşı mücadeleden ortaya çıkar. Ama sosyalizm ve sınıf mücadelesi, yanyana doğar, birbirinden değil; herbiri farklı koşullarda ortaya çıkar. Modern sosyalist bilinç, yalnızca derin bilimsel bilgi temeli üzerinde yükselebilir. Gerçekten de, modern iktisat bilimi, diyelim modern teknoloji kadar, sosyalist üretim için bir koşuldur, ve proletarya, ne denli isterse istesin, ne birini  ne de ötekini yaratabilir; her ikisi de modern toplumsal süreçten ortaya çıkar. Bilimin taşıyıcısı proletarya değil, burjuva aydın tabakadır [italikler K. K.'nin]: modern sosyalizm, bu tabakanın tek tek üyelerinin zihinlerinden kaynaklanmıştır, ve bunu entelektüel olarak daha gelişmiş olan ve koşulların elverdiği yerlerde modern sosyalizmi proleter sınıf mücadelesine sokan proleterlere iletenler de bunlar olmuştur. Demek oluyor ki, sosyalist bilinç sınıf mücadelesine dışardan [von aussen Hinein getragenes] verilen bir şeydir, onun içinden kendiliğinden çıkan [urwüchsig] bir şey değildir. Bu yüzdendir ki, eski Hainfeld programı pek haklı olarak, sosyal-demokrasinin görevinin, proletaryayı, konumunun bilinci ve görevinin bilinci ile doldurmak [aslında: proletaryayı doyurmak] olduğunu söylemektedir. Eğer bilinç, sınıf riücadelesinden kendi başına doğsaydı buna gerek olmazdı…‘(</em>Kautsky, aktaran Lenin age s. 52)</p>
<p>Lenin’e göre burjuva toplumunda işçi sınıfı ve burjuvazi, iki karşıt olarak  sınıf birbiriyle mücadele içindedir. Ve bu mücadele eden sınıfların kendilerine göre ideolojisi vardır. Sınıflar-üstü üçüncü bir ideoloji yoktur. Dolayısıyla ‘<strong><em>herhangi</em><em> bir biçimde</em></strong><em> sosyalist ideolojiyi küçümsemek, <strong>ona birazcık olsun yan çizmek,</strong> burjuva ideolojisini güçlendirmek anlamına gelir</em>.’(Lenin) Çünkü sosyalist ideolojinin küçümsenmesi, işçi sınıfının <strong><em>bağımsız</em></strong> <strong><em>bir siyaset ve örgütlenme</em></strong> anlayışının ortaya çıkarılmasını red etmek anlamın gelir.</p>
<p>Lenin’e göre Marksistlerin görevi, işçi sınıfı hareketi ile sosyalizmi birleştirmektir. Gerek sosyalizm gerekse de işçi sınıfı hareketi, her  ikisi kapitalizm koşullarında nispeyen birbirinden bağımsız parelel olarak doğarlar. Yani ne sosyalizm, işçi sınıfı hareketini yaratabilir, ne de işçi sınıfı hareketi sosyalizmi doğurabilir. Söz konusu olan şey, bu her iki hareketi (sosyalist hareketi ve işçi sınıfı harketini) <strong>birleştirmektir</strong>. Bunun için işçi sınıfına sosyalist bilinci taşıyacak öncü bir partinin kurulması gerekir.</p>
<p>Lenin’in, parti anlayışı, determinist ve mekanik-materyalist anlayışından kopuşun bir ifadesidir. Mekanik-materyalizmin öznenin rolünü inkar eden anlayışının aşılmasıdır. Lenin’in parti anlayışı, bir çok düşünür  (Georg Lukacs vb.) tarafında marksizme bir katkı olarak değerlendirilmektedir.</p>
<p>Marx ve Engels, partiyi, sosyalist düşünceleri yayacak bir propaganda aracı olarak görüyorlardı. Lenin, bunu kabul eder, ama  bununla yetinmez. Partiyi aynı zamanda devrimi hazırlayan ve yürüten bir araç olarak da görür.</p>
<p>Kısacası Lenin, ilk dönemde işçi sınıfına öncülük edecek, bilinçle donatılmış ve profesyonel devrimcilerden oluşan  bir parti anlayışını savunur. Lenin, Rusya’da devam eden siyasal kölelik koşullarında iki temel düşünceyi İskra gazetesi aracılığıyla yaymaya çalışıyordu: Birincisi<strong><em>, örgütsel merkeziyeçilik</em></strong>; ikincisi <strong><em>ideolojik önderlik</em></strong>.</p>
<p>7.     TÜZÜK YÜZÜNDEN PARTİNİN BÖLÜNMESİ</p>
<p>Lenin’in örgüt anlayışı anlaşılmadan, 1903 yıllında  RSDIP’nin II. Kongresinde tüzüğün 1. maddesi yüzünden partinin Bolşevikler ve Menşevikler olarak ikiye bölünmesi anlaşılamaz. Bilindiği gibi II. Kongre Tüzüğün 1. Maddesi yüzünden ikiye ayrılar.</p>
<p>Lenin’in tüzük tasarısının 1. Maddesi şöyleydi: <em>‘Parti üyesi, parti programını kabul eden ve hem mali yönden, hem parti örgütlerinden birine <strong>bizzat</strong> katılarak partiyi destekleyen kişidir.’</em> Lenin’in eski yoldaşı, daha sonra ise Menşeviklerin önderi olacak Martov ise kendi  tasarısında üyelik konusunda şu görüşü savunuyordu:  ‘<em>Rus Sosyal-Demokrat İşçi Partisinin üyesi, parti programını kabul ederek, parti organlarının  denetim ve yönetimi altında, partinin amaçlarını gerçekleştirmek için faal olarak çalışan kişidir.&#8221;</em><em> </em></p>
<p>Martov, partiyi nispeten geniş tutuyordu. Lenin ise, parti üyeliğini sınırlıyordu. Martov’un üye tanımı Lenin’in şiddetli eleştirilerine maruz kalır. Lenin, Martov’un tanımının hiç bir <strong><em>fikir</em></strong> içermediğini ve <strong>boş bir tümce</strong> olduğunu belirtiyordu. Lenin’in itrazları oldukça mantıklıydı. Şöyle diyordu Lenin: <em>‘Parti üyelerinin, parti</em><em> </em><strong><em>organlarının</em></strong><em> </em><em>denetim ve yönetimi altında çalışmak zorunda olduklarını söylemeye gerek yoktur;</em><em> </em><strong><em>başka</em></strong><strong><em> </em></strong><strong><em>türlü</em></strong><strong><em> </em></strong><strong><em>olamaz</em></strong><em>.’</em><em> </em></p>
<p>Lenin parti üyeliğı konusunda sürekli şu fikri ileri sürüyordu: ‘<em>Birinci maddenin</em><em> </em><strong><em>fikri</em></strong><em>, ancak şu soru sorulduğu zaman ortaya çıkıyor:</em><em> </em><strong><em>Parti</em></strong><strong><em> </em></strong><strong><em>organları,</em></strong><strong><em> </em></strong><strong><em>parti</em></strong><strong><em> </em></strong><strong><em>örgütlerinden</em></strong><em> </em><em>herhangi birine</em><em> </em><strong><em>bağlı</em></strong><em> <strong>olmayan</strong></em><em> </em><em>parti üyelerini</em><em> </em><strong><em>gerçekte</em></strong><em> </em><em>yönlendirebilirler mi? Yoldaş Martov&#8217;un tasarısında bu düşüncenin izi bile yoktur</em><em>.’</em></p>
<p>Ne yazık ki, Kongre’de  Lenin’in tüzük üzerine yapılan oylamada azınlıkta kalır. Martov’un önerisi 28 oy alırken, Lenin’in önerisi 23 oy alır. Merkez Komitesi ve Merkezi Yayın Kurulu gibi parti organlarının seçimi öncesi Bundcular ve Ekomistler kongeyi terk ederler. Azınlık-çoğunluk durumu değişir. Şimdi Lenin’in taraftarları  çoğunluğu teşkil eder. Martov’un taraftarları azınlıkta kalır. Çoğunluğu oluşturanlar kendilerini Bolşevikler olarak adlandırılırken, azınlıkta kalanlar Menşevik olarak adlandırılırlar.</p>
<p>-devam edecek-</p>
<hr size="1" />[1] <em>Raboçaya</em> <em>Mysıl</em>&#8216;(İşçi Davası)</p>
<p>[2] <em>Raboçeye</em> <em>Dyelo</em> (&#8220;İşçi Davası&#8221;) — Yurtdışı Rus Sosyal-Demokratlar Birliğinin organı olarak Nisan 1899&#8242;dan Şubat 1902&#8242;ye kadar Cenevre&#8217;de düzensız aralıklarla çikan ekonomist bir dergi. Toplam olarak oniki sayısı çıkmıştır. Ekonomistleri, ya da Rusya dışındaki <em>Raboçeye</em> <em>Dyelo</em> yandaşlarını biraraya getiren bir merkezdi. Dergi, Bernstein&#8217;ın ve Rus sosyal-demokratların taktiksel sorunlarına ve örgütsel görevlerine karşı oportünist bir tutum takınmıştı. Proletaryanin siyasal mücadelesini ekonomik mücadeleye bağımlı kılmayı öngören oportünist düşünceyi yayıyor, işçi sınıfı hareketinin kendiliğindenliğini fetiş haline getiriyor ve partinin önder rolünü reddediyordu. <em>Raboçeye</em> <em>Dyelo</em> yandaşları 1903&#8242;teki İkinci Kongrede partinin aşırı sağ oportünist kanadını temsil etmekteydi.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/04/lenin-5/' addthis:title='Lenin &#8211; 5 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/04/lenin-5/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenin &#8211; 4</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-4/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-4/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 23:08:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[4]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4733</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 22 &#8211; 03 &#8211; 2010 &#124; 4. RUSYA’DA KAPİTALİZMİN GELİŞMESİ ÜZERİNE TARTIŞMA Yeni bir toplum ve  sosyalizm için mücadele edenler aşmak istedikleri kapitalizmi iyi analiz etmek zorundadırlar. Kapitalizmin gerçek niteliğini kavramadan ona karşı tutarlı ve uzun soluklu bir mücadele yürütülemez. Kapitalizm konusunda yanlış teoriler günümüzde de hala varlığını sürdürdüğüne göre geçmişte yapılmış [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-4/' addthis:title='Lenin &#8211; 4 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[4733]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 22 &#8211; 03 &#8211; 2010 |</p>
<p><strong>4. RUSYA’DA KAPİTALİZMİN GELİŞMESİ ÜZERİNE TARTIŞMA</strong></p>
<p>Yeni bir toplum ve  sosyalizm için mücadele edenler aşmak istedikleri kapitalizmi iyi analiz etmek zorundadırlar. Kapitalizmin gerçek niteliğini kavramadan ona karşı tutarlı ve uzun soluklu bir mücadele yürütülemez. <span id="more-4733"></span>Kapitalizm konusunda yanlış teoriler günümüzde de hala varlığını sürdürdüğüne göre geçmişte yapılmış bir tartışma, bugüne ışık tutacak nitelikte bir tartışmadır. Bu nedenle kapitalizmin gerçek niteliğini anlamak açısından Rus Devrimi’nden önce yapılmış olan bir tartışmaya değinmek yararlı olacaktır.</p>
<p>Söz konusu tartışma Rusya’daki <strong>Narodnikler</strong> ve Marksistler arasında kapitalizm  üzerine yapılmış bir tartışmadır. Narodnikler, Rusya’da kapitalist bir iç pazarın gelişmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle kapitalist yolun Rusya’da kapalı olduğunu ileri sürüyorlardı. Bu nedenle kapitalizmi yaşamadan köy komünü üzerinden sosyalizme gidilmesi gerektiğini savunuyorlardı. Bu anlayışı göre de sosyalizmin  temel gücü köylülerdi. Narodnikler, de kapitalizmin analizi konusunda Marx’a dayandıklarını iddia ediyorlardı. Narodnikler, kapitalist üretimin tüketime yönelik olduğu görüşünden hareket ediyorlardı.</p>
<p>Bu konuda şöyle yazıyordu <strong>Lenin</strong>:</p>
<p><strong><em>‘</em></strong><em>Adı geçen yazarlar (Narodnik yazarlar kastediliyor.yo), kapitalist bir ulusun, bir dış pazara sahip olma ihtiyacını, kapitalistlerin ürünlerini başka bir yoldan gerçekleştiremeyecekleri önerisi ile açıklıyorlar. Onlara göre, Rusya&#8217;daki iç pazar, köylülüğün yıkımı ve artı-değerin bir dış pazar olmaksızın gerçekleştirilmesinin olanaksızlığı yüzünden daralmaktadır, dış pazar da, kapitalist gelişme yoluna çok geç giren genç bir ülkeye kapalıdır &#8211; ve böylece, Rus kapitalizminin dayanaksız olduğu, ölü doğduğu tanıtlanmıştır diye ilan edilmektedir, salt önsel (ve üstelik teorik olarak yanlış) varsayımlara dayanan bir iddiadır bu.‘</em></p>
<p>O dönemde Lenin’in de dahil olduğu Marksistler, Narodniklerin görüşlerine karşı teorik bir mücadeleye giriştiler.  Dış-pazar olmadan kapitalizmin gelişemeyeceğini ileri süren  Narodniklerin bu temel görüşünün çürüklüğünü  ortaya koydular. Kapitalist gelişmenin mümkün olduğunu ileri sürenler arasında, <strong>Peter</strong> <strong>Struve [1]</strong>, <strong>Sergei Nikolajewitsch Bulgakov</strong>, <strong>Tugan-Baranovsk</strong> ve <strong>Lenin</strong> gibi ağırlıklı isimler vardı. O dönemde Marksistler iki gruba ayrılıyordu: Legal Marksistler ve ‘ortodoks’ Marksistler.  Her iki grup Narodnik görüşlere karşı teorik yayın organı çıkarma gibi konularda işbirliğine gittiler. Struve, ‘<em>kapitalist gelişme ilerledikçe, Narodnik teorinin temelinin yıkılacağını ve Narodnizmin renksiz reformist bir akıma döneceğini’</em> ileri sürüyordu.</p>
<p>Her iki Marksist grup, Narodnik teoriye karşı <strong>ikili</strong> bir mücadele yürüttüler. 1. Norodniklerin <strong><em>teorik</em></strong> yanlışlarını ortaya koydular. 2. Kapitalizmin gelişmekte olduğunu <strong>ampirik olgulara</strong> dayanarak ispatlamaya çalıştılar.</p>
<p><strong> </strong><strong> </strong></p>
<p><strong>NARODNİKLERİN TEZLERİ</strong><strong></strong></p>
<p>Narodniklerin en  temel tezleri şunlardı.</p>
<p>1.     <strong>Birinci Tez</strong>: Kapitalizmin gelişmesi demek, küçük üreticilerin yıkımı demektir. <em>‘Küçük üreticilerin yıkımı  iç pazarın daralmasına götürür.</em>’</p>
<p>2.     <strong>İkinci tez</strong>: Rusya’da artı-değerin gerçekleştirilmesi olanaksızdır. ‘<em>Kapitalist bir ekonomi, dış pazar olmadan gelişemez</em>.</p>
<p>3.     <strong>Üçüncü Tez</strong>:  Artı-değerin gerçekleşmesi tüketim ile ilgili bir sorundur.</p>
<p>Lenin’in, <em>Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi</em> adlı kitabının ilk bölümü Narodniklerin  tezlerini teorik olarak çürüten  bir bölümdür.  Bu bölümde Lenin, Narodnik tezleri teorik açıdan ele alır.</p>
<p><strong>Birinci Tez:</strong></p>
<p>Narodniklere göre, küçük üreticilerin, üretim araçlarını -toprak, aletler, atölyeler vb.- yitirerek ücretli işçiler haline gelmesi,  &#8220;nüfusun alım gücünü azaltır&#8221;. Dolayısıyla &#8220;iç pazar daralır.’  Narodnikler,  küçük üreticilerin yıkımı şeklindeki basit gerçekten, iç pazarın daraldığı sonucunu çıkartıyorlardı. Lenin ise, küçük üreticilerin yıkılmasından tam tersi bir sonuç çıkarıyordu: <strong><em>Küçük üreticilerin yıkımı</em></strong>; <strong><em>iç pazarın daralması değil, yaratılması demektir. </em></strong>Lenin, ilkin teorik olarak Marx’ın görüşlerine başvurarak , sonrada amprik bilgilere dayanarak Narodnik teorinin  dayanıksızlığını ortaya koydu.</p>
<p>Lenin,  kapitalizmin gelişmesini mümkün kılan diğer olguları da teorik açıdan ortaya koyar. Lenin, kapitalizmin gelişme sorununa iç pazar için üretim açısından yaklaşır. Yani yöntemsel olarak dış pazar sorununu dışarıda bırakır.</p>
<p>Peki ama iç pazarın gelişiminin nedeni nedir?</p>
<p>Lenin, Kapital’a başvurur. Marx’ın  iç pazarın gelişmesini mümkün kılan nedenleri aktarır:</p>
<p><strong><em>a)</em></strong> <em>Toplumsal İşbölümü</em>; <strong><em>b)</em></strong> <em>Sınai nüfusun, tarımsal nüfus aleyhine büyümesi</em>; <strong><em>c)</em></strong> <em>Küçük üreticilerin yıkımı</em><br />
<strong> a)</strong><strong> </strong><strong><em>Toplumsal İşbölümü</em></strong></p>
<p>Marx’a göre<strong><em>, </em></strong>meta ekonomisinin temeli toplumsal  iş bölümüdür. <em>‘<strong>Metaların pazarı, toplumsal işbölümü aracılığıyla gelişir</strong>, üretken emeklerin birbirinden ayrılması, onlara karşılıklı olarak birbirleri için pazar hizmeti gördürerek bunların her birinin ürününü, karşılıklı olarak meta haline, birbiri için eşdeğerler haline dönüştürür’ </em>(Marx)</p>
<p>Bir başka deyişle, toplumsal işbölümü, meta ekonomisinin ve kapitalist ekonominin bütün gelişme sürecinin temelidir. Bu toplumsal iş bölümünün sonucu olarak, imalat sanayi, hammadde sanayisinden ayrılır, ayrıca bu sanayi alanları da kendi içlerinde giderek artan bir şekilde alt-bölümlere bölünürler.</p>
<p>Dolayısıyla Narodnik teorisyenler, Rusya‘da toplumsal iş bölümü gerçeğini gizlemeye veya önemini küçültmeye çalışmışlardı. Narodnik teorisyenler,  toplumsal işbölümünün, &#8220;halkın yaşamının derinliklerinden fışkırmadığını, onun içine dışardan girmeye çabaladığını&#8221; ilan ederek, toplumsal iş bölümünün yapay tedbirler olduğunu ileri sürmüşlerdi. Narodnik teori, Rusya&#8217;daki kapitalizmin yapay olduğu görüşüne dayanıyordu.</p>
<p><strong>b)</strong><strong> </strong><strong>Sanayi nüfusunun tarımsal nüfus aleyhine büyümesi.</strong></p>
<p>Lenin,  meta ekonomisinin gelişmesinin<em>, </em>nüfusun gitgide büyüyen bir bölümünün tarımdan ayrılmasına götürdüğünü belirtir. Bu  ise  sanayi nüfusun tarımsal nüfus aleyhine büyümesi anlamına gelir. Lenin, Marx’ın Kapital’inden alıntı yapar: <em>’Tarım-dışı nüfusa kıyasla, tarımsal nüfusun sürekli olarak azalması, kapitalist üretimin yapısından gelir.’</em></p>
<p>Dolayısıyla<em> </em> ticari ve sınai nüfusta tarımsal nüfus aleyhine bir artış olmaksızın kapitalizm düşünülemez</p>
<p><strong><em>c)</em></strong><strong> <em>Küçük üreticilerin yıkımı</em></strong></p>
<p>Kapitalizmin en belirgin özelliklerinden biri  üretim araçlarının -toprak, aletler, makineler, atölyeler vb.- küçük bir azınlığı elinde toplanması demektir. Bir başka deyişle küçük üreticilerin üretim araçlarından yoksun kalması demektir. Bu durum ise, küçük üreticilerin yıkımı ve yoksullaşması demektir. Narodnikler bu yıkımdan şöyle bir sonuç çıkarıyorlardı: ‘Küçük üreticinin tüketimin sınırlı olması, iç pazarın daralması anlamına gelir. Lenin, Marx’ın Kapital’inden alıntı yapar:</p>
<p>‘<em>Tarımsal nüfusun bir bölümünün mülksüzleştirilmesi ve tarım dışına sürülmesi, yalnızca, emekçileri, onların geçim araçlarını, emek malzemesini, sınai sermaye için özgür kılmakla kalmadı, ayrıca iç pazarı da yarattı</em>.&#8221;(Marx) ve Lenin devam eder, demek ki,  ‘<strong><em>meta ekonomisinin ve kapitalizmin geliştiği bir toplumda, küçük üreticilerin yıkımı,</em></strong> (&#8230;) <strong><em>iç pazarın daralması değil, yaratılması anlamına gelir</em></strong>.’</p>
<p><strong>İkinci Tez:</strong></p>
<p>Narodnikler, iç-pazarın daraldığı iddiasıyla, Rusya’da artı-değerin gerçekleştirilmesinin  olanaksız olduğunu ileri  sürüyorlardı. Narodniklere göre,  ‘<em>Kapitalist bir ekonomi, dış pazar olmadan gelişemez</em>.’</p>
<p>Lenin, Narodniklerin artı-değerin gerçekleşme sorununu anlamadıklarını ortaya koyar. Artı-değerin gerçekleşmesi sorununu açıklamak amacıyla bir ürünün değerinin nelerden oluştuğunu  sergiler.  Marx’ın iki temel önermesinin altına çizer:</p>
<p>Birinci önerme: Kapitalist üretimde bir ürünün değeri  3 kısımdan oluşur: 1. değişmeyen sermaye miktarı (makineler, aletler vb); 2. değişen sermaye miktarı (işçinin geçimi için gerekli miktar, yani ücretler); 3. kapitaliste ait olan artı-değer.</p>
<p>İkinci önerme: Kapitalist üretim iki ana kesimden oluşur. Ve bu iki ana kesimin birbirinden ayrılması gerektiği önermesidir. Kesim I, üretim araçlarının üretimidir; Kesim II, tüketim maddelerinin üretimidir. Kesim I, tüketim maddelerini üreten üretim araçlarıdır; yani  insanlar tarafından kişisel tüketim için değil, sermaye tarafından tüketilecek olan maddelerin (üretim araçlarının) üretimidir. Kesim II ise, kişisel tüketim için kullanılan maddelerin üretimidir.</p>
<p>Narodnikler, değişmeyen ve değişen sermayeyi gerçekleştirmenin sorun  olmadığını düşünüyorlar.  Narodnikler için asıl sorun,  üçüncü kısmın (yani artı-değerin) gerçekleştirilmesi sorunudur. Lenin, sorunun bu şekilde konulmasının, gerçekleştirme sorunun anlaşılmamasından kaynaklandığını belirtir.  Lenin’e gör Narodnikler, gerçekleşme sorununu anlamaktan yoksunlar. Çünkü Narodnikler, gerçekleşme sorununu yalnızca artı-değerin gerçekleşme sorununu indirgemektedirler.   Bu konuda şöyle yazar Lenin:</p>
<p><strong><em>‘</em></strong><em>Üçüncü kısım-<strong>artı-değer- nasıl gerçekleştirilir</strong>? Hiç kuşkusuz bütünüyle kapitalistler tarafından tüketilemez. Bu yüzden, bizim iktisatçılar, artı-değerin gerçekleştirilmesi &#8220;güçlüğünden çıkış yolunun&#8221;, &#8220;dış pazar elde etme&#8221; sonucuna varıyorlar<strong>.</strong></em>’</p>
<p>Oysa Lenin, gerçekleştirme sorununun   yalnızca artı-değerin gerçekleştirilmesi sorununa indirgenmesinin bir hata olduğunu vurgular. Şöyle yazar Lenin:</p>
<p><strong><em>‘</em></strong><em>her halde değişmeyen sermayenin gerçekleştirilmesinin hiç bir güçlük arz etmediğini düşünerek ürünün gerçekleştirilmesi sorununun tümünü, artı-değerin gerçekleştirilmesi sorununa indirgiyorlar. Bu çocukça görüş, Narodnik gerçekleştirme teorisinin bütün diğer hatalarına kaynak olan, çok büyük bir hata içermektedir<strong>.</strong></em>’</p>
<p>Lenin, ürünün gerçekleştirilmesi sorunun güç bir sorun olduğunu kabul eder. Gerçekleşmenin ne anlama geldiğini şöyle belirtir:</p>
<p>‘<em>İşin doğrusu şudur:</em> <strong><em>Gerçekleştirmeyi açıklamadaki güçlük, tamı tamına, değişmeyen sermayenin gerçekleştirilmesini açıklamadaki güçlükten ibarettir</em></strong><em>. Gerçekleştirilmesi için, değişmeyen sermayenin, tekrar üretime sokulması gerekir ve bu da, ancak, üretim araçları üreten sermaye için doğrudan doğruya uygulanabilir. Ama, eğer, sermayenin değişmeyen kısmını karşılayan ürün, tüketim maddelerinden oluşuyorsa, doğrudan doğruya  yeniden üretime sokulamaz; üretim araçları yapan toplumsal üretim kesimi ile tüketim maddeleri yapan kesim arasında bir değişim gereklidir<span style="text-decoration: underline;">. </span>Sorunun bütün güçlüğü bu noktadadır, bizim iktisatçıların farkına varmadığı bir güçlüktür bu</em>.’</p>
<p>Naradonikler şu görüşü ileri sürüyorlardı:</p>
<p><em>’ürünlerin bolluğuna yol açan şey, fabrikatörlerin ölçülülüğü ve onlarla yetinmesi değil, tüketim gücünü, artı-değerin büyüdüğü hızda artıramayan insan organizmasının [!!] sınırlılığı ve yeterince esnek olmayışıdır</em>.’</p>
<p>Dolayısıyla Narodnikler, <strong><em>artı-değerin gerçekleştirilmesi güçlüğünden çıkış yolunun dış pazarlara açılmak olduğu görüşünü ileri sürüyorlardı. </em></strong>Lenin, iç pazar sorununun açıklamasına dış pazarlar meselesini gündeme getirmenin yöntemsel olarak yanlış olduğunu vurgular.  Dolayısıyla Lenin, kapitalizmin gelişme sorununu iç-pazarın gelişmesi ve gerçekleşme sorunun iç pazar açısından yaklaşır. Dış Pazar sorununu bir kenara bırakır.</p>
<p>Lenin, soruna özellikle iç-pazar açısından yaklaştığını   kitabının birinci önsözünde vurgular:</p>
<p><em>‘BURADA sunulan çalışmada, yazar, Rus kapitalizmi için bir iç pazarın nasıl oluşmakta olduğu sorununu inceleme amacına yönelmiştir. Bildiğimiz gibi bu sorun, çok önceden, (…), Narodnik görüşlerin esas savunucuları tarafından ortaya atılmıştır, bu görüşleri eleştirmek ise, bize düşen bir görev olacaktır. Bu eleştiride, muhaliflerimizin görüşlerindeki hataları ve yanlış anlamaları incelemekle yetinmemizin mümkün olmadığını düşündük, ortaya atılan soruyu yanıtlarken, bize öyle geldi ki, bir iç pazarın oluşumunu ve büyümesini gösteren gerçekleri kanıt olarak ileri sürmek yeterli olmayacaktır, çünkü, bu tip gerçeklerin gelişigüzel seçildiği ve tersini gösteren gerçeklerin ihmal edildiği yolunda itirazlar olabilir. Rusya&#8217;da kapitalizmin bütün gelişme sürecini incelemek, onu tümü ile tanımlamaya çalışmak, bize zorunlu göründü. Söylemeye bile gerek yok ki, böylesine geniş bir görev, eğer bazı sınırlamalar getirilmeseydi, bir tek kişinin gücünün ötesinde olurdu.  İlkönce, başlığın kendisinden de anlaşılacağı gibi, <strong>Rusya&#8217;da kapitalizmin gelişmesi sorununu, yalnızca iç pazar açısından ele alıyor </strong>ve dış pazar sorununu ve dış ticaretle ilgili verileri bir yana bırakıyoruz.’(abç y.o)</em></p>
<p>Lenin, Narodnik iktisatçıları şöyle suçlar: Bu iktisatçılar, ne kapitalist toplumda ürünün gerçekleştirilmesini (yani iç pazar teorisini), ne de dış pazarın rolünü, hiç bir şekilde anlamamışlardır. Ve şöyle yazar Lenin:</p>
<p>‘<em>Gerçekten de, &#8220;gerçekleştirme&#8221; sorununa dış pazarı karıştırmakta sağduyunun zerresi var mı? Gerçekleştirme<span style="text-decoration: underline;"> </span>sorunu<span style="text-decoration: underline;">,</span> kapitalist ürünün her parçası için, değer olarak (değişmeyen sermaye, değişen sermaye ve artı-değer) ve maddi biçimde (üretim araçları ve tüketim maddeleri, özellikle ihtiyaç maddeleri ve lüks eşya) pazarda kendisinin yerine geçecek olan bir başka ürün parçasının nasıl bulunacağı sorunudur.</em> <strong><em>Açıktır ki, dış ticaret, burada işin içine katılmamalıdır, çünkü, onu işe karıştırmak, sorunun çözümünü bir milim ilerletmez, sadece sorunu bir ülkeden birkaçına yayarak, çözümü uzaklaştırır</em></strong><em>.’</em></p>
<p>Lenin gerçekleşme sorunun özüne dikkat çeker: ‘<em>değişen sermayenin gerçekleştirilmesi tartışılırken, önemli olan şey, ürünün bir kısmının yerine bir başka kısmının geçmesidir. Bu yerine geçişin, bir ülkede mi, yoksa iki ülkede mi olduğu hiç de önemli değildir.</em>’</p>
<p>Narodnikler, kapitalizmde artı-değeri gerçekleştirme sorununa dikkat çekmekle, <strong> </strong>kapitalizmin çelişkilerinin, derin bir değerlendirmesini yaptıklarına inanıyorlardı. Oysa gerçekte, kapitalizmin çelişkilerinin son derece yüzeysel bir değerlendirmesini vermekteydiler. Lenin, gerçekleştirme sorununu yalnız artı-değerin gerçekleştirme sorununa indirilmesini eleştirir:</p>
<p><em>‘</em><em>Eğer gerçekleştirmenin ve bundan doğan &#8220;bunalımların&#8221; vb. &#8220;güçlüklerinden&#8221; söz ediliyorsa, bu &#8220;güçlüklerin&#8221; yalnızca artı-değer için değil, kapitalist ürünün bütün parçaları için, sadece mümkün değil, aynı zamanda zorunlu olduğu da kabul edilmelidir. Üretimin çeşitli dallarının dağılımındaki oransızlık yüzünden beliren bu tür güçlükler, yalnızca, artı-değerin gerçekleştirilmesinde değil, değişen ve değişmeyen sermayenin gerçekleştirilmesinde de, yalnızca tüketim maddelerinden oluşan ürünün gerçekleştirilmesinde değil, üretim araçlarından oluşanların gerçekleştirilmesinde de, sürekli olarak ortaya çıkar.’</em></p>
<p><strong>Üçüncü Tez:</strong></p>
<p>Narodnikler, artı-değerin gerçekleşmesi sorununu  tüketim ile ilgili bir  sorun olarak algılarlar. Yani artı-değerin gerçekleştirilmesi sorununu, artı-değerin tüketilmesi sorununa indirgemişlerdi. Lenin, Narodnik iktisatçıların, Kapital’in II. Cildinde çürütülmüş olan eski hataları  tekrarladıklarını belirtir.  Bu nedenle Lenin, <strong><em>‘</em></strong><em>gerçekleştirme teorisini doğru bir biçimde anlayabilmek için, Marx&#8217;a kadar, bu konuda ekonomi politikte rakipsiz hüküm sürmüş hatalı teorinin temelini atan Adam Smith&#8217;le işe başlamalıyız’ der</em></p>
<p><strong>GERÇEKLEŞME SORUNU VE  ADAM SMİTH’İN HATASI</strong><strong></strong></p>
<p>Lenin,  artı-değerin gerçekleşme sorununun doğru bir biçimde anlaşılması için, Marx’a kadar ekonomi politikte rakipsiz hüküm sürmüş hatalı teorinin açıklamasına girişir. Bu hatalı teorinin temeli, Adam Smith’în görüşlerine dayanmıştır. Narodnikler de Adam Smith’in gerçekleşme sorunundaki temel hatasını devam ettirirler. Adam Smith de, artı-değerin bütünüyle işçiler tarafından tüketildiğini varsayıyordu.</p>
<p>Lenin ilkin Adam Smith’in hatalarını açıklar. Adam Smith, bir metanın fiyatını, iki parçaya bölüyordu: değişen sermaye (ücretler) ve artı-değer. Değişmeyen sermayeyi dikkate almıyordu. ‘<em>Adam Smith, değerin üçüncü kısmını, değişen sermayeyi atlarken neye dayanıyordu</em>? <em>Onun bu kısmı görmemesi söz konusu olamaz, Smith, bu kısmın da ücretlerden ve artı-değerden oluştuğunu varsayıyordu.’(Lenin)</em></p>
<p>Klasik Ekonomi politik, değişmeyen sermayeyi fiyatın dışında tutarak çok büyük bir yanlış yapmıştı. Marx, Adam Smith ve daha  sonraki  tüm  iktisatçıların, kapitalist üretimdeki sermaye birikimini, yani üretimin genişlemesini,  artı-değerin sermayeye çevrilmesini yanlış anladıklarını belirtir. Adam Smith, artı-değerin  biriktirilen kısmının, sermayeye dönüştürülen kısmının, işçiler tarafından tüketildiğini, yani bütünüyle  ücretlere gittiğini varsaymıştır. Böylece artı-değerin bir kısmının değişmeyen sermayeye çevrildiğini atlamıştır.</p>
<p>Marx, Kapital’de  şöyle yazar: ‘<em>Smith&#8217;ten sonra Ricardo&#8217;nun ve ondan sonraki bütün iktisatçıların yineledikleri, &#8220;gelirin sermayeye eklendiği söylenen kısmı, üretken işçiler tarafından tüketilir&#8221; sözünden daha büyük bir yanılgı olamaz. Buna göre, sermayeye çevrilen bütün artı-değer, değişen sermaye haline gelir.</em>’</p>
<p>Marx’ın ortaya koyduğu gibi, artı-değer, değişmeyen sermayeye ve değişen sermayeye harcanır. Bir başka değişle  artı-değer üretim araçlarına  ile ücretlere bölünür.</p>
<p>Adam Smith, iki büyük yanlış yapmıştır: Birincisi, değişmeyen sermayeyi, ürünün değerinin dışında tutmuştur, artı-değerin aynı zamanda değişmeyen sermayeye dönüştüğünü görememiştir; İkincisi, kişisel tüketim ile üretim araçları tüketimini birbiriyle karıştırmıştır. (telefon tüketimi ile telefon üreten araçların tüketimi aynı şey değildir). Kişisel tüketim ile sermayenin üretim araçlarını tüketmesi arasında yapılan ayrım, Marx’ın ekonomi politiğe yaptığı en önemli katkılardan biridir.</p>
<p>Lenin, Marx’ın gerçekleştirme teorisinden sonuç çıkarır:</p>
<p>‘<em>Bizi ilgilendiren sorunla, yani iç pazar sorunuyla ilgili olarak, Marx&#8217;ın gerçekleştirme teorisinden çıkarılacak temel sonuç şudur: kapitalist üretim, ve dolayısıyla iç pazar, tüketim maddelerinden çok üretim araçlarından dolayı büyür. Bir başka deyişle,. üretim araçlarındaki artış, tüketim maddelerindeki artışı geçer.’</em></p>
<p>Kapitalist üretimin genel yasasına göre, değişmeyen sermeye değişen sermayeden daha hızlı büyür. Bir başka deyişle, toplumsal üretimin  üretim araçları üreten kesimi, tüketim maddeleri üreten kesimden den daha hızlı büyümek zorundadır. Bu şu anlama gelir: Kapitalizmde iç pazarın büyümesi, bir dereceye kadar, kişisel tüketimdeki büyümeden &#8220;bağımsızdır&#8221;. Ama bu ’bağımsızlığın‘, üretim araçları üretiminin  bütünüyle kişisel tüketimden ayrılmış olduğunu düşünmek yanlıştır. Son tahlilde üretim araçlarının üretimi, kişisel tüketime bağlıdır. Lenin, Marks’tan aktarır: Üretim araçları üretimi<em>, ‘başlangıçta, bireysel tüketimden bağımsızdır, çünkü hiç bir zaman bireysel tüketime girmez. Ama, bu tüketim, gene de onu kesinlikle sınırlar, çünkü değişmeyen sermaye asla kendi başına üretilmez, sadece ürünleri bireysel tüketime giden üretim alanlarında, ona daha fazla gerek duyulduğu için üretilir.’</em></p>
<p>Narodnik görüşün arka planında yanlış bir kapitalizm anlayışı yatmaktadır. Narodniklere göre, kapitalizmde üretimin amacı tüketimdir. Oysa Marx’ta kapitalizmde üretimin asıl amacı tüketime yönelik olması değil, azami kâr elde etmeye yöneliktir.</p>
<p>Rusya’daki Marksistler, Narodniklere karşı teorik mücadeleyi kazanmayı başarırlar. Hangi yolun izlenmesi gerekir konusunda yürütülen mücadelenin birinci raundunu Markistler kazanır. Narodniklerin teorik olarak yenilgiye uğratılmasından sonra Lenin başka bir sorunsal ile karşı karşıya kalır. <strong><em>Nereden Başlamalı</em></strong> yazısı ile sorunsalını gündeme getirir.</p>
<p><em>’Son yıllarda Rusya Sosyal &#8211; Demokratlarının karşısına çıkan &#8220;ne yapmalı&#8221; meselesi özel bir önem taşıyor. <strong>Bu mesele, (seksenlerin sonlarında ve doksanların başlarında olduğu gibi) hangi yolu seçmemiz gerektiği meselesi değil, bilinen yolda hangi pratik adımları atmamız gerektiği ve bu adımları nasıl atacağımız meselesidir. Bu da, pratik çalışmanın sistemi ve planı meselesidir</strong>. Ve kabul edilmelidir ki, pratik faaliyette bulunan bir parti için temel bir mesele olan, mücadelenin niteliği ve metotları meselesini henüz çözmüş değiliz; bu durum da hâlâ, ortaya acıklı bir ideolojik tutarsızlık ve yalpalama çıkaran ciddi görüş ayrılıklarına yol açmaktadır. Bir yandan, henüz yok olmamış bulunan &#8220;ekonomist&#8221; </em><em>akım, siyasi örgütlenme ve ajitasyon çalışmalarını kösteklemeye ve daraltmaya çabalıyor. Öte yandan, ilkesiz eklektizm kafasını yeniden uzatıyor, her yeni &#8220;akım&#8221;ı taklit ediyor ve acil talepleri, bir bütün olarak hareketin temel görevlerinden ve sürekli ihtiyaçlarından ayırdedemiyor..</em>’</p>
<p>Narodnik teorinin yenilgisinden sonra Lenin’in sorunsalı değişmişir artık. Şimdi sorun, bir tarafta partinin pratik çalışmasının ve örgütlenmesinin rayına oturtulmasıdır; diğer tarafta  ‘ekonomizm’ eğiliminin ideolojik ve örgütsel gücünün kırılmasıdır. Yeni bir parti anlayışının temelleri atılır.</p>
<p>-devam edecek-</p>
<hr size="1" />[1] Struve, Bulgakov,Tugan-Baranovski 1890’lı  yıllarda Marksist olmaya çalışıyorlardı.  Legal Marksistler olarak adlandırılıyorlardı. Bunlar daha  sonra liberalizmin saflarına geçtiler.<strong> </strong>Lenin, <em>Rusya’da Kapitalizmin Gelişmesi</em> adlı kitabının 2. Baskısına Önsöz’de şunları yazıyordu: ‘<em>Bay Bulgakov ve ayrıca Bay Struve ve Tugan-Baronovski&#8217;nin, 1899&#8242;da marksist olmaya çalıştıklarını hatırlatmak gereksiz olmayacak. Şimdi bunların hepsi, &#8220;Marx&#8217;ın eleştirmenleri&#8221; olmaktan da çıkıp, açıkça burjuva iktisatçıları haline gelmişlerdir</em>.’  Struve, Bulgakov ve Tugan-Baranovski, kapitalist üretimin yapısııyla ilgilenen ekonomistlerdi. Örneğin Tugan-Baranovski, kapitalizmde krizin nedeniyle ilgilenen bir ekonomistti. Kapitalizmde krizlerin nedenini açıklamaya çalıştı. Yüksek faizin üretimi frenlediğini ve krize neden olduğunu ileri sürüyordu. Öte yandan üretimin, tüketimden ‘bağımsız’ olduğu görüşünü savunuyordu.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-4/' addthis:title='Lenin &#8211; 4 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenin &#8211; 3</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-3/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-3/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 23:04:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[3]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4731</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 22 &#8211; 03 &#8211; 2010 &#124; NARODİZME KARŞI MARKSİZMİN SAVUNULMASI Lenin’in ilk eseri, Halkın Dostları Kimlerdir ve Marksistlere[1] Karşı Nasıl Savaşırlar ismini taşır. Esasında üç bölümden oluşan  bu kitabın ikinci bölümü eksiktir ve ikinci bölüm bugüne kadar hala bulunamamıştır.  Lenin’in ilk kitabındaki temel sorunsalı,  Narodnizmin Marksist teoriye saldırılarına karşı durarak, Marksist teoriyi [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-3/' addthis:title='Lenin &#8211; 3 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[4731]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 22 &#8211; 03 &#8211; 2010 |</p>
<p><strong>NARODİZME KARŞI MARKSİZMİN SAVUNULMASI</strong><strong> </strong></p>
<p>Lenin’in ilk eseri, <em>Halkın Dostları Kimlerdir ve Marksistlere</em>[1] <em>Karşı Nasıl Savaşırlar</em> ismini taşır. Esasında üç bölümden oluşan  bu kitabın ikinci bölümü eksiktir ve ikinci bölüm bugüne kadar hala bulunamamıştır.  Lenin’in ilk kitabındaki temel sorunsalı,  Narodnizmin Marksist teoriye saldırılarına karşı durarak, Marksist teoriyi savunmaktı.</p>
<p><span id="more-4731"></span> Toplum bilimi, yöntem, zorunluluk-özgürlük, birey-toplum ilişkisi,  kapitalizmde iç pazarın oluşması gibi konuları tartışan Lenin, yozlaşmaya başlamış Narodnizmin bazı  düşünürlerinin öznelci yaklaşımlarını ve görüşlerini eleştirdi.</p>
<p>Rusya’da kırın parçalanarak kapitalizmin gelişmeye başlaması, eski Narodnizmin devrimci özelliklerini ortadan kaldırır. Liberalleşen yeni Narodnizm, Marx’ın teorilerine eleştiri yöneltmeye başlar. Narodnikler bir taraftan Marks’ı överken, bir taraftan da onun teorisindeki ‘yetersizliklere’ dikkat çekerler. Örneğin, Narodnik düşünür N. <strong>Mihaylovski</strong> şunu ileri sürer:  Marx,  Kapital’de  ekonomik alanda gerçekleri titiz bir şekilde incelemiş ve bu alandaki geniş bilgilerini mantık gücüyle birleştirmiştir. <strong><em>Ama</em></strong> Marks’ın hiç bir eserinde materyalist tarih anlayışını açıklamamıştır. Mihaylovski şöyle sorar: Marks, yapıtlarının hangisinde materyalist tarih anlayışını açıkladı?</p>
<p>Lenin, cevap olarak Marks’ın <em>Ekonomi Politiğin  Eleştirisine Katkı</em>’nın Önsöz’ündeki ünlü paragrafı aktarır[2]. O uzun paragrafın sadece bir cümlesini aktaracağım: ‘<em>Maddi hayatın üretim tarzı, genel olarak toplumsal, siyasal ve entelektüel hayat sürecini koşullandırır. İnsanların varlığını belirleyen şey, bilinçleri değildir; tam tersine, onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır.‘</em></p>
<p>Lenin, Mihaylovski’ye şöyle sorar:‘<em>Marx&#8217;ı tanıyan herhangi biri, bu soruyu, bir başka soruyla yanıtlayabilir: Yapıtlarından hangisinde Marx, materyalist tarih anlayışını açıklamamıştır?</em></p>
<p><em> </em></p>
<p>Lenin’in <em>Halkın Dostları Kimlerdir </em>adlı<em> </em> kitabındaki önemli 4 noktaya dikkat çekeceğiz.</p>
<p>1.  Lenin, Marx’ın toplumun ve tarihin incelenmesini <strong><em>bilimsel</em></strong> temellere oturttuğunu belirtir.</p>
<p>2. Lenin, Marx’ın teorisinin ‘ekonomik materyalizm’ olarak algılanması ve yorumlanmasına <strong><em>karşı</em></strong> durur. Böylece daha genç yaşta II. Enternasyonalin ‘ekonomizm’ anlayışından farklı düşündüğünü  gösterir.</p>
<p>3. Marx’ın teorisinin <em>bilimsel kanıtlara</em> değil, Hegel’in şematik üçlüsüne (tez-antitez-sentez) dayandığını ileri süren Mihaylovski’nin görüşünü çürütür.</p>
<p>4.  Rusya’da kapitalizmin gelişmesi üzerine tartışma.</p>
<p><strong>1.</strong><strong> </strong><strong>MARX TOPLUMUN VE TARİHİN İNCELENMESİNİ BİLİMSEL TEMELE OTURTUR</strong><strong></strong></p>
<p>Marx’tan önceki düşünürler, toplumun ve değişiminin insanlığın bazı düşüncelerinden kaynaklandığını ileri sürüyorlardı. Toplumsal ilişkiler, insanlar tarafından <strong><em>bilinçli</em></strong> olarak kurulmuş gibi görünüyordu. Örneğin, <strong>Jean-Jacques Rousseau</strong>’in <em>Toplumsal Sözleşmesi</em> böyle idealist bir toplum anlayışının ürünüydü. Lenin, Marx’ın teorisinin toplum bilimindeki  materyalizm anlayışının, aslında öznelci toplum bilimine dahice bir darbe indirdiğini belirtir. Marx‘ın teorisi konusunda şöyle yazar:</p>
<p>‘<em>İnsanların yüzyıllar boyunca içinde yaşadıkları <strong>değişim ilişkilerinin bir açıklaması</strong> ancak son zamanlarda bulunmuştur. Materyalizm, tahlili derinleştirerek, onu insanın toplumsal fikirlerinin kaynağına taşıyarak bu çelişkiyi giderdi; onun, fikirlerin akışının şeylerin akışına bağlı olduğu yolundaki vargısı, bilimsel psikoloji ile bağdaşan tek vargıdır. Üstelik, ve daha başka bir açıdan, bu varsayım, ilk kez, toplumbilimi bilim düzeyine çıkardı. <strong>O zamana kadar, toplumbilimciler, toplumsal görüngülerin karmaşık ağında, önemli olan ile önemli olmayanı ayırt etmekte zorluk çekmişler</strong> (toplumbilimdeki öznelciliğin kökü budur) ve böyle bir ayrım için herhangi bir nesnel ölçüt bulamamışlardı. Materyalizm, üretim ilişkilerini toplumun yapısı olarak kurtararak ve öznelcilerin toplumbilime uygulanabilirliğini reddettikleri genel bilimsel yinelenme ölçütünün bu ilişkilere uygulanmasını olanaklı kılarak, kesinlikle nesnel bir ölçüt sağladı</em>.’ (Lenin, age. S. 15) (abç)</p>
<p>Lenin, Marx’ın toplum bilimi alanındaki önemli <strong><em>keşfini</em></strong> vurgular: Marx, toplumun incelenmesini bilimsel temellere dayandırmıştır. Marks’ı teorisi,  tarihi ‘açıklamak’ için, temellerin, düşünce veya ideolojide değil, maddi toplumsal ilişkilerde aranması gerektiğini vurgular.</p>
<p>Mihaylovski, tarihsel materyalizm anlayışına bir eleştiri yöneltir: ‘<em>Tarihsel materyalizm, insanlığın <strong>tüm geçmişini</strong> açıklama  iddiasında’</em> olduğunu ileri sürer. Lenin’in cevabı önemlidir: Tarihsel materyalizm, insanlığın tüm geçmişini açıklama iddiasında değil, sadece tarihi veya geçmişi açıklamak için bir  <strong><em>yöntem </em></strong>sunar<strong><em>. </em></strong></p>
<p>Marx, toplumun ekonomik biçimlenişinden hareket ederek toplumu izah ederken,  diğer düşünürler soyut ‘toplum’ kavramından hareket ederler. Lenin, ünlü düşünür <strong>Spencer</strong>’i örnek göstererek şunu yazar: ‘<em>eski iktisatçılar ve toplumbilimciler açısından, toplumun ekonomik biçimlenişi kavramı tamamen gereksizdir: bunlar genel olarak toplumdan söz ederler, Spencerler ile genel olarak toplumun amacı ve özü vb. konusunda tartışırlar. Bu öznel toplumbilimciler,  uslamlamalarında, şöyle tezlere dayanırlar — toplumun amacı tüm üyelerine yararlı olmaktır, bu yüzden adalet şöyle şöyle bir örgütlenme gerektirir ve bu ideal örgütlenme ile uyumlu olmayan bir sistem (…) normal değildir ve bir yana bırakılması gerekir. Örneğin, bay Mihaylovski şunu öne sürüyor: &#8220;Toplumbilimin esas görevi, insan doğasının herhangi bir özel gereksinmesinin karşılandığı toplumsal koşulları araştırmaktır.&#8221;</em> (Lenin, age. S. 12)</p>
<p><strong>2.</strong><strong> </strong><strong>MARKS’IN  TEORİSİNİN EKONOMİK MATERYALİZM OLARAK ALGILANMASININ REDDİ</strong><strong></strong></p>
<p>Mihaylovski’ye göre Marks ‘ekonomik teoriler’ üzerinde yoğunlaşmıştır. Lenin, Marx’ın teorisini ‘ekonomizme’ indirgeyen Mihaylovski’ye karşı durur. Mihaylovski, Marx’ın ekonomistlerin gözüyle okumuştur. Mihaylovski, Engels’in ‘ekonomik materyalizmi’  bir tarih teorisi olarak doğrulamak için elinden geldiğini yaptığını savunur. Mihaylovski, bir hileye başvurmaktadır. Marksın teorisinin temelsizliğini tanıtlamak için, teorinin toplumsal yaşamın tümünü hesaba katmadığını, sadece ekonomik alanla kendini daralttığı iddia eder. Dolayısıyla Mihaylovski, tarihsel materyalizmin ‘ekonomik materyalizm’ olduğunu ileri sürer. Lenin, bu yoruma şiddetle karşı durur.</p>
<p>Marx’ı ‘ekonomik materyalist’ olmakla suçlayanlar <em>Kapital</em>’i örnek gösterirler. Bu nedenle Marx, çoğu zaman bir filozof olarak değil, derin bilgileri olan ve kapitalizmi analiz eden bir ekonomist olarak değerlendirilir. Bu değerlendirme eksiktir. II Enternasyonalin önemli teorisyenleri (<strong>Karl Kautsky</strong>, <strong>Rosa Luxemburg</strong>) Marx’ın iyi bir ekonomist olduğunu düşünürler. Oysa Marx’ın kapitali, kapitalizmin iskeletini anlatır.  Çünkü Marx, üretim ilişkileri alanının dışındaki özelliklere hiç başvurmadan, toplumsal ekonominin meta örgütlenmesinin nasıl geliştiğini,  uzlaşmaz iki sınıf olarak burjuvazi ve proletaryanın nasıl ortaya çıktığını açıklar.</p>
<p>Nihayet Lenin de şöyle yazar:</p>
<p><em>‘İşte Kapital’in <strong>iskeleti</strong> budur. Ama tüm sorun, Marx&#8217;ın bu iskeletle yetinmemesi, terimin olağan anlamıyla &#8220;ekonomik teori&#8221; ile yetinmemesi, belli bir toplum biçimlenmesinin yapısını ve gelişmesini yalnızca üretim ilişkileriyle açıklarken, gene de her yerde ve aralıksız olarak, bu üretim ilişkilerine tekabül eden üstyapıyı dikkatle incelemesi ve iskelete can ve kan vermesidir</em>.’</p>
<p>Marx’ın tarih ve toplum anlayışını ‘ekonomik materyalizm’ olarak değerlendirmek, Marx’ın teorisinin çarpıtılmasıdır. Marx, Arnold Ruge’ye yazdığı mektupta, siyasal sorunlara yeterince ilgi göstermeyen Feuerbach’ı eleştirir ve siyasal sorunlarla ilgilenmek zorunluluğuna değinir.</p>
<p>Lenin şunları yazar: ‘<em>Materyalistler (Marksistler) toplumsal yaşamın yalnızca ekonomik değil, <strong>tüm yönlerini</strong> tahlil etmek gerektiği konusunu öne süren ilk sosyalistlerdir</em>‘</p>
<p>.</p>
<p><strong>3.</strong><strong> </strong><strong>HEGEL’İN ÜÇLÜSÜ: TEZ-ANTİTEZ-SENTEZ</strong><strong></strong></p>
<p>Hegel’in üçlüsü (tez-antitez-sentez) konusunda Türkiye sosyalist hareketinde de yanlış bir anlayış yaygın olduğu için bu konuya değinmekte yarar.  Bir çok sosyalist, Marks’ın Hegel üçlüsünü kabul ederek, Hegel’in bu düşüncesini gerçekliğe uyguladıklarını düşünürler. Hegel üçlüsünün yardımıyla Marx’ın olayları incelediği sanılır. Ve Marx’ın Kapital’da yer yer Hegel’in anlatımlarına başvurması (yadsımanın yadsınması vb.) kanıt olarak gösterilir. Bu oldukça yaygın olan, ama yanlış olan görüşü düzeltmek gerekir.</p>
<p>Burjuva eleştirmenleri  tarafından sık sık gündeme getirilen bir konu var: Marksistler,  toplum ve tarih bilimi teorilerini Hegelci üçlüye dayandırıyorlar.</p>
<p>Marks’ın kendisi Kapital’de kullandığı yöntemin pek az anlaşıldığını söylüyor ve <em>Alman eleştiricilerin ‘Hegelci sofistlik’ diye feryat ettiklerini</em>’ belirtiyor.</p>
<p>Narodnik düşünür Mihaylovski de,   Marks ve Engels’in kırkların sonunda, yeni bilimsel bir anlayışı  keşfettiklerini söyler. Şöyle yazar Mihaylovski: ‘<em>kırkların sonunda, kesinlikle yeni, materyalist ve gerçekten bilimsel bir tarih anlayışı keşfedilmiş ve ilan edilmiştir ve bu, Darwin&#8217;in teorisinin modern doğabilim için yaptığını tarihsel bilim için yapmıştır.</em>‘ <strong>Ama</strong> diye devam eder: ‘<em>Bu anlayışın doğruluğu hiçbir zaman bilimsel olarak kanıtlanmamıştır</em>.‘  Mihaylovski, tarihsel materyalizmin bilimsel kanıtlara değil, Hegel’in üçlüsüne (Tez-Antitez-Sentez) dayandığını ileri sürer. Materyalistlerin teorilerini, bilime değil, diyalektik sürecin ‘itiraz kabul etmezliğine’ dayandırıyorlar. Bu iddiayı yakından inceleyelim</p>
<p>Gerek  Engels ve  gerekse Lenin, Marks’ın yönteminin Hegel üçlüsü olarak yorumlanmasına karşı durmuşlardır. Engels, Anti-Dühring’de Marks’ın diyalektiğine saldıran Dühring’i eleştirir. Engels, Marx&#8217;ın herhangi bir şeyi Hegelci üçlüler aracılığıyla &#8220;tanıtlamayı&#8221; asla aklından geçirmediğini belirtir. Engels‘e göre Marx&#8217;ın yaptığı şey, yalnızca gerçek süreci incelemek, araştırmak ve teorinin gerçekliğe uygun olduğunu göstermektir. Engels şöyle yazar:</p>
<p><em>‘Süreci yadsımanın yadsınması biçiminde nitelendirirken Marks, sürecin tarihsel zorunluluğunu bu niteleme ile tanıtlamayı düşünmez. Tersine; gerçekte sürecin kısmen nasıl gerçekleştiğini, kısmen de mutlak olarak nasıl gerçekleşeceğini tarih aracıyla tanıtladıktan sonradır ki Marks, bu süreci ayrıca belirli bir diyalektik yasaya göre gerçekleşen bir süreç olarak nitelendirir. Hepsi bu</em>.’(Engels, Anti-Dühring)</p>
<p>Engels’e göre teorinin  doğrulunun ölçütü,  teorinin gerçekliğe uygun olup olmadığıdır. Eğer özel bir toplumsal görüngünün gelişmesi, Hegelci şemaya (yadsınmanın yadsınması) uyduysa, bu Marx’ın yönteminin Hegelci üçlüye dayandığı anlamına gelmez, sadece bu üçlününün gerçekliğe denk düştüğünü gösterir.</p>
<p>Lenin Engels’in yorumu konusunda şunları yazar: ‘<em>Engels&#8217;in iddiasında esas ağırlık noktası materyalistlerin, gerçek tarihsel süreci, doğru ve tam bir biçimde tanımlamaları gerektiği ve diyalektik üzerine ısrarın, üçlünün doğruluğunu sergilemek için örnekler seçilmesinin bilimsel sosyalizmin çıktığı Hegelciliğin, onun anlatım tarzının bir kalıntısından başka bir şey olmadığıdır</em>.’(Lenin, age. S. 43)</p>
<p>Lenin‘de söylediği gibi, ‚<em>Marksizmi hegelci diyalektikle suçlamak saçmadır</em>‘ ve ‘<em>herhangi bir şeyi üçlülerle tanıtlamak, ya da gerçek sürecin açıklanmasına, bu üçlülerin &#8220;koşula bağlı üyelerini&#8221; sokmak söz konusu olamaz</em>.’</p>
<p>Marx, genellikle hep ‘Hegelci üçlü safsatayı’ savunmakla suçlanmıştır. Lenin şunları yazar:</p>
<p>‘<em>Marx&#8217;ın burjuva eleştirmenleri tarafından yeteri ölçüde eskitildiğini düşünebileceğimiz bir suçlamadır Bu baylar, öğretiye karşı hiçbir temel sav getirmediklerinden, Marx&#8217;ın anlatım biçimine sarılmışlar ve onun özünü böylece sarsacaklarını düşünerek, teorinin kaynağına saldırmışlardır. Ve bay Mihaylovski de, böyle yöntemlere başvurmakta bir an duraksamamaktadır</em>.’</p>
<p>Kısaca Marks, tez-antitez-sentez şemasından hareket etmez. <em>Toplumsal</em> <em>gerçekliğin</em> <strong><em>hareketini</em></strong> inceler.</p>
<p>-devam  edecek-</p>
<hr size="1" />[1] Kitabın orijinali ‘Marksistler’ yerine ‘Sosyal_Demokratlar’ sözcüğü geçmektedir. Eskiden Marksistler, kendilerini Sosyal Demokrat olarak adlandırırlardı.  Dolayısıyla bugünkü sosyal-demokratlarla karıştırılmaması için, Marksistler sözcüğünü tercih ettim.</p>
<p>[2] Lenin,  Marx’ın tarihsel materyalizmi açıklama denemesi olan <em>Alman İdelojisi</em> adlı eserini göremedi. Çünkü bu eser Lenin’in ölümünden sonra 1932 yılında basılmıştır. Lenin, ayrıca <em>Hegel’in Hukuk Felsefesinin Eleştirisine Katk</em>ı’yı, <em>1844 Elyazmalar</em>ını, <em> Grundisse</em>’yi ve Engels’in <em>Doğanın Diyalektiği</em> adlı eserini de görmedi.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-3/' addthis:title='Lenin &#8211; 3 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-3/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenin &#8211; 2</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-2/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-2/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 19:16:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[2]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4521</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 03 &#8211; 01 &#8211; 2010 &#124; NARODNİZM Bir dönem Rus entelektüelleri arasında en yaygın teori Narodnizm  (halkçılık) teori idi.  Rusya‘da Marksist teorinin güçlenebilmesi için Narodnik teoriye karşı ideolojik mücadele gerekliydi. Lenin’in ilk dönemdeki baş sorunsalı şu idi: Narodnik teoriye karşı kararlı bir teorik- ideolojik mücadele yürüterek Marksist teoriyi güçlendirmek ve yaymak. Narodnik [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-2/' addthis:title='Lenin &#8211; 2 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[4521]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 03 &#8211; 01 &#8211; 2010 |</p>
<p>NARODNİZM</p>
<p>Bir dönem Rus entelektüelleri arasında en yaygın teori Narodnizm  (halkçılık) teori idi.  Rusya‘da Marksist teorinin güçlenebilmesi için Narodnik teoriye karşı ideolojik mücadele gerekliydi. Lenin’in ilk dönemdeki baş sorunsalı şu idi: Narodnik teoriye karşı kararlı bir teorik- ideolojik mücadele yürüterek Marksist teoriyi güçlendirmek ve yaymak. Narodnik teoriye karşı Lenin’in nasıl bir mücadele verdiğini ele almadan önce Narodnizmin teorik temelleri ve Narodnizmin geçirdiği teorik evrime kısaca değinmek gerekir.<span id="more-4521"></span></p>
<p>Narodizm neydi? Neyi savunuyordu?  Narodnizm hangi aşamalardan geçti?</p>
<p>‘Narodizm ilk doğduğunda, özgün biçimiyle oldukça iyi kurulmuş bir teoriydi: Halka ait özel bir yaşam biçimi görüşünden hareket ederek, &#8220;komüncü&#8221; köylünün komünist içgüdülerine inanıyor ve bu nedenle köylülüğe sosyalizmin doğal bir savaşçısı gözü ile bakıyordu. Ama bir yandan teorik işlenmişlikten ve Rus yaşamının olgularının doğrulanmasından, öte yandan da köylünün bu varsayılan niteliklerine dayandırılmış bir siyasal programı uygulamak deneyiminden yoksundu.’  (Lenin, Halkın Dostları Kimlerdir, s. 171)</p>
<p>Narodnizmin üç temel tezi  vardı: 1. Rusya’da kapitalizmin gelişme olanağı yoktur. Bu nedenle entelektüeller Rusya için Batı’dakinden farklı yollar aramalı. 2. Köylü ekonomisi (mir sistemi) özel komünal sistem olarak Rusya’ya özgü bir yol olabilir. Dolayısıyla kapitalizmin zulmüne katlanmadan, kapitalizmi yaşamak zorunda olmadan köy komünü (mir sistemi) üzerinden sosyalizme geçiş yaşanmalı; 3. Rus köylüsü (mujik)  iç güdüsel olarak sosyalizme eğilim gösterir. Sosyalizmin anahtarı ise köylüleri örgütlemektir.</p>
<p>Birinci tez ile ilgili olarak Narodnikler şu görüşten hareket ediyorlardı: ‘Kapitalist bir ekonomi, dış pazarlar olmadan, var olamaz. Rusya ise dünya pazarında etkin bir şekilde rekabet edecek güçte bir ülke değil. Dolayısıyla Rusya’da kapitalist yol kapalıdır.’</p>
<p>Narodnikler, kendi teorilerin haklı göstermek için Marx’ı tanık gösterdiler.</p>
<p>Bilindiği gibi Marx’ın Kapital’i 1872 yılında Rusça’ya çevrildi ve çok büyük bir ilgi gördü.  Kapital’i n yayınlanmasından  hemen sonra, ‘Rusya’da kapitalizmin yazgısı’ baş teorik sorun  haline gelir. Lenin’in de belirttiği gibi en ateşli tartışmalar bu sorun etrafında yapıldı. Rusya’nın evriminin yolunun kapitalist olduğunu ileri sürenlerle buna karşı olanlar arasında tartışma yaşandı.</p>
<p>Kapital’e ilginin nedeni Rus entelektüellerin kendilerine teorik destek aramalarıdır. Bazıları, kapitalizm yaşanmadan sosyalizme geçmeyi savunurken, Bazıları kapitalizmin kaçınılmaz olarak gelişeceğini ileri sürerler. Narodnizmi terk ederek Marksizm’in tarafına  geçen Vera Zasuliç, 1881 yılında Marx’a bir mektup yazarak, Rus entelektüelleri arasındaki tartışmadan Marx’ı haberdar eder. Ve bu tartışmalar konusunda Marx’ın fikirlerin öğrenmek ister. Marx’a bazı sorular sorar: Rusya gibi kapitalist gelişme açısından oldukça geri bir ülkede, sosyalizmin şansı nedir?</p>
<p>Marx’ın bu konuda söyledikleri çok çeşitli şekilde yorumlanmıştır. Marx’ın Rusya’ya ‘özgü yolu’ kabul ettiği ileri sürülmüştür. İlkin şunu belirtelim. Söz konusu olan şey, Rusya ekonomisinin ayrıntılı analizi değil, Rusya’da kapitalizmin gelişip gelişemeyeceğine ait teorik bir tartışmaydı. Marx Vera Zasuliç’e yazmış olduğu dört taslağı içeren mektupta şunları dile getirdi:</p>
<p>‘Şimdi sorunun özüne geliyorum.  Rus tarımsal komününün ait bulunduğu arkaik tipin, belli tarihsel koşullarda bu tipin yıkımına (dağılıp yok olmasına) neden olabilecek bir ikiliği özünde taşıdığı görmezlikten gelinemez. Toprağın mülkiyeti ortaklaşadır, ama her köylü Batı’daki küçük köylü gibi tarlasını eker-biçer ve toprağı kendi hesabın işletir (tarlanın ürünlerini mal edinir). Ortak mülkiyet, toprağın parsellere bölünerek işletilmesi, daha önceki çağlarda yararlı bir bileşim oluştururken, çağımızda tehlikeli olmaktadır.’(İtalik Marx’a ait)</p>
<p>Marx, Rusya’daki tarım komününün ikili bir özelliğe sahip olduğunu belirti. Ve ‘bu aynı ikiliğin, zamanla  çözülüp dağılmanın  tohumu haline gelebileceği belli bir şeydir. Dıştan gelen kötü etkilerden başka komün kendi bağrında bozucu unsurları taşır. Özel toprak mülkiyeti, ortak toprağa karşı saldırının hazırlandığı bir müstahkem mevki  biçimini alabilecek olan bir ve  avlusu olarak şimdiden oraya sokulmuştur. Bu daha önce görüldü.  Ama asıl önemlisi, özel mülk edinmenin kaynağı olarak tarlalarda çalışmadır. Bu taşınabilir malların, örneğin hayvanların, paranın ve bazen de kölelerin yada serflerin birikimine yol açar. Komün tarafından kontrol edilemeyen, hilenin ve rastlantıların  kolaylıkla etkin olabileceği bireysel değişimlerin konusu bu taşınabilir mülkiyet, tarımsal ekonomi üzerinde gittikçe ağır basacaktır. İlkel iktisadi ve toplumsal eşitliğin yok edicisi işte budur.’</p>
<p>Marks ayrıca bu ikili konumun karşılaşacağı durumu şöyle vurgular. :’Onun doğuştan taşıdığı ikilik, şu iki alternatife izin verir: ya onun özel mülkiyet unsuru, kollektif mülkiyet unsuruna üstün gelecektir, ya da kollektif  unsur, özel mülkiyet unsurunu yenecektir. Her şey komünün içinde bulunduğu tarihsel ortama bağlıdır. ’</p>
<p>Yukarıdaki satırlarda Marx’ın düşüncesinde üç şey açığa çıkmaktadır: 1. Ortak mülkiyet üzerinde, köylünün tahıl ürünlerine bireysel el koyuşu mümkündür. Yani ortak mülkiyet, belirli koşullarda kapitalizmin gelişmesine engel değildir; 2. Köy tarım komünü, ikili bir özelliğe sahiptir. Dolayısıyla, iki türlü gelişme çizgisi mümkündür: ya kollektif mülkiyet yada özel mülkiyet unsuru ağır basar;3.Marx, sadece mülkiyet ilişkilerine bakmaz, aynı zamanda mülkiyet ilişkileri üzerinde nasıl bir üretim yapıldığı, nasıl bir ekonomik yapının işlediğini dikkat çeker. Kısaca Marx, mülkiyet ve üretim ilişkileri arasında ayrım yapar.</p>
<p>Daha ileri sayfalarda Lenin’in mülkiyet ilişkileri ve üretim ilişkilerini ayırdığını göreceğiz. Narodnikler, mülkiyet ilişkileri ve üretim ilişkilerini birbirinden ayırmadan, sadece mülkiyet ilişkilerimden hareket ederek, yanlış sonuçlara varırlar. Narodnikler ve Marksistler arasındaki bu tartışmaya girmeden önce Narodnik hareketin gelişimi konusuna kısaca değinmek gereklidir.</p>
<p>NARODNİK HAREKETİN EVRİMİ</p>
<p>Ünlü Rus düşünürü Alexander Herzen, kapitalizmin, kapitalist endüstrileşmenin dehşetlerine bizzat tanık olmuştu. Herzen’in etkisiyle Narodnik entelektüellerde kapitalizme karşı bir anti-pati oluşmuştu. Dolayısıyla 1850’li yıllarda bazı Narodnikler arasında, kapitalizmin dehşetini yaşamadan, Rusya’daki köylü komünü olan MİR’in sosyalizme doğrudan geçiş için temel olabileceği tartışılıyordu. Marx’ın Kapital’inin I. Cildi 1872 yılında Rusça’ya çevrilmesi, Norodnikler için Rusya’daki kapitalizme karşı iyi bir teorik silah sağladı. Çünkü Marx, kapitalizmi güçlü bir şekilde eleştiriyordu. Narodnikler ise Marx’ı kendilerince yorumluyorlardı, onlara göre Rusya’da kapitalizmin gelişme şansı yoktu.</p>
<p>Narodnik teorinin gelişmesi, iki çizgi boyunca gelişir: Teorik ve pratik çizgi. Teorik alanda Narodnikler şu tez ileri sürdüler:  Rusya’da kapitalizmin gelişme olanağı yoktur. 1850’li yıllarda bazı Narodnikler arasında kapitalist sanayileşmenin yarattığı olumsuzlukları yaşamadan, doğrudan sosyalizme geçişi savunuyorlardı. Neden olarak da köylü komünü olarak gördükleri MİR sistemini gündeme getiriyorlardı.  Köylü komününün (mir)  sosyalizm geçiş için temel olabileceğini söylüyorlardı.</p>
<p>Kendilerini sosyalist olarak gören Narodnikler, mir sistemi (köylü komünü) alanında inceleme ve araştırma yapmaya  başladılar.  Toprak mülkiyeti biçimini incelemeye koyuldular. Bu alanda çok zengin bir olgusal malzeme toplandı. Ama toplum biliminde sağlam bir yönteme sahip olamadıklarından, bu malzemeyi doğru değerlendiremediler. Ayrıca üretim güçleri ve üretim ilişkilerini ayıracak ve üretim ilişkilerini özel bir biçimde inceleyecek bir teoriden yoksunlardı.  Doğru bir yöntem ve teoriden yoksunluk sonucu, köy ekonomisinin gerçek yapısı araştırmacıların gözlerinden kaçıyordu. Araştırmacılar, olguların ayrıntıları ile ilgilendiler. Ortak toprak mülkiyetine önem verirken, bu ortak toprağın nasıl işlendiği ve topraktan elde edilen ürünlere nasıl el konulduğunu incelemezler.</p>
<p>Narodnikler, teorik olarak  çok basit bir mantıktan hareket ediyorlardı:  ‘Eğer işçilerin toprakları yoksa, kapitalizm vardır; eğer toprakları varsa, kapitalizm yoktur’. Düşük düzeyde olan kapitalizm koşullarında, kapitalizmin, işçiyi topraktan tamamen ayırmadığını bilmiyorlar veya kavrayamıyorlardı.</p>
<p>Öte yandan, mülkiyet ve üretim ilişkilerini birbirlerinden ayırmadıklarından, köy ekonomisini bir bütün olarak ele alıyorlardı. Köylülüğü ‘tek ve türdeş bir topluluk’ olarak değerlendirdikleri  için, köy ekonomisi içindeki farklılıkları göremiyorlardı. Araştırmalarını esas olarak köy ekonomisini (mir sistemini) güçsüz kılan olguların (toprak yetersizliği, yüksek ödemeler, köylülerin mağdur durumu)  araştırılmasına yöneltmişlerdi.</p>
<p>Narodniklerin  yöntemi,  Marks’ın eleştirdiği ekonomi politiğin incelenmesinde eleştirdiği ‘nüfus ile işe başlamak’ yöntemine benzetilebilir. Marx ekonomi politiğin yöntemi konusunda Grundrisse’de şunları yazıyordu: ‘Nüfusu, onu oluşturan sınıfları dışarıda bırakarak ele alırsam, sadece bir soyutlamadır. Bu sınıfların dayandığı öğeleri tanımadan ele alırsam, nüfus o zaman boş bir sözdür’.</p>
<p>Marx, sınıfları dikkate almadan nüfus ile araştırmaya başlamanın yanlış olduğunu vurgular. Narodnikler benzer hata yaparlar, köy ekonomisini ve ekonomik yapı içindeki farklılıkları dikkate almadan incelemeye koyulurlar.</p>
<p>Narodnizmin teorileri ve politikası henüz deneyden geçmemişti. Bu yüzden teorilerini gerçekleştirmek için teorilerine uygun pratik mücadele yolları aradılar. Rus köylüsünün iç güdüsel olarak sosyalizme eğilim gösterdiğini ileri süren Narodnikler, bu nedenle ‘halkın arasına gitmek’  düşüncesini yayarlar. Bu düşünceyi de gerçekleştirmeye koyulurlar.  Halk gibi yaşamaya, halk gibi giyinmeye başlarlar. Bu konuda Lenin şöyle yazıyor:</p>
<p>“Mujiğin komünist içgüdülerine inanış, doğal olarak sosyalistlerden politikayı bir kenara bırakmalarını ve ’halkın arasına gitmelerini’ istedi. Son derece enerjik ve yetenekli birçok insan bu programı gerçekleştirmeye koyuldu, ama pratik, onları mujiğin içgüdülerinin komünist olduğu fikrinin saflığına inandırdı. Bu arada mujikle değil, hükümetle uğraşmaları gerektiğine karar verildi — ve o zaman tüm etkinlik hükümete karşı bir savaş, o zamanlar yalnızca aydınlar tarafından verilen bir savaş üzerinde yoğunlaştırıldı; işçiler de bazen onlara katılıyordu. Önceleri bu savaş, sosyalizm adına veriliyor ve halkın sosyalizm için hazır olduğu ve salt iktidarın ele geçirilmesiyle, yalnızca politik değil, toplumsal bir devrimin gerçekleştirilmesinin de olanaklı olduğu yolundaki teoriye dayandırılıyordu.”(Lenin, Halkın Dostları Kimlerdir, s. 173)</p>
<p>Ancak ‘halk arasına gitmek’ düşüncesi başarısızlığa uğrar. Bu başarısızlık  üç şeyi açığa çıkardı: 1. Narodnikler, köylülerin bilinç düzeyi hakkında hiç bir fikirleri olmadan, köylüleri ayaklandırabileceklerini düşündüler. Gerçi köylünün ekonomik-sosyal durumu içler acısıydı. Ama köylülük kendi sosyal konumunun bilincinde değildi; Çar’a ve dine bağlıydı. 2. Tek başına, halk için iyi duygular beslemek, iyi niyetle halk arasına gitmek vb.  düşünceler yetersizdir. 3. İyi örgütlenmiş bir örgüt, parti vb. olmadan politik hareketin başarı şansı yoktur.</p>
<p>Nihayet, köylüler ihbar ederler. Narodnik yöneticiler tutuklanınca hareket çöker. Bu başarısız denemelerin ortaya koyduğu iki önemli sonuç var: Birincisi, iyi örgüt ve parti  kuramayan politik hareketler, başarısızlığa mahkumdur; İkincisi, kitlelerde belirli bir  bilinç düzeyi olmadan  harekete geçmenin sonucu hüsrandır. Bu başarısız deneylerin olumlu sonucu da oldu: Devrimcilerden oluşan ve sıkı örgütlenmiş bir parti anlayışının gerekli olduğu düşüncesinin tohumları atıldı.</p>
<p>Narodnik hareketi, eski ve yeni Narodnikler olarak ayırmak mümkün. Bir başka deyişle Narodnizmin  teorik görüşleri esas olarak iki aşamaya ayrılabilir:</p>
<p>Birinci dönem, Herzen ve Çernişevski’nin teori ve öğretilerinin ağır bastığı 1860-70’lı yılları kapsayan dönem.  Bu dönemde Herzen ve Çernişevski’nin öğretileri  ilerici bir konuma sahiptir.</p>
<p>Bu dönemdeki öğretinin politik programının özü şöyle ifade edilebilir:  Sosyalist devrim için köylülüğü kapitalizme karşı harekete geçirmek. Kapitalizmi yaşamak zorunda kalmadan sosyalist bir topluma geçiş. “Rus devrimci demokratları A. I. Herzen, V. G. Biyelinski, N. G. Çernişevski ve N. A. Dobrolyubov, Fransız aydınlanmacıların fikirlerini kabul etmişler, ama otokrasiyi devirmek için yığın savaşımı fikrini, bir köylü devrimi fikrini savunmakla, ütopik sosyalizmin birçok batı Avrupa akımlarının temsilcilerinden ayrılmışlardır. Ama onlar da yanılgıya düşerek sosyalizme giden yolun yarı-feodal köylü topluluğundan geçtiğini sanmışlardır. Rusya&#8217;nın ekonomik gelişmesi hâlâ zayıf olduğundan, Çernişevski&#8217;nin başını çektiği Rus devrimci demokratları, sosyalist toplumun kurulmasında işçi sınıfının belirleyici rolünü görememişlerdir.“</p>
<p>İlk dönemin Narodnikleri Rusya’ya özgü ütopik sosyalistlerdi. Batı’daki ütopik sosyalistlerden farklı olarak köylülüğe dayanan bir sosyalizm anlayışını savunuyorlardı. Bu dönemin Narodniklerinin ‘hatası’,  köylülüğü uyumlu bir türdeş, tek bir bütün olarak kavramalarıydı. Köylülük içindeki uzlaşmaz sınıf karşıtlıklarını anlamayı başaramamışlardı. Onların ‘hatalarının’ ve ‘başarısızlıklarının’ toplumsal bir temeli vardı: Kapitalizm,  kırı henüz parçalamamıştı. Köylülük farklılaşmamıştı. Böyle bir ortamda, ütopik sosyalizmi savunmak anlaşılır bir şeydi. Bu nedenle düşlere kapılmak hoş görülebilir ve doğaldır da.       Eski Narodnikler (Çernişevski vb) Rusya’ya  özgü ütopik sosyalistlerdi. Kapitalizme ve liberalizme karşılardı.</p>
<p>NARODNİK HAREKETİN YOZLAŞMASI</p>
<p>İkinci dönemde Narodnik hareket 1890’lı yıllardaki teorik bakımdan ilericiliğini kaybederek tutucu bu konuma gelir. 1890 yıllarda Narodnik hareket eski dönemdeki devrimciliğini kaybederek, yozlaşır,  reformculuğa yönelir.</p>
<p>Narodniklere karşı teorik mücadeleye başlayan Lenin, ilk kitabında (Halkın Dostları Kimlerdir?)  şunları yazar:   ‘Son zamanlardaki toplumsal yaşamımızın en tipik ve önemli görüngülerinden biri, genel olarak konuşursak, Narodnizmin küçük-burjuva oportünizmi halinde yozlaşmasıdır.’(Lenin, age. s. 170)</p>
<p>Lenin,  bu yeni-Narodnizmi şöyle ifade eder: ‘Ancak bu, hiç de (terimin eski, alışılmış anlamıyla) Narodnizm değildir ve başarısı ve son derece yaygın niteliği, liberalizmimize şiddetle karşı olan toplumsal-devrimci Narodnizmin, bu liberalizmle kaynaşan ve yalnızca küçük-burjuvazinin çıkarlarını ifade eden oportünizme dönüştürülmesi pahasına elde edilmiştir.’(Lenin, age. s. 171)</p>
<p>Yeni-Narodnizm, ilerici niteliğini yitirerek yozlaşır. Yozlaşmasının  hem teorik hem de ekonomik-toplumsal nedenleri vardı.  Narodnizmin, teorik temelleri zayıftı. Çünkü Narodnizm, ‘köy ekonomisinin özel bir komünal sistem olduğu yolunda salt efsanevi bir fikre dayanıyordu’. Ne var ki bu efsane, gerçeklikle karşı karşıya geldiğinde yıkılır. O eski ütopik devrimci köylü sosyalizmi, yerini küçük burjuvazinin radikal demokratik temsilciliğine bırakır. Yeni Narodnikler, mevcut durumu analiz ederek açıklamak yerine, daha iyi bir geleceği düşlemeyi tercih ederler. Lenin, kendilerin sosyalist olarak adlandıran Yeni Narodnikler hakkında şunları yazıyor:  ‘incelemiş olduğumuz küçük-burjuva teoriler, sosyalist teoriler olduklarını iddia ettikleri ÖLÇÜDE, KESİNLİKLE gericidirler.’</p>
<p>Narodnizmin yozlaşarak, reformizme yönelmesinin ekonomik-toplumsal temelleri de var elbette. Lenin, Rusya’da kapitalizmin kırı parçalamasının ve  köylülüğü farklılaştırmasının Narodnik hareket üzerindeki etkisini şöyle ifade ediyor:</p>
<p>“Kır gerçekten de parçalanıyor. Üstelik kır çoktandır tamamen parçalanmış bulunuyor. Ve eski Rus köylü sosyalizmi de, bir yandan işçi sosyalizminin yolunu açarak, öte yandan da kaba küçük-burjuva radikalizmi halinde yozlaşarak onunla birlikte parçalanmıştır. Bu değişiklik, yozlaşmadan başka bir şey olarak tanımlanamaz. Köylü yaşamının özel bir toplumsal düzen olduğu ve ülkemizin istisnai bir gelişme yolu tuttuğu öğretisinden, meta ekonomisinin ekonomik gelişmemizin temeli haline geldiğini ve kapitalizme dönüştüğünü artık yadsıyamayan, ama bütün üretim ilişkilerinin burjuva niteliğini görmeyi reddeden, bu sistem altında sınıf savaşımının zorunluluğunu görmeyi reddeden bir tür sulandırılmış seçmecilik doğmuştur. Eski ve yeni Narodnizm arasındaki farkı Lenin şöyle izah ediyor: ‘Köylülüğü sosyalist devrim için modern toplumun temellerine karşı harekete geçirmek üzere hesaplanmış olan bir politik programdan, modern toplumun temelleri korunurken köylülüğün durumunu &#8220;iyileştirmek&#8221;, düzeltmek üzere hesaplanmış olan bir program doğmuştur.’(Lenin, Halkın Dostları Kimler’dir.  S. 159 İtalikler Lenin’in)</p>
<p>Yeni Narodnizm, yozlaştıklarını gizlemek için, eski-Narodniklerin,  ‘babalarının ideallerinden’ bahsederler. ‘Rusya&#8217;da Herzen ve Çernişevski&#8217;nin teori ve öğretilerini yarattığı günlere ait gelenekleri, kendilerinin, yalnız kendilerinin koruduğunu iddia ediyorlar.’ (Lenin, age. S. 157) Lenin, yeni türeme Narodniklerin bu iddialarının yanlış olduğunu gösterir. Çünkü  Marx, diğer  Marksistler bu eski Narodnikler’in yanılgılarına dikkat çekerken, onların Çarlığa karşı fedakarca savaşımlarını büyük saygıyla anmışlardır.  Lenin, ilk Rus sosyalistleri hakkında  Kautsky’nin sözlerini aktarır: ‘Her sosyalistin bir ozan ve her ozanın bir sosyalist olduğu zaman’. Lenin, yeni Narodnizmi eleştirirken, eski Narodniklere karşı saygısını korur. Yozlaşan ve reformistleşen yeni-Narodnikler Markist teoriye karşı cephe almaya başlar. İşte Lenin’in ilk sorunsalı burada başlıyor. Narodnik saldırılara karşı Marksist teoriyi savunur.</p>
<p>-devam edecek-</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-2/' addthis:title='Lenin &#8211; 2 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/03/lenin-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lenin &#8211; 1</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/02/lenin-1/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/02/lenin-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 15 Feb 2010 22:35:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Yener Orkunoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[1]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4382</guid>
		<description><![CDATA[YENER ORKUNOĞLU &#124; 15 &#8211; 02 &#8211; 2010 &#124; ÇOCUKLUĞU Asıl adı Vladimir İliç Ulyanov olan Lenin 22 Nisan 1870’de ailenin sekiz çocuğundan üçüncüsü olarak Rusyanın Uljanowsk kentinde doğdu. 21 Ocak 1924 yılında ölen Lenin, gelmiş geçmiş çağların en büyük devrimcilerinden biri olarak tarihe adını yazdırdı. Bu büyük devrimcinin hayatını, düşüncelerini, kavgasını genç nesle anlatmak [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/lenin-1/' addthis:title='Lenin &#8211; 1 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu.jpg" rel="lightbox[4382]" title="yenerorkunoglu"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-3874" title="yenerorkunoglu" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/12/yenerorkunoglu-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>YENER ORKUNOĞLU | 15 &#8211; 02 &#8211; 2010 |</p>
<p>ÇOCUKLUĞU</p>
<p>Asıl adı Vladimir İliç Ulyanov olan Lenin 22 Nisan 1870’de ailenin sekiz çocuğundan üçüncüsü olarak Rusyanın Uljanowsk kentinde doğdu. 21 Ocak 1924 yılında ölen Lenin, gelmiş geçmiş çağların en büyük devrimcilerinden biri olarak tarihe adını yazdırdı. Bu büyük devrimcinin hayatını, düşüncelerini, kavgasını genç nesle anlatmak önemlidir.<span id="more-4382"></span></p>
<p>Onun çocukluğunu, gençliğini,  parti, devrim, Marksizm konusundaki düşüncelerini açıklamaya ve  bu makale dizisi içinde Lenin’in hayatını ve düşünsel evrimini, Rus devriminde oynadığı rolü ortaya koymaya çalışacağım. 4-5 sayfalık bir yazı olarak düşünmüştüm. Ne var ki, yazı düşündüğümden çok uzun olacak. Bu nedenle yazıyı önce parçalar halinde, yazının tüm bittikten sonra tamamını yayınlayacağım.</p>
<p>Uljanowsk 1924 yılında ismi değiştirilen Simbirsk kentinin yeni adıdır.  Ailede iki çocuk  erken yaşlarda hayatlarını kaybederler.  Lenin’in çocukluğu şanslı bir döneme denk düşer. Çünkü 1861 yılında toprak köleliği kaldırılmıştır ve  Rusya bir reform döneminden geçmektedir. Lenin’in kız kardeşi Anna, Lenin’in çocukluk dönemi hakkında şunları yazar: ‘Hareketli, uyanık, sevinç ve coşku dolu bir çocuktu. Gürültülü oyunları severdi. Kabına sığmazdı. Oyuncaklar için pek ilgi duymuyordu. Çoğu zaman oyuncaklarını kırardı.’ Okulda çok başarılı olan Lenin, sık sık takdirname alır.</p>
<p>Toprak köleliliğinin kaldırılması, o zamanın aydınlarında Rusya’da politik modernleşmenin yaşanacağı ümidini doğurur.  Gerçi 1861 yılında toprak köleliği ortadan kaldırılmıştı ama  Rusya’nın hem ekonomik-toplumsal hem de siyasal yapısında feodal özellikler  hala ağır basıyor,  feodal düzenin kast yapısı devam ediyordu. Lenin’in doğduğu kentte de bu feodal yapı egemendi. Kentin toplumsal yapısı esas olarak üç zümreden oluşuyordu: Soylular, tüccarlar ve küçük burjuvazi.</p>
<p>Bir çok Rus devrimcisi gibi o da entelektüel bir aileden geliyordu. Lenin’in babası İlja Uljanov Kazan Üniversitesi’nde fizik ve matematik bölümünü okuduktan sonra, önce matematik öğretmeni, daha sonraki yıllarda da   müfettiş olur.  Yaşamının son yıllarında ise daha önemli bir makama yükselir.</p>
<p>Lenin’in annesi Maria Blank ise hem İsveç hem de Alman kökenli bir aileden gelir. Maria Blank’ın babası (Lenin’in dedesi)  bir İsveçli kadınının oğlu olarak dünyaya gelir ve  kendisi de Alman ‘kökenli’ bir  kadın  ile evlenir. Kısacası Lenin çok-uluslu,   çok-kültürlü ve kısmen varlıklı bir aileden  gelir. Maria Blank  çok iyi piyano çalan biri.  Aynı zamanda üç dili konuşur:  Rusça, Fransızca ve Almanca.</p>
<p>GENÇLİĞİ</p>
<p>Lenin’in çocukluğu mutlu ve barışçıl bir aile atmosferinde geçer. Ama gençlik dönemi için bunun söylemek mümkün değil. Çünkü Lenin gençlik döneminde iki büyük trajik olay yaşar.  1886 yılında 16 yaşında iken babasını kaybeder. İkinci trajedi ise, babasının ölümünden bir yıl sonra, 1887 Mayıs ayında  büyük kardeşi Aleksander İlyiç Ulyanov&#8217;un (aile içindeki ismi Zaşa) Çarlık rejimi tarafından idam edilmesidir. Aleksander, Rus çarı III. Aleksandr&#8217;ın hayatına kasteden bir eylem hazırlığı içinde olduğu gerekçesiyle  Mart 1887’de tutuklanır. Aleksander tutuklandığı sırada yanında bulunan kız kardeşi Anna da onunla birlikte tutuklanır. Kısa bir müddet sonra serbest bırakılan Anna, Kazan yakınlarındaki küçük Kokuchkino kasabasına sürülür.</p>
<p>Lenin’in büyük kardeşi Alexander çarlığa karşı silahlı mücadele eden Narodnik  grubun &#8211; ‘Narodnaja Volja’(Halk İradesi)-  aktif üyesidir. Alexander tarafından yazıldığı ileri sürülen programa göre, Narodnikler, toprağın ve üretim araçlarının devletleştirilmesini isterler.  Gruptan 15 kişi özel mahkemeye sevk edilir. Hepsi Alexander, Çar’a suikast hazırladıkları  gerekçesiyle ölüme mahkum edilir.  10 kişi ‘affedilir’. Ama Alexander affedilenler arasında değildir. Çünkü mahkemede eylemin sorumluluğunu üstlenir. Pişman olmadığını vurgular,  af  isteminde bulunmaz. Olayın sorumluluğunu üstlenerek diğer bazı yoldaşlarını kurtarır.  Çar,  boyun eğmeyen ve pişman olmayan Alexander’ı af etmez. Anne’nin Alexander’ı kurtarma  çabaları sonuç vermez.  Alexander, bir kaç arkadaşıyla birlikte 11.Mayıs 1887 tarihinde  20 yaşında iken idam edilir. Bu olayın Lenin üzerindeki etkisini tahmin etmek mümkün.</p>
<p>Ulyanov ailesinin dostları arkadaşları daha çok liberallerden oluşuyordu. Bu tutuklamadan sonra  liberaller, korku nedeniyle Ulyanov ailesi ile ilişkilerini keserler. Liberallerin bu korkaklığı Lenin’in daha sonraları liberalizme karşı tutumuna da yansır. Lenin üzerinde çok büyük etkisi olan Alexeander’ın idam edilmesi Lenin’i derinden sarsar. Lenin, ilk tutuklandığında hapishane arkadaşlarına şunu söylediği ileri sürülür: ‘Yolum, benden büyük olan kardeşim tarafından belirlendi’</p>
<p>Lenin liseyi bitirdikten sonra, 1887 yılında Kazan kentinde üniversitede  hukuk fakültesi bölümüne kayıt yaptırır.  Üniversite’de iken devrimci gruplar ile ilişkiye geçer. Lenin’in bu dönemde Narodnik harekete büyük sempatisi vardır. Büyük kardeşi Alexander nedeniyle Lenin de göz hapsinde tutulur. Öğrencilerin düzenlediği bir protesto-eylemine katıldığı gerekçesiyle göz altına alınır. Üniversiteden atılan Lenin, Kazan kentinin dışında Kokuchkino köyündeki ‘baba evine’ sürülür. Amcasının bırakmış olduğu küçük kitaplıktaki kitapları ve ilerici dergileri okumaya başlar.</p>
<p>Lenin ve annesi Kazan’a tekrar dönmek için dilekçe verirler. Uzun mücadele sonrası 1888 yılında tekrar Kazan kentine dönmelerine müsade verilir. Lenin bir yandan dışarıdan bitime sınavlarına hazırlanırken, bir yandan da politik şehit olan abisinin neler okuduğunu merak eder. Lenin sürekli okumaya başlar. Bu yıllar Lenin’in teorik hazırlık yıllarıdır. Daha o zaman 18 yaşında üniversite öğrencisi iken Marx’ın Kapital’ini Kazan kentinde yaşadığı bu dönemde okuduğu biliniyor.</p>
<p>1889 yılında Ulyanov ailesi, Kazan kentini terk edererek Samara kenti yakınlarında bir köye yerleşirler. O yıl Lenin, sigara içmeye başlar. Lenin’in sağlığından endişe duyan Annesi Lenin’i uyarır. Lenin önceleri aldırmaz. Sonra annesi şunu söyler: ‘Emeklilik parasıyla yaşıyoruz. Sigaraya ayıracak paramız yok’ . Bu gerekçe hemen etkisini gösterir ve Lenin sigarayı bırakır. Samara’da yaşadığı dönemde Lenin devrimci olma yönünde hayli ilerler.</p>
<p>Mayıs 1890 yılında Petersburg Üniversitesi’nde hukuk fakültesini dışarıdan bitirme hakkını elde eder. Bir yıl imtihanlara hazırlanan Lenin 1891 yılının ilk ve sonbahar aylarında Petersburg’da hukuk fakültesinin imtihanlarına girer ve hukuk fakültesini takdirname alarak bitirir. Hukuk fakültesinden mezun olan Lenin, 1891-1893 yılları arasında iki yıl Samara’da avukatlık stajı yapar. Eylül 1893 yılında Samara kentinden ayrılır ve Petersburg kentine yerleşir.</p>
<p>İki yıl (Eylül.1893-Aralık 1895) ayında bir yandan avukatlık yaparak yaşamının kazanırken, bir yandan da devrimci çevreler ve tanınmış Marksistlerle ilişkiye geçer. Üniversiteden atıldıktan sonra, Petersburg’a gelinceye kadar 6 yıllık süreç Lenin’in teorik hazırlık sürecidir. 1888-1893 yılları Lenin’i hazırlayan yıllardır.</p>
<p>İlk yıllarda Lenin, Narodnik harekete sempaeti duyar.Turgenjev’ın yazılarının coşkuyla okur. Narodnizmin kurucusu olan Çernişevski’nin(1828-1889)  etkisi altında kalır.  Narodnik Harekete sempati duyar. Çernişevski’nin Nasıl Yapmalı adlı kitabını defalarca okur.</p>
<p>Çernişevski, 1860&#8242;larda Rusya‘da devrimci demokratik hareketin önderi konumundadır. Rus otokrasisinin bir devrimle devrilmesi gerektiğini ve köylü komününü temel alarak sosyalist bir toplumun kurulmasını savunur. Feuerbach ve Herzenden etkilenmiş olan Çernişevski hakkında Marx şunları söyler: Çernişevski, &#8220;burjuva iktisadının iflasını ustaca ortaya koyan büyük Rus araştırmacısı ve eleştirmeni&#8221;dir.</p>
<p>Çernişevski&#8217;ye büyük hayranlık duyan Lenin ise onun Rusya&#8217;daki devrimci düşünce ve hareketin gelişimindeki rolünü şöyle açıklar; &#8220;&#8230; Herzen&#8217;den sonra Narodnik görüşleri geliştiren Çernişevski, Herzen&#8217;le karşılaştırıldığında büyük bir sıçrama yapmıştır. Çernişevski çok daha tutarlı ve militan bir demokrattı, onun yazıları sınıf mücadelesi ruhunu esinlendirir. O, liberalizmin ikiyüzlülüğünü teşhir etme yolunu kararlılıkla izlemiştir&#8230; Ütopik sosyalist görüşlerine rağmen, O, kapitalizmin dikkat çekici biçimde derin bir eleştirmeniydi.&#8221;</p>
<p>1890’lı yılların başında Rus gençliği ve entellektüelleri ilgilerini Marksizme yöneltirler.  Rusya’nın özgün bir yanı vardır: Entellektüeller.</p>
<p>NARODNİK  ENTELEKTÜELLER</p>
<p>Çarlık Rusya’sının  önemli özelliklerinden biri Çarlığa karşı sürekli mücadele eden entelektüel bir grubun ortaya çıkmasıdır. Bu entelektüeller içinde kadınlar da önemli rol oynar.  Örneğin Vera Zazuliç, çarlığa karşı mücadelede önceleri halkçı devrimci daha sonra ise Marksist olur.</p>
<p>Entelektüelleri çarlığa karşı mücadeleye sürükleyen ise Çarlığın toplumsal ve siyasal yapısı arasındaki çelişkidir. Çarlık Rusya’sındaki bu çelişki kavranmadan ve Rus entelektüelleri şekillendiren toplumsal-siyasal koşullar anlaşılmadan, ne entelektüel akımlar ne de Lenin’i ve Bolşevizm’i doğuran koşulları anlamak mümkündür. Dolayısıyla bu koşullardan biraz bahsetmek gerekir.</p>
<p>1. 19 yy Rusya’sının en önemli özelliklerinden biri entelektüeller arasında çeşitli fikir akımlarının (Nihilizm, anarşizm, halkçılık ve son olarak Marksizm) ortaya çıkmasıdır.  Fransız Devrimi ve Napolyon’un devrimi ‘dışarı taşıma’sının da entelektüeller üzerinde etkisi olur.  Gerçi Çarlık Orduları 1812 yılında Napolyon’u yenilgiye uğratırlar. Ama Avrupa’yı gören Rus subayları, Rusya’daki devlet düzeninin, kurumlarının ve sosyal yaşamın ne kadar geride olduğunu fark ederler. I. Aleksandr’ın baskıcı ve otoriter rejimi aristokrat kökenden subayları rahatsız ediyordu. Subaylar arasındaki huzursuzluk onları Çar rejimine karşı itaatsizliğe ve karşı duruşa götürür. Düşünsel huzursuzluk kendini ilk defa 1825 yılında orduda gösterir. Soylular sınıfının ‘aşağı tabakası’ndan bazı Genç Subaylar, Rusya’nın siyasal durgunluğuna ve katılığına karşı ayaklanma girişiminde bulunurlar. ‘Dekabrist’ ayaklanma olarak bu olay, Çarlık Rusya’sına karşı yönelmiş ilk devrimci hareket olarak tarihe geçer.  Ama Dekabristlerin yenilgisi,  aristokrasinin  en kültürlü, en ileri temsilcilerinin sahneden çekilmesine hem de aristokrat  ahlak ve görüş düzeyinde bir düşüş yaşanmasına yol açar.  Ama diğer yanda, edebiyat ve sanat alanında demokratik yükseliş için bir tohum atmıştır. Başarısız olsa da Puşkin, Tolstoy ve Lenin ‘Dekabrist’ harekete sempatiyle yaklaşmışlardır.</p>
<p>2. Çarlık Rusya’nın en önemli özelliklerinden biri  ENTELEKTÜELLERİN devrimci bir grup olarak ortaya çıkmasıdır. Bunun ekonomik-toplumsal ve siyasal nedenleri var: Çarlık Rusya’sında bir tarafta toplumsal değişimler olmaktadır, ama bu toplumsal değişimlere uygun siyasal bir düzen yoktur. Eski feodal toplumsal düzen hızla çözülürken, burjuva  toplumsal-siyasal düzeni aynı hızda ve paralel olarak ortaya çıkmaz.  Feodal toplumun çözülüş hızı ile burjuva toplumun oluşumundaki yavaşlık bir çelişki oluşturur.  Bu çelişki Rusya’da devrimci bir entellektüeller grubunun ortaya çıkmasının maddi zeminidir.</p>
<p>Çarlık devletinin okullara ihtiyacı vardır ve okullarda entelektüel yetiştirmek zorundadır. Ne var ki, yetişen entelektüeller ne ekonomik yaşamda ne siyasal alanda bir olanağa sahip olabiliyorlar. Dolayısıyla yetişen entelektüeller,  rejimin yenilenmesini talep ederler ve devletin düşmanı olurlar. Entelektüeller, devrimci bir grup olarak böyle bir çelişkinin ürünü olarak ortaya çıkar. Çünkü ne ekonomik alanda doğru düzgün meslekleri ve işleri var ne de siyasal alanda etkin olabilecekleri alanlara sahipler. Çarlığın katı, otoriter ve  anti-demokratik siyasal yapısı, entelektüellerin siyasal faaliyet alanlarını tıkamıştır.</p>
<p>Böylesi koşullarda entelektüeller kendi çevrelerinden koparak çeşitli gruplar oluştururlar. Kendilerini halkın temsilcileri olarak görürler. Entelektüelleri karakterize eden şey, katılaşmış çarlık düzenine karşı devrimci karşı duruştur.</p>
<p>3. Çarlık Rusya’sının düzeni modernleştirme çabaları yeteri sonuç vermez. Çarlık Rusya’sı, Avrupa’da olduğu gibi siyasal dönüşümler fırsatını kaçırmıştır. Avrupa’daki toplumsal değişimler, orada  toplumsal değişimlere denk düşen siyasal dönüşümlere neden olmuştur. 1789 Fransız devrimi eski feodal düzeni siyasal açıdan süpürür. Oysa Çarlık Rusya’sında ekonomik alanda dönüşümler olmasına rağmen, Çarlık, katı-otoriter siyasal sistemini inatla korumaya çalışmaktadır.</p>
<p>Çarlık Rusya’sındaki toplumsal değişim ile Çarlık düzenin siyasal katılığı arasındaki bu çelişki,  hem  entelektüel bir grubun oluşumunu hem de  yeni bir siyasal ve toplumsal düşünce biçiminin ortaya çıkmasını da koşullandırır. Çarlık rejiminin baskıcı siyasal yapısı entelektüeller arasında yeni arayışlara yol açar. Entelektüeller, bir tarafta Rusya’nın sorunlarını teşhis etmeye çalışırken, bir yandan da çözüm yolları üzerinde canlı bir tartışmaya girişirler.</p>
<p>4.  Rusya’daki entelektüel akımlar arasında 1840’lı yıllardan sonra iki ana eğilim belirir: 1. Rusya’nın özgünlüğünü savunan Slavcılar : 2 Rusya’nın Batıdaki gibi bir gelişmeyi savunan ‘Batıcılar’, Vissarion Belinski (1811-1848)  ve Aleksendar Herzen (1812-1870) Peter Chaadaev (1794-1856).</p>
<p>Her iki akım da Rusya’da dönüşümlerin ve reformların gerekli olduğunu söylüyorlardı. Slavcılar, Rusya’nın kendi özgün  ‘Rus yolu’ndan gitmesi gerektiğini savunurlar. Batıcılar ise, Rusya’nın Batı yolunu takip etmesi gerektiğini savunuyorlardı.</p>
<p>Batıcı Peter Chaadaev, bir dergide yayınladığı ‘felsefi bir mektup’da  Rusya’da olumlu bir geleneğin olmadığını ileri sürerek, Rusya hakkındaki olumsuz değerlendirmeler yapar. Rusya’nın geriliğinin nedeninin Rus Kilisesi olduğunu ileri sürer. Rusya’nın Batı’daki gibi bir yoldan ilerlemesi gerektiğini savunur. Rusya’nın coğrafi açıdan çok büyük bir ülke olduğunu, ama düşünsel açıdan küçük olduğunu ileri sürer. Çar I. Nikolas, Batıcı düşünür Chaadaev’i deli ilan eder ve yayın yapmasını yasaklar. Batıcılar, Alman filozofu Hegel felsefesinden çok etkilenmişlerdi.  Herzen Hegel  Diyalektiği ’Devrimin cebiridir’ demişti. Rusya’da eğer devrim gerekiyorsa, bunun için gerekli düşünsel temeli Avrupa’dan almalıydı. Her iki kesimin dayandığı düşünce buydu.</p>
<p>Ne var ki, her iki akım da Rusya’nın gerçek analizini yapmaktan yoksunlardı.  Rusya’nın gelişmesine ve ilerlemesini gerçek bir analize dayandırarak değil, ahlaki açıdan temellendiriyorlardı. Her iki akımda sorunlara ahlaki açıdan yaklaştıkları için, aralarındaki temel farklılıklar belirsizdi. Zaten süreç içinde aralarındaki farklılıklar keskinliğini yitirdi.</p>
<p>Önceleri fanatik bir Batıcı olan Herzen,  daha sonraki yıllarda Avrupa’da edindiği tecrübeler sonucu olarak Batı hayranlığını yitirir. 1847 yılında Rusya’yı terk eden Herzen, Batı’daki 1848 yılında Fransa’daki hem Şubat Devriminin hem de Haziran ayaklanmasının tanığı olur. Avrupa’daki Devrimlerinin başarısızlığından kaynaklanan bir hayal kırıklığı yaşar. Batı kapitalizmini tiksindirici bulur. Batı’daki kapitalizmin insanları bozduğunu ileri sürer. Batı insanının ‘çöken insan kişiliğinin darlıklarını’ yaşadığını ileri sürer.</p>
<p>Herzen, Batı kapitalizmden hayal kırıklığına uğraması sonucu yeni tutum sergiler. Burada Rus entelektüellerinin iki temel bir özelliği açığa çıkar: Birincisi, Burjuvaziye ve kapitalizme  karşı bir nefret. Çünkü kapitalizm insanın çürümesi ve yozlaşması demektir; İkincisi, ‘kapitalizm’i yaşamadan daha adil bir topluma geçme düşüncesinin tohum olarak ortaya çıkması.</p>
<p>5. Rusya’da düşünsel eğilimler, 1870 yılından sonra bir dönüşüm geçirir. Rusya’daki entelektüel akımları 1870 öncesi ve sonrası olarak ayırmak mümkün. 1870 öncesinde entelektüeller kendilerini ‘tarihin imtiyazlı aktörü’ ve  ‘tarihin kaldıracı’ olarak görürken, 1870 sonrası kendilerini ‘tarihsel sınıf’ın hizmetine sunma eğilimini savunurlar. 1870 öncesi entelektüeller, hem sayıca az, hem de toplumdan izole oldukları için etkin olamazlar. 1870 sonrasındaki entelektüeller ise, hizmetine girecekleri tarihsel sınıfı belirlemeye çalışırlar. Kendilerine toplumsal destek ararlar. Sonunda bu tarihsel sınıfı bulurlar: Halk. Halk ile kastedilen ise köylülerdir.  Böylece Narodnik hareketin toplumsal temelleri atılmış olur.</p>
<p>-devam edecek-</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/lenin-1/' addthis:title='Lenin &#8211; 1 ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/02/lenin-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

