
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Korkut Boratav</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/korkut-boratav/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Batı&#8217;da asabi ruh halleri</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/09/batida-asabi-ruh-halleri/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/09/batida-asabi-ruh-halleri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Sep 2011 18:11:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Korkut Boratav]]></category>
		<category><![CDATA[asabi]]></category>
		<category><![CDATA[batıda]]></category>
		<category><![CDATA[hâlleri]]></category>
		<category><![CDATA[ruh]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=9352</guid>
		<description><![CDATA[KORKUT BORATAV &#124; 12 &#8211; 09 &#8211; 2011 &#124; Bir hatırlatmayla başlayalım: Hem 1929’da, hem 2008’de iki önemli kriz dalgası Amerika’da patlak verdi. Amerikalılar birincisini büyük depresyon diye anarlar. İkincisini ise (bir benzetmeyle) büyük daralma (“great recession”) diye adlandırdılar. Son krizdeki “daralma” ne kadar “büyük”tür? Yani, milli gelirdeki düşmenin süresi ve oranı, gerçekten “büyük” mü [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/09/batida-asabi-ruh-halleri/' addthis:title='Batı&#8217;da asabi ruh halleri ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/01/korkutboratav.jpg" rel="lightbox[9352]" title="korkutboratav"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4098" title="korkutboratav" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/01/korkutboratav-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>KORKUT BORATAV | 12 &#8211; 09 &#8211; 2011 | Bir hatırlatmayla başlayalım: Hem 1929’da, hem 2008’de iki önemli kriz dalgası Amerika’da patlak verdi. Amerikalılar birincisini büyük depresyon diye anarlar. İkincisini ise (bir benzetmeyle) büyük daralma (“great recession”) diye adlandırdılar.<span id="more-9352"></span></p>
<p>Son krizdeki “daralma” ne kadar “büyük”tür? Yani, milli gelirdeki düşmenin süresi ve oranı, gerçekten “büyük” mü olmuştur?</p>
<p>ABD’de National Bureau of Economic Research, “daralma”nın takvimini tutar. Ve ekonomik daralmanın Aralık 2007’de başlayıp, Haziran 2009’da son bulduğunu, yani on dokuz ay sürdüğünü ilan etmiştir. 1945 sonrasındaki en uzun süren daralma budur.</p>
<p>Son kriz ABD’de ile sınırlı kalmadı; tüm dünyaya yayıldı. Bu nedenle, “daralma”nın uluslararası boyutuna da bakalım. Bu kriz metropolde yoğunlaşmış; milli gelir verilerini 2008-2009’da etkilemiş; gelişmiş ülkelerin tümü kapsandığında 2008’de sıfır büyüme; 2009’da ise yüzde 3.4 oranında küçülme gerçekleşmiştir. Çevre ekonomileri ise, “sadece yavaşlayanlar” ile “daralanlar” olmak üzere ikiye ayrılmışlardır. 2010’da ise milli gelir artışları hemen hemen istisansız tüm dünya coğrafyası için geçerli olmuştur.</p>
<p>Dünya kapitalist sisteminin merkezini en çok iki yıl etkileyen ve yüzde 3-4’lük bir küçülmeyle geçiştirilmiş görülen bir konjonktürü büyük daralma diye adlandırmak abartılı görülebilir. Ancak, madalyonun diğer yüzü de var: Krize yol açan temel etkenlerin olduğu gibi devam ettiği; canlanmanın özellikle bankaları kurtarmayı hedefleyen likidite pompalamasına dayandığı ortaya çıkmış; işsizlik de son iki yılda düzelmemiştir.</p>
<p>Giderek anlaşılmıştır ki, 2010 canlanmasının barutu hızla tükenmiştir ve Batı ekonomileri kriz öncesindeki büyüme oranlarına ulaşamayacaklardır. Bu iç karartıcı tabloya, Ağustos başından bu yana ABD ve AB’de borsaları, finans çevrelerini, hükümetleri serseme çeviren asabî ruh hallerini de etkileyelim. Metropol ekonomileri bir büyük daralma değil, çeşitli finansal gerilimler, krizler, bunalım-canlanma aşamaları içeren inişli-çıkışlı, bir büyük durgunluk dönemi içinden geçmektedirler. Ve 2011 sonbaharıyla birlikte yeni bir finansal çalkantı başlamaktadır.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p>Bu asabî ruh hallerinin ana nedenlerini kuşbakışı gözden geçirelim; özetleyelim:</p>
<p>* Kötümserliğin arka planında, tüm Batı ekonomilerinde canlanma konjonktürünün hızla son bulması yatıyor. 2011’in Nisan-Haziran dönemlerine ilişkin büyüme tahmini ABD’de aşağı çekildi. Avrupa’da sıfır civarında seyretmektedir. Öncü bir gösterge olan sanayi üretimi de Temmuz’dan itibaren ülkelerin çoğunda düşmektedir.</p>
<p>* Bu zafiyet ortamının temel nedeni, 2010’dan itibaren ABD’de ve Avrupa’da ekonomik yönetimlerin hemen hemen tamamen finans lobisinin önceliklerine teslim olması yatıyor. Ana slogan basittir: “Merkez bankaları bize ucuz ve bol likidite pompalasın; ama devlet harcamaları kısılsın…” Kamu açıklarını tırpanlamak, stratejik bir öncelik haline getirildi. “Büyük durgunluk”un reçetesi de böylece oluşturuldu. Krizin ilk dalgası içinde tüketimdeki gerilemeyi telafi eden kamu harcamaları, devlet borçlarında da astronomik artışlara yol açmıştı. Şimdi ise, temel amaç, devlet borç kâğıtlarındaki olası aşınmaları frenlemek; kısacası rantiye konumlu finans sermayesini korumaktır.</p>
<p>* Asabiyete yol açan bir diğer gelişme, Avro-bölgesinin zayıf halkalarında borç krizi biçiminde patlak verdi. Ulusal paralarını terk ettikleri için bu devletler, para basarak veya alacaklılarını şu veya bu biçimde “vergileyerek” borç yükünü hafifletme seçeneğini de yitirmişlerdi. Otuz küsur yıl boyunca Üçüncü Dünya’ya verilen reçete bu kez Almanya ve IMF aracılığıyla Yunanistan, İrlanda, Portekiz’de uygulandı; İspanya ile İtalya için de tartışılmaya başlandı: “Borç krizlerinin yükünü, tümüyle borçlulara yıkmak; alacaklıları gözetmek…” Yani, iç talebi, özellikle kamu harcamalarını kısarak yaratılan “fazla”yı, alacaklı ekonomilere, bankalara (ve “kurtarma operasyonları”nın parasını veren devletlere, IMF’ye) aktarmak…</p>
<p>* Ne var ki, “kemer sıkma” nedeniyle durgunlaşan, küçülen ekonomiler, geçmiş borçların anaparası bir yana, faizlerini dahi ödeyebilmek için yeniden borçlanmak zoruna düşerler. Finansal piyasalar da köşeye sıkışan ülkelerden giderek artan faiz oranları talep ederler. Böylece başlayan kısır döngünün belli bir aşamadan sonra yeni “kurtarma operasyonları” ile aşılması imkânsız hale gelmiştir. Listeye İspanya, İtalya gibi büyük ekonomilerin katılma olasılığı gündeme gelince, “yolun son bulduğunu”, Hollanda Maliye Bakanı De Jager (adeta Almanya adına konuşarak) açıkça ifade etmiştir: “Avro bölgesinda AAA derecesini koruyan son ülkeler, geri kalanların borçlarını üstlenemez. Tek çözüm yolu, bütçelerde kemer sıkmaktır.”</p>
<p>* Avrupa’nın zayıf halkaları “kemer sıkarak” durgunlaştıkça, küçüldükçe, borç senetleri değer yitirir. Fransa ve Almanya’nın büyük bankaları, “çöp değeri taşıyan” bu varlıkları (alacakları) nedeniyle çürükçü duruma düşerler. Aynen üç yıl öncesinin ABD bankaları gibi… ABD hazinesince (astronomik fonlarla) kurtarılan Amerikan bankaları gibi, bunlar da er-geç kendi devletleri tarafından kurtarılacaklardır; ama, bugünlerde likidite sıkıntıları artmıştır. Özellikle dolar pozisyonlarındaki açıklardan kaynaklanan sıkıntılar Amerikan bankalarına taşınmıştır. Kredi puan notunun düşürülmesiyle Amerika’da başlayan sinir bozukluğu, Avrupa’daki borç krizinin katkısıyla ağırlaşmaktadır. Üç yıl önce ABD’den Avrupa’ya yayılan finansal kriz, şimdi ters yönde bulaşmaya başlamıştır.</p>
<p align="center">* * *</p>
<p>Sermayenin metropol devletleri üzerindeki tahakkümü bugünkü biçimlerde, bu yoğunlukta sürdükçe, kapitalizm de bir büyük durgunluk içinde debelenecektir. Tek ışık belirtisi, halk sınıflarından başlayan direnme dalgalarının bir fırtınaya dönüşüp siyasi iktidarlara taşınma, yansıma olasılığıdır.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/09/batida-asabi-ruh-halleri/' addthis:title='Batı&#8217;da asabi ruh halleri ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/09/batida-asabi-ruh-halleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Krizden En Çok Etkilenen Ülkeler</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/04/krizden-en-cok-etkilenen-ulkeler/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/04/krizden-en-cok-etkilenen-ulkeler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2010 17:49:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korkut Boratav]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Çok]]></category>
		<category><![CDATA[en]]></category>
		<category><![CDATA[etkilenen]]></category>
		<category><![CDATA[krizden]]></category>
		<category><![CDATA[Ülkeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5046</guid>
		<description><![CDATA[KORKUT BORATAV &#124; 27 &#8211; 04 &#8211; 2010 &#124; “Krizden en az etkilenen ülke biz olduk.” Başbakan israr ederken, on iki kriz ayı (Ekim 2008-Eylül 2009) boyunca ekonominin yüzde 7.8 oranında küçüldüğü belirleniverdi. Böylece 2008-2009’da Türkiye’nin 1994 ve 2001’e göre daha ağır bir bunalımdan geçtiği de anlaşılmış oldu. Biraz da diğer ülkelere bakalım. IMF’nin bu [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/04/krizden-en-cok-etkilenen-ulkeler/' addthis:title='Krizden En Çok Etkilenen Ülkeler ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/01/korkutboratav.jpg" rel="lightbox[5046]" title="korkutboratav"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4098" title="korkutboratav" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/01/korkutboratav-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>KORKUT BORATAV | 27 &#8211; 04 &#8211; 2010 | “Krizden en az etkilenen ülke biz olduk.” <abbr>Başbakan</abbr> israr ederken, on iki kriz ayı (Ekim 2008-Eylül <abbr>2009</abbr>)  boyunca ekonominin yüzde 7.8 oranında küçüldüğü belirleniverdi. Böylece  2008-2009’da Türkiye’nin 1994 ve 2001’e göre daha ağır bir bunalımdan  geçtiği de anlaşılmış oldu.<span id="more-5046"></span></p>
<p>Biraz da diğer ülkelere bakalım. IMF’nin bu hafta yayımlanan Dünya  Ekonomik Raporu’nun verilerini kullanalım ve <abbr>milli gelir</abbr> hareketleri bakımından krizden en çok etkilenen <abbr>çevre</abbr> ekonomilerini ve Türkiye’nin durumunu mercek altına alalım.</p>
<p>IMF’nin kapsadığı 145 çevre ekonomisini şimdilik bir kenara bırakalım  ve Türkiye ekonomisiyle benzerlik taşıyan daha sınırlı bir  gruplaşmadan,  Institute <abbr>of</abbr> International  Finance’in “yükselen <abbr>piyasa</abbr> ekonomileri” olarak tanımladığı 28 ülkelik bir listeden hareket edelim.  Bu grup içinde de <abbr>petrol</abbr> ihracatçısı olmayan en büyük yirmi ekonomi arasında bir karşılaştırma  yapalım. Bu ülkeler Afrika’dan <abbr>Güney Afrika</abbr> ve <abbr>Mısır</abbr>;  Avrupa’dan <abbr>Macaristan</abbr>,  <abbr>Polonya</abbr>, <abbr>Romanya</abbr> ve  Türkiye; Asya’dan Çin, <abbr>Hindistan</abbr>,  <abbr>Endonezya</abbr>,  <abbr>Filipinler</abbr>,  Malezya ve Tayland; Latin Amerika’dan <abbr>Arjantin</abbr>,  <abbr>Brezilya</abbr>, <abbr>Şili</abbr>, <abbr>Kolombiya</abbr>,  <abbr>Meksika</abbr> ve  Peru’dur.</p>
<p>Krizin etkilerini, milli gelir hareketlerini esas alan üç farklı  ölçümle karşılaştıracağız. Bunu,  üç ayrı tabloda, krizden en çok  etkilenen beşer ülke üzerinde odaklaşarak  ve diğerlerine de kısaca  değinerek yapacağız.</p>
<p>***</p>
<p>İlk tablo, krizin iki yılında (2008-2009’da) ortalama <abbr>büyüme</abbr> hızları bakımından en olumsuz etkilenen beş ülkeyi veriyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/04/20082009_Ortalama_Buyume_Hizi.png" rel="lightbox[5046]" title="20082009_Ortalama_Buyume_Hizi"><img class="size-full wp-image-5047 aligncenter" title="20082009_Ortalama_Buyume_Hizi" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/04/20082009_Ortalama_Buyume_Hizi.png" alt="" width="297" height="136" /></a></p>
<p><img src="file:///C:/Users/Destan/AppData/Local/Temp/moz-screenshot-1.png" alt="" /> <img src="file:///C:/Users/Destan/AppData/Local/Temp/moz-screenshot.png" alt="" /></p>
<p>Kriz, çevre ülkelerini 2008’in sonlarına doğru etkiledi; bu nedenle o  yıl küçülen değil, büyüme hızı düşen ekonomiler söz konusu oldu.  Türkiye’nin yüzde birin altındaki (%0.7) büyüme hızını hatırlatalım.   2009’da ise kapsanan ülkelerden onunda (örneğin Türkiye’de yüzde 4.7  oranında) küçülme; diğerlerinde ise yavaşlama (aşağı çekilen büyüme  oranı) gözlenmişir. Tablo bu ölçüte göre 2008-2009’da krizden en çok  etkilenen beş ülkeyi veriyor. İki yıl ortalaması dördünde negatif  büyümedir; yani, “küçülme”dir ve Türkiye yirmi ülkenin içinde krizden en  çok etkilenen üçüncü ülkedir.</p>
<p>2008-2009 büyüme hızları sıralamasının diğer (yani “en az  etkilenenler”) ucundaki beş ülke ise (yüzde 5’i aşan ortalama büyüme  ile) Çin, Hindistan, Mısır, Peru ve Endonezya’dır.</p>
<p>***</p>
<p>İkinci olarak, krizin ekonomiye taşıdığı şoku (küçülmeyi,  yavaşlamayı) kriz öncesindeki büyüme hızıyla karşılaştırıyoruz. Bunun  için 2008-2009’daki ortalama  büyüme hızını, 2007’deki büyüme oranından  çıkarıyoruz. Aşağıdaki tablo bir önceki yıla (2007’ye) göre büyüme  farkları bakımından krizden en çok etkilenen beş ülkeyi veriyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/04/Buyume_Hizlari_Arasinda_Fark.png" rel="lightbox[5046]" title="Buyume_Hizlari_Arasinda_Fark"><img class="size-full wp-image-5048 aligncenter" title="Buyume_Hizlari_Arasinda_Fark" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/04/Buyume_Hizlari_Arasinda_Fark.png" alt="" width="283" height="145" /></a></p>
<p>Bu ölçüte göre, 2007’deki yüzde 4.7 oranındaki büyümeden 2008-2009’da  ortalama yüzde 2 oranında küçülmeye geçen Türkiye, 6.7’lik puan kaybı  ile krizden  en çok etkilenen ülkeler sıralamasında (Çek Cumhuriyeti’nin  ardından ) ikinci geliyor.  Sıralamanın diğer (yani “en az  etkilenenler”) ucundaki beş ülke ise (eksi 1.2 ile eksi 3.5 arasında  değişen “büyüme hızı farkları” ile) Endonezya, Mısır, Hindistan, Polonya  ve Şili’dir. 2007’deki yüzde 13’lük büyüme hızı, 2008-2009’da yüzde  9.1’e düşen Çin 3.9’luk “puan kaybı” ile ortalarda yer alıyor.</p>
<p>***</p>
<p>Son olarak kriz ile kriz öncesi arasındaki farkı, “bir önceki yıl”  yerine, 2002-2007’nin ortalama büyüme hızlarını kullanarak belirliyoruz.  2002-2007, dünya ekonomisinin canlılık dönemidir ve kriz yıllarıyla  yapılacak bir karşılaştırmada 2007 yerine dönem ortalamasının  kullanılması daha anlamlı olabilir. Aşağıdaki tablo bu ölçüte göre  krizden en çok etkilenen beş ülkeyi veriyor.</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/04/Kriz_Oncesi_Kriz_Sonrasi.png" rel="lightbox[5046]" title="Kriz_Oncesi_Kriz_Sonrasi"><img class="size-full wp-image-5049 aligncenter" title="Kriz_Oncesi_Kriz_Sonrasi" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/04/Kriz_Oncesi_Kriz_Sonrasi.png" alt="" width="296" height="144" /></a></p>
<p>Türkiye, 2008-2009’da yüzde 2 küçülmüş; önceki altı yıl içinde  ortalama yüzde 7.1 oranındaki büyümüştür. Bu iki oran arasındaki fark  bakımından (-9.1 ile) Türkiye, kapsanan yirmi çevre ekonomisi içinde  krizden en çok etkilenen ülke olmaktadır. Bu ölçüte göre “en az  etkilenen ülkeler” sıralaması ise, Mısır, Endonezya, Peru, Polonya ve  Brezilya ile başlamaktadır. 2002-2007’de çok hızlı büyümüş olmalarına  rağmen krizdeki yavaşlama tempolarını sınırlayabilen Çin ve Hindistan  (büyüme farkı bakımından) bunların hemen ardında yer almaktadırlar.</p>
<p>***</p>
<p>Milli gelir hareketlerini kullanan üç karşılaştırmanın hepsinde  Türkiye, en çok etkilenen beş ülkeden biri olarak (Çek Cumhuriyeti ve  Macaristan’la birlikte)  yer alıyor. Karşılaştırmanın kapsamını  genişletelim ve IMF’nin “gelişmekte olan, yükselen, yeni sanayileşen”  nitelemesine giren 145 ülke üzerinde hızlı bir tarama yapalım. 2008-2009  büyüme ortalaması bakımından Türkiye’den “daha kötü” durumda olan  sadece on dört ülke belirleniyor. Üç Baltık ülkesi, <abbr>Ukrayna</abbr>,  <abbr>Ermenistan</abbr> ve ilk tabloda yer alan Macaristan ve Meksika dışındakiler <abbr>Grenada</abbr>,  Bahama’lar gibi “minicik” veya Zimbabwe gibi istisnaî ülkelerden  oluşuyor.</p>
<p>“Teğet geçti” savının saçmalığını böylece bir kez daha göstermiş  oluyoruz.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/04/krizden-en-cok-etkilenen-ulkeler/' addthis:title='Krizden En Çok Etkilenen Ülkeler ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/04/krizden-en-cok-etkilenen-ulkeler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bunalımın Siyasi Sonuçları Üzerine</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/01/bunalimin-siyasi-sonuclari-uzerine/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/01/bunalimin-siyasi-sonuclari-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 01 Jan 2010 21:01:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Korkut Boratav]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[bunalımın]]></category>
		<category><![CDATA[siyasi]]></category>
		<category><![CDATA[sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4097</guid>
		<description><![CDATA[KORKUT BORATAV &#124; 01 &#8211; 01 &#8211; 2010 &#124; Sıradan bir ekonomik krizden değil, kapitalizmin bunalımından geçmekte olduğumuz ortadadır. Otuz yıl önce “başka seçenek yok” sloganıyla “ulusal” sınırlar içinde sermayenin önüne konmuş olan engelleri “serbest piyasa” veya neoliberalizm yaftaları altında adım adım tasfiye ettiler. Yirmi yıl önce de sermayenin dünya çapındaki sınırsız hegemonyasına, küreselleşme terimi aracılığıyla saygınlık [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/01/bunalimin-siyasi-sonuclari-uzerine/' addthis:title='Bunalımın Siyasi Sonuçları Üzerine ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/01/korkutboratav.jpg" rel="lightbox[4097]" title="korkutboratav"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4098" title="korkutboratav" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/01/korkutboratav-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>KORKUT BORATAV | 01 &#8211; 01 &#8211; 2010 | Sıradan bir ekonomik krizden değil, kapitalizmin bunalımından geçmekte olduğumuz ortadadır. Otuz yıl önce “başka seçenek yok” sloganıyla “ulusal” sınırlar içinde sermayenin önüne konmuş olan engelleri “serbest piyasa” veya neoliberalizm yaftaları altında adım adım tasfiye ettiler.<span id="more-4097"></span></p>
<p>Yirmi yıl önce de sermayenin dünya çapındaki sınırsız hegemonyasına, küreselleşme terimi aracılığıyla saygınlık kazandırmaya çalıştılar. Serbest piyasa ve küreselleşme ikilisini, yoksulluğu, azgelişmişliği, eşitsizliği yok edecek büyülü bir anahtar olarak pazarladılar. Sonunda bir bilanço çıkarıldı ve “cennetin anahtarları” olarak sunulan modelin, kapitalizmin altın çağıyla (1950-1975 ile) karşılaştırıldığında, birkaç ülke istisnası dışında her yerde büyüme oranlarını aşağıya çektiği; istisnasız her coğrafyada eşitsizlikleri ve sömürü oranlarını artırdığı belirlendi. 2008-2009 bunalımı ise, kapitalist sistemin egemen ve yönetici sınıf ve katmanlarının çok yoğun bir çürüme içinde olduklarını ortaya koydu.</p>
<p>Bu olgular ve saptamalar, kapitalizmin meşruiyetinin dayanaklarını ortadan kaldırmıştır ve krizi bir sistem bunalımı haline getirmiştir. Bu algılama yaygınlaşınca, kapitalizmin aşılması gündeme gelecektir. Egemen çevreler de durumun, tehlikenin farkındalar. Sistemi hedef alan, köktenci bir eleştiri söyleminin oluşmaması, sistem-dışı siyasi akımların yeni bir dalga halinde yeşermemesi için özel çaba sarfediyorlar.</p>
<p>Sistemi hedef alan bir muhalefet, ara-aşamalardan geçmeden yeşeremez. Önce ekonomik bunalımın kısa dönemli siyasi yansımalarını izlemek gerekir. Büyük ekonomik bunalımların siyasete taşınması tek yönlü değildir. Bir önceki büyük bunalımın siyasi yansımalarını hatırlayalım: 1929’u izleyen on yıl içinde Almanya, İtalya, Doğu-Orta Avrupa faşizme sürüklenmiş; Fransa, Halk Cephesi ile, ABD ise “New Deal” sayesinde emekten yana dönüşümlere yönelmişti.</p>
<p>İki kriz yılında (2008-2009’da) gözlenen siyasi değişimler hangi doğrultudadır? Metropol ekonomilerinde sistem-karşıtı hareketlerin önem kazanması henüz gündemde değildir. Radikalleşmeyi emperyalist sitemin çevresinde aradığımızda Latin Amerika öncelik taşıyor. Zira, 21. yüzyılın başlarından itibaren sermayenin tahakkümüne sınıf-tabanlı muhalefet çizgileriyle karşı çıkan ve bu direnmeyi iktidara taşıyan deneyimlerin çoğu, o coğrafyada gerçekleşmektedir. “Başka bir dünyanın mümkün olduğu” algılamasını geleneksel-sol çizgilerle birleştiren Latin Amerika’daki siyasi hareketlerin, uluslararası bunalım koşullarındaki kaderi bu bakımdan önemlidir.</p>
<p>Dünyada olup bitenleri yakından ve anti-emperyalist bir perspektiften izleyen ünlü sosyal bilimci Immanuel Wallerstein, Temmuz’da Honduras’ta gerçekleşen darbeyi, Latin Amerika’daki siyaset rakkasının ABD desteğiyle sağa savrulmasının başlangıç tarihi olarak yorumlamıştı.</p>
<p>Honduras’taki gelişmeler Wallerstein’in kötümser öngörüleri doğrultusunda gerçekleşti. Başlangıçta Latin Amerika’nin (sağcılar dahil) tüm hükümetlerinin tepkisini izleyerek darbeye karşı çıkan Obama yönetimi, daha sonra tavır değiştirdi; darbecilerin yaptırdığı Başkanlık seçiminin meşruiyetini kabul etti ve Honduras’ın sola dönük bir yol izlemesinin önünü tıkadı.</p>
<p>Sonraki aylarda “Latin Amerika’da siyaset rakkası sağa mı savruluyor?” sorusuna ışık tutacak üç seçim yapıldı. Şili’deki Başkanlık seçiminin ilk turunda sağ cephe yüzde 44 oyla, orta-sol Concertacion cephesinin yüzde 30’luk oyuna fark yaptı. 17 Ocak’ta yapılacak ikinci tur seçimlerde sosyalist Bachelet’nin, Başkanlığı sağcı Pinera’ya devredip devretmeyeceği, ilk turda oyların yüzde 26’sını toplayan iki solcu adayın seçmenlerinin tavrına bağlıdır. Ayrıca, Şili’deki Concertacion cephesi, Latin Amerika solculuğunun en ılımlı kanadında yer almaktadır ve 2009-2010 Başkanlık seçimlerine Hristiyan-Demokrat Parti’den (eski Başkan) Eduardo Frei’i aday göstermişti. Bu bakımdan dönek komünistlerle Hristiyan-Demokratları birleştiren İtalya’daki Demokrat Parti oluşumuna benzemektedir.</p>
<p>Buna karşılık Bolivya ve Uruguay’daki Başkanlık seçimleri radikal solun zaferleriyle sonuçlandı. Sınıf çatışmalarının bir hayli keskinleştiği Bolivya’da Evo Morales, bir önceki seçimlerdeki yüzde 54’lük oy oranını yüzde 64’e çıkararak kesin bir zafer kazandı. Üstelik, Morales’in Sosyalizme Geçiş Hareketi, 130 üyeli parlamento çoğunluğunu da 72’den 88’e çıkararak üstünlüğünü pekiştirdi.</p>
<p>Uruguay’da ise yeni Başkan, kırk yıl öncesinin Tupamaros hareketinin gerillalarından biri olan Jose Mujica’dır. Askeri dikta döneminde 14 yıl hapis yatmış olan Mujica, tüm sol partileri kucaklayan Geniş Cephe’nin adayı olarak sağcı adaya dokuz puanlık bir fark yaptı ve Uruguay’daki sol yönetimin artan bir destekle devamını sağladı.</p>
<p>Öyle görülüyor ki, Wallerstein’in kötümser öngörülerinin aksine, Latin Amerika’da siyaset rakkası henüz sağa savrulmamıştır. Krizlere ve emperyalist hegemonyaya dinci reflekslerle yanıt veren veya bu reflekslerle baş etmeye çalışan Müslüman dünyasını (ve giderek bu dünyaya benzeyen Türkiye’yi) bir yana bırakırsak, Çin ve Hindistan’daki (belli ölçülerde de Güney Afrika’daki) gelişmeler büyük önem taşıyacaktır. Bu ülkelerdeki halk mücadelelerinin iktidarlara yansıması, kapitalizmin krizinin siyasi sonuçlarını da biçimlendirecektir.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/01/bunalimin-siyasi-sonuclari-uzerine/' addthis:title='Bunalımın Siyasi Sonuçları Üzerine ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/01/bunalimin-siyasi-sonuclari-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

