
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Onur Gülbudak</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/onur-gulbudak/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kaypakkaya’nın İşkence Dosyası 37 Yaşında</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/05/kaypakkaya%e2%80%99nin-iskence-dosyasi-37-yasinda/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/05/kaypakkaya%e2%80%99nin-iskence-dosyasi-37-yasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 30 May 2010 21:58:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Gülbudak]]></category>
		<category><![CDATA[37]]></category>
		<category><![CDATA[dosyası]]></category>
		<category><![CDATA[iskence]]></category>
		<category><![CDATA[kaypakkayanın]]></category>
		<category><![CDATA[yaşında]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5356</guid>
		<description><![CDATA[ONUR GÜLBUDAK &#124; 30 &#8211; 05 &#8211; 2010 &#124; İbrahim Kaypakkaya&#8217;nın, 37 yıl önce işkence edilerek öldürülmesinin üzerindeki kalın örtünün aralanması konusunda tek bir adım atılamamış olması, tüm insan hakları savunucularına dert olmalı. Bu adım atılmadıkça işkence karşıtlığımızın arkasında örtü bir korkuyu taşımakla kalmayıp, bu korkuyu yeni nesillere aktarmaya devam edeceğiz. Alabildiğine sofistike ve alabildiğine [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/05/kaypakkaya%e2%80%99nin-iskence-dosyasi-37-yasinda/' addthis:title='Kaypakkaya’nın İşkence Dosyası 37 Yaşında ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/05/onurgulbudak.jpg" rel="lightbox[5356]" title="onurgulbudak"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2183" title="onurgulbudak" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/05/onurgulbudak-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>ONUR GÜLBUDAK | 30 &#8211; 05 &#8211; 2010 | İbrahim Kaypakkaya&#8217;nın, 37 yıl önce işkence edilerek  öldürülmesinin üzerindeki kalın örtünün aralanması konusunda tek bir  adım atılamamış olması, tüm insan hakları savunucularına dert olmalı. Bu  adım atılmadıkça işkence karşıtlığımızın arkasında örtü bir korkuyu  taşımakla kalmayıp, bu korkuyu yeni nesillere aktarmaya devam edeceğiz.<span id="more-5356"></span></p>
<p>Alabildiğine sofistike ve alabildiğine muhtelif olan işkence  uygulamalarının belki de hepsinin tanığı, yaşayanı, mağduru olduğumuz  halde, işkencenin geleceğe çengel atan ve büyük bir grubu etkisi altına  almaya yönelen gizil gücünü deşifre etmekte hala güçlük çekiyoruz. Bu,  işkencenin gücünü, işkence mağdurunun travmatik semptomlarının ömrüyle  sınırlamayı beraberinde getiriyor. Bu duygusal eğilime paralel olarak,  işkence ile ilgili güncel olan tüm &#8220;sağlam&#8221; metinlerin, protokollerin,  konvansiyonların zayıf noktası, işkencenin ileri erimli siyasi  hedeflerine bir şekilde değindiği halde, bunun, işkencenin yapısal  önceliği olduğu gerçeğini öne çıkaramamış olmalarıdır.</p>
<p>Bugün hekimlerin, psikologların ve sosyologların etkin bir şekilde  dahil olduğu siyasi işkenceyi, &#8220;adli&#8221; olan psiko-patolojik işkence  vakalarından ayırmak ve işkencenin politiği ile ilgilenmek gerektiği,  üzeri kapatılmış işkence olayları ile her yıldönümümlerinde yeniden  karşılaşınca daha iyi anlaşılıyor. İşkence karşıtı tutumu, &#8220;acı ve  elem&#8221;e maruz kalan mağdura yönelik hümaniter bir yaklaşıma  dayandıranlar, işkencenin kuşaktan kuşağa ardışık bir travma zinciri  yaratma hedefini iyi anlayamayanlar, işkence karşıtı tavırları biçimsel  olarak ne kadar sert olursa olsun dolaylı olarak işkencenin etki gücünü  arttırmış oluyorlar.</p>
<p>Kamuoyuna yerleşmiş genel kanı nedeniyle işkence karşıtlığında öne  çıkması beklenen psikoloji dünyası da siyasi değil bilimsel (!) bir  konum almak adına, alabildiğine siyasallaşmış bir işkenceyi dahi,  işkenceci erk ile (hatta bazen işkenceci birey ile) işkenceye maruz  kalan birey arasındaki patolojik bir ilişki olarak tarif etme civarında  gezinip durmanın ötesine geçemedi. Burada elbet, psikoloji  paradigmasının zaten, sistemi dolaylı olarak restore etme işlevinin payı  var. Fakat çuvaldızı takip ederek, daha çok, paradigmaya dışarıdan  bakan eleştirel psikologların da işkence karşısında psikopolitik bir  tavır geliştirememiş olmaları ile ilgilenmek gerekiyor.</p>
<p>Genel olarak işkence karşıtlarının ya da daha genel anlamda insan  hakları savunucularının pratiklerine yansıyan sorunun temeli, işkence  görene sempati duyma, işkence uygulayıcısına ise öfke duyarak, işkence  karşıtı tavrı bu öfke üzerinden yaşama geçirmekte aranabilir. İşkence  karşıtı metinlerin de, pratiklerin de zafiyet noktası, işkence anına ve  işkencenin mağdur üzerindeki etkilerine (semptomlara) odaklanmaları,  süreci daha çok işkence anı ile mağdurun travmatik rahatsızlıklarının  geçtiği zaman aralığına sınırlamalarıdır. Her ne kadar işkencenin  &#8220;ileriye yönelik etkilerinden&#8221; bahsedilse de bundan kasıt, daha çok  &#8220;bireyin ileriki yaşamı&#8221; olmaktadır. Pratikte işkence karşıtlarının  referans aldığı nokta genel olarak işkencenin somut ontolojik  bağlamıdır. Bu, işkencenin ideolojik niteliğinin göz ardı edildiğine ya  da yeteri kadar anlaşılamadığına işarettir.</p>
<p><strong>İşkence karşıtlarının teğet geçtiği isim<br />
</strong></p>
<p>İbrahim Kaypakkaya dosyası, insan hakları alanında tam da böyle bir  zayıflık neticesinde yalnız kalmıştır. Türkiye&#8217;nin kara işkence  tarihinde özel bir yeri olan ve bu yıl 37. yılını tamamlayan İbrahim  Kaypakkaya&#8217;nın işkence ile öldürülmesi olayı, üzerindeki kalın örtünün  aralanması konusunda tek adım dahi atılamamış olması nedeniyle tüm insan  hakları savunucularına dert olmalıdır. Bilindiği üzere, koskoca 37 yıl  boyunca İbrahim Kaypakkaya&#8217;nın ölümü üzerine elde edilebilmiş derli  toplu tek bir belge dahi bulunmaz.  Tanık anlatımlarına yansıyanların  korkunçluğu, aradan 37 yıl geçmiş olması ve aslında İbrahim  Kaypakkaya&#8217;nın çok ama çok ağır bir işkence ile öldürüldüğüne ilişkin  artık yerleşmiş bir genel kabul olduğu göz önüne alındığında, bu  dosyanın onlarca yıl açılamamış olmasını izah etmek güçtür.</p>
<p>Bu, yukarıda anlatmaya çalıştığım zayıflığın bir sonucu olmakla  birlikte, insan hakları savunuculuğu konusunda başka bir patolojiye de  işaret ediyor: Öğrenilmiş çaresizlik ve bu suretle ihmal tutumunu  içselleştirme.</p>
<p>İbrahim Kaypakkaya, resmi ideolojinin en hassas noktalarına radikal  itirazlar getiren keskin bir politik portredir. Resmini taşıyanlar  cezalandırılmakta, yalnızca &#8220;onu sevmekten&#8221; bahsedenler dahi hapis  cezalarıyla yargılanmaktadır. Özellikle son yıllarda sürekli olarak,  tolerans çıtalarının yükseldiği propaganda edildiği halde Kaypakkaya&#8217;ya  yönelik gözle görülür bir tahammülsüzlük söz konusudur. İşte bunun bir  ucu da insan hakları savunucularına değmiştir.</p>
<p>Kaypakkaya, bir radikalizm fenomeni olarak on yıllardır devlet  şiddetinin hedefi oldu. Radikalist sembollerin azalması, varolan çoğu  radikalist fenomenin/kavramın ise &#8220;hazmedilebilir&#8221; bir çizgiye çekilmesi  ile birlikte Kaypakkaya, fenomenololjik varlığıyla &#8220;tehlikeli&#8221; bir uç  olarak egemen erkin hışmına uğradı. Adı telaffuz edildiğinde dahi  kovuşturmalara konu olabilen Kaypakkaya&#8217;nın işkence dosyasının açılması  talebinin bu sebeple güdük kaldığı söylenebilir. Bugüne kadar bu talep  genel olarak, zaten onun fikirlerini savunuyor olmanın bedellerini göze  almış politik ardıllarına bırakılmıştır. Onun sert olan görüşlerine uzak  olan işkence karşıtları, onun ağır işkence sonucu ölmesi olayına da  uzak durmuşlardır. İbrahim Kaypakkaya bu anlamda insan hakları  savunucularının örtülü ihmali ile yüz yüzedir.</p>
<p>Buradan işkencenin etiyolojisine geri dönersek, Kaypakkaya&#8217;nın maruz  kaldığı işkencenin tam da böyle bir siyasi amacı olduğu açıktır. Tarihin  her döneminde kullanılan, sürekli olarak kendini yenileyerek, her dönem  daha da entelektüelize olan işkence, İbrahim Kaypakkaya örneğinde,  kuşaktan kuşağa geçmesi planlanan etkili bir ideolojik bir araç olarak  kullanılmıştır. İbrahim Kaypakkaya&#8217;ya yapılanları &#8220;tarifsiz acılar&#8221;  olarak tanımladığımızı hatırlayalım. Yaralı haldeyken kilometrelerce  buzda yürütülmesi, ayaklarının kesilmesi, 90 gün kesintisiz olarak  işkence edilmesi ve bedeninin babasına parça parça verilmesi bellek  sokaklarımızda dolaşmaya başladığında, işkencenin siyasi kudreti de  kendini gösterir. Siyasallaşmış işkence uygulamalarının temel amacı,  geçmişte &#8220;akla hayale gelmeyecek&#8221; vakalar yaratmış olmak suretiyle  toplumsal bir korku yaratmaktır. Böylece  &#8220;geçmiş vaka&#8221; ile o veya bu  düzeyde yakın olan tüm unsurlara hudut tanımayan ve hesapsız bir şiddet  erki ile karşı karşıya oldukları mesajı verilir. Toplumsal korkunun esas  sebebi insan bedeni üzerinde gerçekleştirilen bu hudutsuzluktur.</p>
<p>İşkencenin farklı kuşaklardan kitleler üzerinde yarattığı travmaya  karşı koyabilmenin yolu ise travma ile yüzleşmek, işkencenin siyasi  hedeflerini deşifre etmek ve işkenceci erk üzerinde siyasi baskı  uygulayabilmektir. Aksi takdirde işkence karşıtlığımızın arkasında  örtülü bir korkuyu taşıyacak, taşımakla kalmayıp bu korkuyu yeni  nesillere aktarmaya devam edeceğiz.</p>
<p>Geçtiğimiz yıl, yani Kaypakkaya&#8217;nın 36. ölüm yıldönümünde yine insan  hakları savunucularına yönelik yapılan çağrılara karşın, İbrahim  Kaypakkaya&#8217;nın dosyasının açılması konusunda güçlü bir çaba  gösterilemedi.  Müzisyen Pınar Sağ&#8217;ın Kaypakkaya&#8217;yı övdüğü gerekçesiyle  yargılanmaya başlamasıyla konunun medyatik olması ve hemen ardından  Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis&#8217;in Kaypakkaya&#8217;nın nasıl  öldürüldüğünü sormak üzere Meclis&#8217;e sunduğu soru önergesi dahi işkence  karşıtlarını itekleyemedi. 2010&#8242;nun Mayıs ayı itibariyle, İbrahim  Kaypakkaya&#8217;ya yapılan işkencenin 37. yılını da böylece geride bıraktık.  Tekrar edecek olursam, bu durumu işkenceyi anlama konusundaki zayıflıkla  ve İbrahim Kaypakkaya&#8217;nın devlet katında maruz kaldığı özel muamelenin  hak savunucuları üzerinde bıraktığı etki ile açıklıyorum.</p>
<p>İbrahim Kaypakkaya sert bir politik fenomen olmakla birlikte, işkence  denince akla ilk gelen siyasi portredir. Bu yüzden, Kaypakkaya  dosyasının açılması talebinin kitlesellik kazanmasının işkence ile ve  işkencenin ileri erimli ideolojik hedefleri ile hesaplaşmada özel bir  önemi olduğunun altını çizmek gerekiyor. 37 yıl çok fazla değil mi?  (SP/EÖ)</p>
<p>Onur Gülbudak, Psikolog</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/05/kaypakkaya%e2%80%99nin-iskence-dosyasi-37-yasinda/' addthis:title='Kaypakkaya’nın İşkence Dosyası 37 Yaşında ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/05/kaypakkaya%e2%80%99nin-iskence-dosyasi-37-yasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İbrahim Kaypakkaya ve Mızrak-Çuval Meselesi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2009/05/ibrahim-kaypakkaya-ve-mizrak-cuval-meselesi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2009/05/ibrahim-kaypakkaya-ve-mizrak-cuval-meselesi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 May 2009 13:40:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Onur Gülbudak]]></category>
		<category><![CDATA[ibrahim kaypakkaya]]></category>
		<category><![CDATA[sansur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=2182</guid>
		<description><![CDATA[1973&#8242;ün 18 Mayıs sabahı, Diyarbakır hapishanesinde gözaltında iken gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren İbrahim Kaypakkaya, 71 devrimci çıkışının Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ile birlikte öne çıkan üç radikal devrimci önderinden biri. Ne var ki, 2009&#8242;un 18 Mayıs&#8217;ında Kaypakkaya&#8217;nın doğrudan yaşamını ve fikirlerini değil, yaşamının ve fikirlerinin tartışılmasının önündeki engellerden birini ele alacağız. Sol içi [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/05/ibrahim-kaypakkaya-ve-mizrak-cuval-meselesi/' addthis:title='İbrahim Kaypakkaya ve Mızrak-Çuval Meselesi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/05/onurgulbudak.jpg" rel="lightbox[2182]" title="onurgulbudak"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2183" title="onurgulbudak" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/05/onurgulbudak-100x100.jpg" alt="onurgulbudak" width="100" height="100" /></a>1973&#8242;ün 18 Mayıs sabahı, Diyarbakır hapishanesinde gözaltında iken gördüğü işkence sonucu yaşamını yitiren İbrahim Kaypakkaya, 71 devrimci çıkışının Deniz Gezmiş ve Mahir Çayan ile birlikte öne çıkan üç radikal devrimci önderinden biri. Ne var ki, 2009&#8242;un 18 Mayıs&#8217;ında Kaypakkaya&#8217;nın doğrudan yaşamını ve fikirlerini değil, yaşamının ve fikirlerinin tartışılmasının önündeki engellerden birini ele alacağız. Sol içi sansürü.<span id="more-2182"></span></p>
<p>İbrahim Kaypakkaya neden sansüre, ihmale uğruyor? Mızrağı kimsenin çuvalına sığmıyor da ondan! İbrahim Kaypakkaya gibi henüz 24 yaşında çok iddialı teoriler bırakmış bir politik portrenin yaşamının, fikirlerinin tartışılamıyor oluşunun önemli bir sebebi var: Sol içi sansür!<br />
Türkiye solunun çok önemli bir kısmının siyasetle olan ilişkisi, oyun çağından henüz çıkmış bir çocuğun davranış eğrilerine benziyor çünkü. Tıpkı bir çocuğun zor ödevlerden kaçması, en çok beden eğitimi dersini sevmesi, bakkaldan ekmek almasını isteyen ebeveynlerinin sesini duymamış numarası yapması, itiş kakış sırasında iliği hep ama hep yırtıldığı için sürekli aşağı sarkan yakalığını boşvermesi gibi.<br />
Misal, seçimle iş başına gelen ve pek sevimli, pek zahmetsiz görünen Latin Amerika solunu beden eğitimi dersini sever gibi seviyor, radikal keskin mücadelelerin yürüdüğü Asya solundan ise matematik dersinden kaçarmış gibi kaçıyor. Rejimle asla uzlaşmaz unsurları, iliği her keresinde yırtılan yakalığı yeniden düğmelemeye çalışır gibi oryantasyona zorluyor. Rejime iliklenmeyeceği çok belli unsurları da sarkan yakalık gibi bırakıp görmezden geliyor. Kemalizm, ulusal sorun gibi nazik konularda ne kadar &#8220;sert&#8221; fikir varsa, annesinin ekmek almaya gitmesini isteyen sesini duymazdan gelen çocuk gibi yok sayıyor. Ne var ki Türkiye solunun önemli bir kısmı ile okul çağına yeni girmiş bir çocuk arasındaki bu analoji, elbette masumiyet konusunda geçerli değil. Çocuk her halde masumken, Türkiye solunun İbrahim Kaypakkaya&#8217;ya uyguladığı sansür ile masum olduğu söylenemez.</p>
<p>&#8220;SOL SANSÜR&#8221; VE KAYPAKKAYA<br />
Kaypakkaya, fikirlerinde evcilleştirilebilecek herhangi bir argüman bulunmadığından, diğer deyişle onun mızrağı düzenin çuvalına hiç mi hiç sığmadığından zaten her dönem yoğun bir nesnel sansür ile yüzyüze oldu. Fakat şu açık ki, sol kamuoyunun, 71 çıkışının üç radikal devrimci önderi içinde kendine en uzak hissettiği isim de yine İbrahim Kaypakkaya olmuştur.  Bunun için bazı &#8220;anlaşılır&#8221; sebepler söylenebilir. Mesela bunun bir nedeni, her siyasi grubun, takipçisi olduğunu iddia ettiği siyasi önderi yüceltmeye yönelik dar grupçuluğu idi. Bir diğer sebebi Kaypakkaya&#8217;nın köylülere verdiği önemin, özellikle aydınların, şehir metaforunu ilericilikle, köy metaforunu ise gericilikle ataçlayan eğilimi ile çelişmesi idi. Kimi ,bunlara, Kaypakkaya&#8217;nın ardıllarının yürüttüğü politikalar gibi, Kaypakkaya&#8217;nın kendisininden bağımsız başka sebepler de ekleyebilir. Ne var ki, bunların Kaypakkaya&#8217;ya uygulanan sansürü açıklamak için yeterli gerekçeler olmadığı pek belli. Kaypakkaya ile ilgili &#8220;sol içi sansürün&#8221; aldığı tavır  kabaca üçe ayrılabilir.<br />
İlki, onu ağzına almakta dahi isteksiz olan, bahsini ederken dahi hızla geçiştiren, varlığını en basit derekede değerlendirme eğiliminde olan ve nihayetinde sansürü en koyu haliyle işleten kesim. Hatta bu grubun tedrisatından geçmiş olanlar Kaypakkaya ismini duyar duymaz hemen &#8220;hatalarından&#8221; bahseder, o hızlı geçiştirme ifadelerinde bile Kaypakkaya&#8217;nın maraza çıkmış bir yaramaz çocuk olduğunu bir çırpıda anlatıverirler. Bu grup içinde nispeten &#8220;insaflı&#8221; olanlar da Kaypakkaya&#8217;yı her yıl ansiklopedik bilgilerle anarak üzerlerine düşen görevi &#8220;yerine getirir&#8221;, bir sonraki 18 Mayıs&#8217;a kadar bunun kafi olduğuna hükmederler.<br />
Açıkçası, Kaypakkaya&#8217;nın maruz kaldığı işkence Türkiye&#8217;de bu düzeyde politikleşmiş sayılı siyasi işkence vakalarındandır. Ve bilindiği üzere gördüğü ağır işkence ve ölümü ile ilgili dosya  tam 36 yıldır bir türlü açılamamış, onun ölümü ile ilgili 30 yıl önce elde edilen bilgilerin üzerine tek bir bilgi konulamamıştır. İşte bu grup, sansürü öyle bir içselleştirir ki, Kaypakkaya ile ilgili tutarlı bir işkence karşıtı mücadelenin örgütleyicisi/parçası olma konusunda dahi atıldırlar. Açığa çıkmış en vahşi siyasi işkence örneklerinden olan Kaypakkaya dosyasının 36 yıldır kapalı olması, insan hakları savunuculuğu ile ilgili reflekslerini dahi rahatsız etmez.<br />
İkincisi, Kaypakkaya&#8217;nın işkencede gösterdiği direniş tavrını öne çıkararak, politik görüşlerini perdeleyen, onu, &#8220;ser verip sır vermeyen bir yiğit&#8221; derekesinde değerlendiren, böylelikle daha ince bir sansür işleten yaygın grup. Bu grup içinde daha çok, Kaypakkaya&#8217;nın en görünen özelliğini yani, faşizm karşısındaki sert direniş tutumunu algılayabilen nispeten geri kitleleri barındırmaktadır. Fakat bu grubun başat özelliği, nesnel olarak yok sayılması pek mümkün olmayan ama savunması da hiç kolay olmayan radikal bir siyasi portreyi &#8220;makul&#8221; düzeyde anmaya/değerlendirmeye yönelik güçsüzlüğüdür.</p>
<p>KAYPAKKAYA YÜCELTMESİ<br />
Üçüncü olarak da ise Kaypakkaya&#8217;nın politik görüşlerini solun gelişimi açısından çok önemli gören, maruz kaldığı ihmalden rahatsız olan, fakat Kaypakkaya&#8217;nın rejim tarafından gördüğü sert tavır nedeniyle susmayı tercih eden, bilhassa rejimin Kaypakkaya&#8217;nın ardıllarına uyguladığı amansız şiddetten çekinen aydın grubundan bahsedilebilir.<br />
İbrahim Kaypakkaya&#8217;nın ardıllarının ise Kaypakkaya&#8217;nın gördüğü ihmale karşı, kimi zaman Kaypakkaya&#8217;yı gerçekçi olmayan bir zeminde yücelttiği ve dahası, ihmale karşı bir refleks olarak Kaypakkaya dışındaki devrimci önderleri ihmal etme subjektivizmi gösterdiği de söylenebilir.</p>
<p>SANSÜRÜN ESAS SEBEBİ<br />
Sol içi sansürün, diğer deyişle,  Kaypakkaya&#8217;dan solun dahi &#8220;çekinmesinin&#8221; esas sebebi, onun doğrudan Türkiye solunun geleneksel zaaflarına yönelen radikal-uzlaşmaz devrimci fikirlerinde yatıyor. Kaypakkaya&#8217;nın, resmi ideoloji tarafından, altından gürül gürül akan bir ırmak üzerine inşa edilen o nazik ideolojik köprüyü bir kibritte yakma cüretini ve ataklığını göstermesinin sol içinde bir &#8220;ürpertiye&#8221; neden olduğu söylenebilir. Kaypakkaya&#8217;nın fikirlerinin isabetli olup olmadığı tartışmasından bağımsız olarak, ileri sürdüğü görüşler sol açısından etkili bir eleştiri gücü taşır ki, oyun çağından henüz çıkmış bir sol için bu pekâlâ sıkıcı, uzak durulası bir şeydir.  İşte Kaypakkaya sansürünün temel sebebi solun &#8220;eleştiri&#8221; ile arasındaki olumsuz ilişkide yatmaktadır. Yani, onun mızrağı solun önemli bir kesiminin çuvalına da sığmadığından, mızrak da saklanır, çuval da.<br />
Velhasıl, Kaypakkaya, solun &#8220;eleştiri&#8221;ye karşı tavrı açısından da ayırt edici bir neden. Kaypakkaya ve fikirleri ile yüzleşmek şart. Solun sıkışmışlığı düşünüldüğünde, samimi bir sol duyarlılığın bu &#8220;iç sansür&#8221;le mücadele etmesi de, ihtiyacımız olan politik münazara için şart. Çünkü Kaypakkaya açık bir şekilde o münazaranın etkin bir tarafı.</p>
<p>Onur Gülbudak<br />
<a href="mailto:onurgulbudak@gmail.com">onurgulbudak@gmail.com</a></p>
<p>| 21 &#8211; 05 &#8211; 2009 |</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/05/ibrahim-kaypakkaya-ve-mizrak-cuval-meselesi/' addthis:title='İbrahim Kaypakkaya ve Mızrak-Çuval Meselesi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2009/05/ibrahim-kaypakkaya-ve-mizrak-cuval-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

