
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; İsmail Beşikçi</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/ismail-besikci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>“Kürd ve Zaza“ tabiri yanlıştır</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/06/%e2%80%9ckurd-ve-zaza%e2%80%9c-tabiri-yanlistir/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/06/%e2%80%9ckurd-ve-zaza%e2%80%9c-tabiri-yanlistir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2011 06:52:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kurd]]></category>
		<category><![CDATA[tabiri]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[yanlıştır]]></category>
		<category><![CDATA[zaza]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=8649</guid>
		<description><![CDATA[İSMAİL BEŞİKÇİ &#124; 16 &#8211; 06 &#8211; 2011 &#124; BİLGESAM olarak bilinen bir kurum var. Bilge Adamlar, Stratejik Araştırmalar Merkezi. Bu kuruma, emekli bakanlar ve generaller, emekli yargıçlar, profesörler vs. üye oluyor. Dışişleri Eski Bakanı ve em. Büyükelçi İlter Türkmen, MİT Eski Müsteşarı Sönmez Köksal, Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, bu kurumun üyelerinden [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/06/%e2%80%9ckurd-ve-zaza%e2%80%9c-tabiri-yanlistir/' addthis:title='“Kürd ve Zaza“ tabiri yanlıştır ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[8649]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>İSMAİL BEŞİKÇİ | 16 &#8211; 06 &#8211; 2011 | BİLGESAM olarak bilinen bir kurum var. Bilge Adamlar, Stratejik Araştırmalar Merkezi.</p>
<p>Bu kuruma, emekli bakanlar ve generaller, emekli yargıçlar,  profesörler vs. üye oluyor. Dışişleri Eski Bakanı ve em. Büyükelçi İlter  Türkmen, MİT Eski Müsteşarı Sönmez Köksal, Yargıtay Onursal Başkanı  Prof. Dr. Sami Selçuk, bu kurumun üyelerinden üçü.<span id="more-8649"></span></p>
<p>BİLGESAM, Kürdistan’da 17 il ve İstanbul ve Mersin’de, “Kürtler ve  Zazalar Ne Düşünüyor? Ortak Değer ve Sembollere Bakış” araştırması  yapmış.19 Ocak 2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde araştırmanın  bulgularıyla ilgili bir haber yayımlandı..Araştırmada “Kürdler ve  Zazalar” şeklinde bir ayrım var. Örneğin, “Kürtlere bağımsızlık  verilmesi, Kürt sorunu için çözüm müdür” sorusuna Kürt kökenliler % 9.9  çözümdür yanıtını veriyor. Zazaların ise 7.8, Kürdlere bağımsızlık  verilmesinin sorunu çözeceğini düşünüyor.” Bu yazı, araştırmanın  bulgularının tartışılmasıyla ilgili değil. “Kürdler ve Zazalar  söylemiyle ilgili.</p>
<p>Anketteki bütün sorularda ve değerlendirmelerde, “Kürdler-Zazalar” şeklinde bir ayrım var.</p>
<p>Bulguların genel olarak değerlendirilmesinde de böyle bir ayrım var.</p>
<p>BİLGESAM’ın bu tutumu üzerine düşüncelerimi açıklamak istiyorum.  “Zazalar ve Kürdler” söylemi yeni bir söylem değil. Devlet-hükümet,  resmi ideoloji, Kürdler arasında böyle bir ayrım oluşturmaya çalışıyor.  Halbuki Zazalar Kürdler’den ayrı bir etnik grup değildir. Zazalar  Kırmancki konuşan Kürdlerdir. “Kürd ve Zaza“ tabiri yanlıştır. “Kurmanc  ve Zaza Kürdleri” denebilir.</p>
<p>Kurmanc ve Zaza Kürdleri’nden 18 aydın, 20 Aralık 2010 da, bir  bildiri yayımlamıştı. 18 Kürd aydını “Kürd ve Zaza söylemini protesto  ediyoruz” diyordu Bu bildiride şöyle söyleniyor:</p>
<p>“Kürt ve Zaza” Söylemini Protesto Ediyoruz!</p>
<p>Türkiye’de Kürt grupları söz konusu olduğunda “Kurmanc ve Zaza Kürtleri” denilebilir fakat “Kürt ve Zaza” tabiri yanlıştır.</p>
<p>TC, kuruluşundan beri Kürtleri inkâr etmiştir. Bununla yetinmemiş,  Kürt dili ve kültürünü yasaklamış, güce/zora dayalı politikalarla her  türlü baskıyı kullanarak Kürtleri Türkleştirmeye çalışmıştır. 2000’li  yılların başından itibaren, AB katılım süreci sayesinde Türkiye’de  nispeten demokratik bir ortam gelişmiş olsa da, devletin Kürtlere  yönelik temel politikası ve davranışında herhangi bir değişiklik  olmamıştır. Aksine, devletin, Kürtlere yönelik politikası daha da  çeşitlenmiş, sinsileşmiştir. Örneğin, Kürtler’in toptan inkârından  vazgeçilmiş, Kürtlerin varlığı “söz”de kabul edilmişken, bu kez,  Kürtleri parçalayıcı söylemler kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Başbakan R. T. Erdoğan, 18.12.2010 tarihinde Muş’ta yaptığı konuşmada  “Nasıl ki Alparslan’ın ordusunda omuz omuza verdiysek, nasıl ki  Malazgirt’te Türk’üyle, Kürt’üyle, Arap’ıyla, Za-za’sıyla birlikte şehit  olduysak, aynı ufka beraber baktıysak yine beraber bakıyoruz.” diyerek,  Kürt toplumsal gruplarından Zazaları (Kırd, Kırmanc, Dımıli) Kürtlerden  ayrı bir etnik grup olarak tanımlamaya, böylece Kürt milletini  parçalamaya çalıştığı apaçıktır.</p>
<p>Erdoğan, daha önce de bu söylemi kullanmıştı. Örneğin, Gever’de  (Yüksekova), Kasım 2008’de yaptığı konuşmada, “Kardeşlik hukukumuzu  kimse zedeleyemez. Türk’üyle, Kürd’üyle, Zazası, Çerkez’i, Boşnak’ıyla  tüm etnik kökendeki insanımız kardeştir, gönüldaştır, vatandaştır. Benim  Türk kökenli vatandaşımın Türklüğüyle övünmek hakkıdır.” demişti.</p>
<p>Oysa nasıl ki “Türkler ve Oğuzlar” diye bir tabir olmayacaksa “Kürt  ve Zaza” diye bir tabir de yoktur. “Kürt” tabiri, Zaza (Kırd, Kırmanc,  Dımıli), Kurmanc (Kırdas, Behdini), Soran (Mukri), Goran (Hewraman) ve  Lur (Kelhur, Lek, Feyli, Bahtiyari)” toplumsal grupların millet adıdır,  tüm grupların ortak adıdır, “Kürtçe” kavramı da bütün bu lehçelerin  ortak adıdır.</p>
<p>Şu an TC idari sınırları içerisinde kalan Kuzey Kürdistan’da  Kürtçe’nin iki lehçesi olan Kurmancca ve Zazaca konuşulmaktadır;  dolayısıyla Kurmanc ve Zaza Kürtleri vardır. Bundan dolayı, Türkiye’de  Kürt grupları söz konusu olduğunda “Kurmanc ve Zaza Kürtleri”  denilebilir fakat “Kürt ve Zaza” tabiri yanlıştır.</p>
<p>Dışarıdan dayatmacı bir şekilde “Zaza” diye tabir edilen Kürt  toplumsal grubunun çok az bir kesimi kendilerini “Zaza” olarak  adlandırıyor. Bu grubun büyük çoğunluğu kendilerini “Kırd” konuştukları  lehçeyi de “Kırdki” olarak, yine, önemli bir kesimi kendilerini  “Kırmanc” konuştukları lehçeyi de “Kırmancki”, bir kısmı da kendilerini  “Dımıli” konuştukları lehçeyi de “Dımılki” olarak adlandırıyor.  Bunlardan, “Zaza” ve “Dımıli” adları boy veya aşiret adlarıdır.</p>
<p>Bu grupların tümü, millet olarak kendilerini “Kürt” konuştukları dili  de “Kürtçe” olarak tanımlıyor. Bunlar, yeni keşfedilen bilgiler  değildir, yüzyıllardır bilinen gerçeklerdir. Bunu, Türk devlet  yetkilileri en iyi biliyordur. Ama inkârcı, asimilasyoncu, imhacı,  çürütücü politikaları gereği Kürtleri millet olarak bölen, parçalayan  tabirleri bilinçli olarak kullanmaktalar.</p>
<p>Türk devletinin Kürtlere yönelik politikası çerçevesinde devlet  yetkililerinin bu tür millet-bölücü tabirleri kullanmalarını protesto  ediyoruz.” ( zazaki.net 20 Kanunê 2010)</p>
<p>18 Kürd aydınını bu tutumunun, protestosunun, önemli olduğu  kanısındayım. Düşün özgürlüğünü teorik olarak savunmak elbette  önemlidir. Ama, daha önemli olan düişün özgürlüğünü Türkiye ortamında,  Kürt sorunu bağlamında savunmaktır. Zazaki.net de bu konuyla ilgili öbür  yazılara bakmakta da yarar var.</p>
<p>1950’lerde, 60’larda, 1970’lerde, 80’lerde, 90’larda, Kürdlerden,  Kürdçe’den söz edenler çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşı  karşıya kalırlardı. Kürdlerden ve Kürdçe’den söz eden Kürd aydınları ve  öbür araştırmacılar hakkında “Türk ulusunu bölüyor.” iddiasıyla davalar  açılırdı. Davalar, genellikle mâhkumiyetle sonuçlanırdı. Kürtlüğünü  inkâr eden, Türk olduğunu söyleyen “Kürdler” ise baştacı edilirdi.</p>
<p>Bugün, BİLGESAM’ın yaptığı tam da budur. BİLGESAM Kürd milletini  bölmek için yoğun bir çaba içindedir. 18 Kürd aydınını bildirisinde de  var, “Türkler ve Oğuzlar” demek doğru mudur? Kürdlerin bu anlayışa karşı  tepkileri elbette biliniyor. 18 Kürd aydınının tepkisi de biliniyor.  Ama, kendi öz kimliğini arayan, bunun için mücadele eden Kürd aydınları,  sömürgeci devletin bürokratik aydınları tarafından hiç önemsenmez.  Onlar yok farzedilir, görmezlikten gelinir. “Kürdler ve Zazalar” söylemi  sürdürülür.</p>
<p>Bilim düşün özgürlüğü ortamında üretilen bir düşün yöntemidir. Bilim  ortamı ancak, düşün özgürlüğünün kurumlaştığı bir siyasal sistemde  oluşur. Düşün özgürlüğü, özgür eleştiri sınırsız olmalıdır. Başkalarına  hakaret etmek, ayrımcılık yapmak, elbette, bilimsel çalışmaya dahil  değildir. Ama, kendilerine “Bilge adamlar” diyen BİLGESAM üyelerinin pek  çoğunun, geçmişte, bilim yöntemini, özgür düşünceyi, özgür eleştiriyi  savundukları hiç görülmemiştir. Prof Dr. Sami Selçuk’un, Yargıtay  Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı’ykenki tutumuna bakmakta yarar var  kanısındayım. Eğer, hüküm mahkemesinden gelen mâhkumiyet kararı Kürt  sorunuyla ilgili bir yazıdan/ kitaptan dolayıysa, öbür yargıçlar gibi  Sami Bey de hükmü onardı Eğer yazı Kürt sorunuyla ilgili değilse, öbür  yargıçlar hükmü onasa bile onama kararına katılmadığına dair bir karşı  oy yazısı koyardı.</p>
<p>Daha düne kadar emekli generaller, Kürtler’in Türklüğü’nü yazarlardı.  Kürtlerin Türk, Kürtçe’nin aslının Türkçe olduğunu isbat etmeye  çalışırlardı. Emekli yargıçlar, bir kısım emekli bürokratlar da aynı işi  yaparlardı. Yargıçlar, görevlerini yürüttükleri sıralarda, “Kürdlerden,  Kürtçe’den söz ederek Türk Ulusu’nun milli duygularını rencide ediyor,  Türk milletini bölmeye çalışıyor…” diyerek mahkumiyet kararı verirlerdi.  BİLGESAM üyelerinin bu tutumlarıyla ilgili olarak hiçbir özeleştiri  yapmamış olmaları dikkate değer bir konudur. Günümüzde bunlar artık  söylenemiyor. Bunların söylenememesi mücadelenin getirdiği fiili bir  kazanımdır. Bunun yakın bir zaman içinde kağıda geçmesi, hukuki bir  gerçeklik kazanması olası görülmüyor. Fiili bir kazanım olarak kalacak.  Ama bu sefer de “Kürdler ve Zazalar diyerek Kürd Milletini bölmenin yolu  aranıyor.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/06/%e2%80%9ckurd-ve-zaza%e2%80%9c-tabiri-yanlistir/' addthis:title='“Kürd ve Zaza“ tabiri yanlıştır ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/06/%e2%80%9ckurd-ve-zaza%e2%80%9c-tabiri-yanlistir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avrupa’da Kürd Karşıtlığı Nasıl Gelişti?</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/05/avrupa%e2%80%99da-kurd-karsitligi-nasil-gelisti/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/05/avrupa%e2%80%99da-kurd-karsitligi-nasil-gelisti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 May 2011 19:59:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[avrupada]]></category>
		<category><![CDATA[gelişti]]></category>
		<category><![CDATA[karşıtlığı]]></category>
		<category><![CDATA[kurd]]></category>
		<category><![CDATA[nasil]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=8034</guid>
		<description><![CDATA[İSMAİL BEŞİKÇİ &#124; 10 &#8211; 05 &#8211; 2011 &#124; Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Milletler Cemiyeti döneminde Ortadoğu’nun nasıl düzenlendiği önemli bir konudur. 1920’lerde başlayan bu dönemin başta gelen konularından biri Kürdlerin ve Kürdistan coğrafyasının bölünmesi, parçalanması ve paylaşılmasıdır. Bu dönemde, Güney Kürdistan’da Kürdler, bağımsız Kürdistan için mücadele ediyorlardı. Örneğin, Şeyh Mahmut Berzenci “Ben Kürdistan kralıyım” [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/05/avrupa%e2%80%99da-kurd-karsitligi-nasil-gelisti/' addthis:title='Avrupa’da Kürd Karşıtlığı Nasıl Gelişti? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[8034]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>İSMAİL BEŞİKÇİ | 10 &#8211; 05 &#8211; 2011 | Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Milletler Cemiyeti döneminde Ortadoğu’nun nasıl düzenlendiği önemli bir konudur. 1920’lerde başlayan bu dönemin başta gelen konularından biri Kürdlerin ve Kürdistan coğrafyasının bölünmesi, parçalanması ve paylaşılmasıdır.</p>
<p><span id="more-8034"></span> Bu dönemde, Güney Kürdistan’da Kürdler, bağımsız Kürdistan için mücadele ediyorlardı. Örneğin, Şeyh Mahmut Berzenci “Ben Kürdistan kralıyım” diyor, Büyük Britanya’dan kendisini Kürdistan Kralı olarak tanımasını istiyordu. Bu yıllarda dünyaya nizam veren emperyal devletler, Büyük Britanya ve Fransa ise, değil bağımsız bir Kürdistan’ı sömürge bir Kürdistan’ı bile düşünmediler. Örneğin, Büyük Britanya’ya bağlı Irak, Ürdün, Filistin, Fransa’ya bağlı Suriye, Lübnan mandaları (sömürgeleri) kurulurken, bir Kürdistan mandası (sömürgesi) kurulmadı. Kürdler ve Kürdistan, bölündü, parçalandı ve paylaşıldı. Kürdler hiçbir siyasal statünün sahibi olmadı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Ortadoğu ve Kuzey Afrika düzenlenirken Arap coğrafyası ve Araplar da bölündü. Ama, Araplar, ayrı ayrı mandalar, krallıklar, prenslikler olarak bölündüler. Bu kavramların hepsi de bir siyasal statüyü gösteriyordu. Kürdlerse, şunca büyük nüfusuna rağmen, şunca büyük bir ülkeye, coğrafyaya rağmen hiçbir siyasal statüye sahip değildir. Statüko Kürdler için böyle kurulmuştur. Kürdler, uluslarası planda tanınan bir statüye sahip değildir. Bugün Basra Körfezi’nden Atlas Okyanusu’na kadar, 22 Arap devleti var. Filistin Arap Devleti ile bu sayı 23 olacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün, uluslar arası politikada Kürdlerin adı, sadece “terör” konuşulurken geçiyor. Hak, hukuk, özgürlük denildiği zaman Kürdlerin adı geçmiyor. Birleşmiş Milletler’de, Avrupa Konseyi’nde, Avrupa Birliği’nde, İslam Konferansı’nda, İslam Kalkınma Örgütü’nde, Avrupa Güvenlik Ve İşbirliği Teşkilatı’nda, Kürdler, “terör” kavramlarıyla anılıyor.</p>
<p>“Terörist” kavramı, kanımca sadece Kürdler için kullanılıyor. El Kaide, Taliban, Hizbullah, Hamas gibi örgütler, “direnişçi” kavramıyla anılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kürdlere karşı geliştirilen böl-yönet-yoket politikasının düşünülmesinde, tasarlanmasında ve</p>
<p>yaşama geçirilmesinde İngiltere ve Fransa gibi döneme damgasını vuran iki büyük emperyal devletin büyük rolü vardır. Bu iki emperyal devlet, Ortadoğu’daki, Türk, Arap ve Fars yönetimleriyle işbirliği yaparak Kürdlere karşı böyle bir süreci gerçekleştirmişlerdir. Bu Kürdlerde, bir insanın iskeletinin parçalanması gibi, beyninin dağılması gibi bir etki yaratmıştır. Birinci Dünya Savaşı sonlarında, Kürdlerin, dünyanın iki güçlü emperyal devleti ve Ortadoğu’nun iki güçlü, köklü devleti, Osmanlığı İmparatorluğu’nun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti ve İran İmparatorluğu’nun devamı olan Yeni İran Şahlığı ile karşı karşıya olduğu çok açıktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İngiltere ve Fransa, 1920’lerde, Kürdlere karşı neden bu kadar acımasız olabilmiştir? 11-12 Mart 2006 günlerine, İstanbul’da, Bilgi Üniversitesi’nde, Türkiye’nin Kürd Meselesi konulu bir sempozyum düzenlenmişti. Bu sempozyumda, ben de “Ana Sorun Nedir? başlığı altında bir tebliğ sunmuş yukarıda anlatmaya çalıştığım konuları konuşmuştum. Bu konuşmadan sonra gazeteci yazar ali Bayramoğlu, bana bir soru sormuştu. Bu, “Avrupa, Avrupa’nın, dünyanın büyük devletleri neden, Kürdlere karşı böyle bir politika izlemişler…?” şeklinde bir soruydu. Bu soruya, 12-13.yüzyıla, haçlı Seferleri’ne, giderek, Selahattin Eyyubi’den söz ederek cevap vermeye çalıştım. Avrupalılar, Haçlıları durdurmasından dolayı, Selahattin Eyyubi’den, Kürdlerden uzak duruyorlardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu şüphesiz tatmin edici bir cevap değildi. Bu konu üzerinde düşünmeye devam eden insanlar, kısa bir zamanda 1915’i, Ermeni soykırımında Kürdlerin tetikçiliğini anlamaya, kavramaya başlarlar. Soykırımı düşünen planlayan İttihat ve Terakki’dir. Bu çok açık. Ama, Kürdlerin etkin ve yaygın tetikçiliği de dikkatlerden uzak değildir. Bu uluslar arası kamuoyunu Kürdlerin aleyhine oluşturan bir etki yaratmış olabilir. 1915 durufrken, ta Selahattin Eyyubiye gitmek çok yetersiz bir cevaptır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2011 yılı başlarında, içinde, bu soruya cevap olabilecek olgular ve değerlendirmeler de olan çok önemli bir araştırma yayımlandı.. “Cizre-Bohtan Beyi Badirhan, Direniş ve İsyan Yılları” Ahmet Kardam’ın bu çalışması Dipnot Yayınları tarafından yayımlandı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmet Kardam, bu kitapta, Mir Bedirhan’ın, 1843 ve 1846 yıllarında iki kere, Nasturilere, Keldanilere saldırdığını anlatıyor. Birinci saldırıda 10 binin üzerinde, , (s. 169-216), ikinci saldırıda 20 binin üzerinde Nasturi’nin, Keldani’nin katledildiğini belirtiyor. Ahmet Kardam, bu operasyonların “eksiksiz bir soykırım” olduğunu da vurguluyor. (s. 170)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Nasturi, Keldani, Asuri, Süryani, Yakubi gibi sözcüklerin aynı köke, Asur köküne işaret ettiği biliniyor. Hakkari-Çukurca, Mardin-Midyat, Musul yörelerinde, yaşayan Hristiyan bir toplum. Kiliseleri farklı. Asuri-Süryani Ortodoks Hristiyan toplum. Bu topluda, 17. yüzyılda Katolik Kilisesini benimseyenler oluyor. Onlar ayrı bir kilise kuruyorlar. Onlara Keldani deniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mir Bedirhan’ın saldırıları bu Hrıstiyan toplum üzerinde çok ağır etkiler yaratıyor. Çoluk-çocuk , kadın-erkek, yaşlı-genç demeden binlerce Hristiyan kılıçtan geçirilmiştir. Hristiyanların evleri, köyleri yakılıp yıkılmış, mallarına-mülklerine el konulmuş, kadın-erkek, çoluk-çocuk binlerce kişi esir edilmiş, kadınların ırzına geçilmiş, esir edilenler köle pazarlarında satılmış, Hristiyan topluma çok ağır darbeler vurulmuştur. Bu yıkıcı sürecin, bölgede, Ortadoğu’da kurumlaşmaya, kökleşmeye çalışan Büyük Britanya ve Fransa kamuoyunu etkilememesi mümkün değildir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İngilizler daha çok Nasturilerle, Fransızlar ise Keldanilerle ilgileniyor. Hristiyanlara yaptığı baskıların durdurulması için, Osmanlı yönetiminden, Mir Bedirhan’a baskı yapmasını istiyorlar. Aslında, Nasturilerden, Keldanilerden, Osmanlı yönetimi de memnun değil. Osmanlı yönetimi onları, zapturapt altına almakta başarılı değil. Osmanlı yönetimi Kürdlerden, Bedirhan’dan rahatsız olduğu kadar Hristiyan Nasturilerden, Keldanilerden de rahatsız. Bu .bakımdan Mir Bedirhan’ın bunlara baskı yapmasını görmezlikten geliyor, hatta el altından bu baskıları teşvik ediyor. Nasturi gailesinin Mir Bedirhhan eliyle çozülmesinden Osmanlı rahatsız değil. Mir Bedirhan da Nasturilerle, Keldanilerle ciddi bir sorunun olmamasına rağmen, onlara soykırıma varan operasyonlar düzenlemenin Osmanlı’nın da işine geleceğini, Osmanlı’nın da bundan memnun olacağını düşünüyor. Fakat Büyük Britanya’nın Fransa’nın, Nasturiler ve Keldaniler konusunda Osmanlı yönetimine durmadan baskı yapması konusunda, Osmanlı da Mir Bedirhan’ı da uyarmak zorunda kalıyor.. Bu, ayrıca, Osmanlı yönetiminin, Mir Bedirhan’a baskı yapması, ona karşı soruşturmalar açması konusunda bir fırsat yaratıyor. Mir Bedirhan’ın, Nasturilere ve Keldaniler soykırıma varan operasyonlar yapması, Büyük Britanya ve Fransa yanında, Osmanlı Devleti’ni de harekete geçiriyor. Bütün bunlar Ahmet Kardam’ın sözü edilen kitabında etraflı bir şekilde dile getiriliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bütün bunların Avrupa’da, Kürdler hakkında olumsuz bir kamuoyu oluşturması sürpriz değildir. 1915 Ermeni soykırımı, 1843, 1846 Nasturi, Keldani katliamlarıyla birlikte ele alındığı zaman, olay, biraz daha açıklık kazanıyor. Kaldı ki arada bir de 1891 Hamidiye Alayları, Hamidiye Alayları’nın Ermenilere baskısı, 1894 Sason başkaldırısında, Kürdlerin Ermenilere karşı yaptıkları baskılar, 1909’da, Çukurova’ da meydana gelen olaylarda Ermenilerin soykırııma varan operasyonlarla karşılaşmış olmaları ilişkileri iyice açıklıyor. Bunlar Kürdler hakkında olumsuz kanatların birikmesi olarak değerlendirilebilir. Bu da Milletler Cemiyeti kararlarını etkilemiş olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mir Bedirhan’ın Nasturilere, Keldanile soykırama varan operasyonlar geliştirmesi, Bedirhan direnişinin de sonunu getiren olaylardan biri oluyor. Mir Bedirhan, kanımca özerk, bağımsız Kürdistan tasarlayan bir Kürd miridir. Ama bu projesini savaşarak değil, Kürdler arasında ittifaklar oluşturarak, diplomatik yolları geliştirerek, Osmanlı yönetimi ile anlaşarak gerçekleştirmeye çalışıyor. Nasturilere, Keldanilere yaptığı katliamlar ise, bu anlayışına çok ters olan süreçlerdir. Mir Bedirhan’ın, Büyük Britanya’nın ve Fransa’nın dünyadaki gücünden, Osmanlı yönetimi üzerindeki etkisinden böylesine habersiz olması dikkate değer bir konudur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmet Kardam ‘ın, Cizre-Bohtan Beyi Bedirhan, Direniş ve İsyan Yılları, çalışması, Kürd tarihinin 19. Yüzyıldaki bir döneminin dile getiren çok önemli bir çalışmadır. Bu çalışmada dile getirilen olgulardan, olgusal ilişkilerden yararlanarak, Kürd sorununa bir defa daha bakmak yararlı olacaktır.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/05/avrupa%e2%80%99da-kurd-karsitligi-nasil-gelisti/' addthis:title='Avrupa’da Kürd Karşıtlığı Nasıl Gelişti? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/05/avrupa%e2%80%99da-kurd-karsitligi-nasil-gelisti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Kürdler ve Zazalar&#8217; Söylemi Üzerine</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/01/kurdler-ve-zazalar-soylemi-uzerine/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/01/kurdler-ve-zazalar-soylemi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 26 Jan 2011 22:00:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kürdler]]></category>
		<category><![CDATA[söylemi]]></category>
		<category><![CDATA[Üzerine]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>
		<category><![CDATA[zazalar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6686</guid>
		<description><![CDATA[İSMAİL BEŞİKÇİ &#124; 26 &#8211; 01 &#8211; 2011 &#124; BİLGESAM’ın bu tutumu üzerine düşüncelerimi açılamak istiyorum. “Zazalar  ve Kürtler” söylemi yeni bir söylem değil. Devlet-hükümet, resmi ideoloji, Kürtler arasında böyle bir ayrım oluşturmaya çalışıyor. Halbuki Zazalar Kürtlerden ayrı bir etnik grup değildir. BİLGESAM olarak bilinen bir kurum var. Bilge Adamlar, Stratejik Araştırmalar Merkezi. Bu kuruma, [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/01/kurdler-ve-zazalar-soylemi-uzerine/' addthis:title='&#8216;Kürdler ve Zazalar&#8217; Söylemi Üzerine ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[6686]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>İSMAİL BEŞİKÇİ | 26 &#8211; 01 &#8211; 2011 | BİLGESAM’ın bu tutumu üzerine düşüncelerimi açılamak istiyorum. “Zazalar  ve Kürtler” söylemi yeni bir söylem değil. Devlet-hükümet, resmi ideoloji, Kürtler arasında böyle bir ayrım oluşturmaya çalışıyor. Halbuki Zazalar Kürtlerden ayrı bir etnik grup değildir.<span id="more-6686"></span></p>
<p>BİLGESAM olarak bilinen bir kurum var. Bilge Adamlar, Stratejik Araştırmalar Merkezi.</p>
<p>Bu kuruma, emekli bakanlar ve generaller, emekli yargıçlar, profesörler vs. üye oluyor.</p>
<p>Dışişleri Eski Bakanı ve em. Büyükelçi İlter Türkmen, MİT Eski Müsteşarı Sönmez Köksal,Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, bu kurumun üyelerinden üçü.</p>
<p>BİLGESAM,  Kürdistan’da 17 il ve İstanbul ve Mersin’de, “Kürtler ve Zazalar  Ne Düşünüyor? Ortak Değer ve Sembollere Bakış” araştırması yapmış.19 Ocak 2011 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nde  araştırmanın bulgularıyla ilgili bir haber yayımlandı..</p>
<p>Araştırmada  “Kürtler ve Zazalar” şeklinde bir ayrım var.  Örneğin,  “Kürtlere bağımsızlık verilmesi, Kürt sorunu için çözüm müdür” sorusuna Kürt kökenliler  % 9.9 çözümdür  yanıtını veriyor. Zazaların ise 7.8, Kürdlere bağımsızlık verilmesinin  sorunu çözeceğini düşünüyor.” Bu yazı, araştırmanın bulgularının tartışılmasıyla ilgili değil. “Kürtler ve Zazalar söylemiyle ilgili.</p>
<p>Anketteki bütün sorularda ve değerlendirmelerde, “Kürtler-Zazalar” şeklinde bir ayrım var.</p>
<p>Bulguların genel olarak değerlendirilmesinde de böyle bir ayrım var.</p>
<p>BİLGESAM’ın bu tutumu üzerine düşüncelerimi açılamak istiyorum. “Zazalar  ve Kürtler” söylemi yeni bir söylem değil. Devlet-hükümet, resmi ideoloji, Kürtler arasında böyle bir ayrım oluşturmaya çalışıyor. Halbuki Zazalar Kürtlerden ayrı bir etnik grup değildir. Zazalar Kırmanki konuşan Kürtlerdir. “Kürt ve Zaza“ tabiri yanlıştır. “Kurmanc ve Zaza Kürdleri denebilir.</p>
<p>Kurmanc ve Zaza Kürdlerinden 18 aydın, 20 Aralık 2010 da, bir bildiri yayımlamıştı. 18 Kürd aydını “Kürd  ve Zaza söylemini protesto ediyoruz” diyordu Bu bildiride şöyle söyleniyor:</p>
<p>“Kürt ve Zaza” Söylemini Protesto Ediyoruz!</p>
<p>Türkiye’de Kürt grupları söz konusu olduğunda “Kurmanc ve Zaza Kürtleri” denilebilir fakat “Kürt ve Zaza” tabiri yanlıştır.</p>
<p>TC, kuruluşundan beri Kürtleri inkâr etmiştir. Bununla yetinmemiş, Kürt dili ve kültürünü yasaklamış, güce/zora dayalı politikalarla her türlü baskıyı kullanarak Kürtleri Türkleştirmeye çalışmıştır. 2000’li yılların başından itibaren, AB katılım süreci sayesinde Türkiye’de nispeten demokratik bir ortam gelişmiş olsa da, devletin Kürtlere yönelik temel politikası ve davranışında herhangi bir değişiklik olmamıştır.</p>
<p>Aksine, devletin, Kürtlere yönelik politikası daha da çeşitlenmiş, sinsileşmiştir. Örneğin, Kürtlerin toptan inkârından vazgeçilmiş, Kürtlerin varlığı “söz”de kabul edilmişken, bu kez, Kürtleri parçalayıcı söylemler kullanılmaya başlanmıştır.</p>
<p>Başbakan R. T. Erdoğan, 18.12.2010 tarihinde Muş’ta yaptığı konuşmada “Nasıl ki Alparslan’ın ordusunda omuz omuza verdiysek, nasıl ki Malazgirt’te Türk’üyle, Kürt‘üyle, Arap’ıyla, Za-za’sıyla birlikte şehit olduysak, aynı ufka beraber baktıysak yine beraber bakıyoruz.” diyerek, Kürt toplumsal gruplarından Zazaları (Kırd, Kırmanc, Dımıli) Kürtlerden ayrı bir etnik grup olarak tanımlamaya, böylece Kürt milletini parçalamaya çalıştığı apaçıktır.</p>
<p>Erdoğan, daha önce de bu söylemi kullanmıştı. Örneğin, Gever’de (Yüksekova), Kasım 2008’de yaptığı konuşmada, “Kardeşlik hukukumuzu kimse? zedeleyemez. Türk’üyle, Kürtüyle, Zazası, Çerkez’i, Boşnak’ıyla tüm etnik kökendeki insanımız kardeştir, gönüldaştır, vatandaştır. Benim Türk kökenli vatandaşımın Türklüğüyle övünmek hakkıdır.” demişti.</p>
<p>Oysa nasıl ki “Türkler ve Oğuzlar” diye bir tabir olmayacaksa “Kürt ve Zaza” diye bir tabir de yoktur. “Kürt” tabiri, Zaza (Kırd, Kırmanc, Dımıli), Kurmanc (Kırdas, Behdini), Soran (Mukri), Goran (Hewraman) ve Lur (Kelhur, Lek, Feyli, Bahtiyari)” toplumsal grupların millet adıdır, tüm grupların ortak adıdır, “Kürtçe” kavramı da bütün bu lehçelerin ortak adıdır.</p>
<p>Şu an TC idari sınırları içerisinde kalan Kuzey Kürdistan’da Kürtçenin iki lehçesi olan Kurmancca ve Zazaca konuşulmaktadır; dolayısıyla Kurmanc ve Zaza Kürtleri vardır. Bundan dolayı, Türkiye’de Kürt grupları söz konusu olduğunda “Kurmanc ve Zaza Kürtleri” denilebilir fakat “Kürt ve Zaza” tabiri yanlıştır.</p>
<p>Dışarıdan dayatmacı bir şekilde “Zaza” diye tabir edilen Kürt toplumsal grubunun çok az bir kesimi kendilerini “Zaza” olarak adlandırıyor. Bu grubun büyük çoğunluğu kendilerini “Kırd” konuştukları lehçeyi de “Kırdki” olarak, yine, önemli bir kesimi kendilerini “Kırmanc” konuştukları lehçeyi de “Kırmancki”, bir kısmı da kendilerini “Dımıli” konuştukları lehçeyi de “Dımılki” olarak adlandırıyor. Bunlardan, “Zaza” ve “Dımıli” adları boy veya aşiret adlarıdır.</p>
<p>Bu grupların tümü, millet olarak kendilerini “Kürt” konuştukları dili de “Kürtçe” olarak tanımlıyor. Bunlar, yeni keşfedilen bilgiler değildir, yüzyıllardır bilinen gerçeklerdir. Bunu, Türk devlet yetkilileri en iyi biliyordur. Ama inkârcı, asimilasyoncu, imhacı, çürütücü politikaları gereği Kürtleri millet olarak bölen, parçalayan tabirleri bilinçli olarak kullanmaktalar.</p>
<p>Türk devletinin Kürtlere yönelik politikası çerçevesinde devlet yetkililerinin bu tür millet-bölücü tabirleri kullanmalarını protesto ediyoruz.” ( zazaki.net  20 Kanunê 2010)</p>
<p>18 Kürt aydınının bu tutumunun, protestosunun, önemli olduğu kanısındayım. Düşün özgürlüğünü teorik olarak savunmak elbette önemlidir. Ama, daha önemli olan düşün özgürlüğünü Türkiye ortamında, Kürt sorunu bağlamında savunmaktır. zazaki.net de bu konuyla ilgili öbür yazılara bakmakta da yarar var.</p>
<p>1950’lerde, 60’larda, 1970’lerde, 80’lerde, 90’larda, Kürtlerden, Kürtçe’den söz edenler  çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşı karşıya kalırlardı.  Kürtlerden ve Kürtçe’den söz eden Kürt aydınları ve öbür araştırmacılar hakkında  “Türk ulusunu bölüyor.” iddiasıyla davalar açılırdı. Davalar, genellikle mahkûmiyetle sonuçlanırdı. Kürtlüğünü inkâr eden, Türk olduğunu söyleyen “Kürtler” ise baştacı edilirdi.</p>
<p>Bugün, BİLGESAM’ın yaptığı tam da budur. BİLGESAM Kürt milletini bölmek için yoğun bir çaba içindedir. 18 Kürt aydınının bildirisinde de var,  “Türkler ve Oğuzlar” demek doğru mudur?  Kürtlerin bu anlayışa karşı tepkileri elbette biliniyor. 18 Kürt aydınının tepkisi de biliniyor.  Ama kendi öz kimliğini arayan, bunun için mücadele eden Kürt aydınları, sömürgeci devletin bürokratik aydınları tarafından hiç önemsenmez. Onlar yok farzedilir, görmezlikten gelinir. “Kürdler ve Zazalar” söylemi sürdürülür.</p>
<p>Bilim, düşün özgürlüğü ortamında üretilen bir düşün yöntemidir. Bilim ortamı ancak, düşün özgürlüğünün kurumlaştığı bir siyasal sistemde oluşur. Düşün özgürlüğü, özgür eleştiri sınırsız olmalıdır. Başkalarına hakaret etmek, ayrımcılık yapmak,  elbette, bilimsel çalışmaya dahil değildir. Ama, kendilerine “Bilge adamlar” diyen BİLGESAM üyelerinin pek çoğunun, geçmişte, bilim yöntemini, özgür düşünceyi, özgür eleştiriyi savundukları hiç görülmemiştir. Prof Dr. Sami Selçuk’un, Yargıtay Dördüncü Ceza Dairesi Başkanı’ykenki tutumuna bakmakta yarar var kanısındayım.</p>
<p>Eğer, hüküm mahkemesinden gelen mahkumiyet kararı Kürt sorunuyla ilgili bir yazıdan/ kitaptan dolayıysa,  öbür yargıçlar gibi Sami Bey de hükmü onardı.  Eğer yazı Kürt sorunuyla ilgili değilse, öbür yargıçlar hükmü onasa bile onama kararına katılmadığına dair bir karşı oy yazısı koyardı.</p>
<p>Daha düne kadar emekli generaller, Kürtlerin Türklüğünü yazarlardı. Kürtlerin Türk, Kürtçe’nin aslının Türkçe olduğunu ispat etmeye çalışırlardı. Emekli yargıçlar, bir kısım emekli bürokratlar da aynı işi yaparlardı. Yargıçlar, görevlerini yürüttükleri sıralarda, “Kürtlerden, Kürtçe’den söz ederek Türk ulusunun milli duygularını rencide ediyor, Türk milletini bölmeye çalışıyor…” diyerek mahkûmiyet kararı verirlerdi.</p>
<p>BİLGESAM üyelerinin bu tutumlarıyla ilgili olarak hiçbir özeleştiri yapmamış olmaları dikkate değer bir konudur. Günümüzde bunlar artık söylenemiyor. Bunların söylenememesi mücadelenin getirdiği fiili bir kazanımdır. Bunun yakın bir zaman içinde kâğıda geçmesi, hukuki bir gerçeklik kazanması olası görülmüyor. Fiili bir kazanım olarak kalacak. Ama bu sefer de  “Kürdler ve Zazalar” diyerek Kürt milletini bölmenin yolu aranıyor.</p>
<p>Kaynak; Peyama Azadi/24 Ocak 2011</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/01/kurdler-ve-zazalar-soylemi-uzerine/' addthis:title='&#8216;Kürdler ve Zazalar&#8217; Söylemi Üzerine ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/01/kurdler-ve-zazalar-soylemi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cumhuriyet Kürdlere Ne Kazandırdı?</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/11/cumhuriyet-kurdlere-ne-kazandirdi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/11/cumhuriyet-kurdlere-ne-kazandirdi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Nov 2010 15:41:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[kazandırdı]]></category>
		<category><![CDATA[kürdlere]]></category>
		<category><![CDATA[ne]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6313</guid>
		<description><![CDATA[İSMAİL BEŞİKÇİ &#124; 14 &#8211; 11 &#8211; 2010 &#124; Osmanlı yönetimi döneminde Kürdlerin, dilleriyle, kimlikleriyle ciddi sorunları yoktu. Örneğin, 1890’ların sonlarında, 1900’lerin başlarında, Kürdistan, (1898) Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, (1908) Şark ve Kürdistan (1908), Kürdistan (1908), Amid-i Sevda (1909) Peyman (1900), Rojî Kürd (1913), Yekbûn (1913) Hetewe Kurd (1914), Jîn (dergi, 1918) Kurdistan [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/11/cumhuriyet-kurdlere-ne-kazandirdi/' addthis:title='Cumhuriyet Kürdlere Ne Kazandırdı? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[6313]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>İSMAİL BEŞİKÇİ | 14 &#8211; 11 &#8211; 2010 | Osmanlı yönetimi döneminde Kürdlerin, dilleriyle, kimlikleriyle ciddi sorunları yoktu. Örneğin, 1890’ların sonlarında, 1900’lerin başlarında, Kürdistan, (1898) Kürd Teavün ve Terakki Cemiyeti Gazetesi, (1908) Şark ve Kürdistan (1908), Kürdistan (1908), Amid-i Sevda (1909) Peyman (1900), Rojî Kürd (1913), Yekbûn (1913) Hetewe Kurd (1914), Jîn (dergi, 1918) Kurdistan (1919) Jîn (rojname, 1919) gibi dergiler ve gazeteler çıkıyordu.<span id="more-6313"></span></p>
<p>Bu gazetelerin ve dergilerin çoğunluğu İstanbul’da çıkıyordu. Diyarbakır’da yayımlanan dergiler de vardı . Kürd Azm-i Kavi Cemiyeti, Kürd Talebe Hevi Cemiyeti gibi dernekler vardı. Bunlar legal yayınlar, legal kuruluşlardı. Bunlar hakkında zaman zaman soruşturmalar açılsa, yasaklamalar yapılsa da legal yayınlar, legal kuruluşlardı.</p>
<p>24 Temmuz 1923’te, Lozan Antlaşması’yla Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. 29 Ekim 1923’te, Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetle birlikte, Kürdlerin etnik varlığı, dili kültürü inkâr edilmeye başlandı. Dünyada Kürd diye bilinen bir kavim, Kürdçe diye bilinen bir dil olmadığı, “Kürd denenler”in aslının Türk olduğu, “Kürdçe denen dil”in aslının Türk dilinin ilkel bir ağzı olduğu ısrarla vurgulandı. Ve bütün bunlar Cumhuriyet boyunca sistematik bir şekilde savunuldu. O zaman, şu çok önemli bir soru olarak ortada durmaktadır. Cumhuriyet Kürdlere ne kazandırdı?</p>
<p>Osmanlı İmparatorluğu döneminde Kürdlerin sahip olduğu haklar, Kürdlerle birlikte anılan haklar, Cumhuriyet döneminde Kürdlerin ellerinden alınmış, yasaklanmıştır. Bu yasağın sürdürülmesinin ancak baskı ve zor ile mümkün olacağı açıktır. Kürdlerin Kürd toplumu olmaktan doğan haklarının yasaklanmasının hiçbir meşru temeli yoktur. Toplumsal meşruiyet elbette önemlidir. Ama Kürd haklarının, Kürdlerin doğal olarak sahip olduğu hakların gasbedilmesinin hiçbir meşru dayanağı yoktur. Böyle bir gasp eylemi Cumhuriyet kavramıyla da bağdaşmaz.</p>
<p>Kürdlerin ve Kürdçe’nin inkârı basit bir olay değildir. Bu tutum devlet politikasında, devletin eğitim ve kültür politikasında çok önemli, çok köklü değişiklikleri getirir. İnkâr, imhayı da beraberinde getiren bir anlayıştır. Asimilasyon gibi bir politikayı beraberinde getirdiği şüphesizdir. Kürdlerin ve Kürdçenin inkarı demek, daha önceki yıllarda, Kürd diliyle yazılmış, yayımlanmış veya yayımlanmamış kitapların, yazıların, gazetelerin, dergilerin de imhasını zorunlu kılmıştır. Bu anlayış çerçevesinde, devlet kütüphanelerindeki Kürdçe kitaplar, dergiler, gazeteler, dergi ve gazete koleksiyonları ayrılmış, toplanmış, imha edilmiştir. Kürdlerin ve Kürdçe’nin inkarı demek, Kürdlere, Kürdçeye ait hiçbir iz bırakmamaya özen göstermek demektir. Devlet kütüphanelerindeki Kürdçe kitapların, dergi ve gazete koleksiyonlarının toplanıp imha edilmesi, bu bakımdan, çok önemli bir operasyon olmuştur. Özel kütüphanelerdeki yayınlara ise, sık sık gündeme getirilen güvenlik aramaları sırasında el konulmuş, bir daha sahiplerine verilmemiştir. Bu arada başını belaya sokmaktan çekinen aileler, bu tür yayınları çoğu zaman kendileri imha etme gereğini duymuşlardır. Bugün, bu gazeteleri, dergileri devlet kütüphanelerinde bulmak çok zordur. Ancak, bazı büyük kütüphanelerde birkaç sayı bulunabilmektedir. Özel kütüphanelerde bulunması ise çok daha enderdir.</p>
<p>Kürdlerin ve Kürdçenin inkarının, baskı ve zoru gerekli kıldığı, sürgün politikalarını gerekli kıldığı, Kürd ailelerin yerlerini yurtlarını terke zorlandıkları çok açıktır. Zira inkâr ve imha, ancak, baskı ve zorla, sürgünlerle yürütülebilen bir politikadır.</p>
<p>Bu politika, Kürd bölgesinin ekonomik, toplumsal ve kültürel bakımlardan geri bırakılması sonucunu doğuran bir politika olmuştur.</p>
<p>Cumhuriyet yönetimi, Kürdlerin ve Kürdçe’nin inkârına nasıl cesaret edebilmiştir? Bu cesareti nereden almaktadır? Bunu şu şekilde belirtmek mümkündür. 1921 Koçgiri, 1924 Beytüşşebap direnişlerinde, 1925 direniş sürecinde, Kürdlerin ayrı bir kavim olduğunu, Kürdçenin ayrı bir dil olduğunu Kürdlerin Türk, Kürdçenin Türkçe olmadığını ileri sürebilecek, savunabilecek Kürd aydınlarının önemli bir kısmı, ya öldürülmüş veya firar etmek zorunda kalmışlardır. Cezaevlerine konularak veya sürgün edilerek tecrit edilenler de vardır. 1930 larda Ağrı, 1937-1938 de Dersim direnişleriyle bu süreç devam etmiştir. Savaş sürecinde gerçekleşen kırım ve firar, Kürdleri çok önemli destekten mahrum bırakmıştır. Firar edenlerin, sürgün edilenlerin ülkeyle ilişki kuramamaları için her türlü önlem alınmıştır.</p>
<p>İkinci olarak Türkleştirme sürecine karşı çıkabilecek, bu süreci eleştirebilecek aydınlardan önemli, bir kısmı 150’likler olarak Türkiye’den sürgün edilmişlerdir. 150’likler içinde Türk ve Kürd aydınlarının olduğu da bilinmektedir.</p>
<p>1928 Harf İnkılâbı’nın, Kürdlere olumsuz etkilerinden söz etmek gerek. Kürdlerin eğitim kurumları medreselerdi. Ve medreselerde eğitim Kürdçe yapılırdı. Arapça, Farsça öğretimi, Kur’an, Fıkıh, Hadis öğretimi Kürd diliyle yapılırdı. Cumhuriyetle birlikte hem –medreseler, hem de Kürdçe yasaklandı. 1928 Harf İnkılabı, Kürdlerin geçmişle bağının kopartılmasında büyük bir rol oynadı. Devlet, Cumhuriyetle birlikte, herkesin Türk olduğunu, dünyada, Kürd diye bir kavim olmadığını söylüyor, Kürdçe diye bir dil olmadığını vurguluyor, Harf İnkılâbı da Kürdlerin geçmişle bağını kopartarak Kürdler arasında, özellikle gençler arasında bu düşüncenin gelişmesine yol veriyor. Harf İnkılabı’nın Kürdler ve Türkler bakımından anlamı elbette çok farklıdır. Harf İnkılâbı’yla Türkler de örneğin, Osmanlı geçmişlerinden kopartılıyor ama Türklerin önüne yepyeni bir geçmiş, ilk çağlara, tarihsel kökenlere inen bir geçmiş konuluyor. Ama Kürdler de aynı tarihsel geçmiş içinde, aynı kökenler içinde değerlendiriliyor. Asimilasyon sürecinde, Kürdçenin ve medreselerin yasaklanmasıyla, zihinleri boş olan Kürd çocuklarına pürüzsüz bir şekilde, Türk geçmişi vermenin yolu açılıyor. Zihinler bembeyaz bir kâğıt gibi. Kâğıda ne yazarsan gerçek o gerçek olmuş oluyor. Harf İnkılabı’nın, Kür aydınlarının çatışmalarda öldürülmesi, geriye kalanların cezaevlerine konulması, sürgün edilmesi veya firara zorlanmasıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. O zaman Harf İnkilabı’nın Kürd toplumunda yarattığı yıkımı daha iyi anlamak mümkün olabilir. Geçmişle bağ koparılınca, Türkleştirme operasyonları daha yoğun bir şekilde, daha pürüzsüz bir uygulanabiliyor.</p>
<p>Bütün bunların dışında, dördüncü bir etken olarak, bunlardan çok daha önemli bir etken olarak, dış etkenleri saymak gerekir. Birinci Dünya Savaşı sonunda, Paris Konferansı’yla kurulan Milletler Cemiyeti döneminde, Kürdler ve Kürdistan bölünmüş, parçalanmış ve paylaşılmıştır. Bu, Kürd toplumunda bir insanın iskeletinin parçalanması gibi, beyninin dağıtılması gibi bir etki yaratmıştır. Bu, aynı zamanda, Kürdlerin dostlarını azaltmış, hatta sıfıra indirmiş, hasımlarının sayısını ise çoğaltmıştır. Dönemin dünyaya nizam veren emperyal devletleri, Büyük Britanya ve Fransa, Ortadoğu’daki, Türk, Arap ve Fars yönetimleriyle işbirliği içinde, Kürdlerin başına böyle bir felaket getirmişlerdir. Kürdlerin bütün milli istekleri, artık, Osmanlı İmparatorluğu’nun devamı olan Türkiye Cumhuriyeti, İran İmparatorluğu’nun devamı olan yeni İran Şahlığı, dönemin emperyal devletleri Büyük Britanya ve Fransatarafından, işbirliği içinde bastırılmıştır. Kürdler ve Kürdistan üzerindeki bu müşterek denetim, bu denetimi sağlayan devletlerin her birine çok büyük kolaylıklar sağlamıştır. Bütün bunların, Kürdistan’da yıkımı derinleştirdiği, yaygınlaştırdığı ise açıktır. Bu devletlerden biri Kürdlere baskı uyguladığı zaman, öbür devletlerden hiçbirinin, Kürdlere arka çıkmayacağını bilmektedir. Bu da onlara, Kürdlere karşı operasyonlara girişme konusunda cesaret vermektedir.</p>
<p>Cumhuriyet-Aydınlanma</p>
<p>Cumhuriyet’in aydınlanma getirdiği vurgulanmaktadır. Cumhuriyet Gazetesi yıllardır bu görüşü dile getirmektedir. Cumhuriyet aydınlanma getirmiştir ama bu, sadece Türkler için aydınlanmadır. Dili, kimliği inkâr edilen, asimilasyon uygulamalarıyla karşılaşan, baskı, zor, zulümle yönetilen Kürdler için bir aydınlanmanın söz konusu olmadığı açıktır.</p>
<p>Türk Tarih Kurumu, Türk Dil Kurumu, 1930’larda, devlet olanaklarıyla kurulmuşlardır. Bu iki kurumun gelişip kökleşmesi için devlet maddi ve manevi olarak çok büyük çaba sarf etmiştir. Bu süreçte bir aydınlanma yaşandığı elbette söylenebilir. Ama Türk tarihi ve Türk dili için, Türk kültürü için böylesine çaba sarfeden devletin, Kürdlere karşı tutumu ne olmuştur? Devletin Kürd tarihine, Kürd diline, Kürd kültürüne karşı tutumu ne olmuştur? Cevap çok açıktır. Baskı, zor, zulüm… Bu baskı ve zor Kürdleri karanlıklara garketmiştir. Cumhuriyet’le birlikte, Türklerin aydınlanma sürecine girdikleri söylenebilir. Ama, devletin Kürd politikası, Kürdleri karanlıklara garketmiştir. Devletin birbirine çok zıt olan bu tutumunu iyi algılamak gerekir. Türkiye’de bütün tarihsel ve toplumsal süreçlerin Türkler ve Kürdler bakımından anlamları farklıdır. 1923 Lozan Antlaşması’nın, Türkler ve Kürdler için anlamı aynı mıdır? 2005’de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin kurulmasının Türkler ve Kürdler için anlamı aynı mıdır?</p>
<p>Tarihsel olayların, Ermeniler, Asuriler, Rumlar, vs. ile Kürdler arasında farklı farklı anlamlar ifade ettikleri çok açık bir gerçekliktir. Türk aydınlanması, modernlikle birlikte gerçekleşmektedir. Bu modernleşmenin, demokrasi, özgürlük, insan hakları, katılım gibi değerleri içermediği açıktır. Türk modernleşmesi, yeme-içme, giyim-kuşam, eğlence gibi bazı tüketim alışkanlıklarını içeren bir modernleşmedir. Ama Kürdler bu modernleşmeyi ancak, Türkleştikleri zaman, yani ancak Türk kimliği edindikleri, Kürdlüklerini unuttukları zaman yaşayabileceklerdir.</p>
<p>Öte yandan aydınlanma, düşün yasaklarına karşı bir duruşu ifade eder. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, tek parti dönemindeyse, çok yaygın düşün yasakları vardır. Örneğin, Kürdlerin ayrı bir kavim, Kürdçenin ayır bir dil olduğunu savunanlar, çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşı kaşıya gelmektedir. Bu idari ve cezai yaptırımların çok partili dönemde de aynen sürdürüldüğü bilinmektedir. Düşün yasaklarıyla aydınlanma kavramı bir arada olabilir mi? Bu da aydınlanmanın, Kürdler ve Türkler bakımından çok çok farklı anlamlar içerdiğini göstermektedir.</p>
<p>“Cumhuriyet’le birlikte, Osmanlı tarihin çöp sepetine atılmıştır” anlayışı da hiç doğru değildir. Başta zihniyeti olmak üzere, Osmanlı’nın bütün kurumları, Cumhuriyet’le birlikte yaşamaya devam etmiştir. Kürdleri asimile etme politikasının, Osmanlı’nı son döneminde İttihat ve Terakki Fırkası yönetimiyle başladığı bilinmektedir.</p>
<p>Devlet, yurt dışında yüksek maaşlı lobiciler bularak, Türk dilini ve Türk kültürünü yaygınlaştırmaya çalışmaktadır. Bugün Fethullah Gülen cemaatı da devletin bu politikasını yoğun bir şekilde desteklemektedir. Ama aynı devlet yüksek maaşlı lobicilerini, Kürd dili, Kürd tarihi, Kürd kültürü incelemelerini engellemek için kullanmaktadır. Fethullah Gülen cemaatı da aynı doğrultuda faaliyet yürütmektedir.</p>
<p>AKP ve Kürd Sorunu</p>
<p>AKP, herhalde Kürd sorununu, sadece PKK sorunu olarak algılıyor. Bunu dışında bir Kürd sorunu olduğunu düşünemiyor. PKK sorununu da şu veya bu şekilde yoluna koyduğunda Kürd sorununun çözülmüş olacağını düşünüyor. Bu, şüphesiz çok yanlış bir algılamadır. Çünkü PKK’yi doğuran da Kürd sorununun kendisidir. İnkâr ve imha politikaları, 1970’lerin sonlarında, PKK’nin kuruluşunu getirmiş, 1980’lerin ortalarında da silahlı mücadele başlamıştır. AKP, hükümet, bu yanlış algılamasıyla, Kürd sorununu daha da büyüteceği gibi, PKK’den kaynaklanan sorunları da çözemez.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/11/cumhuriyet-kurdlere-ne-kazandirdi/' addthis:title='Cumhuriyet Kürdlere Ne Kazandırdı? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/11/cumhuriyet-kurdlere-ne-kazandirdi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sermaye birikimi ve özgürlükler</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/04/sermaye-birikimi-ve-ozgurlukler/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/04/sermaye-birikimi-ve-ozgurlukler/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Apr 2010 22:17:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[birikimi]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlükler]]></category>
		<category><![CDATA[sermaye]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4990</guid>
		<description><![CDATA[İSMAİL BEŞİKÇİ &#124; 18 &#8211; 04 &#8211; 2010 &#124; 1980’lere kadar, sanayi daha çok İstanbul, Kocaeli, İzmir, Adana gibi yörelerde gelişiyordu. Günümüzde sanayi artık, Orta Anadolu, Karadeniz gibi yörelerde de gelişiyor. Sınai-ticari gelişmeleri Doğu’da izlemek de mümkündür. TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş Adamları Derneği) kısaca, İstanbul yöresinde öbeklenen sanayicilerin örgütüydü. Resmi görüşün yanında duran, resmi [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/04/sermaye-birikimi-ve-ozgurlukler/' addthis:title='Sermaye birikimi ve özgürlükler ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[4990]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>İSMAİL BEŞİKÇİ | 18 &#8211; 04 &#8211; 2010 | 1980’lere kadar, sanayi daha çok  İstanbul, Kocaeli, İzmir, Adana gibi yörelerde gelişiyordu. Günümüzde  sanayi artık, Orta Anadolu, Karadeniz gibi yörelerde de gelişiyor.  Sınai-ticari gelişmeleri Doğu’da izlemek de mümkündür.<span id="more-4990"></span></p>
<p>TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş Adamları  Derneği) kısaca, İstanbul yöresinde öbeklenen sanayicilerin örgütüydü.  Resmi görüşün yanında duran, resmi görüşü kollamaya çalışan bir örgüt.  Taşrada gelişmeye başlayan sanayi, MUSİAD (Müstakil Sanayici ve İş  Adamları Derneği), ASİAD (Akdeniz İş Adamları ve Sanayicileri Derneği),  ÇORUMSİAD (Çorum İş Adamları ve Sanayicileri Derneği), OKASİAD (Orta  Karadeniz İş Adamları ve Sanayicileri Derneği), DOSİAD (Doğu Anadolu İş  Adamları ve Sanayicileri Derneği), OSİAD (Ostim İş Adamları ve  Sanayicileri Derneği), TÜMSİAD (Tüm Sanayici ve İş Adamları Derneği)  gibi örgütlenmeler meydana getiriyor. Bu gelişmeler Anadolu Kaplanları  olarak da algılanıyor. Buralarda üretilen malların ihraç edildiği,  ihracatın yıldan yıla arttığı da gözlenmektedir. Bu süreç, taşradaki  sanayici ve iş adamlarını uluslararası sermaye ile bütünleştirmektedir.  İhracatın çok önemli bir kısmı Avrupa’ya yapılmaktadır.</p>
<p>Taşradaki sanayiciler ve iş adamları  genellikle muhafazakar olarak bilinmektedir. Sanayinin gelişmesi,  ihracatın ve ithalatın gelişmesi bu muhafazakar ortamda Avrupa Birliği,  demokrasi, insan hakları, özgürlükler bazı değerlerin filizlenmesini de  sağlamaktadır.</p>
<p>Ekonomik ilişkilerin Avrupa ülkeleriyle,  ABD, Kanada gibi ülkelerle gelişmesi kaçınılmazdır. Çeşitli Avrupa  devletlerinde, batılı devletlerin çoğunda, fert başına düşen milli gelir  fazladır. Bu devletlerde, fert başına düşen milli gelir 50 bin-60 bin  dolar civarındadır. Böyle olunca, bu ülkeler, bu ülkelerin halkları  ürettiğiniz ürünlere alıcı olabilir. Asya ülkelerinde, Ortadoğu  ülkelerinde, Avrasya ülkelerindeyse fert başına düşen milli gelir çok  düşüktür. 5 bin-6 bin dolar civarındadır. Bu durum, sizin ürettiğiniz  mallara alıcı olmalarını engellemektedir. Bunun yanında ithal etiğiniz  malları da ancak bu ülkelerden sağlayabilirsiniz.</p>
<p>Çünkü ihtiyaç duyduğunuz mallar,  makinalar, makina üreten makinalar ancak buralarda üretilebilmektedir.  Ortadoğu, Asya, Avrasya ülkelerinden, ihtiyaç duyduğunuz malları,  makinaları ithal etmeniz mümkün değildir. O ülkelerin bir kısmından  ancak, sanayinin temel girdileri olan petrol, doğal gaz gibi ürünleri,  sanayinin bazı temel ham maddelerini ithal edebilirsiniz.</p>
<p>Batı dünyası ülkeleriyle ticaretin  oturmuş kuralları vardır. Borcunuzu alacağınızı bilirsiniz. Alacağınızın  zamanında ödeneceğini bilirsiniz. O bilgi üzerinden geleceğe dönük  planlar, projeler yapabilirsiniz. Ortadoğu ülkeleriyle, Asya  ülkeleriyle, Avrasya ülkeleriyle ticarette bu kadar oturmuş kurallar  yoktur. Anlaşmada belirtilen süre içinde alacaklarınız size  ödenmeyebilir. Bu koşullarda geleceğe dönük planlar yapmanız,  yapmışsanız yaşama geçirmeniz mümkün olmayabilir.</p>
<p>Uluslararası ticareti geliştiren,  rekabeti geliştiren bir unsur da kaliteli mal üretmektir. Avrupa  ülkeleriyle, Avrupa Birliği ülkeleriyle ticareti geliştiren önemli bir  unsur da budur.</p>
<p>Turizm, ekonomik ilişkilerin önemli bir  boyutudur. Türkiye’ye gelen, Türkiye’de konaklayan turistler, dünyanın  hangi ülkelerinden, hangi yörelerinden gelmektedir? Turistler daha çok  Avrupa ülkelerinden gelmektedir. Bu da doğaldır. Buralarda fert başına  düşen milli gelir yüksek olduğu için, insanların, ailelerin seyahate  ayıracak paraları da vardır. Asya ülkelerinde, Ortadoğu ülkelerinde,  Avrasya’da insanların, ailelerin bu olanakları çok sınırlıdır. Bütün  bunlardan dolayı muhafazakâr görüşlü kesimin ihracat ithalat  ilişkilerini, ekonomik ilişkilerini Avrupa ile Batı dünyası ile  yürütmesi daha büyük bir olasılıktır.</p>
<p>Muhafazakâr kesimin sermaye birikimi,  Avrupa ile gelişen ekonomik ilişkiler, onları Avrupa’nın bazı  değerleriyle de buluşturmaktadır. İnsan hakları, özgürlükler, demokrasi  anlayışı bu süreçte muhafazakâr kesimlerde de yankısını bulabilmektedir.  Bu süreç toplumda doğal bir özgürleşme yaşanmasını da getirmektedir.  Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin özgürlüklerinin  genişletilmesine ilişkin planlarının, girişimlerinin temelinde böyle bir  süreç vardır.</p>
<p>Bu sürecin Adalet ve Kalkınma  Partisinde, hükümette pürüzsüz bir şekilde yürüdüğü düşünülemez. Parti  içinde, hatta hükümette özgürlüklerin genişletilmesine karşı olan, resmi  ideolojinin değerleriyle daha kolay buluşabilen bir kesim de vardır.  Kürt açılımı, demokratik açılım, bu kesim tarafından engellenmeye  çalışılmaktadır. Resmi görüşe yakın, Kürt değerlerine uzak anlayışta  olanlar Kürt sermayedarlar arasında da vardır. Ama buna karşı yine  Adalet ve Kalkınma Partisi içinde, hümet içinde özgürlüklere daha  sağlıklı yaklaşan ana akım da vardır. Buna rağmen Avrupa birliği  ülkeleriyle ihracatın artması, ekonomik ilişkilerin gelişmesi,  özgürlüklerin daha sağlıklı bir şekilde gelişmesini getirebilir.</p>
<p>Bütün bu ilişkileri, hükümetin anayasa  değişiklikleri projesinde, bu değişiklikler etrafında gelişen  tartışmalarda izlemek mümkündür. Günümüze kadar Türk siyasetinde halk  tarafından seçilmiş kurumların ciddi bir ağırlığı yoktur. Siyasal  partilerin, hükümetin, TBMM’nin, güdülen siyasetin saptanmasında ciddi  bir ağırlığı yoktur. Güdülen siyaseti saptamak, tayinle gelen kurumların  yetkisi dahilindeydi. Kürt sorunu, Kıbrıs sorunu, Ermeni sorunu, Alevi  sorunu gibi temel sorunlarda güdülen siyaset bu çerçevede saptanıyordu.  Anayasa Mahkemesi’nin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi  kurumların, TBMM’nin, hükümetin tasarruflarını denetler bir yapısı  vardır. Bugünkü hükümet ise tayin edilmişlerin değil, halkın, halk  tarafından seçilenlerin daha çok egemen olacağı bir düzen öngörmekte,  bunu yaşama geçirmek için bazı anayasa değişiklikleri düşünmektedir. 12  Eylülcülere yargı yolunun açılması, darbeci askerlerin yargılanmasının  önünün açılması, siyasal partilerin kapatılmasında TBMM’nin daha çok söz  sahibi olması, kamu denetçiliği, memura toplu sözleşme hakkının  sağlanması, düşünülen değişiklikler arasındadır. Bu amacı  gerçekleştirmek için Anayasa Mahkemes’inin işleyişinde, Hâkimler ve  Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısında bazı değişiklikler düşünülmektedir.</p>
<p>Bu konuda Adalet ve Kalkınma  Partisi’nin, hükümetin kafasının biraz karışık olduğu da görülmektedir.  Yüzde 10 seçim barajının korunması konusundaki çabaları, bu niyetine ve  düşüncesine terstir. Ayrıca Kürt açılımının güçlenmesine yol verecek bir  değişiklik önerisi olmaması, eleştirilmesi gereken bir konudur.  Kürtlere karşı şiddetin geliştirilmesi yine bu düşüncelerle ve  niyetlerle çelişen bir durum ortaya koyuyor. 12 Nisan 2010 günü  Samsun’da Ahmet Türk’e yumruk atılması, bu olayı protesto edenlere karşı  şiddetin tırmandırılması, örneğin Hakkari’de, annesinin gözleri önünde  polisin 14 yaşında bir çocuğu öldüresiye dövmesi yine öyle. Çocuğun  babasının KCK operasyonu çerçevesinde tutuklanan eski bir belediye  başkanı olmasını da belirtmek gerekir. Cumhurbaşkanı’nın, Başbakan’ın,  Başbakan Yardımcısı’nın, İçişleri Bakanı’nın bu olayları hemen protesto  etmesi, Ahmet Türk’ü hastanede ziyaret etmeleri, şiddet uygulayan  polislerin açığa alınmasını, gerginlikleri yumuşatıcı bir tutum  olmuştur.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen anayasa  değişikliklerinin bir bütün olarak desteklenmesi gerekir. 9 Kasım  2005’te Şemdinli’deki Barış Kitabevi’ne bomba atma olayını soruşturan ve  bu konuda iddianame hazırlayan savcının görevine son verilmesi,  meslekten uzaklaştırılması, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun bir  işlemiydi. Bu, adalet anlayışıyla bağdaşmayan, meşruluğu olmayan bir  işlemdi. Düşünülen değişiklikler, yüksek yargıda görülen bu tür  keyfiliklerin önüne geçiyor.</p>
<p>9 Aralık 2009 tarihinde Anayasa  Mahkemesi’nin aldığı bir kararla Demokratik Toplum Partisi kapatıldı.  Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan bu kaçıncı parti? Değişiklik  önerilerinde, siyasal partilerin kapatılmasında TBMM’nin onayı aranıyor.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi iki ay kadar önce  askerlere adli yargı yolunu açan bir düzenlemeyi de iptal etmişti.  Anayasa değişiklikleri arasında, askerlere adli yargı yolunu açan  düzenlemeler de var. Barış ve Demokrasi Partisi anayasa  değişikliklerine, Kürt sorununun çözümüne ilişkin öneriler yok diye  destek vermeyeceğini belirtmektedir. Bu doğru bir tutum değildir. Bu  değişiklik önerilerine karşı durmak, Barış ve Demokrasi Partisi’ni  yüksek yargının bugünkü antidemokratik yapısını destekler bir konuma  itmektedir. Halbuki bugünkü bu yapılardan en çok zarar görenler  Kürtlerdir.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/04/sermaye-birikimi-ve-ozgurlukler/' addthis:title='Sermaye birikimi ve özgürlükler ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/04/sermaye-birikimi-ve-ozgurlukler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Polîtîka Rêverkirinê û Fikra Darbeya Sifîl</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/03/politika-reverkirine-u-fikra-darbeya-sifil/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/03/politika-reverkirine-u-fikra-darbeya-sifil/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Mar 2010 22:10:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[darbeya]]></category>
		<category><![CDATA[fikra]]></category>
		<category><![CDATA[polîtîka]]></category>
		<category><![CDATA[rêverkirinê]]></category>
		<category><![CDATA[sifîl]]></category>
		<category><![CDATA[û]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4806</guid>
		<description><![CDATA[İSMAİL BEŞİKÇİ &#124; 29 &#8211; 03 &#8211; 2010 &#124; Tê famkirin ku di polîtîka hikûmetê, ya rêvekirinê de hin pirsgirêk derdikevin. Em dibînin ku burokrasîya leşkerî û ya sifîl, dadgehî û zanîngeh li hember guhertinê disekinin, dixwazin guhertinan bisekinînin. Li gel arteşê, dîyar e ku dadgehî û zanîngeh, weke sazîyên ku hewl didin guhertina civakî, [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/politika-reverkirine-u-fikra-darbeya-sifil/' addthis:title='Polîtîka Rêverkirinê û Fikra Darbeya Sifîl ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[4806]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>İSMAİL BEŞİKÇİ | 29 &#8211; 03 &#8211; 2010 | Tê famkirin ku di polîtîka  hikûmetê, ya rêvekirinê de hin pirsgirêk derdikevin. Em dibînin ku  burokrasîya leşkerî û ya sifîl, dadgehî û zanîngeh li hember guhertinê  disekinin, dixwazin guhertinan bisekinînin.<span id="more-4806"></span></p>
<p>Li gel arteşê, dîyar e ku  dadgehî û zanîngeh, weke sazîyên ku hewl didin guhertina civakî, sîyasî û  demokratîkbûnê disekinînin. Bi tevayî çapemenî, weke berdevkê sazîyên  ku dixwazin guhertina civakî û sîyasi bisekinînin, tev digere. Di  çapemenîyê de rojnameya Tarafê ku demokratîkbûnê teşvîk dike û bi vê  armancê sazîyên dewletê mîna arteş, dadgehî û zanîngehan rexne dike jî  heye. Di van salên dawîyê de, dema ku mirov jîyana sîyaseta Tirk  vedikole, Taraf bûyereke wiha ye ku divê mirov dûrî baldarîyê negre.</p>
<p>Di derbarê  xebatên berfirehkirina azadîyê daxuyanîyê de, ferzkirina berfirehkirina  azadîya daxuyanîyê, alîyekî girîng yê rêvekirinê ye.</p>
<p>Di pêvajoya  pêkanîna polîtîkayên rêvekirinê de, divê mirov balê bikşîne ser hin  bûyerên ku di van mehên dawîyê de pêk hatine. Di 19’ê Cotmeha 2009’an de  ji Qendîlê 8, ji Maxmûrê 26 PKK’yî hatin Xabûrê. Gelek mirovan vana bi  coş û kêf pêşwazî kirin. Ev kêf li bajarên weke Nisêbîn, Qoser û Amedê  pêk hat, lê di pê re ne bi tişkî ev kêf û coş zêdeyî Kurdan dîtin, loma  jî ketin hewildanan da ku vê kêf û coşa wan li wan bibilînin. Piştî vê  yekê bi du mehan, di dawîya Kanûna 2009’an de dest bi operasyonên KCK  kirin. Endamên DTK (Kongreya Civaka Demokratîk), Serokên Şaredarîyan,  mirovên ku di sazîyên sifîl yên cûr be cûr de kar dikirin, girtin. Yên  ku girtin, kelepçe kirin û xistin rêzekê û birin dadgehê. Xistina rêzekî  ya Serokên Şaredarîyan, bi vî awayî dîyarkirina wan di çapemenîyê de,  helwesteke girîng e. Di pêvajoya rêvekirinê de, anîna vê yekê bo rojevê,  helwesteke ku nerîna rêvekirinê, fikra rêvekirinê seqet dike bixwe ye.  Îro li dor 1500 endamên Partîya Aşitî û Demokrasîyê girtî ne.</p>
<p>Di demokrasîyan  de temsîl mijareke girîng e. Mirov dixwaze îradeya gel têkeve  parlemento. Baraja ji %10 astengeke gelekî mezin e. Divê ev baraj dakeve  hejmareke ji %3-4. Jibo guhertina vê yekê bêdengîya hikûmetê, hatta  xwestina wê ku ev baraj weke berê bimîne, ne rewşeke ku mirov bikaribe  bi fikir û pêkanîna rêvekirinê ve girêde.</p>
<p>Nerîneke din ku  dijî rêvekirinê ye, girtin û cezakirina zarokên Kurd, daweyên ku di  derbarê wan de tên meşandin bixwe ye. Îro zêdeyî 3000 zarok pêrgî dadgeh  û îfadeyan bûne, li dor 1500 zarok jî girtîn e.</p>
<p>Faktora bingehî  ku ji pêkanîna rêvekirinê re dibe asteng, nerîna di derbarê  tasfîyekirina PKK’ê de tê gotin bixwe ye. Hikûmet her dem dibêje wê PKK  were tasfîye kirin. Armanca dîyarkirina tasfîyekirina PKK’ê, hewildana  gihîştina vê armancê şaş e. Ev yek ne mumkun e jî. Ev, tê wateya  serfkirina enerjîya belasebeb e. Herweha ev yek pirsgirêkan hîn girantir  dike, rewşê hîn aloztir dike. Pirsgirêka Kurd, pirsgirêkeke ku bi  înkarkirina Kurdan, zimanê Kurdan û mafê Kurdan yê xwezayî, gaspkirina  vana bi destê dewletê derketîye holê bixwe ye. Israra polîtîkayên înkar,  îmha û asîmîlasyonê, bi wextê re pirsgirêkê girantir û berfirehtir  dike. Di bingeha tekoşîna gerîla de polîtîkayên înkar, îmha û  asîmîlasyonê heye. Ev yek, jibo ku van mafên xwe yên xwezayî bi dest  bixe, tekoşîneke ku ji mejbûrî dest pêkirine bixwe ye. Cinayetên ku  ‘faîlên wan ne dîyar’, şewitandin û xerakirina gundan, şewitandina  daristanan, xerakirina tabîatê, hilweşandina çavkanîyên debarê, bi zorê  koçberkirina malbatan ji cî û warên wan, encamên bi zor pêkanîna van  polîtîkayên înkar, îmha û asîmîlasyonê ye. Jixwe tê zanîn ku faîlê  cînayetên ‘faîlên wan ne dîyar’ dewlet bixwe ye. Îfadeyên Ergenekon û  JÎTEM’ê, di pêvajoya dadgehê de, pêvajoya deşîfrekirina planên darbeyên  leşkerî weke Kafes û Balyoz de ev agahî bi awayekî gelekî eşkere derket  holê.</p>
<p>Di derbarê  rêvekirina Kurd de, bêgûman hin gavên ku divê dewlet bi serê xwe tenê  bavêje hene. Li zanîngeha vekirina enstîtuyên beşên Kurdolojî, ziman û  Edebîyata Kurdî, pejirandina alfabeya Kurdî; dayîna azadîya tîpên  Q,W,X,Ê, dayîna navên Kurdî yên herêman, gund û bajaran, navên Kurdî yên  zarokan, weke van mijaran rakirina her cûreyên astengan; pêkanîna  perwerdeya bi zimanê zikmakî, weşana sazîyên bi taybetî ya telewîzyon û  radyoyên Kurdî di jî nav vana de ne. Vana yên ku dewlet bi serê xwe  dikare pêk bîne bixwe ne. Lê li alîyê din pirsgirêka PKK’ê jî heye. Di  vê mijarê de, bêyî hevdîtinên bi BDP û PKK re çareserîyeke mayînde  nikare pêk were. Nerîna ku dibêje ‘’wê PKK were tasfîyekirin’’ şaş e.  Divê dewlet û hikûmet jî têgihiştibe ku ev nerîn ne mumkun e. Heger ku  di vê mijarê de israr bikin, dibe ku ev yek dewlet û hikûmetê, di mijara  gavên ku bi îradeya xwe bavêjin de, bê hêz bike.</p>
<p>Dadgeha Zagona  Bingehî di 11’ê Kanûna 2009’an de dîyar kir ku DTP hat girtin. Ev faktor  jî zerarê dide polîtîkeya rêvekirinê.</p>
<p>Nerîna li  naveroka fikir û hestên Rast û dînî jî girîng in. Li Tirkîyê rastên  dîndar, rast û dîndarên mîllîyetçîyên Tirk in. Ev yek, bi polîtîyên  devletê yên sîstematîk hatiye avakirin. Dema ku dewletê dest bi şerê li  hember PKK’ê kir nekir, jibo derketina çiyê, mezinbûna tekoşînê  bisekinîne, sazîyên dînî pêşve xist û ket hewildana şitexilandina gel.  Di avakirina radyo, telewîzyon û weşanxaneyên dînî de, di organîzekirina  weqfên dînî de vê nerîn û helwesta dewletê rolekî mezin lîstîye. Di  pêşveketine rastên dînî weke mîlîyetçîyên Tirk de, rolê vê polîtîkeya  dewletê pir girîng e. Ev yek, di nav AKP û hikûmetê de, di derbarê  rêvekirinê de muxalefetekê rê dide.</p>
<p>Divê mirov bêje  ku di van du salên dawîyê de, di jîyana sîyasî ya Tirk de, di çanda  sîyasî ya Tirk de pêvajoyeke mezin ya guhertinan dest pê kiriye. Eşkere  ye ku wê ev pêvajo di têgihîştina pirsgirêka Kurd de guhertinên girîng  pêk bîne. Lêpirsîn û daweyên ku di çerçoveya Ergenekon û JÎTEM’ê de tên  meşandin, ya herî dawîyê ku di derbarê operasyona Balyoz de hatine  destpêkirin, divê mirov bi vî awayî lê binere. Ji dema Îttîhat û Terakkî  vir de di jîyana sîyaseta Tirk de, tu rolê sazîyên ku ji alîyê gel ve  hatine hilbijartin, weke parlemento, hikûmet û partîyên sîyasî, tune ye.  Sazîya ku jîyana sîyasî, sîyaseta hundur û derve dîyar dike, rê didê,  arteş bixwe ye. Di pirsgirêkên bingehî de, weke pirsgirêka Kurd,  pirsgirêka Ermenîyan, pirsgirêka Kibrisê, Pirsgirêka Elewîyan û hwd de  ev yek eşkere ye. Ev rolê arteşê ku her tiştî dîyar dike, ji alî sazîyên  weke dadgeh, zanîngeh û sazîyên din yên burokratîk ve jî tê pejirandin.  Di jîyana sîyasî ya Tirk de otorîteya bingehî arteş e. Sazîyên ku gel  hilbijartinin, parlemento û hukûmet, jibo ku ji alî vê îktîdara bingehî  werin pejirandin dikevin hewildanê. Ev sîyaseta ku bi destê arteşê tê  dîyarkirin, nayê rexnekirin, nayê lêpirsîn, rewşeke dijî teorîya  demokrasîyê derdixe holê. Û hikûmeta îro, ya AKP’ê jî xwedî nerîneke  wiha ye ku ‘’me deng girtîye, me bi serê xwe tenê hikûmet ava kiriye, di  polîtîka hundir û derve de divê em bi bandortir bin’’ ye. Hikûmeta îro,  di nerînekê de ye ku hêza leşkeran ji ser hikûmetê rake. Dadgeha Zagona  Bingehî, Dadgeha Bilind, Şûraya Dewletê, Sazîya Bilind ya Hakim û  Savciyan û zanîngeh li gel arteşê bi tundî li dijî vê helwestê  derdikevin. Hewil didin hikûmetê bisekinînin. Pir eşkere ye ku planên  darbeyan mîna Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Eldiven, Kafes û Balyoz li  hember hikûmetê hatini çêkirin. Di vê pêvajoyê de çapemenî jî bêtir li  gel van planan cîh girtiye.</p>
<p>Şûraya Bilind ya  Leşkerî ku salê carekê dicive, jiber sedema ‘’îrtîca’’ bahsa avêtina  hin personelan ji arteşê dike. Lê jiber plan û hewildana kirina darbeyan  me avêtina tu kesan ji arteşê ne dîtîye. Tê famkirin ku planên darbeyên  Sarıkız, Ayışı, Yakamoz û hwd di salên 2003-2004’an de hatini kirin.  Planên Kafes û Balyoz jî nuh in, di van salên dawîyê de hatine kirin.  Dema ku mirov li generalên ku di Sibata 2010’an de hatin girtin dinere,  mirov tê digihije ku rutbeyên wan di salên 2003-2004’an de kêmtir bûn.  Lê kirina plan û hewildana darbeyan ji mezinbûna rutbeyên wan re ne bûye  asteng.</p>
<p>Deşîfrekirina  planên darbeyan, şopandina bi biryar ya van lêpirsîn û daweyan, di  civaka Tirk de ji alîyê hin der û doran, hin rewşenbîran ve weke  darbeyeke sifîl tê nirxandin. Yên ku ji deşîfrekirinê, ji çûna ser  têkiliyên cûnta yên di nav arteşê de rihetsiz dibin, propaxanda dikin û  dibêjin ‘’darbeya sifîl pêşve dihere’’. Hikûmetê bi kirina darbeya sifîl  tewabar dikin. Partîyeke ku bixwe jibo girtinê di bin tehdîta Dozgerê  Komarê yê Sereke de be, wê çawa darbeyeke sifîl bike? Hikûmeteke ku  arteş ne dabe cem xwe dikari darbeyeke sifîl bike? Halbikî di  hilbijartinên Serokkomarîyê de, bi ferzkirina 367 dengan ji alîyê  Dadgeha Zagona Bingehî ve ku biryar da û got ‘’bila leşker di dadgeha  leşkerî de werin dadgehkirin’’ darbeyeke sifîl ku li hikûmetê hat xistin  bixwe ye. Eşkere ye ku armanca van biryaran ew e ku, karê hikûmetê  zahmet bike û bi demê re hikûmetê bixîne. Jibo vê yekê, divê mirov di vê  pêvajoyê de ji helwestên ku karê hikûmetê zahmet bike, bireve.</p>
<p>Di van rojên  dawîyê de, hikûmet bahsa guhertina Zagona Bingehî, pêwistîya guhertina  wê dike. Serokê Cumhuriyet Halk Partisi Deniz Baykal jî dibêje ez ê  guhertina Zagona Bingehî bibim Dadgeha Zagona Bingehî û vê guhertinê  bisekinînim. Ev yek, hikûmet çiqas deng bigre bila bigre, nayê wateya ku  guhertina vê zagonê neke. Divê darbeya sifîl ev bixwe be.</p>
<p>Di bingeha van  pêşveçûnan tevan de, hiştina pirsgirêka Kurdan bê çareserî bixwe heye.  Ev pêşveçûn bi pirayî li ser sazîya dadgehîyê bandoreke xerab dike.  Cûdahîya normên sûc û ceza jibo Kurd û Tirkan di vê pêvajoyê de hatîye  pêk anîn. Yê ku Hrant Dînk qetil kir di dadgeha zarokan de tê mahkeme  kirin, zarokên Kurd ku keviran davêjin panzêr û polîsan di dadgehên  cezaya giran de tên dadgehkirin. Ev yek hêjayî baldarîyê ye. Dîsa  avêtina kevirên zarokên Kurd cezayên giran digre lê dema ku hin keviran  davêjin Kurdan weke sûc nayê dîtin. Disa ev yek jî hêjayî baldarîyê ye.</p>
<p>Di hundirê  sazîya dadgehî de, di normên sûc û ceza de pêşveçûnên cûda, bandora  rizandinê li ser hestên edaletê yên organê dadgehîyê dike. Fikir,  helwest û tevgêrên du rû, ne yên sazîya dadgehîyê tenê ne. Tê bîra me li  Filistînê dema ku zarokan kevir davêtin tanqên Îsraîl, çapemenîya Tirk  ew weke ‘’generalên Arafat’’ radigîhandin.</p>
<p><strong>İsmail Beşikçi<br />
Werger: Salih Agir Qoserî</p>
<p></strong></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/politika-reverkirine-u-fikra-darbeya-sifil/' addthis:title='Polîtîka Rêverkirinê û Fikra Darbeya Sifîl ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/03/politika-reverkirine-u-fikra-darbeya-sifil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Açılım Politikası ve Sivil Darbe Anlayışı</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/03/acilim-politikasi-ve-sivil-darbe-anlayisi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/03/acilim-politikasi-ve-sivil-darbe-anlayisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 11:04:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[açılım]]></category>
		<category><![CDATA[anlayışı]]></category>
		<category><![CDATA[darbe]]></category>
		<category><![CDATA[politikası]]></category>
		<category><![CDATA[sivil]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4576</guid>
		<description><![CDATA[İSMAİL BEŞİKÇİ &#124; 07 &#8211; 03 &#8211; 2010 &#124; Hükümetin açılım politikasında bazı sorunlar yaşadığı anlaşılmaktadır. Askeri ve sivil bürokrasinin, yargının, üniversitenin değişime direnç gösterdiği, değişimi engellediği görülmektedir. Ordunun yanında yargı ve üniversite, toplumsal ve siyasal değişimi, demokratikleşmeyi engellemeye çalışan kurumlar olarak belirmektedir. Basın, genel olarak toplumsal ve siyasal değişimi engellemeye çalışan bu kurumların sözcüsü [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/acilim-politikasi-ve-sivil-darbe-anlayisi/' addthis:title='Açılım Politikası ve Sivil Darbe Anlayışı ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[4576]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="" width="100" height="100" /></a>İSMAİL BEŞİKÇİ | 07 &#8211; 03 &#8211; 2010 | Hükümetin açılım politikasında bazı sorunlar yaşadığı anlaşılmaktadır. Askeri ve sivil bürokrasinin, yargının, üniversitenin değişime direnç gösterdiği, değişimi engellediği görülmektedir. Ordunun yanında yargı ve üniversite, toplumsal ve siyasal değişimi, demokratikleşmeyi engellemeye çalışan kurumlar olarak belirmektedir.<span id="more-4576"></span></p>
<p>Basın, genel olarak toplumsal ve siyasal değişimi engellemeye çalışan bu kurumların sözcüsü olarak işlev görmektedir. Taraf gibi değişimi, demokratikleşmeyi teşvik eden, bu açıdan devletin ordu, yargı, üniversite gibi temel kurumlarını köklü bir şekilde eleştiren bir basın da vardır. Taraf son yıllarda, Türk siyasal hayatını incelerken, dikkatlerden uzak tutulmaması gereken bir olgudur.</p>
<p>İfade özgürlüğünün genişletilmesi doğrultusunda gösterilen çabalar, ifade özgürlüğünün genişletilmesi gereğine vurgu yapılması açılımın önemli bir yönüdür.</p>
<p>Açılım politikalarının yaşama geçirilmesi sürecinde, son aylarda yaşanan bazı olaylara dikkat çekmek gerekir. 19 Ekim 2009’da Kandil’den 8, Mahmur’dan 26 PKK’li Habur’dan giriş yapmıştı. Bunları, büyük kalabalıklar coşkuyla, sevinçlerle karşılamıştı. Bu sevinç Nusaybin, Kızıltepe, Diyarbakır gibi alanlarda da sürmüştü, ama bu olaylardan hemen sonra Kürt kitlelerin bu sevinci, coşkusu çok görülmüş, bunu karartmanın yolları aranmaya başlanmıştı. Bundan iki ay kadar sonra, Aralık 2009 sonlarında KCK operasyonları başladı. Demokratik Toplum Kongresi üyeleri, belediye başkanları, çeşitli sivil toplum kurumlarımda çalışanlar gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar kelepçelenerek tek sıra halinde mahkemeye götürüldü. Belediye başkanlarını tek sıra halinde dizmek, bunu görüntülemek, bu görüntüleri basına servis etmek önemli bir çabaydı. Açılım sürecinde böyle bir uygulamanın gündeme  gelmesi, açılım anlayışını, açılım düşüncesini zedeleyecek önemli bir durumdur. Bugün 1500 civarında Barış ve Demokrasi Partisi üyesi tutukludur.</p>
<p>Demokrasilerde temsil önemli bir konudur. Halkın iradesinin parlamentoya yansıması istenir. %10 barajı bu konuda büyük bir engeldir. Bu oranın %3-4 gibi sayılara düşürülmesi gerekir. Hükümetin bu konuda bir çaba göstermemesi, hatta %10 barajında ısrarlı olduğunu vurgulaması, açılım düşüncesiyle ve uygulamasıyla bağdaştırılabilecek bir durum değildir.</p>
<p>Açılım anlayışıyla çelişen başka bir süreç de Kürt çocukların gözaltına alınması, tutuklanması, haklarında davalar yürütülmesidir. Soruşturmalarla karşılaşan 3000’in üzerinde çocuk vardır, 1500 civarında Kürt çocuk tutukludur.</p>
<p>Açılım politikasının yaşama geçmesini engelleyen temel olguysa PKK ile ilgili olarak dile getirilen tasfiye anlayışıdır. Hükümet sık sık PKK’nin tasfiye edileceğini söylemektedir. PKK’nin tasfiye edilmesi gibi bir amaç saptamak, böyle bir amaca ulaşmak için çaba sarf etmek yanlıştır. Bu mümkün de değildir. Bu, enerjinin boşa harcanması demektir. Üstelik sorunları ağırlaştıran, ortamı daha da geren bir durum yaratır. Kürt sorunu, devletin, hükümetin Kürtleri, Kürtçeyi inkarıyla, Kürtlerin doğal haklarının gasp edilmesiyle başlamış bir sorundur. İnkar, imha, asimilasyon politikasında ısrar etmek zamanla sorunu ağırlaştırmış, yaygınlaştırmıştır. Gerilla mücadelesinin temelinde inkar, imha ve asimilasyon politikaları vardır. Bu, gasp edilen doğal hakları elde edebilmek için başvurmak zorunda kalınan bir harekettir. Binlerle ifade edilen “faili meçhul” cinayet, köylerin yakılması, yıkılması,  ormanların yıkılması, doğanın tahribi, temel geçim kaynaklarının tahribi, ailelerin yerlerini yurtlarını terke zorlanmaları, bu inkar, imha ve asimilasyon politikalarının, bunların ısrarla uygulanmasının bir sonucudur. “Faili meçhul” cinayetlerin failinin devlet olduğu zaten biliniyordu. Ergenekon ve JİTEM soruşturmaları, yargılamaları sürecinde Kafes, Balyoz gibi darbe planlarının deşifre edilmesi sürecinde bu bilgi çok daha açık bir şekilde ortaya çıkmıştır.</p>
<p>Kürt açılımı çerçevesinde devletin, hükümetin tek taraflı olarak atacağı adımlar şüphesiz vardır. Üniversitelerde Kürdoloji enstitülerinin, Kürt dili ve edebiyatı bölümlerinin açılması; Kürt alfabesinin tanınması; Q, W, X, Ê gibi harflere özgürlük verilmesi; Kürtçe köy, belde, mıntıka isimlerinin iade edilmesi; çocuklara Kürtçe isimler verilmesi konusundaki her türlü engelin kaldırılması; anadilde eğitimin yaşama geçirilmesi; özel kurumların Kürtçe radyo ve televizyon yayını yapabilmeleri bunlar arasındadır. Bunlar, devletin, hükümetin kendi iradesiyle yaşama geçirebileceği konulardır. Ama bir de PKK sorunu vardır. Bu konuda Barış ve Demokrasi Partisi ile PKK’lilerle görüşülmeden kalıcı, sağlıklı çözümlere ulaşılamaz. “PKK tasfiye edilecek” anlayışı yanlıştır. Bunun mümkün olmadığı, hükümet ve devlet tarafından da anlaşılmış olmalıdır. Bu konuda ısrarlı olmak devleti ve  hükümeti, kendi iradesiyle atabileceği adımlar konusunda da hareketsiz bırakabilir.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi 11 Aralık 2009’da Demokratik Toplum Partisi’nin kapatıldığını açıkladı. Bunun da açılım politikasını zedeleyici bir unsur olduğu açıktır.</p>
<p>Dinsel sağın duygu ve düşünce içeriğine bakmak da önemlidir. Türkiye’de dinsel sağ Türk milliyetçisi bir dinsel sağdır. Bu, devletin sistematik politikalarıyla oluşturulmuş bir milliyetçi sağdır. Devlet PKK mücadelesi başlar başlamaz dağa çıkışları, hareketin kitleselleşmesini engellemek için dinsel kurumları geliştirerek halkı oyalama yolunu seçmiştir. Dinsel radyoların, dinsel televizyonların, dinsel yayınevlerinin, dinsel vakıfların organize edilmesinde devletin bu anlayışının çok büyük bir rolü vardır. Dinsel sağın Türk milliyetçisi bir sağ olarak gelişmesinde devletin bu politikaları önemli bir işleve sahip olmuştur. Bu, Adalet ve Kalkınma Partisi içinde, hükümet içinde, Kürt açılımı politikalarına karşı bir muhalefetin varlığına da işaret etmektedir.</p>
<p>Son iki yıldır Türk siyasal hayatını yakından ilgilendiren, Türk siyasal kültüründe, Türk siyasetinde dönüşümler yaratan bir sürece de değinmek gerekir. Bu sürecin, Kürt sorununun algılanmasında önemli değişiklikler yaratacağı açıktır. Ergenekon ve JİTEM çerçevesinde geliştirilen soruşturmalar ve davalar, son olarak Balyoz operasyonu çerçevesinde gelişen soruşturmalara bakmak bu açıdan anlamlıdır. İttihat ve Terakki’den beri Türk siyasal hayatında halk tarafından seçilmiş kurumların, parlamentonun, hükümetin, siyasal partilerin ciddi bir ağırlığı yoktur. Siyasal hayatı, iç politikayı, dış politikayı belirleyen, yönlendiren temel kurum ordudur. Kürt sorunu, Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, Alevi sorunu gibi temel sorunlarda bu açık olarak böyledir. Ordunun belirleyici ve yönlendirici bu durumu, yargı, üniversite gibi devletin temel kurumları tarafından, devlet bürokrasisi tarafından aynen benimsenmektedir.</p>
<p>Türk siyasal hayatında esas iktidar ordudur. Halk tarafından seçilmiş kurumlar, parlamento ve hükümet ancak esas iktidar sahibi olan ordu nezdinde kabul görebilmek için çaba sarf ediyor. Ordunun güdülen siyaset üzerinde bu kadar belirleyici olmasının, dokunulamaz, eleştirilemez, soruşturulamaz olmasının demokrasi teorisine aykırı bir durum yarattığı besbellidir. Bugünkü hükümet ise, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti ise, “oy almış, tek başına hükümet kurabilmiş bir parti, iç politikada ve dış politikada daha belirleyici ve yönlendirici olabilmelidir” anlayışındadır. Bugünkü hükümet, askerlerin siyaset üzerindeki rolünün geriletilmesi anlayışı içindedir. Bu gelişmelere ise ordunun yanında, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu gibi yargı organları, üniversite şiddetle karşı durmaktadır. Hükümeti engellemeye çalışmaktadır. Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz,  Eldiven gibi darbe planlarının, Kafes, Balyoz gibi darbe planlarının hükümete karşı yapıldığı, hükümeti düşürmek için yapıldığı besbellidir. Basın ise bu süreçte daha çok darbe planları lehinde yer almaktadır.</p>
<p>Yılda iki defa toplanan Yüksek Askeri Şura’da “irtica” nedeniyle bazı personelin ordudan ihraç edildiği vurgulanmaktadır. Ama darbe planları hazırladığı, darbeye teşebbüs ettiği gerekçesiyle herhangi bir ordu personelinin işine son verildiği görülmemiştir. Sarıkız, Ayışığı Yakamoz gibi darbe planlarının 2003-2004 yıllarında hazırlandığı anlaşılmaktadır. Kafes, Balyoz gibi darbe planlarının daha yeni yapıldığı, son yıllarda yapıldığı görülmektedir. 23 Şubat 2010’da gözaltına alınan, tutuklanan orgenerallere bakıldığında bu generallerin 2003-2004 yıllarında daha küçük rütbelerde oldukları anlaşılmaktadır. Ama darbe planları hazırlamanın, darbeye teşebbüs etmenin rütbece yükselmeye engel olmadığı görülmektedir.</p>
<p>Darbe planlarının deşifre edilmesi, bu konuyla ilgili soruşturmaların, davaların kararlılıkla izlenmesi, Türk toplumundaki bazı kesimler tarafından, aydınlar tarafından sivil darbe olarak algılanmaktadır. Darbe planlarının deşifre olmasından, ordudaki cunta ilişkileri üzerine gidilmesinden rahatsız olanlar “sivil darbe gelişiyor” şeklinde bir propaganda yürütmeye çalışmaktadırlar. Hükümeti sivil darbe yapmakla suçlamaktadırlar. Kendisi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kapatılma tehdidiyle karşı karşıya olan bir parti nasıl sivil darbe yapabilir? Orduyu yanına almamış bir hükümet sivil darbe yapabilir mi? Hâlbuki sivil darbe, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aranan 367 dayatmasıyla, Anayasa Mahkemesi tarafından alınan “askerler askeri mahkemede yargılansın” kararlarıyla, sivil darbe hükümete karşı yapılmaktadır. Bu kararların hükümetin işini zorlaştırmak, giderek hükümeti düşürmek gibi bir  amacı olduğu açıktır. Bu bakımdan bu süreçte hükümetin işini zorlaştıracak gelişmelerden uzak durmak gerekir.</p>
<p>Son günlerde hükümet Anayasa değişikliğinden, bunun gerekliliğinden söz etmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal ise Anayasa değişikliğini, Anayasa Mahkemesine götüreceğini ve değişikliği iptal ettireceğini söylemektedir. Bu, seçimlerde ne kadar oy toplarsa toplasın hükümetin anayasa değişikliği yapamayacağı anlamına gelmektedir. Sivil darbe bu olsa gerekir.</p>
<p>Bütün bu gelişmelerin temelinde Kürt sorununun çözümsüz bırakılması gibi bir neden vardır. Bu gelişmeler en çok da yargı kurumu üzerinde yıpratıcı bir etki yaratmaktadır. Suç ve ceza normlarının Türklere ve Kürtlere göre farklı farklı oluşturulması bu süreçte yaşanmaya başlanmıştır. Hırant Dink’i katleden bir kişi çocuk mahkemesinde yargılanırken, panzerlere, polislere taş atan Kürt çocukların ağır ceza mahkemelerinde yargılanması dikkate değer bir olaydır. Kürt çocukların taş atması ağır cezai yaptırımlarla karşılanırken, Kürtlere taş atılmasının suç sayılmaması yine dikkate değer olmaktadır. Yargı kurumu içinde farklı suç ve ceza normlarının gelişmesi, yargı organının adalet duygusunu çürütücü bir etki yaratmaktadır. Çifte standartlı düşünce, davranış ve tutum sadece yargı kurumuna mahsus değildir. Türk basınının, Filistin’de İsrail tanklarına, güvenlik güçlerine taş  atan çocukları “Arafat’ın generalleri” olarak andığı hatırlardadır.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/acilim-politikasi-ve-sivil-darbe-anlayisi/' addthis:title='Açılım Politikası ve Sivil Darbe Anlayışı ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/03/acilim-politikasi-ve-sivil-darbe-anlayisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Axayên Dewletê</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2009/10/axayen-dewlete/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2009/10/axayen-dewlete/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 15 Oct 2009 21:57:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[axayên]]></category>
		<category><![CDATA[dewletê]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=3504</guid>
		<description><![CDATA[Sererkanê Giştî Org. İlker Başbuğ di cejna Remezanê de li Mêrdînê çû Qereqola Sınırtepe. Sererkan li wêderê bi axaftineke çapemenîyê gilîyê axayan kir. Got ‘vê herêmê çi kişandîye ji destê axa kişandîye. Nuha jî axayên sîyasetê, yên terorê hene’. Beşê axaftina wî ya li ser vê yekê wiha ye: ‘Bi taybetî li vê herêmê mirovên [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/10/axayen-dewlete/' addthis:title='Axayên Dewletê ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[3504]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="ismailbesikci" width="100" height="100" /></a>Sererkanê Giştî Org. İlker Başbuğ di cejna Remezanê de li Mêrdînê çû Qereqola Sınırtepe. Sererkan li wêderê bi axaftineke çapemenîyê gilîyê axayan kir. Got ‘vê herêmê çi kişandîye ji destê axa kişandîye. Nuha jî axayên sîyasetê, yên terorê hene’. Beşê axaftina wî ya li ser vê yekê wiha ye: ‘Bi taybetî li vê herêmê mirovên me, hemwelatîyên me, herweha Rojhilata Anadolê jî gelekî ji destê axa kişandin.<span id="more-3504"></span></p>
<p>Heger îro em li vê astê bin, sedemên bingehî yek jê ev e. Mirovên me yên ku ji destê axa pir kişandine, bi destê axayên sîyasetê, axayên terorê tên eciqandin. Yek ji wan pirsgirêkên bingehî jî, xelaskirina gelê me ji destê axayên sîyasetê û axayên terorê ye’.</p>
<p>Sererkan di vê axaftinê de, bahsa perwerdeya kurdî jî kir. Li ser pirseke rojnamevanan ku gotin, ‘gelo tu pirsgirêkên bi navê Perwerdeya Kurdî heye?’ wî wiha got: ‘Bi raya min pirsgirêkeke wiha tune ye. Ev mirov ê li kîder fêrî kurdî bibin? Mirov li kîderê fêrî zimanê zikmakî dibe? Tu kesî ji dê û bavan re gotîye kurdî fêrî zarokan nekin? Heger ku bêjin em dixwazin fêrî xwendin û nivîsa kurdî bibin, ma qedexe ye?’.</p>
<p>Hêjaye mirov van nerînên Sererkan Org. Îlker Başbuğ nîqaş bike. Ev yeka han eşkere ye. Yê ku bi axa, şex û reîsên eşîran re têkilîyan datînin, yên ku hêzê didin van sazîyan, wan li ser lingan dihêlin, her dem dewlet bûye. Lewre dewlet bi rêya van sazîyan, tekoşîna netewî ya Kurdan dixe bin kontrola xwe, rê li ber pêşveçûna wan digre. Ev yek polîtîkayek ku 80 sal e, dewlet bi biryar û sîstematîk dimeşîne. Jiber ku jibo dewletê mijara herî girîng ev e. Jibo vê yekê, dewlet dibêje heger ku peywendîyên bi axatî, şêxtî û reîsên eşîran re pêwist be, divê bê kirin. Heger ku hîna jî sazîyên feodal li ser pîyan be, ev yek jibo dewlet dixwaze, wiha ye.</p>
<p>Di salan 1985’an de, avakirina korûcîtîyê, jîyan da van sazîyên feodal, ew li ser pîyan girt, herweha pêvajoyeke berdewama van sazîyan hat ava kirin. Bi vê sazîya korûcîtîyê, şêx, seyîd, axa, reîsên eşîran, cîhên xwe yên li pî dewletê xurt kirin, li ser daxwaz û berjewendîyên dewletê ketin hewildan û tevgêrê. Dewlet û sazîyên civakî bi hevdûre ketin piştgirîyeke kûr û giran. Îro axayên herî mezin, serokê korûcîyan bixwe ne. Ew piştgirîya dewletê dikin, dewlet jî piştgirîya wan dike. Ev şexs û sazî, jibo ku nehêlin tevgêra Kurdan û hêzên mîllî pêşve bikeve, di hewildaneke giran de ne. Sazîya dîn jî bi tundî bi kar tînin.</p>
<p>Axayên Dewletê…</p>
<p>Di zivistana 1994’an de hin ji van axayan, beg, şêx û reîsên eşîran li Ankara hatin dawet kirin. Di wê demê de Serokê Emnîyeta Giştî Mehmet Ağar, ji nêzîk de bi van mirovan re mijûl dibû. Telewîzyon, radyo û rojnameyan bi rojan digotin ‘Reîsê eşîra Jîrkan&#8230;’, ‘Reîsê eşîra Tayanan&#8230;’, ‘Reîsê eşîra Dawûdîyan&#8230;’, ‘Reîsê eşîra Kîkan&#8230;’, ‘Reîsê eşîra Ertûşî&#8230;’, ‘Reîsê eşîra Pînyanîş&#8230;’ û meşrûtî dida wan. Van mirovanan Serokkomar, Serokwezîr, Sererkan, Serokatîya Cedirmeyên Giştî, Wezareta Hundur, Serokatîya Emnîyeta Giştî zîyaret kir û zîyareta wan di çapemenîyê de cîyekî girîng girt.</p>
<p>Ev mirov derxistin telewîzyonê. Profesor Doğu Ergîl jî beşdarî vê programê bû. Mamoste Doğu bi israr ji van mirovan dipirsî, digot hûn çi dixwazin. Wan jî digot ‘em selehan dixwazin, pera dixwazin’. Çend caran bi israr ev daxwaza xwe gotin. Mamoste Doğu ji wan pirsî, got ‘hûn naxwazin rojnameyên we hebin, radyo, telewîzyonên we hebin, daxwazên we yên wiha tune ne?’. Wan jî digot ji seleh û peran pê ve tu daxwazên me tunene, herweha digotin jiber ku em di bin ala Tirkîyê de dijîn, em gelekî bextewer in. Vana axayên dewletê, şêxên dewletê, eşîrên dewletê ne. Axa, şêx û eşîrên ku jibo hebûna xwe, minettarê dewletê ne&#8230;</p>
<p>Em li dawîya salên 1990’î bifikirin. Wê demê, jibo guftûgoyên pirsgirêkên şaredarîyan, her çiqas Şaredarên Partîya Demokrasîyê (HADEP) daxwaza hevdîtinê li Serokwezîr Bülent Ecevit dikirin jî, Ecevît ne dixwest hevdîtinê bi wan re pêk bîne. Wî ne dixwest HADEP’îyan bibîne. Lê di heman demê de, bi serokê korûcîyan re, ango bi reîsên eşîran, şêx, seyîd û xwedîyên erdên pir re gelek caran, jibo hevdîtinan dawetî Ankara dikir. Vana li Ankara bi Serokkomartîyê, Serokwezîrîyê, Sererkantîyê, Wezareta Hundir, Serokatîya Emnîyeta Giştî û bi temama sazîyên dewletê re hevdîtin pêk tanîn. Dewletê ew pir baş pêşwazî dikirin. Dewletê piştgirî dida wan, wan jî piştgirî didan dewletê.</p>
<p>Sedema ku şerê Kurdan yê dawîyê hewqasî dirêj berdewam kir, meşandina şer Kurdên feqîr dimeşand bixwe ye. Sedem reîsên eşîran, şêx, axa û beg beşdarî vî şerî nebûne bixwe ye. Tê zanîn ku sazîya korûcîtîyê, herweha vana tevan li gel dewlet û artêşê cîh girtine. Vana giş, dîyar dike, di qategorîyên ku şer dimeşînin de cûdahîyên pir girîng hene. Îro şervanên PKK’ê û parlementerên DTP’ê ji mirovên feqîr pêk tên.</p>
<p>Li gel vê rewşa hewqasî eşkere, rexnekirina Kurdan bi têgehên mîna ‘axayên sîyasetê’, ‘axayên terorê’ mirov şaş dike. Kirina sîyasetê li Tirkîyê jibo Kurdan, jibo Tirkîyeke demokratîk pêwist e. Her dem mudaxaleya leşkeran ya sîyasetê, dîyarkirina nerînên wan li ser mijarên sîyasî, dîyarkirina tiştên ku dixwaze û tiştên ku naxwaze, dîyar dike ku Tirkîye ne xwedî sîstemeke sîyasî û rejîmeke demokratîk e. Bi vî awayî Tirkîye ne demokratîk e ne jî laîk e.</p>
<p>Axaftina ‘axayên terorê’, terora dewletê ku di salên 1990’î û 2000’an de kir, ji mirov venaşêre. Faalîyetên JÎTEM’ê ku bi hezaran ‘cînayetên faîlên wan ne dîyar’, şewat û xerakirina gundan, bi metodekî sîstematîk şewata daristanan, bi mîlyonan mirovên ku bi zor ji cîhên wan hatin derxistin, xerakirina çavkanîyên debara wan ê çawa bê îzah kirin? Ev bûyer giş, ev pêvajo çawa pêk hat? Li dor 1500 ‘cînayetên faîlên wan ne dîyar’ ku laşên wan hatîye dîtin heye. Li dor 5 hezar ‘cînayetên faîlên wan ne dîyar’ hene lê laşê wan ne hatîye dîtin. 17 hezar hene ku dosya wan hatîye vekirin lê hîna ne hatîye girtin. Li gel vana gişan, bahsa ‘axayên terorê’ bê kirin mirov şaş dike. Sibakê digrin ser mala we. Lêgera ewlekarîyê&#8230; Çewalên arvan, çewalên burxirê, torbeyê deterjanê, xwê, torbeyên şekir û hwd. gişî tevlihev dikin, bera nav hevdû didin&#8230; Lawê we / qîza we / mêrê we / birayê we / bavê we&#8230; bixwe re dibin diherin. Piştî çend rojan li rex çemekî, li bin pirekê, di şikeftekê de hûn laşê wan yê perçebûyî dibînin&#8230; dema ku vana giş eşkere li holê be, bahsa ‘axayên terorê’ bê kirin, rexnekirina Kurdan, tawabarkirina Kurdan îronîyek e.</p>
<p>Divê mirov li gotina Sererkan ya di derbarê ziman de jî binere. Sererkan dibêje ‘mirov ji dê û bav fêrî zimanê zikmakî dibe, yên ku rê li ber vêya digre heye?’ Lê dibêje perwerdeya kurdî jî ne mumkun e. Heta 25-30 sal berê dihat gotin ku ‘kurdî zimanekî hovane ye, ne zimanê nivîsê ye, bi vî zimanî roman ne hatine nivîsandin&#8230;’. Kurdî kêm dihate xistin. Îro jî tê gotin ku ‘perwerdeya kurdî nikare bibe, perwerdeya kurdî ê gel û dewletê perçe bike’. Di sala 1983’an de, qanûneke bi hejmara 2983 hebû. Vê qanûne kurdî li her derê qedexe dikir. Di sala 1991’ê de ev qanûn hat rakirin. Bi vê gotina Sererkan mirov dikare bêje jibo Kurdan hinekî azadî tê dayîn. Dibêje ‘dê û bav dikarin kurdî fêrî zarokên xwe bikin lê perwerdeya kurdî nabe’. Bêgûman di derbarê zimanê zikmakî de, helwesta dê û bav girîng e. Lê zikak û dibistan, rewş û hebûna malê temam dikin. Jibo pêkanîna wekhevîyê, dibistana kurdî, hetta dibistana kurdî ya mejbûrî, perwerdeya kurdî pêwist e.</p>
<p>Li gel hin çapemenî ku dibêjin ‘vebûna Kurd’, dîsa jî dewlet heqareta li Kurdan û zimanê kurdî dike, kêmxistina Kurdan berdewam dike. Bahsa derzên ‘li ser daxwazê’ dikin. Kurdî di qategorîya ‘derzên li ser daxwazê’ de dinirxînin. Zimanekî zikmakî ku ê xîtabî gelekî 20 mîlyon bike, mirov wî zimanî têxe qategorîya ‘derzên li ser daxwazê’ jibo Kurdan û zimanê kurdî ne heqaretek e? Alîyekî girîng yê axaftin, nîqaş, plan û projeyên ‘vekirin’ê wiha ye. Pêkanîna daxwazên Kurdan yên demokratîk, bersivdana daxwazên azadîyê, ne mijara yekemîn e. Di plana yekemîn de, tamîrkirina dewlet û sazîyên dewletê ku di şerê 25 salan de ji hevdû ketîye bixwe ye. Ev jî ‘vekirin’ekê pêwist dike.</p>
<p>İsmail Beşikçi</p>
<p>Wergera ji Tirkî: Salih Agir Qoserî</p>
<p>| 15 &#8211; 10 &#8211; 2009 |</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/10/axayen-dewlete/' addthis:title='Axayên Dewletê ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2009/10/axayen-dewlete/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Devletin Ağaları</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2009/10/devletin-agalari/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2009/10/devletin-agalari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Oct 2009 13:27:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ağaları]]></category>
		<category><![CDATA[devletin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=3398</guid>
		<description><![CDATA[Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Ramazan Bayramı’nda, Mardin’in Sınırtepe Karakolu’na da uğradı. Genelkurmay Başkanı, orada, basına yaptığı  konuşmada, ağalardan şikayet etti. “Bu  bölge ne çektiyse ağalardan çekti” dedi.  “Şimdi de siyaset ağaları var, terör ağaları var” dedi.  Konuşmanın bu   bölümlü şöyle: “Özellikle bu bölgede, insanlarımız, vatandaşlarımız, Doğu Anadolu da dahil olmak üzere, ağalardan çok çekti. [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/10/devletin-agalari/' addthis:title='Devletin Ağaları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[3398]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="ismailbesikci" width="100" height="100" /></a>Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ, Ramazan Bayramı’nda, Mardin’in Sınırtepe Karakolu’na da uğradı. Genelkurmay Başkanı, orada, basına yaptığı  konuşmada, ağalardan şikayet etti. “Bu  bölge ne çektiyse ağalardan çekti” dedi.  “Şimdi de siyaset ağaları var, terör ağaları var” dedi.  Konuşmanın bu   bölümlü şöyle: “Özellikle bu bölgede, insanlarımız, vatandaşlarımız, Doğu Anadolu da dahil olmak üzere, ağalardan çok çekti. Bugün bu noktalardaysak,  altında yatan temel nedenlerden bir tanesi bu.  Bu zamanın ağalarından çeken insanlarımız,  siyaset ağalarından, terör ağalarından muzdarip.  Esas temel sorunlardan bir tanesi de,  bu halkımızın  siyaset ağalarından, terör ağalardan kurtarılmasıdır.”<span id="more-3398"></span></p>
<p>Genelkurmay Başkanı, bu konuşmada,  Kürtçe eğitim konusundan da söz etmiştir. Gazetecilerden gelen, “Kürtçe eğitim diye bir sorun var mı?” sorusu üzerine verilen cevap  şöyle: “Ben olduğu kanaatinde değilim. Kürtçe’yi nerede öğrenecek  bu insanlar? Anadil nerede öğrenilir? Ana-babaya Kürtçe öğretme diyen mi var? Kürtçe okuma yazma öğrenmek istiyorum, diyorsa, yasak mı?”</p>
<p>Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ’un bu düşüncelerini  irdelemekte yarar var.  Şurası çok açık. Ağalarla, şeyhlerle, aşiret reisleriyle ilişki kuran, bu kurumları güçlendiren, ayakta tutan   her zaman devlet olmuştur.  Çünkü, devlet, bu kişiler, bu kurumlar aracılığıyla Kürtlerde  gelişen milli hareketi kontrol edebilmekte, engelleyebilmektedir.  Bu, Cumhuriyet’in 80 yılı aşkın bir zamandır karalı ve sistematik bir şekilde uyguladığı  bir politikadır. Çünkü devlet için en önemli konu budur. Bunun için ağalıkla, şeyhlikle, aşiret reisleriyle işbirliği yapmak gerekirse  yapılmalıdır, anlayışı egemendir.  Bu feodal kurumlar hala ayaktaysa devlet istediği içindir.</p>
<p>1985 de koruculuğun tekrar örgütlenmesi, bu feodal kurumlara can veren, onları dirilten, ayakta tutan bir süreç yaratmıştır. Koruculuk kurumu sayesinde,  şeyhler, seyitler,  ağalar, aşiret reisleri,  devletin yanındaki yerini sağlamlaştırmış,  devletin istekleri  ve devletin çıkarları  doğrultusunda tavır ve davranış sergilemeye başlamıştır.  Devlet  bu toplumsal kategorilerle, bu kategoriler de devletle çok sıkı bir işbirliğine girmiştir. Bugün en büyük ağalar korucubaşlarıdır.  Onlar devleti, devlet de onları desteklemektedir. Bu kişiler ve kurumlar, Kürtlerde gelişen milli hareketi,  milliyetçilik akımlarını frenlemek, engellemek için çok yoğun bir çaba gösteriyor. Din kurumunu da etkili bir şekilde kullanıyorlar.</p>
<p>Devletin Ağaları…</p>
<p>1994 kışında, bu ağaların, beylerin, aşiret reislerinin, şeyhlerin bir kısmı Ankara’ya davet edilmişlerdi. Dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, bu kişilerle yakından ilgileniyordu. Televizyonlar, radyolar, gazeteler, günlerce,  “Jirki Aşireti Reisi…”,  “Tayan Aşireti Reisi…”,  “Davudiyan Aşireti Reisi…”,  “Kikan Aşireti Reisi…”  “Ertuşi Aşireti Reisi…”, “Pinyaniş Aşireti Reisi…” diyerek bu kurumlara  meşruluk verdi. Bu kişiler, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık,  Genelkurmay Başkanlığı,  Jandarma Genel Komutanlığı,  İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü gibi kurumları ziyaret etmişler,  ziyaretleri basında geniş bir şekilde yer almıştı.</p>
<p>Bu kişiler televizyona da çıkarılmışlardı.  Bu programa profesör Doğu Ergil de katılmıştı. Doğu Hoca,  bu kişilere ısrarla ne istediklerini soruyordu.  Onlar da “sileh istiyoruz, pere istiyoruz” diyorlardı.  Silah ve para istediklerini birkaç defa ısrarla vurguladılar.  Doğu  Hoca,  “gazetemiz olsun, radyomuz, televizyonumuz olsun gibi bir talebiniz yok mu?” diye sordu. Onlar da, silahtan ve paradan başka isteklerinin olmadığını,  Türk bayrağı altında yaşamaktan çok  mutlu olduklarını  söylediler. Bunlar, devletin ağaları, devletin şeyhleri, devletin aşiretleridir. Bunlar devlet ağalarıdır. Varlıklarını devlete borçlu olan ağalar, şeyler ve aşiretlerdir…</p>
<p>1990’ların sonlarını düşünelim. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit, belediyelerinin sorunlarını görüşmek için  kendisinden randevu isteyen Halkın Demokrasi Partili  (HADEP) belediye başkanlarına  randevu vermiyordu. Bu HADEP’lilerle görüşmüyordu. Ama aynı dönemde korucubaşları, yani aşiret reisleri, şeyhler, seyitler, büyük toprak sahipleri, sık sık Ankara’ya davet edilirdi. Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, Genelkurmay Başkanlığı, İçişleri Bakanlığı,  Emniyet Genel Müdürlüğü dahil,  devletin bütün makamlarıyla görüşürlerdi. Devlet, onları çok iyi ağırlardı. Devlet onları, onlar de devleti  desteklerdi.</p>
<p>Son Kürt savaşının bu kadar uzun sürmesinin nedeni, savaşı, yoksul Kürt halk kesimlerinin sürdürüyor olmasıdır. Savaşa, aşiret reislerinin, ağalarını, beylerin, şeyhlerin katılmıyor olmasıdır. Koruculuk kurumu dolayısıyla bunların,  devletin ve ordunun yanında yer aldığı  biliniyor. Bütün bunlar, ayaklanmaları yürütenlerin sınıf yapısında çok önemli bir değişiklik olduğunu göstermektedir. Bugün,  gerek PKK savaşçıları, gerek Demokratik Toplum Partisi milletvekilleri,  genellikle yoksul halk çocuklarıdır.</p>
<p>Durum bu kadar açıkken, Kürtleri, “siyaset ağaları”, “terör ağaları” kavramlarıyla eleştirmek, suçlamak  şaşırtıcıdır. Kürtlerin siyaset yapması demokratik Türkiye’nin bir gereğidir. Askerin sık sık siyasete müdahale etmesi, siyasal konular üzerinde sık sık görüş açılaması,  olmasını istediği, olmamasını istediği konuları dile getirmesi, Türkiye’nin demokratik bir siyasal sisteme, demokratik bir siyasal rejime sahip olmadığının temel bir göstergesidir. Bu yönüyle Türkiye demokratik de değildir, laik de değildir.</p>
<p>“Terör ağaları”ndan söz etmek,  1990’larda, 2000’lerde,  devlet terörünün nasıl tırmandırıldığını dikkatlerden kaçıramaz. JİTEM’in  faaliyetlerini,  binlerle ifade edilen “faili meçhul” cinayetleri, köylerin yakılmasını-yıkılmasını,  ormanların sistematik olarak yakılmasını,  milyonlarca insanın yerini-yurdunu terke zorlanmasını, temel geçim kaynaklarının tahrip edilmesini  nasıl açıklamak gerekir? Bütün bu olgular, süreçler nasıl gerçekleşti? 1500 civarında, “faili meçhul” olan,  cesetlerine ulaşılmış cinayet vardır.  5 bine yakın, “faili meçhul” olan fakat cesetlerine ulaşılamamış cinayet vardır.  17 binden fazla, dosyası açılmış ama kapanmamış cinayet vardır.  Bütün bunlar ortada dururken “terör ağaları”ndan söz etmek inanı şaşırtıyor.  Bir sabah evinize baskın yapılıyor. Güvenlik aramaları… Un çuvalları, bulgur çuvalları, deterjan torbaları, tuz, şeker torbaları vs. her şey alt-üst ediliyor, birbirine karıştırılıyor… Oğlunuz/kızınız/kocanız/kardeşiniz,babanız… alınıp götürülüyor. Birkaç gün sonra bir dere kenarında, bir köprü altında, bir mağaranın girişinde<br />
parçalanmış cesedini buluyorsunuz… Bütün bunlar ortada dururken, açık bir şekilde ortada dururken, “terör ağaları”ndan söz edip Kürtleri eleştirmek, suçlamak bir ironidir.</p>
<p>Genelkurmay Başkanı’nın dil üzerine söylediklerine de bakmak gerekir. Genelkurmay Başkanı, “anadil, anadan babadan öğrenilir, buna engel olan var mı?” diyor.  Ama Kürtçe eğitimin mümkün olmayacağını da söylüyor. 25-30 yıl öncesine kadar,  “Kürtçe ilkel bir dildir,  yazı dili değildir,  bu dille roman yazılamıştır.. “ denirdi. Kürtçe aşağılanırdı.  Günümüzdeyse Kürtçe eğitim olamaz,  Kürtçe eğitim milleti, vatanı, devleti böler…” deniyor. 2983 sayılı ve 1983 tarihli bir yasa vardı. Kürtçe’yi her alanda yasaklayan bir yasaydı. 1991 de yürürlükten kaldırılmıştı. Genelkurmay Başkanı’nın bu konuşmasıyla Kürtlere biraz özgürlük tanıdığı söylenebilir. “Ana-baba çocuklarına Kürtçe öğretebilir ama, Kürtçe eğitim olmaz” diyor. Anadil konusunda ananın-babanın  tutumu elbette önemlidir.   Ama, sokak ve okul aile ortamını tamamlayan kurumlardır.  Eşitliği sağlamak açısında, Kürtçe okul, hatta mecburi Kürtçe okul,  Kürtçe eğitim gereklidir.</p>
<p>Devlet, bir kısım basın,  “Kürt açılımı” derken bile, Kürtlere ve Kürtçe’ye hakareti, aşağılamayı sürdürüyor. “Seçimlik dersler”den söz ediyor.  Kürtçe’yi, “seçimlik ders” kategorisinde değerlendiriyor.  20 milyona hitap etmesi beklenen bir anadilin,  “seçimlik ders”  kategorisinde değerlendirilmesi, Kürtlerin ve Kürtçe’nin aşağılanması değil midir? “Açılım” konuşmalarının, tartışmalarının, planlarının, projelerinin önemli bir yönü şudur. Kürtlerin demokratik taleplerini, özgürlük taleplerini karşılamak, birinci planda düşünülen bir konu değildir.  Birinci planda, 25 yıllık son Kürt savaşında yıpranan devletin,  yıpranan kurumların restore edilmesi planlanmaktadır. Bu da belirli bir “açılım”ı gerekli kılmaktadır.</p>
<p>İsmail Beşikçi</p>
<p>| 02 &#8211; 10 &#8211; 2009 |</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/10/devletin-agalari/' addthis:title='Devletin Ağaları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2009/10/devletin-agalari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beşikçi Eleştirilerine Cevap</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2008/12/besikci-elestirilerine-cevap/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2008/12/besikci-elestirilerine-cevap/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Dec 2008 21:22:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[İsmail Beşikçi]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[8]]></category>
		<category><![CDATA[ab]]></category>
		<category><![CDATA[abd]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[af]]></category>
		<category><![CDATA[ahm]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[alevilik]]></category>
		<category><![CDATA[ani]]></category>
		<category><![CDATA[anma]]></category>
		<category><![CDATA[artis]]></category>
		<category><![CDATA[ask]]></category>
		<category><![CDATA[basın]]></category>
		<category><![CDATA[bask]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[birlik]]></category>
		<category><![CDATA[bo]]></category>
		<category><![CDATA[ceza]]></category>
		<category><![CDATA[cezaevi]]></category>
		<category><![CDATA[cezaevleri]]></category>
		<category><![CDATA[dava]]></category>
		<category><![CDATA[denetim]]></category>
		<category><![CDATA[dere]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[dtp]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[emek]]></category>
		<category><![CDATA[ermeni]]></category>
		<category><![CDATA[gazete]]></category>
		<category><![CDATA[gazeteci]]></category>
		<category><![CDATA[heyet]]></category>
		<category><![CDATA[illegal]]></category>
		<category><![CDATA[insan hakları]]></category>
		<category><![CDATA[iran]]></category>
		<category><![CDATA[irk]]></category>
		<category><![CDATA[istifa]]></category>
		<category><![CDATA[kacak]]></category>
		<category><![CDATA[kamp]]></category>
		<category><![CDATA[karar]]></category>
		<category><![CDATA[kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kitle]]></category>
		<category><![CDATA[kongre]]></category>
		<category><![CDATA[kurd]]></category>
		<category><![CDATA[kürt sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>
		<category><![CDATA[mahkeme]]></category>
		<category><![CDATA[mektup]]></category>
		<category><![CDATA[muhalefet]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa kemal]]></category>
		<category><![CDATA[online]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[polis]]></category>
		<category><![CDATA[Resim]]></category>
		<category><![CDATA[Röportaj]]></category>
		<category><![CDATA[rum]]></category>
		<category><![CDATA[sel]]></category>
		<category><![CDATA[ses]]></category>
		<category><![CDATA[sivil]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<category><![CDATA[tip]]></category>
		<category><![CDATA[toplum]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ucak]]></category>
		<category><![CDATA[us]]></category>
		<category><![CDATA[yasa]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[ydg]]></category>
		<category><![CDATA[Yunanistan]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>
		<category><![CDATA[Zaman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.ydg-online.org/ahmtr/?p=50</guid>
		<description><![CDATA[Özgür eleştiri bilimin ilerlemesinin, bilimsel düşüncenin gelişmesinin, demokrasinin kurulmasının çok önemli bir şartıdır. Özgür eleştiri olmadan, düşün özgürlüğü olmadan bilim yönteminin gelişmesi mümkün değildir. Hatta, düşün özgürlüğü olmadan, düşün özgürlüğü kurumlaşmadan sosyal bilimlerin mümkün olmadığını söylemek de gerekli olmaktadır. Herhangi bir düşüncenin, görüşün bilimsel olabilmesi için, o düşüncenin kamuoyuna açıklanması gerekir. Kamuoyuna açıklanmayan görüşler, düşünceler [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2008/12/besikci-elestirilerine-cevap/' addthis:title='Beşikçi Eleştirilerine Cevap ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.ydg-online.org/ahmtr/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci.gif" rel="lightbox[50]" title="ismailbesikci"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-51" title="ismailbesikci" src="http://www.ydg-online.org/ahmtr/wp-content/uploads/2008/12/ismailbesikci-100x100.gif" alt="ismailbesikci" width="100" height="100" /></a>Özgür eleştiri bilimin ilerlemesinin, bilimsel düşüncenin gelişmesinin, demokrasinin kurulmasının çok önemli bir şartıdır. Özgür eleştiri olmadan, düşün özgürlüğü olmadan bilim yönteminin gelişmesi mümkün değildir. Hatta, düşün özgürlüğü olmadan, düşün özgürlüğü kurumlaşmadan sosyal bilimlerin mümkün olmadığını söylemek de gerekli olmaktadır.<span id="more-50"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Herhangi bir düşüncenin, görüşün bilimsel olabilmesi için, o düşüncenin kamuoyuna açıklanması gerekir. Kamuoyuna açıklanmayan görüşler, düşünceler bilimsel değildir. Çünkü, kamuoyuna açıklanmadığı için eleştiri süzgecinden geçmemiştir. Bir düşüncenin, görüşün kamuoyuna açıklanması, isteyen kişilerin, onu eleştirebilmesi anlamına gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Eleştiri ne zaman yararlı olur?. Örneğin, siz, yazıyla, kitapla veya bir konuşmayla düşüncelerinizi açıklıyorsunuz. Sizi eleştiren kişi düşüncelerinizi kavramışsa, yazılarınızdan, kitaplarınızdan, konuşmalarınızdan alıntılar yaparak bu görüşleri, düşünceleri eleştiremeye çalışıyorsa, bu çok yararlı bir eleştiridir, eleştiri budur. Bunun hem eleştirilen kişiye, hem de düşün hayatına yararı büyüktür. Ama, sizin yazılarınız, görüşleriniz, düşünceleriniz yeteri kadar kavranmamışsa, düşünceleriniz, yazılarınız, onlardan alıntılar yapılarak eleştirilmiyorsa, sadece, yazının genelinin yarattığı bir izlenimden kalkarak tepkisel bir durum ifade ediliyorsa, bu tutumun bir yarara yoktur. Bunun eleştirilen kişiye de düşün hayatına da bir yararı olmaz. Bu tür yazılar da zaten eleştiri değildir. Bu yazılara, bu sitemlere cevap vermek anlamlı da değildir. Bu süreçten bir şey çıkmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">1990’larda, Kürtlerin asimilasyonunun dile getiren yazılar yazılırdı. Bu yazılardan dolayı soruşturmalar, davalar açılırdı. Cumhuriyet Savcılığı, “asimilasyon diye bir politikamız yok, sanık Kürtlerden, Kürtçe’den söz ederek suç işliyor” şeklinde iddianameler yazardı. Biz, savunmalarımızda, asimilasyonu gösteren birçok belgeyi gösterir birçok olayı anlatmaya çalışırdık… Duruşmalar sonunda bir mahkumiyet kararı çıkardı. Bu mahkumiyet kararında, sizin olgulara ve belgelere dayalı savunmalarınız hiç dikkate alınmaz, “devletin asimilasyon politikası falan yok, Kürtlerden, Kürtçe’den söz eden sanığın su işlediği kanaatine varılmıştır” denirdi. Bu tutum neyi gösteriyor? Belgelere ve olgulara dayalı savunmaların değil, önyargıya dayalı iddiaların belirleyici olduğunu gösteriyor. Bu mahkumiyet kararı temyiz edilirdi.Temyiz başvurusunda, asimilasyon uygulamaları, daha etraflı bir şekilde belirtilirdi. Buna rağmen temyiz mahkemesi de, belgelere ve olgulara dayalı savunmaları dikkate almaz, hüküm mahkemesinin ön yargılı kararını onaylardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Beşikçi’ye yapılan eleştirilerin bir kısmı böyle. Beşikçi’nin yazdıklarına değinilmiyor. Abdullah Öcalan’ın tutumuna ve düşüncelerine eleştiri yapılmasına tepki duyuluyor. “Şu kadar milyon insan Öcalan’ın arkasında… Böyle bir öndere neden eleştiri yapılıyor? vs.</p>
<p style="text-align: justify;">Salih Agiri Quseri’nin bazı soruları var. Bunları irdelemek gerekir. Diyaspora’daki Kürtler ne yapabilir? deniyor. Burada, diyaspora kavramının doğru kullanıldığı kanısında değilim. Diyasporadan söz edebilmek için, yurt dışındaki bütün Kürtleri kucaklayan bir örgütün varlığı gerekir. Kürtlerde böyle bir örgüt yok. Her örgüt kendi yandaşlarıyla ilgileniyor. Diyaspora, yurt dışındaki bütün örgütlerin dışında, bütün Kürtleri kucaklayan bir örgütün varlığın gerekli kılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yurt dışındaki Kürtler, bulundukları ülkelerde, basınla, üniversiteyle, sivil toplum kurumlarıyla, insan hakları kurumlarıyla iş çevreleriyle ilişkiler içinde olmak, bu ilişkileri güçlendirici bir süreç yaşamak durumundadır. Kürt sorununu bu çevrelere anlatabilmek, önemlidir. Kürt sorununu o ülkenin diliyle anlatmak tercih edilir. Tercüme söz konusuysa, Kürtçe’den o ülkenin diline tercüme yapılmalıdır. Bir Kürt’ün, Kürt sorununu yaşadığı ülkedeki herhangi bir yöneticiye veya herhangi bir kişiye, kurum yetkilisine Türk diliyle anlatması sağlıklı bir yol değildir. “Kendi ülkenizde baskı var diye konuşmuyorsunuz, konuşamıyorsunuz, burada da mı Türk polisi var?” şeklinde bir tepkiyle karşılaşabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu durumda sizi dinleseler bile ciddiye alınmazsınız kanısındayım.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu konuyla ilgili bir olayı anlatmayı gerekli görüyorum. 1985-1988 yıllarına, Bulgaristan’da, devletin, orada yaşayan Türklerin isimlerini Bulgar isimleriyle değiştirmek gibi bir politikası vardı. Bulgar isimleri almayanlar baskıyla karşılaşırlardı. Belene Kampı’ndan söz ediliyordu. İsim değişikliğini kabul etmeyenler, Bulgar ismi almak istemeyenler, Belen Kampı’na gönderiliyorlarmış. Orada baskı, zulüm var, O yıllarda, Bulgar ismi almak istemeyenler çok büyük kitleler halinde Türkiye’ye göçüyorlardı. 500 binin üzerinde Türk insanı Türkiye’ye göçmen geldi. Gelenler, basına, Bulgar ismi almak istemeyenlere nasıl zulüm yapıldığını anlatıyorlardı. Bir akşam TV de, Bulgaristan’da gazetecilik yapan bir kişi Bulgar ismi almak istemeyenlerin nasıl zulüm gördüğünü anlatıyordu. İşkenceler, baskılar hakkında açıklamalar yapıyordu. Ama Bulgarca konuşuyordu. Koğuşta 30 kişi kadar vardık. TV’de haber izlerken böyle kalabalık oluyorduk. Her koğuşta TV yoktu. O zaman, Gaziantep Özel Tip Cezaevi’ndeydim. Arkadaşlar Bulgarca konuşan bu Türk’e ciddiye almadılar. Açıklamalarına da ilgi göstermediler. Ertesi akşam, aynı baskılardan dolayı Türkiye’ye gelen başka bir Türk’le röportaj yapılıyordu. Bu kişi Türkçe konuşuyordu, fakat, Türkçeyi çok zor konuşuyordu. Kırık-dökük bir Türkçe’si vardı. Ama ısrarla Türkçe konuşuyordu. Bu tutum arkadaşların çok hoşuna gitti. Arkadaşlar bu Bulgaristan göçmenini dikkatle dinlediler, söylediklerini de dikkate aldılar. Yurt dışındaki Kürtler, Diyarbakır’da veya İstanbul’da yaşıyormuş gibi, kendi arkadaşları, kendi gettoları içinde değil biraz da bulundukları ülkenin insanları içinde, o insanlarla sık sık görüşerek yaşamalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">“Yurt dışındaki Kürtler ne yapmalıdır?” sorusunun yanında, “DTP ne yapmalıdır?” şeklinde bir soru da var. Demokratik Toplum Partisi’nin iki milyona yakın, iki milyonun üzerinde oyu var. Bunu bir irade beyanı olarak değerlendirmek mümkündür. DTP bu iradeyi kendi temsil etmelidir. Bir siyasal partinin bu iradeyi, cezaevinde, devletin çok sıkı denetimi altında tutulan bir kişiye, PKK lideri Abdullah Öcalan’a teslim etmesi yanlış bir tutumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal sorun nedir? Sosyal yaşamda gelişmeler, doğallıktan saptığı zaman, olması gereken, olağan olan gerçekleşmediği zaman sosyal sorun ortaya çıkar. Kürt sorunu denildiği zaman ise, kanımca şu anlaşılır: Öbür halklar açısından, örneğin, Araplar, Farslar, Türkler, Ruslar, Almanlar, İngilizler, İspanyollar vs. doğal olan, olağan olan, olması gereken bir yaşam tarzına Kürtler sahip değildir. Bu haklar Kürtlere yasaklanmıştır. Kürtlerin bu doğal hakları gasp edilmiştir. Bu bir sorundur. Bu, sosyal ve siyasal, içerikleri olan bir sorundur. Sorunu inkar etmek, gizlemek için, devlet yalana dayalı çeşitli politikalar da üretmektedir. Bu politikalar, uygulamalar, yalanın başka bir yalanla gizlenmeye çalışılması, yalanın bir yönetme yöntemi olarak kullanılması, sorunu gittikçe ağırlaştırmıştır. Sosyal sorun budur. Sorun şüphesiz, Kürtlerin kendisi değildir. Devlet, Kürtlerdeki doğal gelişmenin, olağan gelişmenin, olması gerekenin önünü tıkadığı için, olağandan, doğal olandan bir sapma olduğu için, sorun ortaya çıkmaktadır. Rohat Miran’ı bu şekilde cevaplamak mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp Üzerine…</p>
<p style="text-align: justify;">Abdullah Öcalan’ın Ziya Gökalp ile ilgili düşüncelerine de değinmek gerekir. PKK lideri Öcalan, “Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp’idir” diyor. Başlıca üç ana konu üzerinden bu karşılaştırmayı irdelemekte yarar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">1. Ziya Gökalp 1908’de, Jön Türk hareketinden hemen sonra, Diyarbakır’da, İttihat ve Terakki Fırkası’nın görüşlerini dile getiren yayın organları kurdu. Peyman bunlardan biridir ve Kürtçe-Türkçe yayımlanmaktadır. Ziya Gökalp 1910 yılında, İttihat ve Terakki’nin Selanik’de düzenlenen kongresine katıldı ve fırkanın merkez-i umumisine seçildi. 1910-1911 yıllarında Genç Kalemler Dergisi’nin yazarları arasında yer daldı. Ali Canip Yöntem ve Ömer Seyfettin’le birlikte, Türkçe’nin sadeleştirilmesi konusunda yazılar yazdı. Fuat Köprülü, Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Hikmet Müftüoğlu, Hamdullah Suphi Tanrıöver gibi yazarlarla birlikte, milli edebiyat akımının geliştirilmesinde rol aldı. Türkocağı tarafından yayımlanan Türk Yurdu dergisi’nde ve Sırat-ı Mustakim’de, Türkleşmek, İslamlaşmak ve Batılılaşmak yolundaki düşüncelerini açıkladı. “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Batı medeniyetindenim” diyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp, (1876-1924) İttihat ve Terakki Fırkası’nın çok önemli kişilerinden, elemanlarından biriydi. Dr. Nazım’la ve Dr. Bahattin Şakir’le birlikte, merkez-i umumi’nin önemli üyelerindendi. İttihat ve Terakki, gerek muhalefette olduğu yıllarda (1908-1913) gerek iktidar olduğu yıllarda (1913-1918) devletin kendisiydi. Ziya Gökalp sadece görünür devletin değil, görünmeyen devletin, illegal devletin de önemli bir elemanıydı. Teşkilat-ı Mahsusa’nın, kuruluşu, faaliyetleri Ziya Gökalp’in duygu ve düşünceleriyle yakından ilgiliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">İttihat ve Terakki’nin, Osmanlı Devleti’nin Türk etnisine dayalı olarak yeniden organize edilmesi gibi bir düşüncesi vardı. Sermayeyi millileştirmek istiyordu. Bu, Ziya Gökalp’in temel düşüncelerinden biriydi. Rum-Pontus sürgünleri, Ermeni soykırımı, Asuri-Süryani soykırımı bu çerçevede benimsenen politikalar ve uygulamalar oldu. Birinci Dünya Savaşı başlar başlamaz, yüzbinlerce Rumun, Pontusun Ege adalarına, Yunanistan’a sürgün edildiği biliniyor. 1915 de Ermeni soykırımı gerçekleşti. Mübadele ise 1922 sonlarında itibaren gelişen bir süreçtir. Kürtlerin Türklüğe asimilasyonu, Kızılbaşların Müslümanlığa asimilasyonu yine bu çerçevede gündeme geldi. İttihat ve Terakki döneminde, Alevi-Bektaşiler konusunda incelemeler yapan Baha Sait’in, Ziya Gökalp tarafından görevlendirilen bir kişi olduğu bilinmektedir. Baha Sait Dağıstanlı bir ordu mensubudur. Ordudan ayrılıp İttihat ve Terakki’nin görüşleri doğrultusunda araştırmalar yapmış, Alevilik konusunda çalışmış bir kişidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp sadece İttihat ve Terakki döneminde değil, Cumhuriyet döneminde de iktidara çok yakın olmuştur. Ziya Gökalp ölünceye kadar, Mustafa Kemal’e çok yakın bir kişi olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp 1908’den önce, Halil Xayali ile birlikte, Kürt dili için alfabe çalışması da yapmıştır. Nihat Sami Banarlı, (1907-1974) Resimli Türk Edebiyatı Tarihi (Cilt II s. 1111, Milli Eğitim Bakanlığı Yay. 1987) bu durumdan esefle söz eder. Türk Edebiyatı uzmanı Nihat Sami, Ziya Gökalp’in bu tutumunu ruhsal bir dengesizlikle açıklıyor: “Bir şifahi rivayet de Gökalp’in, dört-beş ceddi bilinen, eski bir Türk aileye mensup olmasına rağmen, bir aralık, Kürt dili için alfabe hazırlayacak kadar yanlış bir hareket yapmasının ondaki bu ruh buhranını körüklediğini söylüyordu”</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp İttihat ve Terakki’ye katıldıktan sonra Kürtlerle, Kürt diliyle ilgili incelemeleri durdurmuştur. Hatta, Halil Xayali, müştereken yaptıkları Kürt alfabesinin bir örneğini istediğinde, “kayboldu” diyerek kendisin vermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu koşullar altında, yani, iktidara çok yakın olan bir kişiyle, Beşikçi arasında benzerlik kurulması ne kadar anlamlıdır? Düşünelim ki, 1960’ların başında, yani Beşikçi bu konulara ilgi duymaya başladığı yıllarda, Kürtlerin varlığı yokluğu tartışılıyordu. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan herkesin Türk olduğu, Kürtçe diye bir dil olmadığı temel bir devlet görüşüydü. Kürtlerden, Kürtçeden söz edenler çok ağır idari ve cezai yaptırımlarla karşılaşırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">2. Ziya Gökalp’in, kendi Kürt kimliğiyle ilgili bazı sorunları var. Ziya Gökalp, Kürt diye bir halk yoktur, herkes Türk’tür, Kürtçe diye bir dil yoktur vs. demiyor ama Kürtlerin Türkleşmesine arzu ediyor. Türkleşmelerinin Kürtlerin hayrına olacağını söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">. Ziya Gökalp’in, kendi Kürt kimliğiyle ilgili bazı sorunları var. Ziya Gökalp, Kürt diye bir halk yoktur, herkes Türk’tür, Kürtçe diye bir dil yoktur vs. demiyor ama Kürtlerin Türkleşmesine arzu ediyor. Türkleşmelerinin Kürtlerin hayrına olacağını söylüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp’in, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik tetkikler isimli bir çalışması var. Bu çalışma kendisine ısmarlanan bir çalışmadır. Bu ısmarlamayı Dr. Rıza Nur yapıyor. Dr. Rıza Nur o zaman Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekilidir. (Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı) 21 Aralık 1921 de bakanlığı atanan Dr. Rıza Nur, Ziya Gökalp’den Kürtler hakkında bir araştırma yapmasını istiyor. Dr. Rıza Nur araştırma isteğinin gerekçesini şöyle anlatıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Sıhhiye vekili iken, iskanın da o vakit bu vekaletle ait olmasından istifade ederek Ziya Gökalp’e, Kürtler’i tetkik ettirdim. Maksadım bu gibi malumatı toplayıp vaziyeti ilmi, iktisadi bir surette öğrendikten sonra, Kürtlere Türk olduklarını anlatmak için teşkilat yapıp faaliyete geçecektim. Bugün Kürt denilen bu adamların çoğunun Türk olduğunu çoktan bilirim. Yalnız onlara bunu bildirmek, öğretmek lazımdı. Türk zavallıdır. Hadi Mısır’da, Cezayir’de, yüzbinlerce Türk’ü kaybetmişiz, Araplaşmışlar. Fakat Kürdistan henüz elimizden de çıkmamıştır ve anayurttu Türkleri Kürtleşmeye bırakmışız.” (Doğu Mecmuası, Sayı 12, Ekim 1943, s. 14-15)</p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Rıza Nur, konuyla ilgili olarak, Hayat ve Hatıratım kitabında da şunları söylüyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Kürtler meselesi beni üzüyor. Bir şey yok ama bir gün milli davaya kalkacaklar, Bunları temsil etmek (asimile etmek) lazım. Tetkikata başladım. Diyarbekir’de olan Ziya Gökalp’e de para yollayıp Kürtlerin coğrafi, lisani, kavmi, içtimai ahvalini tetkik ettirdim. Bir rapor gönderdi. Maksadım oranın, bir Makedonya olmadan, kökünden meselenin halli idi.” ( Hayat ve Hatıratım, Cilt 3, Altındağ Yayınevi, İstanbul 1968, s.906)</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi, ısmarlama çalışmanın esas amacı, Kürtlerin asimilasyonu için sağlam bir zemin oluşturmaktır. Ziya Gökalp’in hazırladığı bu rapor dört nüsha çoğaltılmıştır. Bir nüsha Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’e verilmiştir. İkinci nüsha Dr. Rıza Nur’da kalmıştır. Üçüncü nüsha Alevi-Bektaşi incelemeleri yapan Baha Sait’e verilmiştir. Dördüncü nüsha ise Ziya Gökalp’de kalmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp’in Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler kitabı ilk olarak 1975 yılında Komal yayınevi tarafından basılmıştır. Bu kitap 1992 yılında, Sosyal Yayınlar tarafından yeniden basılmıştır. Kitabı Sosyal Yayınlar için yayına hazırlayan Şevket Beysanoğlu, “Eser hakkında Birkaç Söz” başlıklı giriş yazısında, (s.5-8) Komal Yayınevi tarafından basılan kitabın raporun tamamı olmadığını, Sosyal Yayınlar’ın raporun tamamın yayımlamaya çalıştığını vurgulamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu raporun 1922 yazında ve sonbaharında hazırlanmış olması muhtemeldir. 1922 sonbaharında, Ziya Gökalp Diyarbakır’da, çarşı-pazar dolaşarak, kahvehanelere girerek Kürtlere Türklüğü telkin ediyor. Şerafettin Güneli, (Şerafettin Menda)’nin, Dr.Cemşid Bender’e gönderdiği mektuplarda, Ziya Gökalp’in bu çabaları açık bir şekilde dile getiriliyor. 1928 doğumlu Şerafettin Menda bu konularla ilgili olarak, ailesinden duyduklarını, anılarını anlatmaya çalışıyor. Şerafettin Menda, Kasım 1992 başlarında ve 6 Aralık 1992 tarihinde, Dr. Cemşid Bender’e iki mektup göndermiştir. Cemşid Hoca bu mektupların birer kopyasını bana da verdi. Bu mektuplarda, Ziya Gökalp, Kürtlere Türklüğü telkin ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Örneğin, Karakeçili Aşireti mensuplarıyla Ziya Gökalp’in tartışmaları dikkate değer tartışmalardır. Ziya Gökalp Karakeçililer için, “Siz Türksünüz, Kürtleştiniz” diyor. Onlar da “anamız, babamız, atalarımız tek kelime Türkçe bilmezler, biz Kürdüz” diyorlar. Ziya Gökalp onlara ısrarla Türklüğü anlatıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi Ziya Gökalp’in kendi kimliğiyle sorunları var. Beşikçi’nin kendi kimliğiyle bir sorunu yok ki…Türk egemenlik sistemi, Türk olmayan halkları asimile edebilmek için yoğun bir çaba içindedir. Devletin “ötekiler”e, öteki kimliklere uyguladığı baskı politikaları, elbette, Türk kimliğiyle ilgili bazı sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Bunlar devlet politikasından, uygulamalardan kaynaklanan sorunlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">3. Ziya Gökalp’in damadı, Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalp’le ilgili bir yazısında şunları yazıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">Ziya Gökalp’in damadı, Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalp’le ilgili bir yazısında şunları yazıyor:</p>
<p style="text-align: justify;">“Şark vilayetlerindeki aşiretlerin iskanı meselesini, Rıza Nur benimsedi. Ve ilmi bir şekilde resmen işe başlamak üzere Ziya Gökalp’den bir tetkik eseri istedi. Gökalp de Diyarbakır ve havalisinden başlayarak, aşiretler arasında bulunan ve Türklüklerini muhafaza edenlerle, iktisadi sebepler yüzünden Kürtleşen Türklerin dillerini, tarihlerini, ırk ve adetlerini göz önüne alarak bunları Türkleştirmek hususunda bazı etnografik tetkiklerle işe başlaması metotlarını yüz sayfalık bir deftere yazıp Rıza Nur’a gönderdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tetkik Vekiller Heyeti’nce çok beğenildi. Atatürk takdir etti. Gökalp’e 300 (üç yüz) lira gönderdiler ve ayrıca bütün vilayetlerden bir tetkik seyahatına çıkması için arzularını sordular. Gökalp o zaman hastaydı. Elinde çalışacak seçkin gençler yoktu. Bu seyahatı sulh zamanına bıraktılar. Gökalp öldü.” (Doğu Dergisi, Sayı 12, Ekim 1943, s. 14, sözeden Şevket Beysanoğlu, y.a.g.e. s.8)</p>
<p style="text-align: justify;">1922 sonları. Ortalama bir memurun maaşı herhalde, üç-dört liradır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öcalan, Eleştirileri Hazmetmek Durumundadır</p>
<p style="text-align: justify;">Öcalan çok konuşan bir liderdir. Kanımca bu kadar çok konuşması gerekli değildir. Bunu, “Öcalan susturulsun” şeklinde yorumlamak yanlıştır. PKK lideri bunu kendiliğinden idrak etmelidir. Çünkü Abdullah Öcalan, herhangi bir cezaevindeki 300 kişiden biri değildir. Veya herhangi bir koğuştaki 30 kişiden, 40 kişiden biri değildir. Tek başına bir cezaevinde tutulmaktadır ve devletin çok yoğun, çok sıkı denetimi altındadır. Böylesine ağır bir denetim altında ne konuşabilirsiniz? Ancak devletin istediği gibi, devletin istediği şekilde konuşabilirsiniz. Başka bir olasılık var mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan Öcalan, kendi tutumuna ve düşüncesine yapılan eleştirileri hazmetmek durumundadır. Örneğin, Öcalan şunu söyleyebilmelidir: Beşikçi’nin düşüncelerine katılmıyorum. Ama Beşikçi özgürce konuşabilmelidir, yazabilmelidir…Bu kadarı elbette yeterli değildir. Böyle dedikten sonra, karşı olduğunu söylediği düşünceleri, o düşüncelerden, yazılardan alıntılar yaparak eleştirebilmelidir. Eleştiriler üzerine sadece tepki göstermek anlamlı, doğru bir tutum değildir</p>
<p style="text-align: justify;">Öcalan, konuşmalarında, demokrasi kavramını çok kullanmaktadır. Özgür eleştiri kurumlaşmadan demokrasi kurulamaz. Öcalan, PKK’lilerin kendisini eleştirememesinden de kuşku duymalıdır. PKK’liler, Öcalan’ı eleştiremiyor ama, şu veya bu şekilde PKK’den ayrılan bazı kişiler, çok sert kavramlarla Öcalan’ı eleştirmeye, suçlamaya başlıyorlar. Bu da sağlıklı bir tutum değildir. O halde, PKK içinde eleştiri kurumunu yaşama geçirmek kaçınılmaz olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Öcalan’ın, “bana hücre cezası verdiler”, “bana yine hücre cezası verdiler” şeklindeki açıklamalarının bende yarattığı bir izlenim var. Buna da değinmek gereğini duyuyorum. Benim bildiğim, yaşadığım hücre cezalarının çok yoğun yasaklarla geldiğidir. Ziyaretçi yasağı, avukat görüş yasağı, mektup yasağı, havalandırma yasağı, günlük gazete yasağı…</p>
<p style="text-align: justify;">Bir dolu yasak. Hücre cezası aldığınız, hücreye konulduğunuz zaman bu yasaklarla birlikte yaşardınız. 1982-1984 yıllarında Çanakkale E Tipi Cezaevi’ndeydim. Bir ara D-9 koğuşunda kaldım. Kalabalık bir koğuştu. Havalandırma duvarları 8-9 metre yüksekti Sadece gökyüzü görülüyordu, bir de havalandırma üzerinden geçen martılar…Ağaç vs. görünmüyordu. Ağaçların üç dalları bile görünmüyordu. Kanımca cezaevi köylük bir alana yakındı. Zaman zaman eşek anırmaları, inek böğürmeleri sesleri duyardık. Bu sesler, içerdekileri dışarıyla ilişkilendiriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Tek tip elbiseden dolayı direniş başlayacaktı. O günlerde bir gün, savcı bizleri havalandırmada toplayarak, cezaevinde nasıl yaşamamız gerektiğine dair emirler, direktifler verdi. Bu direktiflere, emirlere göre yaşamadığımız zaman karşılaşacağımız yasakları saydı. Konuşmasını şöyle bitirmişti. “…Eğer bu direktiflere uymazsanız, sizi, inek böğürmelerine, eşek anırmalarına hasret bırakırım.” Hücre hapsiyle tehdit ediyordu. Hücreye konulduğunuz zaman her yerle irtibatınız kesiliyordu. Cezaevi yönetiminin rahatsız olalım diye çıkardığı metelik gürültülerden başka ses de duyamıyordunuz. Gökyüzü de görünmüyordu, çünkü havalandırmanın üzeri kapalıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Öcalan, hücre cezası verildiğinden şikayet ediyor ama, avukatlarıyla da görüşebiliyor. Bu, cezaevlerinde infaz ilişkilerinde epeyce “demokratikleşme” yaşandığını göstermektedir. Bu da iyiye doğru bir gelişme…</p>
<p style="text-align: justify;">İsmail Beşikçi</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: kurdistan-post.com </p>
<p style="text-align: justify;"> | 05 &#8211; 12 &#8211; 2008 |</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2008/12/besikci-elestirilerine-cevap/' addthis:title='Beşikçi Eleştirilerine Cevap ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2008/12/besikci-elestirilerine-cevap/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

