
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Murat Çakır</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/murat-cakir/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>İran-Türkiye rekabeti kızışıyor</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2012/01/iran-turkiye-rekabeti-kizisiyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2012/01/iran-turkiye-rekabeti-kizisiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 09:27:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[İrantürkiye]]></category>
		<category><![CDATA[kızışıyor]]></category>
		<category><![CDATA[rekabeti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=12125</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 29 &#8211; 01 &#8211; 2012 &#124; Batı ve İran arasındaki ihtilaf, Kürtler söz konusu olduğunda ortak askerî operasyonlardan dahi geri durmayan İran ve Türkiye arasındaki rekabeti daha da kızıştırıyor. ABD, Çekirdek Avrupa ve bilhassa Körfez ülkelerinin desteğini alan &#8211; daha doğrusu taşeronluğunu üstlenen &#8211; Türkiye ve Molla Rejimi arasındaki kavganın asıl sahnesi ise Irak [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2012/01/iran-turkiye-rekabeti-kizisiyor/' addthis:title='İran-Türkiye rekabeti kızışıyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[12125]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 29 &#8211; 01 &#8211; 2012 | Batı ve İran arasındaki ihtilaf, Kürtler söz konusu olduğunda ortak askerî operasyonlardan dahi geri durmayan İran ve Türkiye arasındaki rekabeti daha da kızıştırıyor. ABD, Çekirdek Avrupa ve bilhassa Körfez ülkelerinin desteğini alan &#8211; daha doğrusu taşeronluğunu üstlenen &#8211; Türkiye ve Molla Rejimi arasındaki kavganın asıl sahnesi ise Irak ve Suriye.<span id="more-12125"></span></p>
<p>Özellikle Irak, ABD&#8217;nin askerlerini geri çektikten sonra bu rekabetin uygulama alanı hâline geldi. Irak toplumunun mezhepsel bölünmüşlüğü ve Güney Kürdistan, İran-Türkiye rekabetinin küçümsenemeyecek bir tehlike potansiyeli taşımasına neden oluyor.</p>
<p>Türkiye, Irak&#8217;taki sünnî kesimlere destek çıkar ve ekonomik yatırımlarla etki alanını geliştirirken, İran şiî çoğunluk üzerindeki etkisini silah yardımlarıyla artırmaya çalışıyor. İran&#8217;ın bu konudaki en önemli adamı, »Ebu Mehdi el Muhandi« takma adını kullanan savaş lordu <strong>Cemal İbrahimî</strong>. İbrahimî, radikal şiî grupları »Asaib el hakk«, »El yaum el mauud tugayı« ve »Hizbullah kıtası« üzerinde etkin. İran&#8217;ın »Kuds Tugayları« bu gruplara silah sağlıyor, elemanlarını eğitiyor ve finanse ediyor. Bu gruplar, Irak&#8217;ın güneyinde, çoğunlukla şiîlerin yaşadığı bölgelerdeki cinayetlerin ve saldırıların sorumluları.</p>
<p>Gerçi İran da Irak ile ekonomik işbirliği içerisinde, ama ticaret hacmi 6 milyar Dolar ile Türkiye&#8217;nin ticaret hacminin yarısına ulaşıyor. Türkiye ve Irak hükümetleri arasında şimdiye kadar imzalanan 48 antlaşma, iki ülke arasındaki ticaret hacmini 20 milyar Dolar&#8217;a çıkartmayı öngörüyor. Güney Kürdistan&#8217;da yaklaşık 500 şirketi aktifken, Irak petrolü de Türkiye üzerinden, Ceyhan Limanı&#8217;ndan Avrupa&#8217;ya gönderiliyor. Ayrıca Nabucco Boru Hattı tamamlandığında, Irak&#8217;ın doğalgazı da Türkiye üzerinden Avrupa&#8217;ya nakledilecek.</p>
<p>Ancak, Irak&#8217;ın »istikrarsızlığı« ve İran-Türkiye rekabeti tüm planları altüst edebilir. Türkiye&#8217;nin Irak sünnîlerine gösterdiği destek ve bu çerçevede şiî başbakan <strong>Maliki</strong>&#8216;ye bizzat <strong>Erdoğan</strong>&#8216;ın suçlamalarda bulunması, iki hükümet arasındaki ilişkileri limonîleştirmeye yetiyor. Ayrıca Türkiye&#8217;nin GAP-barajları ile Fırat&#8217;ın, Irak&#8217;a saniyede 700 kubikmetre akan suyunu 400 kubikmetreye düşürmesi, ilişkileri daha da kötüleştirmiş durumda.</p>
<p>Alman basını, Ocak başında Erdoğan ve Maliki&#8217;nin telefonda birbirlerine bağırdıklarını bildirerek, ardından karşılıklı olarak büyükelçilere protesto notası verilmesini, <em>»pek iyiye alamet değil«</em> diye yorumluyor. 19 Ocak 2012&#8242;de Bağdat&#8217;taki Türkiye Büyükelçiliği&#8217;ne topçu mermisi atılması da bunu teyid eden bir gelişme.</p>
<p>Irak&#8217;ta durum böyleyken, Suriye&#8217;deki gelişmeler daha kaygı verici boyutlara ulaşıyor. Türkiye, Suriye »muhaliflerinin« Batı&#8217;ya yakın olan kesimlerini destekliyor. Özellikle ABD politikalarının sözcüsü durumuna gelen <strong>Burhan Galiun</strong>&#8216;un öncülüğünü yaptığı »Suriye Ulusal Konseyi« her alanda Türkiye hükümetinin desteğine sahip.</p>
<p>Türkiye, Batı&#8217;nın öngördüğü gibi Suriye&#8217;de bir darbenin gerçekleştirilmesi için elinden geleni yapıyor. <em>»Esad Rejimi ile Suriye devleti arasındaki farkı görüyoruz. Libya&#8217;da olduğu gibi bir kaos doğmayacak. Hâlâ güçlü olan askerî kurumları ele geçireceğiz«</em> diyen Galiun, ABD ve AB&#8217;nin istediği gibi asıl hedeflerinin, demokratik bir rejim değişikliği değil, iktidarı ele geçirmek olduğunu itiraf ediyor.</p>
<p>Görüldüğü kadarıyla İran-Türkiye rekabetinde avantaj, Batı&#8217;dan aldığı destekle Türkiye&#8217;nin elinde. Ancak bu son derece kırılgan bir avantaj, çünkü bu oyunun Ortadoğu&#8217;yu yeni bir savaşın eşiğine getirmesi kuvvetle olası. Nelere yol açabileceği belli olmayan böylesi bir savaşın kazananlarının ise ne Türkiye, ne de İran olacağı çok açık.</p>
<p>Gerek İran, gerekse de Türkiye kararvericilerinin rekabetinde hesaba katılmayan tek taraf, bölge halkları. Bölgedeki etkinliklerini artırmak için tepinen »fillerin« ayakları altında kalacak olanlar onlar. Çünkü bu rekabetin bir diğer yanı da, kanlı bir savaş tehlikesinin yanısıra, rekabeti sürdürmek için her iki ülkede de otoriter rejimlerin devamlılığını sağlayacak adımların atılmasıdır.</p>
<p>Öyle ya da böyle, Ortadoğu&#8217;nun yeniden yapılanması başta Arap, Fars, Kürt ve Türk halkları olmak üzere, bütün bölge halklarının geleceğini ipotek altına alıyor.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2012/01/iran-turkiye-rekabeti-kizisiyor/' addthis:title='İran-Türkiye rekabeti kızışıyor ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2012/01/iran-turkiye-rekabeti-kizisiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Neoliberal-İslam Sentezi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/12/neoliberal-islam-sentezi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/12/neoliberal-islam-sentezi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 23:53:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[neoliberalİslam]]></category>
		<category><![CDATA[sentezi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=11642</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 31 &#8211; 12 &#8211; 2011 &#124; Not: Bu yazı, Robiski-Katliamı’ndan önce kaleme alınmıştır. Yeni yıl umutlarımızı kursağımızda bırakanlara lanet olsun demekten başka bir şey kalmıyor. Baran Tursun’un ailesinden gelen bir mesaj, çoğumuza tercuman oluyordur. Sözü onlara bırakalım: »Kana doymaz katiller dünya güzeli çocuklarımızı katletti, dolayısıyla bu kan içiciler bizlere ne bayram sevinci [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/neoliberal-islam-sentezi/' addthis:title='Neoliberal-İslam Sentezi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[11642]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 31 &#8211; 12 &#8211; 2011 |<em> Not: Bu yazı, Robiski-Katliamı’ndan önce kaleme alınmıştır. Yeni yıl umutlarımızı kursağımızda bırakanlara lanet olsun demekten başka bir şey kalmıyor. Baran Tursun’un ailesinden gelen bir mesaj, çoğumuza tercuman oluyordur. Sözü onlara bırakalım: »Kana doymaz katiller dünya güzeli çocuklarımızı katletti, dolayısıyla bu kan içiciler bizlere ne bayram sevinci ne de yeni yılı karşılama sevinci bıraktılar. Acımız o günkü gibi tazeliğini korumaktadır. Anaları babaları, eşleri, çocukları kahpe kurşunlara gelen biz aileler, yeni yıl istemiyoruz, yeni yıl katillere kalsın, biz çocuklarımızla beraber geçirdiğimiz eski yıllarımızı istiyoruz, buna dair yeni yıl mesajımız budur.« </em><br />
<em> Baran Tursun ailesinin, Robiski’de katledilenlerin yakınlarının ve nicelerinin acısı acımızdır.</em><span id="more-11642"></span></div>
<div></div>
<div>Gelişmeler öylesine çetrefil, yapılan haksızlıklar öylesine ağır ki, insanın isyan edesi, küfredesi geliyor. Ama böylesi dönemlerde öfkeye yenilmemek, koşulların gerçekçi eleştirisini yapabilmek için duygulara hakim olmak ve soğukkanlılık gerekiyor.</div>
<div>Kolay değil elbette. Dünya çapında her 6 saniyede 1 çocuğun açlık, hastalık veya savaş sonuçları nedeniyle öldüğü; 1 milyar insanın günde 1 Dolar’la geçinmek zorunda bırakıldığı; uluslararası tekellerin kârlarını savunmak için savaşların ve işgallerin gerçekleştirildiği, ekolojik felaketlerin körüklendiği; yaşamın her alanının ticarîleştirilerek kapitalist sermaye birikiminin boyunduruğu altına alındığı; adaletsizlik ve eşitsizliğin hüküm sürdüğü günümüzde vicdan sahibi insan nasıl isyan etmesin ki?</div>
<div></div>
<div>Hele bu insan »düşman ceza hukuku«nun uygulandığı, »devlet düşmanı« ve »terörist« ilân edilenlerin yurttaşlık hakları dışına itildiği; yürürlükteki yasaların bile çiğnenerek, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin de facto ortadan kaldırıldığı Türkiye gibi bir ülkede yaşıyorsa?</div>
<div>Böylesi bir dünya, böylesi bir ülkede isyan elbette haklıdır, hatta direnmek insan olmanın yükümlülüğüdür. Ancak, nasıl yanlış teşhis, yanlış tedaviye ve dolayısıyla kötü sonuçlara yol açarsa, tek başına »isyan« sonuç alıcı olamaz, saman ateşi olmaktan öteye gidemez.</div>
<div>Bu nedenle barışın, demokrasinin, özgürlüklerin ve sosyal adaletin tesis edilmesini, yani verili koşulların değiştirilmesini isteyen güçler, verili koşulları soğukkanlı ve maddî temelleri ile birlikte yeniden değerlendirmek zorundadırlar. <strong>Marx</strong> her ne kadar haklı olarak, <em>»aslolan değiştirmektir«</em> dediyse de, hâlen geçerli olan kendi kategorik emrini, <em>»insanı sömürülen, esirleştirilen, hor görülen bir varlık hâline getiren tüm koşulları alaşağı etmeyi«</em> yerine getirmek için, değişen dünyayı / yeni Türkiye’yi yeniden tahlil etmek kanımca bir zorunluluk hâline gelmiştir.</div>
<div></div>
<div>Dünyanın / yeni Türkiye’nin egemenleri, güncel politikalarını »kötü insanlar« oldukları için değil, temsil ettikleri sınıfın farklı sermaye fraksiyonlarının çıkarına olduğu için uygulamaktadırlar. Yeni Türkiye’nin egemenleri parlamenter burjuva demokrasisini karikatürize ediyor, »düşman ceza hukukunu« uyguluyorlarsa, Kürtleri, solcuları, muhalifleri »sevmediklerinden« veya kimi solliberalin kendini inandırmaya çalıştığı gibi, <em>»hatalı davrandıklarından«</em> değil, ülke içindeki ve bölgedeki çıkarlarının peşinde koştuklarındandır.</div>
<div>Yanılgıya düşülmemeli. Örneğin <strong>Cengiz Çandar</strong> gibi, <em>»hükümet ya Arınç ve Atalay’ın, ya da içişleri bakanının dilini konuşacağına karar vermeli«</em> diyerek, karar vericilerin farklı düşündüklerini varsayma yanlışı, bütünsel bir siyasî proje ve uygulamalarıyla karşı karşıya olunduğunu görmeyi engelleyebilir.</div>
<div></div>
<div>Gelişmeler şüphe götürmez bir biçimde yeni Türkiye’nin devlet aklının <strong>Neoliberal-İslam Sentezi</strong>’nce belirlendiğini gösteriyor. Muhalifler, bilhassa Kürt Hareketi ve ona yakın duran Sosyalistler, gelecekle ilgili tasavvurlarını biçimlendirmek ve mücadele yöntemlerini gözden geçirmek için bugünkü durumu, aynı zamanda da bugüne varan süreci özeleştiri formatında değerlendirmeye almalarının günümüzün en ivedi görevlerinin arasına girdiği düşüncesindeyim.</div>
<div></div>
<div>Yazılarımı takip eden dostlara, »Özeleştiriye Davet« başlığı altında böylesi bir değerlendirme yapıp, düşüncelerimi paylaşacağımı şimdiden bildirmeliyim. Yeri gelmişken, Rosa Luxemburg Vakfı tarafından yayımlanan iki çalışmama da dikkat çekmek isterim. »Derlemeler« başlıklı broşürde Türkçe makalelerimi toparladım. Broşürü <a href="http://www.kozmopolit.com/2007/Derlemeler_2002_2011_web.pdf">http://www.kozmopolit.com/2007/Derlemeler_2002_2011_web.pdf</a> adresinden ücretsiz indirebilirsiniz. Almanca bilenler için <a href="http://www.hessen.rosalux.de/fileadmin/ls_he/dokumente/Papers_Neo-Osmanische_web_1_.pdf">http://www.hessen.rosalux.de/fileadmin/ls_he/dokumente/Papers_Neo-Osmanische_web_1_.pdf</a> adresinden ücretsiz indirebileceğiniz »Neo-osmanische Träume« başlıklı çalışmam ilginç gelebilir.</div>
<div></div>
<div>Hapisteki arkadaşlarımızı unutmadan, hep birlikte »susmayacağız, boyun eğmeyeceğiz« diyerek, 2012’nin tüm baldırı çıplakların kurtuluş mücadelesinin önünü açacak günler getireceği umuduyla, yeni yılınızı kutlarım.</div>
<div>İnsanlığın selamı üzerinizde olsun!</div>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/neoliberal-islam-sentezi/' addthis:title='Neoliberal-İslam Sentezi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/12/neoliberal-islam-sentezi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Susan namerttir!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/12/susan-namerttir/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/12/susan-namerttir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 23 Dec 2011 23:12:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=11540</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 24 &#8211; 12 &#8211; 2011 &#124; 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Madde 9: »Hiç kimse keyfî olarak tutuklanamaz, alıkonulanamaz veya sürülemez«, Madde 10: »Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezaî mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/susan-namerttir/' addthis:title='Susan namerttir! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[11540]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 24 &#8211; 12 &#8211; 2011 | 10 Aralık 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Madde 9: »Hiç kimse keyfî olarak tutuklanamaz, alıkonulanamaz veya sürülemez«, Madde 10: »Herkes, haklarının, vecibelerinin veya kendisine karşı cezaî mahiyette herhangi bir isnadın tespitinde, tam bir eşitlikle, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil bir şekilde ve açık olarak görülmesi hakkına sahiptir«.<span id="more-11540"></span></p>
<p>18 Aralık 2011, T.C. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay: »Tek yönlü uyguladığımız entegre bir stratejimiz var devlet olarak. Sınır ötesi operasyonlardan, KCK operasyonlarına hepsi koordinasyon içinde, tartışılmış, kararlaştırılmış, planlanmış ve yürütülmektedir«.</p>
<p>Gün olur, insanın işi başından aşkındır, yazdıklarına ara verir. Ama gün olur, iki elin kanda da olsa, sesini çıkartmazsan aynaya bakamazsın. 20 Aralık 2011 günü tek merkezden planlanmış, kararlaştırılmış ve emredilmiş polis baskınları ve tutuklamaların haberini aldığımda, bugün o gündür dedim kendi kendime.</p>
<p>Emperyalist hırslarını saklamayan, iktidarını perçinlemek için hukuku eğen, yürürlükte olan kendi anayasası ve ceza yasası hükümlerini (bırakın uluslararası hukuku) ayaklar altına alan, keyfiyeti ve siyasî motivasyonu geçerli hukuk yapan ve »Düşman Ceza Hukuku«nu uygulamaya sokan bir devlet, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve BM Şartı’na göre bir »Haksızlık Devleti«, bir »Despot Devlet«tir. Haksızlığa ve despotluğa karşı direniş göstermek ise, yurttaşlık görevidir.</p>
<p>Almanya’nın uzun zamandır Türkiye’deki karar vericileri »hukukî yollarla« ilgili olarak eğittiği biliniyor. Ama görüldüğü kadarıyla Türkiye karar vericileri asıl hocalarını Alman hukukçu Günther Jakobs’da bulmuşlar. Jakobs 1985 yılında »Düşman Ceza Hukuku« tanımlamasını yapmıştı. Bu tanıma göre, »devlet düşmanı« olarak görülen kişi yurttaşlık haklarından mahrum bırakılır ve devlet bu kişiye karşı her türlü »aracı« kullanmaya yetkilidir. »Düşman Ceza Hukuku« devleti, demokratik hukuk devleti esaslarından muaf tutar. Yani Guantanamo’lar veya Özel Yetkili Ceza Mahkemeleri olanaklı olur, yargı hükümetin kontrolü altında ve direktiflerine göre hareket eder.</p>
<p>Devlet ve rejimi despotik olunca, başbakanın yardımcısı »herşeyin« yani bombardımanların, kirli savaşın, keyfî tutuklamaların, medyadaki yargısız infazların, zorunlu hâllerde istisnaî bir öntedbir olan tutuklamaların başlı başına ve yürürlükteki yasalara aykırı olarak bir cezalandırma biçimine getirilmesinin, güdük de olsa »demokrasinin« rafa kaldırılmasının ve »Kuvvetler Ayrılığı İlkesinin« geçersiz kılınmasının »tek merkezden planlı bir biçimde gerçekleştirildiğini« itiraf eder, devletin başı »devletin gücünün, herkesin gücünden daha güçlü olduğunu içeride ve dışarıda herkesin bilmesi gerekir, dolayısıyla son operasyonlarımız hep bu yöndedir. Ümit ederiz ki; içeride ve dışarıda herkes, kendine bundan bir hisse çıkartır« diyerek despotizmi en yukarıdan teyid eder.</p>
<p>Evet, sayın Cumhurbaşkanı haklı; herkes kendine bundan bir hisse çıkartması lazım. Solliberaller ve Tarafgir »entelektüeller« hiç timsah gözyaşı dökmesin. Savundukları, »demokratikleşiyoruz« dedikleri devlet böylesine bir devlet. Yarın iktidara ters düşüp, hukuka ihtiyaçları olduklarında, demokratik hukuk devletinin herkese, er ya da geç, gerekli olduğunu göreceklerdir. Merak etmesinler, zor duruma düştüklerinde gene biz baldırı çıplaklar yardımlarına koşacağız. Ama tarihe nasıl not düşüleceklerine kendileri karar verecektir.</p>
<p>Evet, sayın Cumhurbaşkanı, haklısınız. Biz sosyalistler, devrimciler, radikal demokratlar bu yaptıklarımızdan kendimize hisse çıkartıyoruz. Demokratik, eşit ve özgür bir geleceği kurana dek, despotluğunuza direneceğiz. Doğruyu söylemeye, hukukun üstünlüğünü savunmaya, barış için mücadele etmeye devam edeceğiz. Şairin dediği gibi, »ipin, kurşunun rağmına« susmayacağız. Kime haksızlık yapılırsa, kendimize haksızlık yapılmış sayacağız. Tankınıza, topunuza, polis devleti uygulamalarınıza, özel yetkili savcı ve mahkemelerinize rağmen, tiranların ilelebet iktidarda kalamayacaklarının bilinciyle, direneceğiz ve konuşacağız.</p>
<p>Sözümüz söz: Susan namerttir!</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/susan-namerttir/' addthis:title='Susan namerttir! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/12/susan-namerttir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özür dilemek</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/ozur-dilemek/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/ozur-dilemek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 28 Nov 2011 13:07:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[dilemek]]></category>
		<category><![CDATA[ozur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=11092</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 28 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; Şahadet ederim ki, yeryüzünden başka vatan, insanlıktan başka millet yoktur. İnsanlığın selamı üzerinizde olsun &#8211; »Özür dilemek bir erdemdir« derler. Doğru, ama ya »özür« kabahatten büyük olursa? Ya »özür« gerçekten özür dilemek için değil, stratejik hesapları kılıflamak için kullanılıyor ve tarihsel kabahatlerin yeniden üretimine temel oluşturuyorsa? [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/ozur-dilemek/' addthis:title='Özür dilemek ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[11092]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 28 &#8211; 11 &#8211; 2011 | Şahadet ederim ki, yeryüzünden başka vatan, insanlıktan başka millet yoktur. İnsanlığın selamı üzerinizde olsun &#8211; »Özür dilemek bir erdemdir« derler. Doğru, ama ya »özür« kabahatten büyük olursa? Ya »özür« gerçekten özür dilemek için değil, stratejik hesapları kılıflamak için kullanılıyor ve tarihsel kabahatlerin yeniden üretimine temel oluşturuyorsa?<span id="more-11092"></span></p>
<p>Tarihe geçen önemli özür momentleri vardır. Hafızama kazınanlarından birisi, dönemin Alman şansölyesi Willy Brandt&#8217;ın 7 Aralık 1970&#8242;de Varşova Gettosu Kahramanları Anıtı önünde diz çöktüğü fotoğraftır.</p>
<p>Hermann Schreiber adlı bir Spiegel yazarı o zamanlar fotoğrafı şöyle yorumlamıştı: »Eğer, vahşetin sorumlusu olmayan ve o dönem buna katılmayan bu adam kendi isteği ile Varşova Gettosu&#8217;na gidiyor ve orada diz çöküyorsa, bunu kendisi için yapmıyor demektir. Buna ihtiyacı olmayan adam, diz çökmeleri gerekli olan, ama buna cesaret edemeyen herkes adına diz çöküyor. Kendisinin işlemediği bir suçu üstleniyor, affa ihtiyacı olmamasına rağmen, af diliyor. İşte o zaman o adam orada Almanya adına diz çöküyor«.</p>
<p>Tarihin onurlu sayfaları, onurlu davranan insanlara açıktır. Willy Brandt, siyasî yaşamını doğru bulalım ya da bulmayalım, tarihin onurlu sayfalarında yer almayı tek bir hareket ile hak etmiş bir siyasetçidir. Keşke günümüz siyasetçileri onu örnek alabilseler&#8230;</p>
<p>Söz özürden açılmışken, bir özür de ben dilemeliyim.</p>
<p>Köşe yazısı yazmak sahiden zor zenaatmiş. Hem gündelik siyasetin, hem de köşenin yer sınırları arasında yapılan değerlendirmelerin fazlasıyla yüzeysel olma tehlikesi var. Yoğun dezenformasyon bombardımanı ve insanın üzerine sinen kan ve barut kokuları da düşünülürse, konuyu aydınlatayım, bilgi vereyim derken, esası göz ardı edebilirsiniz. Bu tehlikelerden ise kendinizi ancak ilkesellikle koruyabilirsiniz. İlkelerin çizdiği ufuk, sınırları kaldırabilir.</p>
<p>Bir kitap çalışması esnasında yazdıklarımı gözden geçirdiğimde, bazı dönemler ilkelerimi unutmuş olduğumu, unutarak suç ortağı olduğumu gördüm.Şöyle açıklayayım; »Ergenekon« sürecinde ilk tutuklamalar başladığında, generalleri, işkencecileri, devlet adına cinayet işleyenleri ve onlara destek olanları bir nevî manevî tazminat hissi ile izlemiştim. Ceberrut devlet politikaları, kirli savaş, faîli belli cinayetler, darbeler, işkenceler ve dahası üzerine solun onyıllardır söyledikleri, bizzat devlet tarafından teyid ediliyordu.</p>
<p>Ama tutuklananların tutuklanma biçimlerinin, basına sızdırılan »belgelerle« yargısız mahkum edilmelerinin, savunma haklarının kısıtlanmasının hukuka aykırı olduğunu görmek istemedim. Sustum. Ve diğer susanlar gibi, bugünkü sürecin önünün açılmasına suç ortağı oldum, kendi ilkelerimi çiğnedim.</p>
<p>Elbette darbecilerin, katillerin ve işkencecilerin yakalanmaları, mahkeme önüne çıkartılmaları ve cezalandırılmaları tartışma götürmez. Suçlular, çektirdikleri bütün acıların, dökülen kanların hesabını vermelidirler. Ama tek bir şartla: demokratik hukuk devleti esaslarının, yani hukukun üstünlüğünün ve kuvvet ayrılığı ilkesinin çerçevesinde. Demokratik hukuk devleti, demokrasi ve özgürlükleri ortadan kaldıranlara, hatta bunun için darbe yapmaktan, cinayet işlemekten, terör estirmekten çekinmeyenlere de demokratik hukuk devleti esasları uygulandığında ancak var olabilir. Hukuk, herkes için vardır. Keyfîyetin başladığı yerde, hukuk biter.</p>
<p>Başkasına yapılan haksızlığı, kendime yapılmış gibi hisseden ben, katillerimize ve işkencecilerimize yapılan haksızlığa ses çıkarmayarak, intikam duygularına teslim oldum. İntikam duygusunun iyi bir yol gösterici olmadığını unuttum, ilkelerime ters düştüm. Bunun için okurlarımdan ve dostlarımdan özür dilerim.</p>
<p>Suça ortak olduğunu hissetmek, insanın içini acıtıyor, ama düşünmeye, kendi kendine muhasebe yapmaya da sevk ediyor. Kendimce çıkarttığım sonuç ise, daha fazla okumak, daha fazla derinlemesine düşünmek, öğrenmek ve ilkelerimden taviz vermeden daha fazla yazmaya çalışmaktır. Kendi kendini her gün yeniden sorgulamak, »insana dair herşeyden şüphe etmek« ve hep yeniden üretmek.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/ozur-dilemek/' addthis:title='Özür dilemek ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/ozur-dilemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşil topukları</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/asil-topuklari/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/asil-topuklari/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Nov 2011 10:19:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[aşil]]></category>
		<category><![CDATA[topukları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10501</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124;  06 &#8211; 11 &#8211; 2011  &#124; Şahadet ederim ki, yeryüzünden başka vatan, insanlıktan başka millet yoktur. İnsanlığın selamı üzerinizde olsun – Ne zaman egemenler kendilerini dev aynasında görseler, ne zaman toplum ve ülke gerçeklerine gözlerini kapasalar, o zaman derin yaralar açacak olan tarihsel kırılmalarla karşı karşıyadır toplumlar. Böylesi zamanlarda egemenlerin ve onlara [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/asil-topuklari/' addthis:title='Aşil topukları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[10501]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR |  06 &#8211; 11 &#8211; 2011  | Şahadet ederim ki, yeryüzünden başka vatan, insanlıktan başka millet yoktur. İnsanlığın selamı üzerinizde olsun – Ne zaman egemenler kendilerini dev aynasında görseler, ne zaman toplum ve ülke gerçeklerine gözlerini kapasalar, o zaman derin yaralar açacak olan tarihsel kırılmalarla karşı karşıyadır toplumlar. Böylesi zamanlarda egemenlerin ve onlara yakın toplumsal kesimlerin rüyalarından tarifsiz acılarla uyanacaklarını öngörmek olasıdır.<br />
Bu hafta Almanya’yı ziyaret eden Türkiye başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sergilediği kendinden emin tavırlar, her ne kadar &#8220;büyük devlet adamı&#8221; resmini çizse de, AKP hükümetinin küresel rüyaları kâbusa dönüşecek bir devlet yönetimi olma yolunda hızla ilerlediği gerçeğini değiştirmiyor. Görüldüğü kadarıyla Türkiye egemenlerinin emperyal hırsları ve emperyalizmin ülkeye biçtiği role atfedilen önem, kararvericilerin gözlerini körleştirecek derecede kamaştırıyor.<br />
Muhakkak ki Erdoğan’in Almanya ziyaretini gündelik siyasetler ve uzun vadeli stratejiler temelinde analiz etmek olanaklıdır. Ama bunların ötesinde, geleceği belirleme potansiyeli taşıyan bazı olasılıklara değinmek daha doğru olacak düşüncesindeyim.<br />
Almanya ziyareti, Çekirdek Avrupa’nın Türkiye kararvericilerini önemsediğini, başbakanın hitabet yeteneğinin kapitalist merkezlerdeki görüş oluşturucularını etkilediğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte, özellikle Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi konusunda Batı ve Türkiye egemenlerinin çıkarları da örtüşmekte. Bu nedenle, AKP hükümetinin politikalarının ABD ve Çekirdek Avrupa tarafından desteklenmesine devam edilecektir, ki bu önümüzdeki dönemde Avrupa’daki Kürt kurumları üzerinde yeni baskı mekanizmalarının geliştirileceğine işaret etmektedir.<br />
Amma velakin, asıl belirleyici olan emperyalizmin AKP hükümetini desteklemesi değil, Türkiye’nin kendi iç dinamikleridir. Dikkatli okur anımsayacaktır: Cengiz Çandar bir yazısında &#8220;Kürt Sorunu Türkiye’nin aşil topuğudur&#8221; tespitini yapmıştı, ki ben de bu tespite katılıyorum. NATO’nun ikinci büyük ordusuna sahip olan Türkiye’nin asimetrik savaşı askerî yetenekleriyle sonlandırması olanaklıdır. Bu ancak yeni bir jenosidle gerçekleşebilir. Kendisi defalarca soykırım gerçekleştiren ve yakın tarihte de dünyanın muhtelif bölgelerinde gerçekleşen soykırımlara ses çıkarmayan Batı’nın, böylesi bir jenoside, bırakın kayıtsız kalmasını, destek çıkması kuvvetle olasıdır. Ama olası bir askerî zafer, hemen akabinde bir Pirus Zaferi’ne dönüşecektir, çünkü Türkiye bugünkü Türkiye olmaktan çıkacak, toplumu ve teritoryal sınırlarıyla apayrı bir ülkeye dönüşecektir. Ve askerî zafer sonrası ülkeyi yönetmek için daha baskıcı, daha diktatoryal yöntemler zorunlu olacaktır. 21. Yüzyıl’da diktatörlüklerin ebedî olamayacağını gösteren örnekler ise fazlasıyla mevcuttur.<br />
Bu nedenle, barışçıl ve demokratik yöntemlerle çözülemeyen her sorun, hele ki &#8220;Kürt Sorunu&#8221;, bir devi tek hamleyle yıkacak düzeyde zayıf olan aşil topuğudur.<br />
Kanımca ikinci aşil topuğu, o çok övünülen ekonomik verilerdir. Ekonomist değilim, ama işinin ehli ekonomistlerin söylediklerine bakınca, giderek daha derin yıkımlara yol açabilecek yeni bir küresel kriz ve bu krizin etkisiyle Türkiye’den kaçacak olan sıcak paranın Türkiye ekonomisini yerle bir edebileceğine inanıyorum. Euro krizi ile debelenen Çekirdek Avrupa, henüz şu anki krizin üstesinden gelebilmiş değil. İtalya ve İspanya’nın borçlarını ödeyemez duruma düşmelerinin yol açacağı sonuçları Avrupa’da kimse düşünmek dahi istemiyor. O nedenle, Avrupa’nın Türkiye’ye ne kadar destek çıkabileceği belli değil. Ayrıca, AKP’nin çok güvendiği &#8220;Petro-Dolar&#8221; kaynaklarının da yeni bir kriz dalgasından nasıl etkilenecekleri açık. &#8220;Arap Baharı&#8221;nın Körfez ülkelerine yayılıp yayılmamasından bağımsız, yeni bir küresel kriz dalgası, &#8220;Petro-Dolar&#8221; kaynaklarını kurutabilir. Bunun, ihracata dayalı Türkiye ekonomisi için ne anlama geldiği varsaymak için ekonomist olmaya gerek yok.<br />
Kısacası, cumhuriyetin kuruluşundan bu yana var olan sorunları çözmekten aciz bir ülkenin kararvericileri, küresel güç olma hayallerinin kum üzerine kurulu olduğunu görmeleri gerekmektedir. Bütün stratejiler, bütün planlar tek başlarına yıkıma neden olabilecek iki nedenden dolayı balon kabarcıkları misali yok olabilirler. Yani, &#8220;pilava giderken, evdeki bulgurdan olma&#8221; olasılığı hayli yüksek.<br />
Doğa kanunudur; en güçlü görünen organizma, ancak en zayıf uzvu kadar güçlüdür. Grek mitolojisindeki Güçlü Achilles’in akibeti, egemenlerin kulağına küpe olmalıdır.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/asil-topuklari/' addthis:title='Aşil topukları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/asil-topuklari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Metamorfoz</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/metamorfoz/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/metamorfoz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 29 Oct 2011 11:26:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[metamorfoz]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10297</guid>
		<description><![CDATA[Murat Çakır &#124; 29 – 10 – 2011 &#124;»Vatanim yeryuzu, milletim insanlik!«*) Me&#124;ta&#124;mor&#124;foz, [Lat. Metamorphosis], Baskalasma – Herhalde Alman ordusundaki degisimi ifade eden en uygun tanim bu olsa gerek. Çunku Almanya anayasasi temelinde Federal Ordu tanimlanmaya çalisilirsa, bugunku yapisinin »yurt savunmasi« ile yakindan uzaktan bir ilgisinin kalmadigi gorulebilir. Federal Ordu’nun metamorfozu rafine bir biçimde ve [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/metamorfoz/' addthis:title='Metamorfoz ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;"><a href="http://www.atik-online.net/2009/06/almanya%e2%80%99da-sicak-sonbahara-dogru-mu/muratcakir/" rel="attachment wp-att-975"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>Murat Çakır | 29 – 10 – 2011 |<strong>»Vatanim yeryuzu, milletim insanlik!«</strong></span><span style="color: #000000;">*)<strong></strong></span><span id="more-10297"></span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><strong>Me|ta|mor|foz</strong></span><span style="color: #000000;">, </span><span style="color: #000000;"><em>[Lat. Metamorphosis]</em></span><span style="color: #000000;">, </span><span style="color: #000000;"><strong>Baskalasma</strong></span><span style="color: #000000;"> – Herhalde Alman ordusundaki degisimi ifade eden en uygun tanim bu olsa gerek. Çunku Almanya anayasasi temelinde Federal Ordu tanimlanmaya çalisilirsa, bugunku yapisinin </span><span style="color: #000000;"><em>»yurt savunmasi«</em></span><span style="color: #000000;"> ile yakindan uzaktan bir ilgisinin kalmadigi gorulebilir.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Federal Ordu’nun metamorfozu rafine bir biçimde ve yavas yavas gerçeklestiriliyor. Bu hafta Almanya kamuoyunun gundemi <em>»Avro’yu kurtarma operasyonlari«</em> ile mesgulken, Federal Hukumetin en çaliskan (!) uyesi, Savunma Bakani <strong>Thomas de Maizière</strong>, Almanya çapinda çesitli ordu yerleskelerinin kapatilacagini ve bu sekilde butçe konsolidasyonu için gerekli olan tasarruflara baslanacagini ilân etti.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Aslinda selefi <strong>Karl-Theodor zu Guttenberg</strong>’in zorunlu askerligi kaldirma karari ile bu adim birlikte ele alindiginda, savas karsitlarinin savunma giderlerinin azaltilmasi isteginin yerine getirildigi dusunulebilir. Ama kazin ayagi hiç oyle degil, çunku atilan adimlar Federal Ordu’nun saldiri savaslari ordusuna donusumunun bir geregi.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Zorunlu askerlik, Federal Ordu’nun vurucu gucunu azaltan bir uygulamaydi. Zorunlu askerlerin »yurt disi gorevlerinde« yetersiz olduklari gorulmus ve gereksiz yere kapasiteleri bagladigi açiga çikmisti. »Reform« adi altinda atilan adimlarin asil hedefi, saldiri savaslari ve isgaller gibi »yurt disi gorevlerine« gonderilecek olan asker sayisinin artirilmasidir. Hukumet planlarinin, su an için 7 bin ile sinirli olan asker sayisinin 10 bine çikarilmasi oldugu uzun zamandan beri bilinmekte. Britanya (23 bin asker) ve Fransa (30 bin asker) ordularinin mudahale savaslari için silah altinda tuttugu asker sayilari Almanya için ornek teskil ediyor.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Gerçeklestirilen »reformun« Almanya’nin savas sonrasindaki en buyuk stratejik-askerî donusum projesi oldugu soylenebilir. Donusumun temel hedefi, iddia edildigi gibi ulke savunmasi veya ittifak yukumlulukleri degil, yonergelerde alti çizildigi gibi, Alman tekellerinin kuresel çikarinin korunmasidir.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Yururlukte olan <strong>Savunma Politikalari Yonergesi</strong>, Federal Ordu’nun en temel gorevinin, <em>»serbest ve engelsiz dunya ticaretinin ve açik denizler ile dogal kaynaklara serbest ulasiminin guvence altina alinmasi«</em> oldugunu belirtiyor. Bu açik emperyalist amaç da, CDU/CSU, SPD, FDP ve Yesiller’den olusan fiîli buyuk koalisyonca savunuluyor.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">1949’da, Federal Almanya’nin kurulus ilâninin hemen akabinde duzenlenen bir iktisat kongresi katilimcilari <em>»Ozgur Almanya ancak ozgur bir Avrupa çatisi altinda ekonomik gucunu gelistirebilir«</em> tespiti uzerinde hem fikir olmuslardi. Yani, guçlu Almanya artik Avrupa ile var olabilecekti. Ve bugunun Çekirdek Avrupa konseptini, Almanya’nin ihracat sampiyonu olmasini ve AB uyesi ulkelerin derin kriz içine dusmelerindeki belirleyici rolunu goz onunde tutarsak, Almanya sermayesinin bu amacina onemli olçude ulasmis oldugunu gorebiliriz.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Kisacasi kendi sinirlari içerisinde enerji ve hammadde kaynaklarina hemen hemen hiç sahip olmayan Almanya’nin kuresel egemenlikteki aslan payini kapma yolunda hizla ilerlerledigi soylenebilir. Almanya’nin neoliberal elitleri bu ulvî (!) amaçlari için ulke içinde demokrasinin içini bosaltirlarken, dis politikayi da militaristlestirmeye devam ediyorlar. Neoliberal politikalarin itici gucu ve kuresel krizlerin açik farkla galibi olan Almanya, bu politikalariyla dunya halklarina seçenek olarak somuruyu, açligi, sefaleti, savaslari ve olumu sunuyor.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Ancak Almanya bu konuda yalniz degil. Emperyalist guçler ordularini her daim saldiri savaslarina hazir ve dunya çapinda konuslanabilecek yeteneklerle donatiyorlar. Bu açidan Almanya’daki askerî donusumun bir NATO politikasi oldugunu ve Turkiye’de de profesyonel orduya geçme çalismalarinin da, bu politikalar çerçevesinde uygulandigini vurgulamak gerekiyor.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">Profesyonel orduyla, »askerlikten« kurtulacaklarini zannedenler muthis yaniliyor. Çunku, »profesyonel« savaslarin asil faturasini kendilerinin odeyeceklerini bilmiyorlar.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">&#8212;&#8212;-</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;">*)Van depremi ile baglantili olarak ortaya çikan muthis irkçi heyezanlar korkutucu boyutlari ile urkutucu bir hâl aldi. Irkçiliga ve milliyetçilige karsi verilebilecek en guzel yanit, »vatanim yeryuzu, milletim insanlik« siaridir. Bu siari bir nevî »kelime-î sahadet« gibi, yani <em>»sahadet ederim ki, yeryuzunden baska vatan, insanliktan baska millet yoktur«</em> inanisi ve bilincini insan olmanin sahadeti olarak surekli tekrarlamak gerektigi dusuncesindeyim. O nedenle, bundan sonraki yazilarima her defasinda bu sahadetle baslayacagim.</span></p>
<p lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><br />
</span></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/metamorfoz/' addthis:title='Metamorfoz ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/metamorfoz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Fabrikasyon &#8220;terör&#8221; tehditi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/fabrikasyon-teror-tehditi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/fabrikasyon-teror-tehditi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 18 Oct 2011 07:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[fabrikasyon]]></category>
		<category><![CDATA[tehditi]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10000</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 18 &#8211; 10 &#8211; 2011 &#124; ABD Başkanı Barrack Obama’nın İran’a karşı yönelttiği suçlamalar ortalığı karıştırdı. İran’in bizzat ABD’de bir &#8220;terör&#8221; saldırısı gerçekleştireceği planlarını ortaya çıkardıklarını söyleyen Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da, &#8220;uluslararası toplum artık Iran’ı izole etmelidir&#8221; çağrısında bulundu. Kopartılan yaygaranın nedeni, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olan El-Kuds-Birliği’nin, Meksikali bir uyuşturucu çetesine Suudî Arabistan’ın Washington büyükelçisini [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/fabrikasyon-teror-tehditi/' addthis:title='Fabrikasyon &#8220;terör&#8221; tehditi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2009/06/almanya%e2%80%99da-sicak-sonbahara-dogru-mu/muratcakir/" rel="attachment wp-att-975"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 18 &#8211; 10 &#8211; 2011 | ABD Başkanı <strong>Barrack Obama</strong>’nın İran’a karşı yönelttiği suçlamalar ortalığı karıştırdı. İran’in bizzat ABD’de bir &#8220;terör&#8221; saldırısı gerçekleştireceği planlarını ortaya çıkardıklarını söyleyen Dışişleri Bakanı <strong>Hillary Clinton</strong> da, &#8220;<em>uluslararası toplum artık Iran’ı izole etmelidir&#8221;</em> çağrısında bulundu.<span id="more-10000"></span></p>
<p>Kopartılan yaygaranın nedeni, İran Devrim Muhafızları’na bağlı olan <strong>El-Kuds-Birliği</strong>’nin, Meksikali bir uyuşturucu çetesine Suudî Arabistan’ın Washington büyükelçisini bombayla öldürmesi için verdigi bir siparişin (!) ortaya çıkartılması. Üçüncü sınıf Hollywood filmleri için bile yeterli olmayan bir senaryo, Batı basını tarafından hemen yaygınlaştırılmaya başlandı.</p>
<p>Halbuki ABD adalet bakanı <strong>Eric Holder</strong> ile birlikte basının önüne çıkan FBİ müdürü <strong>Robert Mueller</strong> &#8221;<em>inanilmaz bir olayla karşı karşıyayız&#8221;</em> diyerek, şüpheleri artırıyordu. Nitekim bugünlerde ajanslara düşen haberler, ABD’nin üst düzey politikacılarının dahi anlatılanlara pek inanmadıklarını ve &#8220;<em>böylesi bir plan söz konusu olsa bile, İran hükümetinin bilgisi dahilinde olduğunu gösteren hiç bir kanıt yok&#8221;</em> dediklerini bildirmekte. Yani senaryonun tamamiyle asparagas ve fabrikasyon bir »terör« tehditi olma ihtimali çok yüksek, ki sahte kanıtlarla Irak’a savaş açan ABD yonetiminin yalancılık sicili haylı kabarık.</p>
<p>Peki, ABD yönetimi boylesi bir senaryoya neden ihtiyaç duydu? Kanımca bunun çesitli nedenleri var.</p>
<p>Birincisi iç politikayla ilgili. ABD, seçim sürecine girmiş durumda ve araştırmalar Obama’nın oy kaybettiğini gösteriyor. Cumhuriyetçiler, Obama yonetiminin zayıf tutumu nedeniyle İran`ın konumunu güçlendirdiğini iddia ediyorlardı. Şimdi Iran’a karşı sertleştirilen bu tutum, hem Cumhuriyetçilerin elindeki kozu almaya, hem de yıllardan beri İran’ın cezalandırılması için kampanyalar düzenleyen güçlü silah ve İsrail lobilerinin elini zayıflatmaya yarayacak.</p>
<p>Diğer taraftan, ikincisi, kronikleşen kitlesel işsizlik ve derinleşen ekonomik krize karsi gelişmekte olan toplumsal direniş, Obama’nın partisi Demokratların taban yapmasına neden oluyor. Tehdit senaryoları ve olası bir savaş hazırlığı ile insanların dikkati başka yöne çekilerek toplumsal direnç mekanizmaları zayıflatılabilecek.</p>
<p>Üçüncüsü ise, ABD, BM Güvenlik Konseyi üyeleri üzerinde yeni bir baskı mekanızması oluşturabilecek. İran’daki Molla rejiminin geliştirmeye çalıştığı nükleer santral programı gerekçesiyle Güvenlik Konseyi’nde Iran’a karşı yaptırım kararını bir turlu aldırtamayan ABD, &#8220;kanıtlanmış&#8221; bir &#8220;terör&#8221; planı ile, yaptırımlara karşı çıkan ülkelerin tavırlarını değiştirmeye zorlayabileceğini umuyor.</p>
<p>Ancak tüm bu umulanların çok zayıf ayaklar üzerinde durduğunu da vurgulamak gerekiyor. Çünkü Güvenlik Konseyi’nden yaptırım kararı çıkartılsa ve İran’a yonelik ambargolar sertleştirilse bile, bu adımların İran’da herhangi bir rejim değişikliğine yol açabilmesi zayıf bir ihtimal. Diğer taraftan da &#8220;terör hazırlıkları&#8221; senaryolarının ABD’deki toplumsal protestoları ne kadar zayıflatabileceği de çok açık degil. Çünkü halkı belirli bir süre savaş hazırlıkları ile etkileseler de, derin ekonomik krizin beklenen yeni ve daha yıkıcı dalgalarının aralarındaki sürelerin azalacağı kesin. Her yeni kriz dalgası, protestolara yeni canlılık verecek.</p>
<p>Görüldüğü kadarıyla bunlar Obama yonetimi için ikincil değer taşıyor: ABD politikalarını yakından tanıyanlar, Obama’nın şimdi İran’ı bir biçimde &#8220;cezalandırması&#8221; gerektiğini, aksi takdirde kendisinin &#8220;cezalandırılacağını&#8221; belirtiyorlar.</p>
<p>Bu görüşe ben de katılıyorum. ABD içpolitikası açısından Obama zor durumda ve hamle yapmak zorunda. Aynı zamanda Ortadogu’nun yeniden biçimlendirilmesi planları, İran’ın köşeye sıkıştırılmasını zorunlu kılıyor. Türkiye’deki güncel İran tartışmalarını bu açıdan okumak, Türkiye ile İran arasındaki bölgesel rekabetin arka planını görebilmek için yararlı olacaktır kanısındayım.</p>
<p>İran’daki Molla rejiminin savunulacak bir yanı yok. Halkın kendi iktidarının kurulabilmesi için, İranlı Kürtler başta olmak üzere, demokrasi güçlerini desteklemek gerekir. Ama bu destek, İran’a yönelik bir savaş hazırlığına da karşı çıkmakla birlikte yürütülmelidir, aksi takdirde emperyalizmin tuzağına düşmek elden bile değildir.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/fabrikasyon-teror-tehditi/' addthis:title='Fabrikasyon &#8220;terör&#8221; tehditi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/fabrikasyon-teror-tehditi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güney Asya’da neler oluyor?</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/10/guney-asya%e2%80%99da-neler-oluyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/10/guney-asya%e2%80%99da-neler-oluyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 09 Oct 2011 21:17:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[asyada]]></category>
		<category><![CDATA[güney]]></category>
		<category><![CDATA[neler]]></category>
		<category><![CDATA[Ölüyor]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9765</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 09 &#8211; 10 &#8211; 2011 &#124; Afganistan’ın eski devlet başkanı Burhaneddin Rabbani’nin 20 Eylül’de öldürülmesinin ardından Afganistan ve Pakistan yönetimleri arasındaki çelişkiler ayyuka çıktı. Radikal İslamist Taliban güçleriyle barış görüşmelerini yürüten Rabbani, son aylarda cinayete kurban giden tek Afgan yönetici değil. Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’ye yakın birçok isim de peşpeşe öldürüldü. En son temmuzda [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/guney-asya%e2%80%99da-neler-oluyor/' addthis:title='Güney Asya’da neler oluyor? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div>
<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[9765]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 09 &#8211; 10 &#8211; 2011 | Afganistan’ın eski devlet başkanı Burhaneddin Rabbani’nin 20 Eylül’de öldürülmesinin ardından Afganistan ve Pakistan yönetimleri arasındaki çelişkiler ayyuka çıktı. Radikal İslamist Taliban güçleriyle barış görüşmelerini yürüten Rabbani, son aylarda cinayete kurban giden tek Afgan yönetici değil. Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’ye yakın birçok isim de peşpeşe öldürüldü. En son temmuzda kardeşi Ahmed Vali Karzai bir cinayete kurban gitti.<span id="more-9765"></span></p>
<p>Afganistan hükümeti, her ne kadar “Pakistan bizim ikiz kardeşimiz” dese de, Pakistan yönetiminin bu cinayetlerde parmağı olduğunu da açıkça ifade ediyor. Aslında Afganistan ve Pakistan arasındaki bu soğukluğun ardında ABD var. Washington uzun zamandır Pakistan’ın gizli servisi ISI üzerinden Taliban güçlerini ve diğer İslamist güçleri desteklemesinden rahatsız. Kuzeybatı Pakistan’da önemli bir bölgeyi kontrol altında tutan ve 15 bin silahlı adamı olan Hakkanî Grubu, hem Taliban’ı destekliyor, hem de Hindistan’a yönelik şiddet eylemleriyle tanınıyor.</p>
<p>ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’un, CIA Başkanı David Petraeus ve Genelkurmay Başkanı Amiral Mike Mullen ile birlikte Pakistan’dan ultimatif bir biçimde Hakkanî Grubu’na karşı önlem almasını istemesi, güvenlik politikaları uzmanları arasında “Pakistan yeni savaş alanı mı olacak” sorularının ifade edilmesine neden olmuştu. Zaten Karzai de “NATO yanlış ülkede yanlış savaşı yürütüyor, terörizm burada değil” diyerek, açıkça Pakistan’ı hedef göstermişti.</p>
<p>Bu açıdan hafta ortasında Karzai ve Hindistan Başbakanı Manmohan Singh’in Delhi’de imzaladıkları “Güvenlik Politikaları İşbirliği Stratejik Antlaşması”, Güney Asya’da yeni bir stratejik konumlanışa işaret etmektedir. Hindistan, “ezeli düşmanı” Pakistan’a nazaran uzun bir süredir Afganistan ile iyi ilişkilere yatırım yapıyordu. Şimdiye kadar çeşitli projeler için 2 milyar dolar veren Hindistan, bundan sonra Afganistan’da daha güçlü angajman gösterecek. Başbakan Singh, öngörüldüğü gibi 2014’de işgal ordularının Afganistan’dan ayrılmasından sonra Hindistan’ın “tüm gücüyle Afganistan’ın yanında olacağını” söyleyerek, şimdiden Afganistan’ı nükleer şemsiyesi altına alacağı güvencesini verdi.</p>
<p>İki ülke arasında imzalanan antlaşma, “uluslararası terörizme” karşı ortak mücadelenin derinleştirilmesini, uyuşturucu trafiğini engelleyecek ortak tedbirlerin alınmasını ve Hindistan’ın, Afgan güvenlilk güçlerini silah ve tehçizatla donatıp, eğitimlerini üstlenmesini öngörüyor.</p>
<p>Müslüman Afganistan’ın, “ikiz kardeşi” Pakistan’ın “ezeli düşmanı” Hindistan’la böylesine bir stratejik partnerlik ilişkisine girmesi şaşırtıcı değil, çünkü bu karar bölgedeki ABD ve NATO çıkarlarının korunması için Washington’da alınmıştır. Bu işbirliği Hindistan açısından da uzun vadeli Hint çıkarlarına uygun bir adımdır, çünkü bu şekilde Pakistan ile çıkacak olası bir savaşta, Pakistan ordusunun hareket olanaklarını önemli ölçüde daraltacak ikinci cephe sorunu ortaya çıkartılmıştır. Bununla birlikte, Hindistan bölgedeki en büyük rakibi olan ve Pakistan’la işbirliğini geliştiren Çin’e karşı da önemli bir avantaj kazanmaktadır.</p>
<p>Hindistan ve Pakistan arasındaki düşmanlık, her iki ülkenin de sahip oldukları müthiş nükleer silah rezervi ve daha da önemlisi, bu silahların kullanımına karar verecek olan siyasî elitlerin dinî fanatizmleri nedeniyle, bölge barışı açısından büyük bir tehlike arz etmekte. Nükleer cephanelerin denkliği bu tehlikeyi kontrol edilebilir bir riziko hâline getirmişti. Ancak şimdi Hindistan, Pakistan karşısında daha avantajlı bir duruma geçti. Pakistan’ın buna vereceği yanıt muhtemelen Çin ve Rusya ile yeni stratejik ortaklıklar aramak olacaktır.</p>
<p>Rusya’da 2012’de Putin’in yeniden başkanlığa seçilmesinin ardından &#8211; planlanan ve eski Sovyetler Birliği ülkelerini kapsayacak olan “Avrasya Birliği” projesi ve Çin’in dünya ekonomisinde aldığı belirleyici konum, Güney Asya’da yeni stratejiler geliştirilmesine neden olacak gibi.</p>
<p>Enerji kaynakları ve hammaddelerin Hint Okyanusu’na, oradan da Batı’ya ulaştırılması için merkezi bir önem taşıyan Afganistan ve Pakistan önümüzdeki dönemde yeni çatışmaların odağı olabilir. ABD ve NATO’nun girişimleri ve Afganistan-Hindistan Stratejik Ortaklığı dikkatlerimizi Güney Asya’ya yoğunlaştırmamızı gerekli kılıyor.</p>
</div>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/10/guney-asya%e2%80%99da-neler-oluyor/' addthis:title='Güney Asya’da neler oluyor? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/10/guney-asya%e2%80%99da-neler-oluyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Topyekün propaganda</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/07/topyekun-propaganda/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/07/topyekun-propaganda/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Jul 2011 10:47:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[propaganda]]></category>
		<category><![CDATA[topyekün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9076</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 30 &#8211; 07 &#8211; 2011 &#124; Ya da; asıl mesele Demokratik Özerkliği meşruiyetsiz kılmak Savaşın sürdüğü bir coğrafyada ölümlerin olmaması olanaklı mıdır? Hem savaş sürer, hem ölümler devam eder, toplumsal parçalanmışlık derinleşir, yaşamın her alanı güvenlik politikasınca belirlenir, hem de »demokrasi«, »demokratik çözüm« olabilir mi? Savaşı sonlandırmayan bir ülke normalleşebilir mi? Peki, [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/07/topyekun-propaganda/' addthis:title='Topyekün propaganda ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[9076]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 30 &#8211; 07 &#8211; 2011 | Ya da; asıl mesele Demokratik Özerkliği meşruiyetsiz kılmak</p>
<p>Savaşın sürdüğü bir coğrafyada ölümlerin olmaması olanaklı mıdır? Hem savaş sürer, hem ölümler devam eder, toplumsal parçalanmışlık derinleşir, yaşamın her alanı güvenlik politikasınca belirlenir, hem de »demokrasi«, »demokratik çözüm« olabilir mi? Savaşı sonlandırmayan bir ülke normalleşebilir mi? Peki, her ne kadar seçmenin yüzde 95&#8242;inin temsil edildiği doğru olsa da, antidemokratik yasalara ve bir cunta anayasasına göre seçilmiş olan, daha ilk gününde derin bir meşruiyet krizi ile işe başlayan ve böylesine bir meclisin, genel kurulunun eksik oturumunda seçilen bir hükümet, sahiden »demokratik« midir?<span id="more-9076"></span></p>
<p>Eğer tuzunuz kuruysa, ülkenin imtiyazlı bölgelerinden birinde oturuyorsanız ve toplumsal parçalanmışlığı, tek devlet sınırı içerisinde birbirlerinden politik, toplumsal, ekonomik ve kültürel açıdan tamamiyle farklı iki ülke olduğu gerçeğini kaale almıyorsanız, bu soruların hepsine »evet« yanıtını verebilirsiniz. Ama eşitlik, hakkaniyet, barış, gerçek bir demokrasi ve onurlu bir yaşam gibi kaygılarınız varsa, o zaman yaşadığınız ülkedeki gelişmeleri salt ülke değil, küresel ilişkiler bağlamında da sorgularsınız. İnsana dair ne varsa, şüpheyle bakarsınız. Çünkü şüphe yaratıcıdır, soru sorma ve yanıtlar aramaya teşvik eder.</p>
<p>Ancak soracağınız soruları ve bulacağınız yanıtları belirleyecek olanın kendi varoluşunuz olduğunu unutmamalısınız. Çünkü bilinci belirleyen varoluştur, tersi değil. Bu nedenle ilk önce kendi duruşunuzu sorgulamalı, düşüncelerinizi ve vardığınız sonuçları hep farklı bakış açılarıyla yeniden değerlendirmelisiniz. Belki kolaycılığa kaçmak olacak, ama herhangi bir düşünceyi veya herhangi bir gelişmenin değerlendirmesini önce »kime yarıyor« ve »acaba benden zayıf olanı nasıl etkileyecek« sorularıyla ele almanız, hakkaniyetli bir karar vermenize yardımcı olacaktır. Bu yüzdendir ki hep »en zayıfın perspektifinden bakmayı« bir ilke olarak en başa koymanın doğru olduğuna inanırım.</p>
<p>Efsaneler ve fildişi kuleleri</p>
<p>Silvan Çatışması&#8217;nı tartışma biçimi, özellikle Fırat&#8217;ın batısındaki kesimlerin, egemenlerin efsanelerinden ne denli etkilendiklerini ve gazete sayfalarındaki liberal söylemin – belki de farkında olmadan – oluşturulan yeni hegemonyayı nasıl hergün yeniden üretip, güçlendirdiğini göstermekte. Sanki bu ülkede savaş, hem de kirli bir savaş yokmuş gibi, ilk kez bir çatışma yaşanıyorcasına »ahlakî« çağrılar yapılmakta, »derin PKK« benzeri propagandatif tezlerle, Kürt siyasî hareketinin »kendisini dizginlemesi« talep edilmektedir.</p>
<p>Aslında Türkiye egemenlerinin hakkını teslim etmek gerekiyor: toplum üzerindeki etkinliklerini ve hegemonilerini çok sağlam temellere oturtmuşlar. Efsaneleri öylesine etkileyici ki, eleştirel zihinler bile güncel gelişmeler üzerine olan değerlendirmelerini bu efsaneler üzerinden kurguluyorlar. Sanki ülke bu dünyada değilmiş, ekonomik ilişkiler ötesinde hiçbir küresel bağlantı yokmuş gibi Batı-Türkiye merkezli gözlüklerle dünyayı açıklamaya çalışıyorlar. Böyle olunca kavramlar anlamını yitiriyor, politik kararlar ve reel gelişmeler arasındaki bağlantılar kopuyor, toplumsal dinamikler ahlakî ve duygusal yaklaşımlarla açıklanmaya çalışılıyor.</p>
<p>Gazeteci Ahmet Altan, liberalleri, solliberalleri ve kimi demokrat kesimi esir alan paradigmayı göstermek açısından iyi bir örnek, çünkü yazılarının ana mantığı bu paradigma üzerine kurulu. Altan örneğin 17 Temmuz 2011 tarihli Taraf gazetesinde şöyle yazmakta:</p>
<p>»The Economist bir araştırma yapmış, yeryüzünde nüfusu yetmiş milyonu, adam başına milli geliri onbin doları geçen ülkelerin bir listesini yapmış.</p>
<p>Dünyada bu tanıma uygun altı ülke varmış. Amerika, Almanya, Japonya, Rusya, Brezilya ve Türkiye. Bu altı devden biri, içinde birbirimizi öldürerek yaşadığımız Türkiye.</p>
<p>Zaten ekonomik rakamlara baktığımızda durum muhteşem.</p>
<p>Nüfusu yetmiş milyonu, milli geliri onbin doları geçen altı devden biriyiz, geçtiğimiz dönem dünyanın en hızlı büyüyen ülkesiyiz, Avrupa&#8217;da ülkeler ardı ardına çöküntüler yaşarken sapasağlam durabilen nadir ülkeler arasındayız, bütçemiz fazla veriyor, işsizlik istikrarlı bir biçimde azalıyor.</p>
<p>Bir cari açık sorunumuz var. Onu da halletmek için yollar arıyorlar.«(a.b.ç.)</p>
<p>Altan&#8217;dan yaptığım bu alıntı, kısa ve öz olarak anılan kesimlerin paradigmasını olduğu gibi yansıtıyor. Aslında Ahmet Altan&#8217;ın yazdıklarının tutar doğru dürüst bir yanı yok. Burjuva ekonomistleri bile verileri okurken, gelişmenin sosyal yönüne öyle ya da böyle bakarlar. Bir kere bir ülkenin refah ülkesi olup olmadığının en önemli kıstası, kişi başına düşen millî gelirin yüksekliği değil, bu gelirin nasıl dağıldığıdır. Yani orta sınıfların üst kesiminden veya sermaye plazalarından baktığınızda devasa bir yükselme olarak görülen onbin Dolar, yoksul ve emekçi halk kitlelerinin perspektifinden bakınca, sömürünün büyüklüğü haricinde başka bir anlam ifade etmez. Diğer yandan hiçbir sorgulama yapılmaksızın alıntılanan ve oluşturulan düşünceye temel olan bütçe veya işsizlik verileri de hayli izafîdir. Çalışan nüfusun yarıdan fazlasının enformel sektörde ve sosyal sigorta güvencesi olmaksızın istihdam edildiği bir ülkede »işsizliğin istikrarlı bir biçimde azaltılmasından« bahsetmek, ekonomiden bihaber değilse yazar, açıkça bilinçli bir demagojidir. Carî açığın, uluslararası malî piyasalardan gelmiş olan spekülatif sermayenin ufak bir kriz anında ülkeyi terk etmesiyle ne hâle geleceğinden bahsetmiyorum bile. Bu işin bir yanı.</p>
<p>Diğer yandan »devletin« ne olduğunu bildiklerini varsaymamız gereken Ahmet Altan ve onun gibi düşünenler, ki bu listeye Halil Berktay v.b. bir sürü isim katılabilir, »ekonomimiz muhteşem«, »altı devden biriyiz«, »bütçemiz fazla veriyor« gibi sözlerle, kendilerini ne denli ulus devletle ve egemenlerle özdeşleştirdiklerini göstermektedirler. »Biz«leşme, sanki Türkiye&#8217;de sınıflar ve katmanlar yokmuş, herkes eşitmiş gibi, »sınıfsız, imtiyazsız toplum« efsanesinin devamıdır ve her zaman ulusalcı, dolayısıyla savaş kışkırtıcısı şöven »birlik ve bütünlük« propagandasını üretir. Bununla birlikte »bir cari açık sorunu var, onu da halletmek için yollar arıyorlar« cümlesinde olduğu gibi, »büyüklerimiz« veya »devletimiz her işi çözer, yeter ki güvenin« türünden devlet merkezli paternalist yaklaşımın dışa vurumudur. Devlet, »biz«leştirilince, devletin ve yönetenlerin politikaları ve aldıkları kararlar »bizim kararlarımız« olur, devlet »biz« yerine geçer. Öyle olunca, aslolan »devlet« ve »devlet için yapılan her şey mübah«, demokratik kontrol, halkın kararlara katılımı, sosyal ve demokratik hukuk devleti anlayışı yerine de »tek devlet, tek bayrak, tek millet« geçerli olur. Bu nedenledir ki, egemenler arası çelişkiler silah zoruyla, yani ülkeler arası savaşlarla çözülme (!) yoluna gidildiğinde, »vatanımız ve milletimiz« için can verenler biz oluruz.</p>
<p>Tarih sayfalarındaki, muharebe meydanlarının çiçekler ve çoşkulu marşlar eşliğinde »vatanımız« için savaşa yollanan yoksul ve emekçi çocuklarının cesetleri ile dolu olduğunu gösteren onca örneği bilmelerine rağmen, zekâlarından şüphe duymadığımız Türkiye entelejensiyasının önde gelen isimlerinin »72 milyon nüfus yek vücut« misâli devleti böylesine »biz«leştirmesi, son derece vahim bir durumdur ve entelejensiyamızın düşünce sefaletini göstermektedir.</p>
<p>Ah, şu PKK bir olmasa&#8230;</p>
<p>Yeni hegemonun »nomenklaturası« hâline gelmiş olan bu entelejensiyanın paradigmasını belirleyen bir diğer efsane, Taraf yazarı Maskar Esayan&#8217;ın bir yorumuna atığı başlıktaki gibi, »PKK&#8217;nın Öcalan&#8217;ı bitirme planı«dır. Bu, genellikle Yıldıray Oğur ve Emre Uslu gibi bazı gazetecilerin de yazılarında sürekli işledikleri »derin PKK« ve »PKK kendisini ancak savaşla var edebilir« mitleri üzerine kuruludur. Kaynağı genellikle TSK&#8217;nin psikolojik savaş birimleri olduğu şüphe götürmez haberleri sorgulamadan olduğu gibi alıp, ama PKK tarafından yapılan açıklamaların bütünsel bağlantısından koparılmış bölümlerini yorumlayarak verip kurguladıkları resimleri gerçekmiş gibi göstermekte, sürekli tekrarlayarak ve yeni efsaneler katarak Kürt siyasî hareketini bölme amaçlı bir saldırılar zinciri hâline getirmektedirler.</p>
<p>Bütün bunların üzerine ise »vesayet geriletilmiş, asker kışlasına geri sokulmuştur« efsanesi yerleştirilmektedir. Böylece Kürt siyasî hareketine »bak, şu kadar zenginleştik, ordu siyasete müdahale edemiyor artık, AKP hükümeti yeni anayasa yapacak, sen de silahını bırak, teslim ol, sana izin verilenle yetin, gel meclise siyaset yap, sorun çözülsün« denilerek, devlete eklemlenmesi istenilmektedir. Maskar Esayan&#8217;ın yazdığı gibi, »Türk tarafı koskoca bir orduyu, onun yargı, bürokrasi, medya ve iş dünyasındaki uzantılarını inine sokarken, Kürtlerin beş bin kişilik bir silahlı gücü terbiye etmeye yanaşmamaları düşünülemez« denilerek, sürekli olarak Kürtlerin »PKK içindeki savaş konseyini tasfiye etmeleri« telkin edilmektedir. Bu da PKK&#8217;nin dağdan inmesinin, Kürt Sorunu&#8217;nu çözecek yegâne yol olduğu kurgusunun bir sonucudur.</p>
<p>Ahmet Altan&#8217;dan, Maskar Esayan&#8217;a ve Halil Berktay&#8217;a kadar Taraf gazetesinde yazı yazanların büyük bir kesiminin yazılarını okuduğumuzda, bu yaklaşımların ortak ana mantık olarak karşımıza çıktığını görürüz. Bu nedenle de Taraf gazetesinin yeni devlet partisi AKP&#8217;nin hegemonyasını güçlendirme ve kamuoyunu manipule etme gibi bir misyonu olduğunu iddia etmek, sol bakış açısından pek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Askerî-bürokratik vesayet rejiminin geriletilip geriletilmediği konusunda bugüne kadar hayli yazılıp çizildi (Bkz. http://kozmopolit-blog.blogspot.com/2011/07/dagdan-inmek-mi-dagn-inmesi-mi.html) ve bence bu iddia yeterince çürütüldü. Yeni devlet partisi AKP ile üniformalı kapitalistlerin birlikte oluşturdukları yeni hegemonyanın, her ne kadar liberallere ve solliberallere »demokratikleşiyoruz« heyecanını verse de, bir efsane olduğunu görmek için en zayıfın perspektifinden fırlatılacak tek bir bakış yeterli olacaktır.</p>
<p>Nomenklaturanın fildişi kulelerinden yaptığı önermeler sorun çözücü, barış getirici değil. Tasfiye sonucu oluşacak olan bir »barış«, ancak »egemenlerin barışı« olacaktır, ki bu yoksul ve emekçi halk kitlelerine savaş anlamına gelmektedir. Geniş bir tabana dayanan halk hareketine dönüşmüş olan Kürt siyasî hareketini ve en önemli taşıyıcısı olan PKK&#8217;nin tasfiye edilmesini beklemek, hatta bunu Kürtlerin kendilerinin yapmaları gerektiğini savunmak, niyetten bağımsız, Kürt Sorunu&#8217;nu yeni bir jenosid ile çözmeye bel bağlamaktır. Çünkü PKK&#8217;nin, Kürt halkı fiîlen yok edilmeden tasfiye edilmesi artık olanaklı değildir. Halkla bütünleşmiş bir hareketi topyekün propaganda saldırıları ve amacı belli demagojiler ile bölmeye çalışmak ise, açıkcası saflıktır.</p>
<p>Bu açıdan Taraf gazetesi ve bu gazeteye yakın düşünen cenahtan Kürtlere gönderilen »çiçeklerin« fazlasıyla zehirli olduklarını görmek lazım. Bazı toplumsal gerçeklere vurgu yapmak, bazı doğruları tekrarlamak ve demokrasi-insan hakları-özgürlükler bağlamında ahlâkî telkinlerde bulunmak, bilinmelidir ki misyonun üstünü örtmeye yeterli değildir. Elbette hegemonun yanında yer almak, egemenlerin tarafını tutmak bir tercihtir. Bunu »Kürtler ve diğer ezilenler için yapıyoruz« demek ise ahlâksızlık. Ve her tercihin bir bedeli vardır. Tercihini egemenden yana yapanların ödeyecekleri bedel, tarihe yaptıkları ile yazılmaktır. Halklar kendi tarihlerini yazdıklarında, yazılı olanları kendince değerlendireceklerdir. İşte asıl o zaman taraf olmayan, gerçekten bertaraf olacaktır.</p>
<p>* * *</p>
<p>Silvan Çatışması üzerine yürütülen tartışmalar, sadece böylesi olaylardan sonra gösterilen olağan tepkilerle sınırlı kalmadı ve muhtemelen kalmayacak da. Çünkü aynı gün Diyarbakır&#8217;da <strong>Demokratik Özerklik</strong> ilân edilmiş ve PKK&#8217;ye muhalif bazı Kürt aydınları da yaygın basında yer alan dezenformatif <em>»böylesi bir günde başka işiniz yok mu«</em> korosuna katılmışlardı. Bugün devam eden tartışmalar, asıl meselenin de Silvan değil, Demokratik Özerklik olduğunu göstermektedir.</p>
<p>DTK&#8217;nin uzun zamandan beri tartıştığı, Abdullah Öcalan&#8217;ın savunma yazılarında ve görüşme notlarında teorik çerçevesini verdiği <strong>Demokratik Konfederalizm</strong> ve Demokratik Özerklik projesi bu çevreler tarafından Silvan öncesinde de eleştirilmekteydi. Silvan sadece eleştirilerin dozunun artırılmasına vesile oldu. Demokratik Özerklik projesine gelen eleştiriler, eleştiri yapanların bu projeyi »anlamadıklarını« düşündürebilir. Kanımca mesele projeyi »anlamamak« değil. Asıl mesele devlet merkezli bir anlayışla, devlete rağmen devlet ve iktidarın ötesinde olması planlanan bir deneyimi değerlendirmeye çalışmaktır. Konuyu, kendilerini demokratikleşme mücadelesinde Kürt siyasî hareketinin doğal müttefikleri olmaları gerektiğini düşündüğüm <strong>Orhan Miroğlu</strong> ve <strong>Tarık Ziya Ekinci</strong> örnekleriyle açmaya çalışalım.</p>
<p>Miroğlu, 18 Temmuz 2011 tarihli <em>Taraf </em>gazetesinde <em>»Yol ayrımı«</em> başlığı ile kaleme aldığı yazısında, Silvan Çatışmasının <em>»yeni bir milat«</em> olduğunu iddia ediyor ve şöyle yazıyor: <em>»Silvan eylemi, yeni bir stratejinin hayata geçirilmesinden başka bir şey değil. Eylemin gerçekleştiği gün Diyarbakır&#8217;da ilan edilen demokratik özerklik, yeni stratejinin üzerinde yürüyeceği paradigmayı da gösteriyor. (&#8230;) Devletle savaşın demokratik özerkliğin ilan edildiği toprakları korumaya yetmeyeceğini ve böyle bir şeyin yüzyıl savaşılsa bile sonuç vermeyeceğini PKK çok iyi biliyor«</em>.</p>
<p>Miroğlu, bu düşüncelerini gerekçelendirirken, PKK&#8217;nin <em>»Silvan eylemi« </em>(ki burada sorgusuz sualsiz psikolojik savaş birimlerinin terimlerini kullanmaktan çekinmiyor) ile Türkiye&#8217;deki siyasî iklimi <em>»tersine döndürmeye«</em> çalıştığını, hatta Demokratik Özerklik ilânının <em>»Türkiye&#8217;nin batısında yaşayan Kürt nüfusla Türk halkını karşı karşıya getirmek, böylece, tersine göçü zorlamak«</em> amacını taşıdığını ileri sürebiliyor. PKK&#8217;nin Demokratik Özerklik ile <em>»yeni bir savaşı göze aldığını«</em> ve Türkiye&#8217;yi <em>»yeni bir savaşa ikna etmeye çalıştığını«</em> vurguluyor.</p>
<p>Miroğlu, niyet okuyor. O da, Ahmet Altan ve diğer liberaller gibi AKP&#8217;nin ülkeyi »demokratikleştirebileceğine« ve egemenlerin efsanelerine yürekten inanmış gözüküyor. Kişisel kırgınlığını kine dönüştürerek, PKK&#8217;nin <em>»baştan aşağı sahte &#8216;Kürt muhipleri&#8217;«</em> olarak gerçek niyetinin <em>»Kürtlerin meşru mücadelelerini Ergenekon&#8217;un ve yeni ittihatçıların yedeğine almak«</em> olduğunu ima ediyor.</p>
<p>Miroğlu gibi bir insanın böylesine kindar bir noktaya gelmesi, serin kanlı tartışılması gereken ciddî bir konuyu bu denli yüzeysel ve derin bir duygusallıkla ele alması hayli düşündürücü. İşte, efsaneler öylesine etkileyici ki, bir de kişisel kin duygularıyla birleşince, ortaya böylesine değerlendirmeler çıkabiliyor.</p>
<p>Yazık. Aslında Miroğlu&#8217;nun içinde bulunduğu psikoloji araştırmaya değer, ama konumuz bu değil. Onun yerine Tarık Ziya Ekinci&#8217;nin Demokratik Özerklik konusunda söylediklerine bakmak biraz daha açıklayıcı olacaktır. Çünkü Ekinci&#8217;nin yaklaşımları, Miroğlu ve benzer düşünen Kürtlerin genel yaklaşımları ile birebir örtüşüyor.</p>
<p><strong>Liberal Kürt aydınının klişeleri</strong></p>
<p>Tarık Ziya Ekinci 18 Temmuz 2011 tarihli <em>Radikal </em>gazetesine verdiği bir mülakatta, Demokratik Özerklik ilânının <em>»hiç bir anlamı olmadığını belirtiyor«</em> ve şöyle devam ediyor: <em>»İlan etse ne olacak? Ben de demokratik özerkliğimi hadi ilan ettim, beni nereye götürür bu? <strong>Önemli olan yasalarla, hukuk çerçevesinde, devlet ve hükümetle anlaşarak belli formüller üretmektir. </strong>Şimdi kendi aralarında bir de meclis kuracaklar. Hiç kimsenin tanımadığı ve itibar etmediği bir meclis olur. Zaten şu anda benzeri DTK var. DTK&#8217;dan bazıları yeni kurulacak meclise aktarılacak ve yine orada bir karar alacaklar. O kararlar da parti tarafından uygulanacak. Bunun dışında iktidarı, devleti, toplumu, Türkiye&#8217;yi ilgilendiren bir şey yok.«</em>(a.b.ç.)</p>
<p>Ekinci asıl favorize ettiği çözüm yolunun eyaletler sistemi olduğunu söylüyor ve diğer yandan da hem BDP, DTK, KCK, PKK ve Öcalan ile Kürt siyasî hareketinin <em>»5 başlı«</em> oluşunu (!), hem de <em>»sözde çok bilimsel ve Marksist Leninist kişilerin«</em> örgütlenmesini eleştiriyor, <em>»şimdi BDP diye meşru bir siyasi parti varken KCK&#8217;nin ne anlamı var?«</em> diye soruyor.</p>
<p>Ekinci mülakatı, devlet-iktidar-meclis/siyasî parti biçimindeki demokrasi klişelerine takılı kalmış olan ve toplumsal sorunların sadece devlet ve yönetenlerce »çözülebileceğine« inanan liberal Kürt aydınlarının, Kürt burjuvazisinin ve Kürt orta sınıflarının düşünce dünyalarına tercüman oluyor. Eleştirilerde belirleyici olan sınıfsal bakış. Demokratik Özerkliğe karşı çıkışın temelinde yatan asıl neden budur ve bu noktada Ekinci ve Miroğlu gibi Kürtler, eleştirdikleri devlet ile beraber aynı pozisyonda duruyorlar.</p>
<p>Ama önce başa dönelim: Silvan Çatışması ile Demokratik Özerklik ilânı arasında organik bir bağ kurmak, 20 Temmuz 2011 tarihli <em>Taraf </em>gazetesinde <strong>Emre Uslu</strong>&#8216;nun yaptığı gibi, <em>»demokratik özerklik şiddeti körüklemek için ilan edilmiştir«</em> efsanesini yaratmak, hegemonyanın kamuoyu manipülasyonuna aracı olmaktır. Yanlış ne kadar tekrarlanırsa tekrarlansın, doğruluk kazanmaz. Bu açıdan Miroğlu&#8217;nun, kendi kendisini gaza getiren duygusallığını gözden geçirmesi, gelişmeleri doğru değerlendirebilmesine şüphesiz yardımcı olacaktır. Belki o zaman Demokratik Özerklik sayesinde, örneğin kurulacak bir Hakikatleri Araştırma Komisyonu sayesinde PKK&#8217;ye yönelik eleştirilerini inceletme, hakkını arama yolunu bulabileceğini görebilecektir.</p>
<p>Klişelere bağlı kalan düşünce, alternatif yaşam kurgularını, »demokrasinin« kendisini her gün sorgulayan ve yeniden yaratan bir <strong>demokratikleşme süreci</strong> olduğunu, sosyal ve politik haklar ile bireysel ve kolektif hakların ancak bir bütün olduklarında gerçekleşebileceğini görme yetisini köreltiyor. Devlet kutsallaştırılıyor. Devlet kutsallaşınca, toplumun devleti ve iktisatı, yapılanmalarını ve aktörlerini demokratik kontrole tabi tutması »olanaksız« oluyor. Bazı yasalar değişir, anayasal vatandaşlık tanımı getirilirse, yapısal tüm sorunlar aşılır zannediliyor. Ve asıl söz konusu olanın, yani insanı sınırlayan devletin tümüyle aşılması gerektiği görülemiyor.</p>
<p>Halbuki devletin ve partisi AKP&#8217;nin Demokratik Özerkliğe karşı çıkışının en temel nedeni, Demokratik Özerkliğin devlete rağmen iktidarsız-devletsiz çözümü öngörmesidir. Devlet, doğası gereği kendisini sınırlandıranı alt etmek ister, gücü yettiği sürece de alt eder. Ama bugün olanaksız, hayal, ütopi görünen her şey, örneğin Demokratik Özerklik tüm esaslarıyla uygulanmaya başladığında ve halk kitleleri buna sahip çıktığında, legalize olur, halk kitlelerinde kazandığı meşruiyeti yasal düzenlemelere dönüşür.</p>
<p>Devletin ve hükümetin Demokratik Özerkliğe karşı çıkışının ikinci önemli nedeni, Demokratik Özerkliğin ancak demokratik ulus ilkesi temelinde gerçekleştirilebileceğidir. Demokratik ulus, gerici ulusçuluk karşıtı bir konsepttir ve bir bütün olduğu ekolojik toplum ve sosyal piyasa anlayışı ile birlikte, kapitalizm karşıtı bir modeldir. Bu biçimiyle <em>»tek dil, tek bayrak, tek millet«</em> anlayışına dayanan hegemonyanın mezar kazıcısıdır. Ekinci ve Miroğlu gibi liberal Kürtler de kendilerini hâlen modern çağın vebası olan gerici ulus anlayışından kurtaramadıklarından Demokratik Özerkliğe karşı çıkmakta, küçümsemektedirler.</p>
<p><strong>Sorun demokrat olunamamasında&#8230;</strong></p>
<p>Elbette Ekinci&#8217;nin dediği gibi sorunların çözümünde <em>»devlet ve hükümetle anlaşarak belli formüller«</em> üretilecektir. Ancak bu formüllerin devlet ve hükümet tarafından »verilmesi«, devlet ve hükümet karşısında örgütlü toplumsal güç olduğu takdirde olanaklıdır. Devlet yönetiminin iyi niyetinden medet ummak, egemenlerin belirlediği devlet aklının, egemenlerin aleyhine değişeceğini umut etmekle eşanlamlıdır.</p>
<p>Demokratik Özerkliğe karşı çıkışın üçüncü temel nedeni, demokrat olunamamasıyla ilgilidir. Devletçi-iktidarcı burjuva demokrasilerinin salt yeni bir anayasa ve evrensel hukuk normlarına uygul yasal değişimlerle »demokratikleştirilebileceğini« savunmak, demokrat olunabilmesi için yeterli değildir. Bunu Tarık Ziya Ekinci&#8217;nin favorize ettiği eyaletler sistemini yaşatan Almanya örneğinde bir ele alalım.</p>
<p>Almanya&#8217;nın II. Dünya Savaşı sonrasında ve Holocaust deneyimi üzerinden batı demokrasileri arasında en ilericilerinden sayılabilecek bir anayasası (Bonn Temel Yasası, 1949) var. 16 eyalet üzerine kurulu federal bir cumhuriyet. Sosyal ve demokratik hukuk devleti anlayışını anayasal yükümlülük olarak köklendirmiş. Yerel yönetimleri olabildiğince özerk ve yurttaşların doğrudan katılımına açık. Yurttaşların salt seçimlerle değil, aynı zamanda halk oylamaları, kişisel başvurular ve Anayasa Mahkemesi süreci ile politik kararlrı belirleme hakları var. Tipik, hatta ideal sayılabilecek bir burjuva demokrasisi diyebiliriz.</p>
<p>Ancak Almanya demokrasisi yeterince demokratik değil. Bir kere en başta nüfusunun yüzde onunu oluşturan göçmenlere en temel insan hakkı olan politik katılım hakkını vermiyor, çünkü gerici ulus anlayışı üzerine kurulu. Diğer yandan kendi vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini, »bütçe konsolidasyonu«, »sosyal devletin yeniden yapılandırılması« v.b. gerekçelerle kısıtlıyor, »uluslararası terörle mücadele« gerekçesiyle demokratik hakları tırpalıyor; ayrıca anayasasına aykırı davranarak ordusunu yurtdışına müdahale savaşlarına gönderiyor. Örnekler çoğaltılabilir, ama kısa tutalım. En önemlisi hükümet politikalarını herhangi bir demokratik meşruiyeti olmayan komisyonlarda tekel lobilerinin yönlendirmesiyle gerçekleştiriyor. Sermaye temsilcilerinin bakanlıklarda müsteşar sıfatıyla hazırladıkları yasa tasarıları Federal Parlamento&#8217;da çoğunluğa onaylatılıp, »demokratik« kurallar yerine getirilmiş gibi yapılıyor. Bu nedenle sol muhalefet, sendikalar ve sosyal hareketler başta olmak üzere toplumsal muhalefet, gerçek anlamda demokrasinin oluşturulabilmesi için <strong>iktisatın demokratik kontrol altına alınmasını</strong> ve enerji ve su tedariki gibi toplumun yaşamsal gereksinimlerin karşılayan kuruluşlar ile kilit sanayilerin <strong>toplumsallaştırılmasını </strong>talep ediyorlar.</p>
<p>Şimdi, Ekinci gibi böylesi bir burjuva demokrasisini savunmak, eyaletler sistemini favorize etmek, demokrat olunabilmesi için yeterli midir? Veya şöyle soralım, Almanya gibi bir federal cumhuriyet tek başına Türkiye&#8217;ye gerçek demokrasiyi getirebilecek midir? Demek ki demokrat olunabilmesi için ilk önce gerici ulus anlayışını reddetmek gerekiyor. Bu da ancak demokratik ulus anlayışını temel alan bir Demokratik Cumhuriyet ile olanaklı olacaktır. Adı isterse Federal Kürdistan Cumhuriyeti olsun, gerici ulus anlayışına bağlı kaldığı sürece bu devlet de demokratik olamayacaktır.</p>
<p>Devam edelim. Ekinci, meşru bir partinin, bu durumda BDP&#8217;nin kurulu olmasını yeterli görmektedir. Demokrasinin yegâne siyaset aracı olarak bir partiyi görmek, demokratik bir anlayış değildir. Bir kere siyasî partiler amaç değil, araçtırlar. Aynı zamanda yürürlükte olan kısıtlayıcı (hatta Türkiye örneğinde antidemokratik) yasalara göre kurulduklarından, iktidarı ve gücü yeniden üretirler. Halbuki demokrat olmak en başta yaşamın her alanında iktidarı ve hiyerarşileri törpülemeye, gücün yetiyorsa yok etmeye çalışmayı ve her kişinin etnik veya dinsel kökenine, sosyal statüsüne, cinsine veya cinsel tercihine bakılmaksızın bütün politik karar mekanizmalarına eşit haklı katılımını ve oluşturulan zenginliklerden eşit pay almasını savunmayı gerekli kılar.</p>
<p>Bu nedenle Demokratik Özerklik modeli, iktidarsız-devletsiz bir çözümü öncellerken, aynı zamanda siyaseti küçük bir azınlığın egemenlik aracı olmaktan çıkartıp, toplumun en küçük biriminden en yukarıya doğru komünler ve meclisler üzerinden yönetime katılmasını ve doğrudan demokrasiyi öngörmektedir. Böylesine bir model liberal Kürt aydınlarının düşünce dünyasında yer almadığından, Ekinci Kürt siyasî hareketinin kurumsal çoğulculuğunu reddetmekte ve klasik siyasî parti anlayışı ile iktidar ilişkileri içerisinde yer alınabileceğini savunmaktadır.</p>
<p>Ekinci mülakatından Çatı Partisi tartışmaları da payını alıyor, ama o konuyu üçüncü bölüme saklayalım.</p>
<p>Toparlayacak olursak; en zayıfın perspektifinden bakışla, yani ezilen, yoksul ve emekçi halk kitlelerinin durduğu yerden bakınca, Demokratik Özerklik modelinin salt Kürt Sorunu&#8217;nun adil, barışçıl ve demokratik çözümü için değil, Türkiye&#8217;nin bütünü ve bölgedeki komşu ülke halklarının geleceğini şekillendirmesi için de önemli bir çıkış yolu olarak gözükmektedir. Liberal Kürtler, Demokratik Özerkliği küçümsemek yerine, insanların herhangi bir ayırıma uğramadan, ülke ve toplumun yönetimine nasıl eşit haklı birer birey olarak katılabilecekleri konusunda kafa yormaları gerekir. Burada bir tüyo verelim: kıstas, örneğin Gever&#8217;de yaşayan bir köylü kadın ile örneğin bir Garip Ensarioğlu&#8217;nun politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşama ve politik karar mekanizmalarına eşit katılımının ve eşit haklı pay alabilmelerinin sağlanmasıdır. Hatta örnek, cinsel tercihi nedeniyle ülkesinden kaçarak Türkiye&#8217;ye sığınmış bir transgender mülteci ile, hadi diyelim bir Mustafa Koç olabilirse çok daha makbule geçer.</p>
<p>Demokratik Özerklik bu eşitliği sağlamak için bir temel olabilir. Ama liberal Kürtlerin önermeleri, en fazla statükonun görünüşünün değişmesini sağlayabilir, fazlasını değil!</p>
<p>* * *</p>
<p>Türkiye&#8217;de kurulu olan partilerin karar alma biçimlerine, yönetim şekillerine, aday belirleme prosedürlerine, politika oluşturma süreçlerine, kısacası tüzükleri ve yapılanmalarına baktığımızda, bu partilerin demokratik örgütler olmadıklarını görürüz. Başka türlü olması zaten mümkün değil, çünkü en başta Siyasî Partiler Yasası demokratik değil. Demokratik olarak tanımlanabilecek partilerdeki işleyişler, Türkiye&#8217;de tam tersine, aşağıdan yukarıya direktif yoluyla işlemektedir.</p>
<p>BDP&#8217;nin burada kısmen bir istisna oluşturduğunu iddia etmek olanaklıdır. Çünkü partinin, yürürlükteki yasalara rağmen her kademesinde gerçekleştirilen eşbaşkanlık sistemi ve uygulanan kadın kotası ile partinin halk meclislerinin, DTK&#8217;nin aldığı kararlara sadık kalması, bu iddiayı güçlendiriyor. Ancak bu noktada belirleyici olan BDP değil, bir bütün olarak Kürt siyasî hareketinin demokratik oluşum iradesi ve özellikle BDP&#8217;yi destekleyen halk kitlelerinin politizasyonudur.</p>
<p>Buna rağmen demokratik olma konusunda BDP&#8217;yi eleştiriden muaf tutmak yanlış olur. BDP yöneticilerinin – en azından bir kısmının – klasik parti anlayışına takılı kalması demokratik işleyişi zorlaştırmaktadır. Bu açıdan Diyarbakır&#8217;da defalarca işittiğim <em>»halk BDP&#8217;den ileri«</em> tespitine kulak vermek, antidemokratik yasaların dayatmalarına rağmen parti içi demokrasiyi gerçekleştirmek niçin BDP yönetimine yardımcı olacaktır kanısındayım.</p>
<p><em>Yahu, bunun Demokratik Özerklik ile ne âlâkası var</em> derseniz, çok âlâkalıdır derim. Bir kere Demokratik Özerkliğin içini dolduracak, halkın yönetime katılımını ve doğrudan demokrasinin gerçekleşmesini sağlayacak olan araçlar, partiler de dahil çeşitli kurumlardır. Ve tek tek, komünden, ülke meclisine ve siyaset aracı olarak partiye kadar bütün kurumlar kendi içerisinde en geniş demokrasiyi sağlamadıkları müddetçe, Demokratik Özerklik laftan ibaret kalacaktır.</p>
<p><strong>Çatı Partisi</strong></p>
<p>Kürt siyasî hareketinin demokratik kurumları oluşturma girişimlerinin yaygın medyada karikatürize edilmesi, Türkiye kamuoyunu manipüle etme çabalarından birisidir. Bu çerçevede kâh <em>»BDP siyaset yapmıyor«</em>, <em>»talimatla hareket ediyorlar«</em>, kâh da <em>»Öcalan&#8217;ı dinleyip meclise girseler ya«</em> türünden veya Blok milletvekileri arasındaki görüş farklılıklarını <em>»çatlak var«</em> yorumuyla manşete çıkartılan demagojik söylemlerle BDP&#8217;nin ve desteklediği bağımsız milletvekillerinin siyasî rüştleri sürekli sorgulanmaya, meşruiyetleri zayıflatılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Bu manipülasyon çabaları hem Kürt siyasî hareketi içerisinde ayrışmalar yaratarak hareketi zayıflatmaya, hem Kürt siyasî hareketi ile birlikte hareket edenleri irrite etmeye, hem de Kürt siyasetçilerini »terbiye« etmeyi hedeflemektedir. Egemen söylemin bu çabasının, vesayet rejiminin mağdurlarının emek, barış, demokrasi ve özgürlükler temelinde birleşerek, iktidar alternatifi yaratacak bir örgütlü gücü engellemeye yönelik olduğu son derece açıktır.</p>
<p>Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok&#8217;unun genel seçimlerde elde ettiği <em>»yenilgideki zaferi«</em> (Demir Küçükaydın), yeniden Çatı Partisi tartışmalarını alevlendirdi. Tartışmaların alevlenmesi de doğal olarak kamuoyunu manipüle etme çabalarını bu tartışmaya yöneltti. Görüldüğü kadarıyla liberal Kürt aydınları da Çatı Partisi projesinden pek hoşnut değiller.</p>
<p>Bu konuda en açık konuşan gene Tarık Ziya Ekinci. Gerçi Ekinci&#8217;nin 18 Temmuz 2011 tarihli <em>Radikal </em>gazetesinde yayınlanan mülakatında, PKK ve BDP&#8217;yi <em>»küçük burjuva hareketleri«</em> ve radikal solcuları <em>»kemalist zevat«</em> olarak yaftalamasına – ucu bana da dokunduğundan – yanıt vermek çekici geliyor, ama bu konuda sarf edilecek her söz bu saçmalığı ciddiye almak olurdu. Ekinci&#8217;nin kullandığı hakaretvari sözleri, ilerlemiş yaşının getirdiği dalgınlığa verelim.</p>
<p>Aslına bakılırsa Ekinci&#8217;nin Çatı Partisi konusunda söyledikleri yeni şeyler değil. Çatı Partisi tartışmaları ilk başladığında, <em>»liberallerin ve demokratların bir araya geleceği bir Türkiye partisi kurmak lazım«</em> ana mantığını vurguladığı bir yazısında karşı çıkış gerekçelerini sıralamıştı. O yazısında da kendi kafasında oluşturduğu bir »sosyalizm« ve »solculuk« anlayışını eleştiriyor ve <em>»bunlarla olmaz«</em> diyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, yazısında getirdiği eleştiriler dönemin DTP yönetimince de pek dikkate alınmamıştı. Hoş, bu konuda bugün söyledikleri de pek ciddiye alınacak türden değil, amma velakin bu karşı çıkışıyla <em>»bakın Kürtler de özerkliği, Çatı Partisini falan istemiyor«</em> propagandasına malzeme olduğunu ve böylece egemen söylemi güçlendirdiğini vurgulamak ve liberal Kürtlerle ilgili eleştirimizi burada noktalamak gerekiyor.</p>
<p>Yaklaşık üç yılı aşkın bir süredir tökezleye tökezleye devam eden Çatı Partisi, daha doğrusu Öcalan&#8217;ın deyimiyle Demokratik Blok Partisi tartışmaları bugün Demokratik Özerkliğin ilân edilmesiyle gündeme oturmuştur. Görüldüğü kadarıyla Blok bileşenleri ve milletvekilleri önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili bir yol haritası çıkartacaklar. Bu çerçevede Blok milletvekilleri arasında görüş farklılıklarının olması son derece doğal. Asıl önemli olan, bu farklılıklara rağmen geniş kesimleri içerisine alacak bir siyaset aracını oluşturabilmekte, ki bu sefer önümüzdeki birkaç ay içerisinde böylesi bir partinin kurulması büyük bir olasılık.</p>
<p>Çatı Partisi üzerine yürütülen tartışmaları burada tekrarlamak gereksiz olacaktır. Belki bu konuda Mart 2008 – Şubat 2010 tarihleri arasında yazdıklarıma atıfta bulunmak (<a href="http://www.kozmopolit.com/2007/cati_partisi_tartismalari.pdf">http://www.kozmopolit.com/2007/cati_partisi_tartismalari.pdf</a>) ilgili okur için aydınlatıcı olabilir. Ama kanımca vurgulanması gereken, Çatı veya Demokratik Blok Partisi&#8217;nin kuruluşunu engelleyecek / erteleyecek bütün gerekçelerin maddî hiçbir temelinin kalmamış olduğudur.</p>
<p><strong>Sonuç yerine</strong></p>
<p>DTK&#8217;nin Demokratik Özerkliği ilân etmesiyle birlikte egemenlerin topyekün propaganda faaliyeti hız kazanmış, Demokratik Özerkliği meşruiyetten yoksun bırakmak için düğmeye basılmıştır. KCK&#8217;nin 20 Temmuz 2011&#8242;de <strong>»Demokratik ulus ilkesi«</strong>, <strong>»Demokratik vatan ilkesi«</strong>, <strong>»Demokratik cumhuriyet ilkesi«</strong> ve <strong>»Demokratik anayasa ilkesi«</strong> olarak açıkladığı temel ilkeler ile bir kez daha netleşen Demokratik Özerklik, Türkiye demokrasi güçlerini tarafını belirlemeye zorlamaktadır. Artık sessiz kalınması, pozisyon alınmaması için hiçbir neden kalmamıştır. <em>»Soyut öneri«</em>, <em>»ne istediklerini kendileri dahi bilmiyor«</em> türünden gerekçelerin hiçbir temeli kalmadığı gibi, böylesi gerekçelerle pozisyon almaktan kaçınmak, egemen söyleme teslim olmakla eşanlamlıdır. Bilhassa Fırat&#8217;ın batısındaki emek örgütleri, sosyalist güçler, sosyal hareketler, kadın hareketi ve demokrasi güçleri temel ilkeleri ile birlikte Demokratik Özerklik konusunda bir pozisyon almak durumundadırlar.</p>
<p>Çünkü Türkiye gerçekten bir yol ayırımı ile karşı karşıyadır. Bizzat başbakan Erdoğan&#8217;ın ağzından AKP hükümeti <em>»taleplerin karşılanması söz konusu değildir«</em> ve <em>»gereken cevap verilecektir«</em> diyerek önümüzdeki kısa dönemde uygulanacak politikaların ipuçlarını vermiştir. Görüldüğü kadarıyla Türkiye karar vericileri »kontrollü bir gerilim« ile Kürt siyasî hareketini askerî şiddet yolu ile »dize getirme« politikasını sürdürmeye eğilimliler. Son günlerde çeşitli kentlerde ortaya çıkan görüntüler, savaşın doğal sonucu olarak yeni cenazelerin gelmesiyle daha başka nelerin olabileceğini göstermektedir. Türkiye toplumunda kökleşmiş ve yaygınlaşmaya devam eden Kürt düşmanlığı ve şiddet yatkınlığının taşıdığı tehlike potansiyeli, »kontrollü bir gerilimin« fazla kontrol altında tutulamayacağına ve AKP dahil, herşeyi önüne katıp götüren bir hiddet selinin oluşabileceğine işaret etmektedir. Bunu engellemek, devlet ve hükümete »şimdiye kadar olduğu gibi« davranmaması ve politikasını değiştirmesi için baskıda bulunmak, hiddet selinin ilk kurbanları arasında olacak Türkiye demokrasi güçlerinin ertelenemez görevidir. Demokratik Özerklik ilânı ellerine önemli bir enstrüman vermiştir.</p>
<p>Kanımca insan hakları mücadelecisi <strong>Ayhan Bilgen</strong> bu konuda söylenebilecek son sözü, bugün <a href="http://emekdunyasi.net/">http://emekdunyası.net</a> sitesinde yer alan yazısıyla söyledi. Sözü ona bırakarak, bu diziyi bitirmek, en doğrusu olacak:</p>
<p><em>»DTK tarafından ilan edilen özerkliği gereksiz, anlamsız, zamansız bulduğunu ifade eden yaklaşımlar medyada oldukça yoğun ilgi görmektedir.<br />
Hatta açıkça federasyon ya da bağımsız devlet istediği bilinen isimlerin &#8220;özerklik ilanı&#8221; eleştirileri bile makbul değerlendirmeler olarak manşetlere taşınmaktadır.<br />
Elbette özerklik de eleştirilebilir ve bu anlamda yapıcı tartışmalara tabi tutulmalıdır. Ancak medyanın ilgisini çeken eleştirinin içeriğinden çok, Kürtlerin parçalı görüntü vermesidir. Bu anlamda ne istendiğinin, ne söylendiğinin pek bir önemi yoktur.<br />
Özerklik bir statüden ibaret değildir ve dünyanın her yerinde inşa süreci çok daha sancılı geçmiştir. Toplumsal ihtiyaçların karşılanmasında öz kaynak ve imkânların harekete geçirilmesi doğrudan üretim ve beceri meselesidir. Önce inşa mı edilir yoksa ilan mı, tartışmasını şimdilik bir kenara bırakalım. Dünya örneklerine baktığınızda pekâlâ her ikisinin de olabildiğini görebileceğiniz gibi, aslında ilan ile inşanın iç içe geçen süreçler olduğunu da fark edersiniz.<br />
Kesin olan bir şey var ki, tanınma ilandan önce gelmez. Yani özerklik talebi olmadan özerklik statüsünün onayı diye bir şey en azından ulus devlet anlayışı içinde pek mümkün değildir. &#8220;Önce devletle konuşup anlaşalım sonra ilan edelim&#8221; yaklaşımı gerçekçilikten uzak romantik bir tutumdur.<br />
Özerkliğin Türkiye toplumuna anlatılması ve bu anlamda ikna süreçlerinin işletilmesi ise başka bir yoğunlaşmayı gerektirir. Bu yöndeki çabaları, özerklik ilanından vazgeçilmesine ya da ertelenmesine endekslemek ise yine fedakârlığı bir taraftan istemek değilse nedir?<br />
Ne devlet kendiliğinden bir hakkı teslim eder, ne toplumun geniş kesimleri durduk yerde bir başka kesimin taleplerini önemseyen yaklaşımlar sergiler.«</em></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/07/topyekun-propaganda/' addthis:title='Topyekün propaganda ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/07/topyekun-propaganda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kapitalizm ve demokrasinin sınırları</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/07/kapitalizm-ve-demokrasinin-sinirlari/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/07/kapitalizm-ve-demokrasinin-sinirlari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 Jul 2011 07:24:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Çakır]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasinin]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizm]]></category>
		<category><![CDATA[sınırları]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=8876</guid>
		<description><![CDATA[MURAT ÇAKIR &#124; 05 &#8211; 07 &#8211; 2011 &#124; Kapitalizm ve Demokrasi – ateşle barut gibi, yanyana var olmaları olanaklı değil. Biri var ise, öteki yok demektir. Kapitalizmin olduğu yerde, demokrasi göstermelik olur. Gerçek demokrasi ise, var olabilmesi için ”insanın esirleştiği, hor görüldüğü, sömürüldüğü tüm koşulları” ortadan kaldırmak zorundadır. Karl Marx’ın ”kategorik emrine” dayanan bu [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/07/kapitalizm-ve-demokrasinin-sinirlari/' addthis:title='Kapitalizm ve demokrasinin sınırları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir.jpg" rel="lightbox[8876]" title="muratcakir"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-975" title="muratcakir" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/muratcakir-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>MURAT ÇAKIR | 05 &#8211; 07 &#8211; 2011 | Kapitalizm ve Demokrasi – ateşle barut gibi, yanyana var olmaları olanaklı değil. Biri var ise, öteki yok demektir. Kapitalizmin olduğu yerde, demokrasi göstermelik olur. Gerçek demokrasi ise, var olabilmesi için ”insanın esirleştiği, hor görüldüğü, sömürüldüğü tüm koşulları” ortadan kaldırmak zorundadır.<span id="more-8876"></span></p>
<p>Karl Marx’ın ”kategorik emrine” dayanan bu tespitin ne denli geçerli olduğunu Yunanistan’daki son gelişmeler yeniden kanıtladı. IMF, AB ve Avrupa Merkez Bankası Yunanistan Parlamentosu’nun hükümranlığını ellerine geçirmiş durumdalar. Uluslararası malî piyasaların k‰rlarını güvence altına almak için ülkeyi yangın yerine çevirdiler.</p>
<p>Almanya’nın tanınmış gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’un baş makalesinde bu durum çok açık olarak belirtiliyor: ”Yunanistan belirli bir süre için sadece sınırlı bir demokrasi olacak. Yunanistan halkı kimi seçerse seçsin, gerçekte hiç bir şeyi değiştiremeyecek.” Baş yazar Michael Martens, Yunanistan hükümetinin ”AB içerisinde başka üye devletlerin vermediği kadar devlet egemenliğini terk ettiğini” vurgulayarak, demokrasinin rafa kaldırılmasını ”istikrar” için bir gereklilik olduğunu söylüyor.</p>
<p>Zaten Yunanistan hükümeti de farklı bir şey söylemiyor. Maliye Bakanı Evangelos Venizelos, ”biz, ancak bize söyleneni ve bize izin verileni yapıyoruz” diyerek, hükümetinin iflasını açıkladı bile. Peki, hükümet egemenlik haklarını niye terk ediyor? AB ve IMF’nin vereceği 12 milyar Avro’luk yardım için. Bu yardımın önkoşulu da ülke tarihinde görülmemiş bir sosyal yıkım ”paketini” yürürlüğe sokmak. Ve geçen Çarşamba günü yapılan oturumda 298 milletvekilinin 155’i dikte edilen koşulları kabul ederek, bizzat Yunanistan Parlamentosu ülkeyi uluslararası malî piyasaların boyunduruğu altına soktu.</p>
<p>Başbakan Giorgos Papandreou, kabul edilen ”paketin”, ülke ekonomisinin istikrarını ve büyümesini ”garanti altına alacağını” söylüyor. Hoş, söylemesi kolay. Kriz deneyimleri, istikrar ve büyümenin pek bir garantisinin olmadığını, ama faturanın her halük‰rda yoksul ve emekçi halk kesimlerine çıkartılacağını bilmem kaçıncı kez kanıtlamış durumda. Bu kez kabul edilen ”paketin” de etkisinin ne olacağını öngörmek için ekonomist olmaya gerek yok, çünkü verilen ”ilaç” hastayı kurtarmaktan çok, ölüm döşeğine yatıracak.</p>
<p>Aslına bakılırsa Yunanistan Parlamentosu’nun böylesi bir kararı alması zorunlu değildi. Çekirdek Avrupa da, IMF de Yunanistan’a, uluslararası malî piyasalara olan borçlarını ödeyebilmesi için yardım etmek zorunda olduklarını biliyorlar. Çünkü Yunanistan’ın borçlarını ödeyememesi, elbette ülkeyi zora düşürecekti, ama AB para birimi Avro’nun da temellerini çatırdatacak bir ”domino etkisi” de yaratacaktı. Bu nedenle Yunanistan Parlamentosu’nun aldığı karar AB ve IMF’de sevinçle karşılandı. Almanya şansölyesi Angela Merkel, kararın alınmasından 20 dakika sonra basının önüne çıkarak sevincini gösterdi.</p>
<p>Yunanistan halkı ise kararı kabullenmek istemediğini her gün sokaklarda gösteriyor. Parlamentodaki muhalif Yunanistan Komunist Partisi KKE, sol birlik partisi SYRIZA ve sendikalar, protestocularla birlikte hareket ediyorlar. Gerçi hükümet kararlı gibi gözüküyor, ama protestoların daha da yayılması olası. Umarım, Yunanistan halkının sokakları boşaltmama iradesi güçlü kalır ve hükümeti geri adım atmaya zorlayabilir. Artık bundan sonra neler olacağını önümüzdeki günler ve aylarda göreceğiz.</p>
<p>Ancak Yunanistan’a bakarken, özellikle Türkiye’de bazı gözlemcilerin yaptığı gibi, gizli gizli sevinerek ”oh olsun” ruh h‰line pek kapılmamak gerekir. Türkiye’nin carî açığı ve ”sıcak yabancı sermayenin” bir korku nöbeti sonrasında ülke dışına çıkması, başbakan Erdoğan’ın böbürlene böbürlene anlattığı yüzde 11’lik büyümeyi çok çabuk sonlandırabilir. O zaman, Arap sermayesini çekebilmek için ”din kardeşliği” safsatası da işe yaramayacaktır.</p>
<p>Artık Yunanistan’dan öğrenme vakti geldi. Yunanistan’daki gelişmelerin en önemli öğretisi, demokrasinin ancak halkın egemenliğinde gerçek demokrasi olabileceğidir. Gerçek demokrasinin olmadığı yerlerde de, yüzde 50 oy oranının dahi hükümet etmeye yetmeyebileceğidir.<br />
Yunanistan kaynıyor. Türkiye’de de illa böyle olacaktır demiyorum, ama illa demokrasi olacaksa, inatla ”sokağa” çıkmak gerekecek. Sınırlı demokrasiyle yetinmek isteyenler, hükümetlerin iyi niyetini bekleyebilir. Gerçekçi olanlar ise, kapitalizmde iyi niyetin işe yaramadığını, dönüşümlerin güç dengelerine bağlı olduklarını bilirler. Ve dünyada hiç bir gücün, örgütlü halkın direnişine karşı dayanamayacağını. İşte ”sokak” bu yüzden önemlidir.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/07/kapitalizm-ve-demokrasinin-sinirlari/' addthis:title='Kapitalizm ve demokrasinin sınırları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/07/kapitalizm-ve-demokrasinin-sinirlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

