
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Haluk Gerger</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/haluk-gerger-kose_yazilari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kosova Kararından Sonra Self-Determinasyon Hakkı Ne Anlama Geliyor?</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/07/kosova-kararindan-sonra-self-determinasyon-hakki-ne-anlama-geliyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/07/kosova-kararindan-sonra-self-determinasyon-hakki-ne-anlama-geliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 25 Jul 2010 14:58:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Mustafa Uçar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haluk Gerger]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Birleşmiş Milletler]]></category>
		<category><![CDATA[kosova]]></category>
		<category><![CDATA[lenin]]></category>
		<category><![CDATA[Rosa Luksemburg]]></category>
		<category><![CDATA[Self-Determinasyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5674</guid>
		<description><![CDATA[HALUK GERGER &#124; 25 &#8211; 07 &#8211; 2010 &#124; Sömürgeciliğin sömürü ve baskısı altındaki halkların kurtuluş mücadelelerinin doruk noktasına, uzun ve kanlı bir süreç sonunda, self-determinasyon hakkının yeryüzündeki neredeyse bütün devletlerin temsil edildiği Birleşmiş Milletler örgütünce resmen kabul edilmesiyle ulaşıldı. Elbette bu karar Birleşmiş Milletleri aşan bir özelliğe sahipti. Karar, özünde, sömürge halklarının görkemli milli [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/07/kosova-kararindan-sonra-self-determinasyon-hakki-ne-anlama-geliyor/' addthis:title='Kosova Kararından Sonra Self-Determinasyon Hakkı Ne Anlama Geliyor? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger.jpg" rel="lightbox[5674]" title="Kosova Kararından Sonra Self-Determinasyon Hakkı Ne Anlama Geliyor?"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-813" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>HALUK GERGER | 25 &#8211; 07 &#8211; 2010 | Sömürgeciliğin sömürü ve baskısı altındaki halkların kurtuluş   mücadelelerinin doruk noktasına, uzun ve kanlı bir süreç sonunda,  self-determinasyon hakkının yeryüzündeki neredeyse bütün devletlerin  temsil edildiği Birleşmiş Milletler örgütünce resmen kabul edilmesiyle  ulaşıldı. Elbette bu karar Birleşmiş Milletleri aşan bir özelliğe  sahipti.<span id="more-5674"></span></p>
<p>Karar, özünde, sömürge halklarının görkemli milli kurtuluş  savaşımlarının insanlığın vicdanında kazandığı moral üstünlüğün,  halkların savaştaki yenilmezliğinin, politik zaferlerinin cari devletler  huku çerçevesinde ve aralarında sömürgecilerin de bulunduğu devletler  nezdinde &#8220;resmen&#8221; kabullenilmesinden başka bir şey değildi.</p>
<p>Halkların self-determinasyon ve dolayısıyla da kendi milli devletini  kurma hakkı, Birleşmiş  Milletler Şartı&#8217;nın 1. Maddesinin ikinci  bölümündeki ibare ve Örgüt&#8217;ün 14 Aralık 1960&#8242;taki tarihi 1514 sayılı  &#8220;Sömürge Ülke ve Haklara Bağımsızlık&#8221; bildirgesiyle devletler  hukukundaki yerini almış ve daha sonra da pek çok kereler çeşitli  bildirge ve sözleşmelerle teyit edilmiştir.</p>
<p>BM&#8217;nin insan haklarıyla ilgili sözleşme ve bildirgelerinde de bu  hakka yer verilerek self-determinasyon hakkının gurup (millet-toplum&#8221;)  çerçevesinde hayata geçirilmesi zorunlu bir bireysel hak olduğu da  ayrıca vurgulanmıştır.</p>
<p>Self-determinasyon hakkı, iki düzlemde incelenebilir.  Marksist-Leninistler bakımından sorun berrak formülasyonlar ve  mücadelelerle çoktan kesinlik kazanmış, çözülmüştür. Buna göre, ayrılma  ve kendi devletini kurmayı da içeren self-determinasyon hakkı  tartışılamaz bir hak ve ilkedir. Bu görüşü en net biçimde, <strong>Rosa  Luksemburg</strong>&#8216;un görüşlerine yakın tavır alan kimi Marksistlerle  yaptığı tartışmada, <strong>Lenin</strong> şöyle dile getirmiştir:</p>
<blockquote><p>&#8220;&#8230;Milletlerin kendi yazgılarını tayin hakkının  (self-determinasyonunun) anlamını, hukuki tanımlarla oynayarak ya da  soyut ilkeler &#8216;uydurarak&#8217; değil de, ulusal hareketlerin politik-ekonomik  koşullarını inceleyerek kavramak istiyorsak, kaçınılmaz olarak,  self-determinasyonun, bu milletlerin yabancı yapıların boyunduruğundan  politik olarak ayrılması ve bağımsız milli devletin kurulması demek  olduğu sonucuna ulaşırız&#8230;Bu demektir ki, Marksist programda,  &#8216;milletlerin self-determinasyon hakkı,&#8217; tarihsel-ekonomik bakımdan,  politik self-determinasyon, devlet bağımsızlığı ve bir milli devletin  kurulmasından başka bir anlama sahip olamaz.&#8221;</p></blockquote>
<p>Cari devletler hukuku bakımındansa, bu konuda çelişik görüşler  mevcuttur. Doktrinde, hukukçular arasında, söz konusu hakkın,  uluslararası hukukun herkesi bağlayan (erga omnes) bir üst normu (jus  cogens) olduğunu savunanlar olduğu kadar, Batı sömürgeciliğinin  tasfiyesiyle bu ilkenin artık hukuki geçerliliğini yitirdiğini iddia  edenler de vardır. Bu hakkın artık geçersizliğini savunan görece  &#8220;muhafazakar&#8221; hukukçuların yanı sıra, Birleşmiş Milletler başta olmak  üzere, devletlerin oluşturduğu uluslararası örgütler de, tek tek  neredeyse bütün devletler de aynı görüşü savunmaktadırlar. Bunlar  görüşlerini, &#8220;toprak bütünlüğü&#8221; ilkesine dayandırmaktadırlar. Buna göre,  BM Antlaşmasının 2. Maddesinin 4. bendinde yer alan &#8220;toprak bütünlüğü&#8221;  ilkesi, temel üst norm olarak doğası gereği çeliştiği self-determinasyon  hakkının yerini almıştır. Elbette bu görüşü mevcut devletler ve onların  oluşturduğu BM gibi örgütlerin de savunmasınında şaşılacak bir yan  yoktur. Bu noktada, hukuk ile siyasetin organik bütünlüğü bütün  çıplaklığıyla ortaya çıkmaktadır. Nitekim, bu yaman çelişkidir ki, son <a href="http://www.bianet.org/bianet/dunya/123651-adalet-divani-kararini-verdi-kosovanin-bagimsizligi-hukuka-uygun">Kosova  kararında</a> Adalet Divanı ana hukuki meseleye, self-determinasyon ile  toprak bütünlüğünün belirleyici olma iddiasını ele alamamıştır bile.</p>
<p>Ne var ki, bu &#8220;muhafazakar&#8221;  devletçi görüş temel alınsa da,  self-determinasyon hakkına ilişkin tartışmadan kaçmak kolay  olmamaktadır. Bu konudaki tavrı ne olursa olsun, hemen her hukuk  otoritesi, ayrılmayı ve ayrı devlet kurmayı içeren &#8220;dış  self-determinasyon hakkı&#8221;nın, savaş, işgal, ulusal baskı gibi durumlarda  geçerli olduğunda hemfikirdirler. En &#8220;muhafazakar&#8221; görüş dahi, kendi  devletini kurmayı içeren &#8220;dış self-determinasyon hakkı&#8221;nın ancak  sözkonusu halkların &#8220;iç self-determinasyon&#8221;a sahip olması durumunda  geçersiz kabul edilebileceğini belirtmek durumunda kalmaktadırlar.</p>
<p><strong>İç self-determinasyon</strong></p>
<p>Nedir &#8220;iç self-determinasyon&#8221;? Kısaca ifade etmek gerekirse, bu  kavram &#8220;özyönetim&#8221;i ifade etmektedir. Bu &#8220;Ozyönetim&#8221;in pratikte  alabileceği biçim değişebilir ama hakkın dokunulamaz özü  ayrıntılanabilir. Biçim olarak, özerklikten federasyona, kantonal  sistemlerden konfederasyon biçimlerine uzanan &#8220;iç self-determinasyon&#8221;  hakkı, içeriğinde, bir halkın, özetle, milli kimliğini yasayabilmesini;  dil ve kültürünü geliştirme imkanlarını kullanabilmesini; kendi ulusal  kurumlarını inşa edebilmesini; doğal kaynaklarına sahip çıkabilmesini;  kendi temsilcilerini, simgelerini seçebilmesini; yerel işlerinde ve  genel yapı içinde karar alma mekanizmalarında kendi kimliğiyle ve  temsilcileri aracılığıyla yer alabilmesini, ve benzeri milli-demokratik  haklar bulunmaktadır.</p>
<p>Bu durumda dahi, ayrılma ve kendi devletini kurma hakkı olarak  tanımlanan &#8220;dış self determinasyon hakkı&#8221;nın tümüyle gündem dışı  kalacağı ve talep edilemeyeceği de kabul edilmektedir.</p>
<p>Örneğin, Quebec eyaletinin Kanada&#8217;dan ayrılma sorununu görüşen Kanada  Yüksek Mahkemesi, 1998 yılındaki kararında ayrılma talebinin hukuki  geçerliliğini reddetmiş ama, aynı zamanda, sözü edilen milli-demokratik  haklara (iç self-determinasyona) sahip olmakla birlikte, ayrılma  talebinin gündeme getirilmesinin demokratik bir hak olduğunu, bir  referandumla halkta böyle bir eğilim belirirse, ayrılmanın barışçıl bir  biçimde müzakere edilebileceğini belirtmiştir.</p>
<p>Şayet ayrılmayı içeren ve &#8220;dış self-determinasyon&#8221; olarak tanımlanan  hakkı boşanma hakkına benzetebiliriz. Açıktır ki, boşanma hakkının  yasalardaki mevcudiyeti bütün evli çiftlerin ayrılmalarını gerektiren  bir anlam taşımamaktadır. Ama, boşanma hakkı, aynı zamanda, evlilik  kurumu çerçevesindeki birlikte yaşamda, karşılıklı hakların, bu haklara  saygının ve karşılıklı rızanın zorunluluğunu ifade etmektedir. Bu  bakımdan, boşanma hakkı, &#8220;iç self-determinasyon&#8221;a denk düşmektedir.  &#8220;Rıza&#8221;nın ise, her zaman geçerli statik bir tanımını yapmak elbette  mümkün değildir. Bu durumda, &#8220;boşanma hakkı&#8221; gibi &#8220;dış  self-determinasyon hakkı&#8221;nın da &#8220;yasadan düşmesi&#8221; herhalde söz konusu  olamaz.</p>
<p>&#8220;Her millete bir devlet&#8221; ilkesinin pratik güçlüklerine karşı, yeni  arayışlar ve çözüm önerileri hep gündeme getirilmektedir. &#8220;Devlet sahibi  olmak&#8221;la &#8220;millet olmak&#8221; arasındaki klasik özdeşliği ortadan kaldırmaya,  bunu  yerine yerel yönetimleri güçlendirip devletin merkezi işlevlerini  kısıtlamaya, oradan devletin, egemen olduğu coğrafyadaki halkların  tamamına eşit uzaklıkta durmasıyla &#8220;milli kimlik&#8221;ten arındırılmasına  uzana görüşler, sonunda, ayrılmayı içeren &#8220;dış self-determinasyon  hakkı&#8221;nı geçersizleştirmeye yönelmektedir ama bu görüşler de &#8220;milli  baskı&#8221;nın ortadan kaldırılmaması durumunda, yani, &#8220;iç  self-determinasyon&#8221;u içeren &#8220;demokratik cumhuriyet&#8221;in inşa edilememesi  hallerinde, ezilen halkların kurtuluşu sorununda yeni bir yanıt  oluşturamamaktadır.</p>
<p>Sonuçta, &#8220;iç  self-determinasyon hakkı&#8221; ile &#8220;dış self-determinasyon  hakkı&#8221; arasındaki diyalektik bağı kurmada ve çözmede son kararın  halkların politik iradesi tarafından oluşturulacağı keyfiyeti, bütün  hukuki cambazlıklara karşın, geçerliliğini sürdürmektedir.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/07/kosova-kararindan-sonra-self-determinasyon-hakki-ne-anlama-geliyor/' addthis:title='Kosova Kararından Sonra Self-Determinasyon Hakkı Ne Anlama Geliyor? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/07/kosova-kararindan-sonra-self-determinasyon-hakki-ne-anlama-geliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8216;Yol haritası&#8217; ve Kurucu Meclis</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2009/09/yol-haritasi-ve-kurucu-meclis/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2009/09/yol-haritasi-ve-kurucu-meclis/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Sep 2009 19:05:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haluk Gerger]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dtp]]></category>
		<category><![CDATA[kurt acilimi]]></category>
		<category><![CDATA[kürt sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[ocalan]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=3076</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kürt Sorunu&#8221;nda &#8220;yol haritası&#8221;nın ana aktörünün Abdullah Öcalan olması doğal; esas olarak, ardındaki yığınsal/örgütsel destek nedeniyle ve  &#8220;Çözüm&#8221;e giden uzun yolun anahtarıyla kozlarını elinde tuttuğu için böyle bu. Temsiliyete Öcalan&#8217;dan başlayın, PKK ve DTP&#8217;ye uzanın, oradan Kürt halkına ulaşın. Onsuz &#8220;yol haritası&#8221; ya da çözüm olabilir mi? &#8220;Olur&#8221; diyenlerin, yani Kürt halkını dikkate almayanların önünde [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/09/yol-haritasi-ve-kurucu-meclis/' addthis:title='&#8216;Yol haritası&#8217; ve Kurucu Meclis ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger.jpg" rel="lightbox[3076]" title="halukgerger"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-813" title="halukgerger" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger-100x100.jpg" alt="halukgerger" width="100" height="100" /></a>&#8220;Kürt Sorunu&#8221;nda &#8220;yol haritası&#8221;nın ana aktörünün Abdullah Öcalan olması doğal; esas olarak, ardındaki yığınsal/örgütsel destek nedeniyle ve  &#8220;Çözüm&#8221;e giden uzun yolun anahtarıyla kozlarını elinde tuttuğu için böyle bu.<span id="more-3076"></span></p>
<p>Temsiliyete Öcalan&#8217;dan başlayın, PKK ve DTP&#8217;ye uzanın, oradan Kürt halkına ulaşın. Onsuz &#8220;yol haritası&#8221; ya da çözüm olabilir mi? &#8220;Olur&#8221; diyenlerin, yani Kürt halkını dikkate almayanların önünde artık tek yol var: Savaş suçlarını işlemeye devam etmek ve günün birinde bunun kefaretini ödemek! Ve bu arada Türk halkına da onulmaz zararlar vermek. Egemenler arasında, şayet varsa, &#8220;Realite&#8221;yi kabullenenlere düşense, Obama&#8217;nın, yani onların pek sevdikleri deyimle &#8220;dış mihraklar&#8221;ın, belirledikleri &#8220;yol haritası&#8221;nın ötesine geçebilme basiretini göstermek.</p>
<p>Neydi emperyalizmin &#8220;yol haritası&#8221;? Türkler ve Kürtler, emperyalizme hizmet yolunda ve onun himayesinde, anlaşacaklardı. Kürtler,  ana hatları ve sınırları &#8220;üç aşağı beş yukarı&#8221; bugün belirlenmiş statükoya razı olacaklar ve bu &#8220;kazanımları&#8221;nı elde tutabilmek için Amerika&#8217;ya mahkûm kılınacaklardı. Buna karşılık TC de, nihai bitirilişine giden yolda ilk adım olarak, PKK&#8217;nin silahlı kanadının tasfiyesi karşılığında, Türkiye Kürtleriyle Güney&#8217;li önderlikleri muhatap alarak sürece katkıda bulunacaktı. O da, ilerde bir adım daha ileriye gidilmemesi için, emperyalist garantöre mahkûm ve medyun kalacaktı. Kürtler ve Türkler birbirlerinden korkmaya ve dolayısıyla da emperyalizme sığınmaya mecbur kalacak, ona hizmete koşulacaklardı.  Bölgedeki muhayyel emperyalist statükonun bekçileri, aynı zamanda, Ortadoğu&#8217;da Arap olmayanlar olarak, Arap işbirlikçilerle birlikte,  Araplara karşı bir setin altyapısını da döşemiş  olacaklardı böylece.  Bu, aynı zamanda, İran ya da Suudi Arabistan, ayağa kalkmış İslamcılara karşı bir &#8220;laiklik cephesi&#8221; anlamına da gelecekti. En büyük fundamentalist ve anti-Arap Siyonist Devlet de bu koalisyon içinde emperyalist planlara &#8220;tüy dikecek&#8221;ti.</p>
<p>Başbakan Erdoğan Ahmet Türk&#8217;le görüşerek Obama &#8220;yol haritası&#8221;ndaki ilk ürkek adımı attı. Oysa, bugünlerde doğrudan ayakları bu coğrafyaya basan, otantik,  yerli bir &#8220;yol haritası&#8221; da İmralı&#8217;dan, yani &#8220;Sorun&#8221;un ve Savaşın öteki tarafından gelmekte. Şimdi göreceğiz, &#8220;dış mihrakların yol haritası&#8221;nı mı, &#8220;Kürt yol haritası&#8221;nı mı referans alacak Türkiye. Bunun yol ve yöntemi ise ayrı bir konu ve işin özünü oluşturmuyor.</p>
<p>Bu &#8220;yol haritası&#8221;nın tartışılmasına başka ve eleştirel Kürt sesleri de katılacak kuşkusuz. Onlar da dinlenmeli mutlaka. Ayrı devlet hakkını savunanından federasyon, otonomi ve öteki çözümleri yeğleyenler de seslerini özgürce ve örgütlü olarak duyurabilmeliler. Kürtlerin tamamı bakımından seslerini duyurmak da yetmez, sürece katılımları da sağlanmalıdır elbette. Toplum dinlemeli ve tartışmalı. Çözüme giden yol haritasının sıçrama noktasını bu oluşturabilir ancak.</p>
<p>Bu arada, Türkiye emek güçleri de seslerini yükselteceklerdir. Onların çıkış noktasını Lenin&#8217;den devralınan miras belirleyecek elbette. Ne demişti Lenin ezen ulus devrimcilerine? Özcesi, siz maksimum talepleri dillendireceksiniz,  kardeşliğin de,  gönüllü birliğin de, sınıfın birliğine ilişkin tercihlerin meşruiyeti de, &#8220;ayrılma hakkı&#8221;nın ikirciksiz kabulünde aranmalı demişti. &#8220;Kendi kaderini tayin hakkı&#8221; ilkesinin tavizsiz savunusu Türkiyeli devrimcilerin, bunun nasıl kullanılacağıysa Kürtlerin işi olmalı bugün. Öcalan&#8217;ın &#8220;yol haritası,&#8221; günün koşullarında,  ana Kürt damarının bu konudaki ilkelerini, yöntemini, hedeflerini belirleyecek.  Olabilecek en olumsuz koşullarda yapılırken bu, en ileri programla Kürdün yardımına koşmak da devrimciliğin &#8220;turnusol işlevi&#8221; sayılmalı bugünlerde.</p>
<p>Bir faşist reaksiyon, konuyu sürünceme içinde çürümeye havale etme ya da gözbağcılığı uyanıklığı egemenlik sisteminin başlıca seçenekleri olarak saptanabilir ama, kökenleri Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı&#8217;na dayanan sömürgeci statükonun &#8220;pandora kutusu&#8221; açılmıştır bir kere. Bu nedenle, ileriki günlere ve gelişmelere ilişkin bir strateji oluşturma görevi de devrimcilerin önünde durmaktadır.</p>
<p>Şimdi öncelikle iki şey gerekmektedir. Birincisi, &#8220;olması gereken&#8221;i, inandığınız &#8220;doğru&#8221;yu söylemek; ikincisi de, işlerin nereye doğru evrileceğine ilişkin bir perspektif oluşturmak. Varsın kimileri &#8220;gerçekçi&#8221; olsunlar, &#8220;olabilecekler&#8221; üzerinden &#8220;evrimsel&#8221; yaklaşımları yeğlesinler. Bu arada birilerinin de işin &#8220;doğrusu&#8221;nu, &#8220;olması gereken&#8221; yanını vurgulaması, ayrıca, geleceğin yönüne ilişkin düşünce egzersizi yapması gerekir. Tartışmanın ilerleticiliği ancak böyle ortaya çıkar.</p>
<p>Bugün artık Düzenin fiilen çökmediği ama üzerinde inşa edildiği bütün argüman, varsayım ve kurumsal/ideolojik temellerin iflas etmekte olduğu bir tarihsel döneme girmekteyiz. Bu, aynı zamanda, Kürtlerin inkarına ve şiddete dayalı Düzen&#8217;in çok boyutlu yenilgisine de işaret etmektedir.  Düzen&#8217;in geleneksel emperyalist destek payandası da özgül ağırlığını taşıyamaz haldedir. Bu durum, kaçınılmaz olarak, bir yeniden inşa sürecinin de başlangıcı demektir. Bu durumun, aynı zamanda, sınıf hareketinin dibe vurduğu ve şovenizmin emekçileri de yaygın biçimde zehirlediği bir ortamda oluştuğunu da unutmamak gerekir. Bu koşullar altında, yeniden insanın, günümüz koşullarında, burjuva-demokratik bir form içinde olacağını ve gidişatın bir &#8220;Kurucu Meclis&#8221; oluşumunu toplumsal gündeme sokacağını ya da bu yöndeki bir talebin yükseltilmesinin koşullarının oluşabileceğini düşünebiliriz. En azından, devrimciler tarihi bu  yönde itmeye hazırlanabilirler. Aslında bizim inancımız odur ki, bir &#8220;çözüm süreci&#8221;nde de, çözümsüzlüğün dayatılmasının ardından gelen büyük yıkım sonrasında da, bir gün mutlaka, yeni bir devlet inşası bütün ağırlığı ve aktörleriyle gündeme gelecektir.</p>
<p>&#8220;Bu ülkeye komünizm gerekirse onu da biz getiririz&#8221; anlayışı bugün de &#8220;Kürt Sorunu&#8217;nu gerekirse biz çözeriz&#8221; diyor. &#8220;Kürtsüz Türk çözümü&#8221; garabeti Kürtleri aşağılamanın bir başka yolu olsa gerek. Bu, özünde, &#8220;çözümsüzlüğü&#8221; yeniden üretmek ve dayatmaktan başka bir şey değil elbette. Ola ki, çözümle çözümsüzlük dinamiklerinin iç içe bulunduğu yumak içinde çözüm dinamiklerinin etkisiyle her şeye karşın yine de &#8220;negatif barış&#8221;a giden yol kendini dayatırsa, yani TC&#8217;nin her alandaki yenilgileri derinleşerek sürer ve egemenlik sistemi takatten düşer, yeni bir yıkıcı savaşı göze alamaz hele gelirse, bu, kesin olarak, statükonun siyasetini, hukukunu, ideolojisini, kurumlarını, sosyal normlarını vb. yapıtaşlarını aşacaktır. Bir başka ifadeyle, çözüme giden yol dahi, ne kadar samimiyetsiz, numaracı, tasfiyeci olursa olsun, tek başına bu Düzen&#8217;e sığmaz; mutlaka bir &#8220;yeniden inşa&#8221; sürecini gündeme sokabilir.</p>
<p>Çözüm değil, çözüme giden yol ve bu yöndeki bir demokratikleşme de köklü değişiklikleri zorunlu yapar. Anayasa ve yasalardan kurumlara, siyasetten sosyal normlara ve en önemlisi de zihniyete uzanan bir dizi devasa dönüşüm de, kaçınılmaz olarak, yeni bir siyaset tarzı ile yeni devlet yapılanmasını gerektirir. Bunun için de, yeni bir siyaset zemini ve hukuksal düzen, anayasal temel gerekeceğinden anayasa yapıcı bir kurucu ögeye ihtiyaç ortaya çıkabilecektir. Zaten unutmamak gerekir ki, sınıflı toplumlarda, bir sınıfsal baskı aracı olarak, devlet erki olmaksızın, burjuva ya da proleter, demokrasi olamaz. Önemli olan, burjuva düzende bu erkin demokratik niteliğinin olabildiğince geliştirilebilmesidir. İşte bu noktada da bir &#8220;kurucu meclis&#8221; tartışması akla gelmektedir.</p>
<p>Çözümsüzlük dayatması ve bunun getireceği kesin olan yıkım da, sonunda, TC çerçevesi içinde bir &#8220;yeniden inşa süreci&#8221;ni getirecektir. O yıkımın küllerinden 12 Eylül türü bir Danışma Meclisi&#8217;ne mi bürünür bunun kurumsal yapısı, yoksa Portekiz&#8217;in &#8220;Karanfil Devrim&#8221; sonrası yapılanmasını mı ya da burjuva-demokratik formlarının Kürt-Emekçi kurumlarıyla aşılmasını mı getirir, onu elbette zaman gösterecektir ama yine bir kurucu kurum kaçınılmaz olacaktır.</p>
<p>&#8220;Kurucu Meclis&#8221;ler,  genel olarak, eski düzenin çöktüğü ve yenisinin özellikle anayasal altyapısının oluşturulmaya başlandığı zamanlarda gündeme gelirler. Böyle zamanlarda, yeniyi inşaya hazır sınıfsal güçlerin önderliğinde toplanırlar ve hükümlerini icra ederler. Fransız Devrimi&#8217;nin başında, yükselen burjuvazinin, feodal aristokrasinin mutlakiyetçi monarşisini tasfiye yolunda, topladığı &#8220;milli meclis&#8221; gibi. Bazen de, 1917 Rusyası&#8217;nda &#8220;Kurucu Meclis&#8221;in yerini işçi sovyetlerine bırakması gibi, yeni toplumsal sınıflarca aşılırlar. O zaman Lenin, Bolşeviklerin &#8220;kurucu meclis&#8221; çağrısını, &#8220;tam anlamıyla meşru&#8221; bir girişim olarak savunmuş, &#8220;kurucu meclis&#8221;in &#8220;bir burjuva cumhuriyetteki en yüksek demokratik formu temsil ettiği&#8221;ni söylemişti. Ama &#8220;bir burjuva cumhuriyette!&#8221;</p>
<p>Türkiye gibi bir ülkede de ve özellikle &#8220;milli mesele&#8221;nin çözüm sürecinin gerektirdiği &#8220;burjuva demokratik cumhuriyet&#8221; inşa zamanında &#8220;kurucu meclis&#8221; (minimal) sınıf programının da bir parçasını oluşturabilir elbette ama aynı zamanda onun burjuva-demokratik bir zemin olduğu da gözden kaçırılamaz. Bu kurum, sosyalist devrim aşamasına geçişte ancak bir sıçrama platformudur ama milli sorunun çözümünde stratejik bir araç olabilir. Egemenlerin &#8220;yol haritası&#8221; nasıl tecelli ederse etsin,  faşist bir diktatörlük macerasının karanlıklarında yeniden yükseltilecek Kirli Savaş&#8217;ın ateşi altında veya tasfiyeci göstermelik reformlar aldatmacasının çürütücü gevşekliğinde olsun, bu türden bir talebin öne çıkartılması gerekebilir; elbette onun aşılmasının koşulları için de durmaksızın mücadele edilmesiyle birlikte.</p>
<p>Böylesi bir yapılanmayı, teorik olarak, yeni bir devlet yapısının ve onun anayasal temellerinin belirlendiği forum ve bu arada da, halkın demokratik enerjisinin bütünüyle açığa çıkmasının kurumsal araçlarından biri olarak düşünmek mümkündür. Kuşkusuz bugün kurucu meclislere yol açan klasik durum sözkonusu değil; eski düzen çökmemiş ve yeni bir toplumsal sınıfın düzen inşası yaşanmamaktadır. Bu durumda, seçimle yenilenmiş mevcut parlamentoya paralel bir oluşum olarak da gündeme gelebilir böyle bir kurum. Kürt Sorunu&#8217;nda tam burjuva-demokratik bir ortamın inşası için iki halkın eşit, öteki etnik-kültürel yapıların da belirli kontenjanlar temelinde temsil edileceği, korporatif esaslara göre seçilmiş üyelerin bulunduğu, sendikaların, odaların, meslek kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, ilgili yerel yönetim temsilcilerinin de içinde yer alacağı, bütün demokratik taleplerin tartışılacağı radikal  demokrat bir yapı, bugünkü parlamentonun varlığı koşullarında, sözü edilen &#8220;akil adamlar&#8221;ın ve &#8220;adalet komisyonu&#8221;nun yerini de alabilir, mevcut parlamentoyla ilişkileri ayrıca belirlenebilir. Tabii ayrıca unutmamak gerekir ki, böylesi özel durumlarda, milliyetçi-gerici reaksiyonun yükselmesi halinde, bu kurum karşıdevrimin bir manivelasına da dönüşebilir. Ama aynı zamanda, Türkiye&#8217;deki yaygın şovenizmin kırılması ve yığınların halkların kardeşliği temelinde yeniden siyaset ve tarih sahnesine çıkabilmesi için gerekli zemin/ortam da yeni devlet inşa sürecinin kurumları etrafında oluşturulabilir. İşte &#8220;kurucu meclis&#8221;in tartışılması da, onun gerçekliğe dönüşmesi de buna hizmet edebilir. Siyasette &#8220;iki yanı keskin bıçak ikilemi&#8221; zaten böyle ortaya çıkar.</p>
<p>Bizim düşüncemiz odur ki, Türkiye kapitalizmi ve onun egemenleriyle kurumları, kendi başlarına demokratik bir dönüşüme hazır değillerdir. Hatta rejimlerinin ve devletlerinin bekasını bugünkü artık sürdürülemez statükoya çıpaladıkları için demokratikleşmeye düşmandırlar da. Üstelik bugünkü yapı içinde ne gerçekten çözüm irade ve kararlılığına sahip bir toplumsal güç vardır egemen blok içinde, ne de buna çatı olabilecek bir kurumsal yapı. Ne var ki, aynı zamanda, düzen güçleri yenilmişlerdir ve umarsızdırlar. Bu süreç içinde gelişmelerin öz dinamikleriyle düzen kendi bunalım ve çaresizliğinin ağırlığı altında kalabilir, kendiliğinden sosyal patlamalarla &#8220;kurucu meclis&#8221; ihtiyacına doğru bir gidiş ortaya çıkabilir. İşte böyle bir konjonktürde sorun, yıllardır koşullandırılmış Türk halkının demokratikleşme doğrultusunda iknasında yatmaktadır. O muazzam enerjinin açığa çıkmasında  sınıfsal taleplerle de güçlendirilmiş bir yeniden inşa ve buna bağlı &#8220;kurucu meclis&#8221; çağrısı öyle bir rol oynayabilir ki, hem eşitlik temelinde milli meselenin özgürce tartışılmasına olanak tanır, hem burjuva demokratik çözüm olanağını yaratabilir, hem de bağrında kendi aşılımını taşıyarak proleter-devrimci dönüşüm ve sosyalizm bakımından yeni olanaklar yaratır. Bu türden bir yapılanmanın resmi parlamentonun varlığı koşullarında (yani cari düzenin tam çöküşünün gerçekleşmediği ama yeni politik formlara açılan dinamiklere de mecbur kaldığı koşullarda) dahi bir halklar meclisi ya da ikili iktidarın sovyetine dönüşme olasılığı üzerinde de düşünülmelidir.</p>
<p>Toplumun bütün güçlerinin temsil edileceği ve son derece geniş bir demokratik çerçeve içinde işleyecek süreçte, devrimcilerin müdahale olanaklarına kapı açacak her girişim ve araç şimdiden düşünülmelidir. Acaba bir tür &#8220;kurucu meclis&#8221; yapılanmasına ilişkin tartışmalar bu yönde bir hazırlık oluşturabilir mi? Bu, bugünün meselesi gibi görünmemektedir ama, başta da belirttiğimiz gibi, gidişin, zikzaklı da olsa, bu türden duraklara ulaşma olasılığı vardır. Dolayısıyla, önerimiz ya da gündeme getirmek istediğimiz konu zamansız, yersiz ve hatta &#8220;uçuk&#8221; görünebilir ama egemenlik sisteminin bizi içine hapsetmek istediği &#8220;ben yaptım oldu&#8221; olupbittisinin kısır döngüsünü kırmanın bir çabası ve önerisi olarak da değerlendirilebilir. Bana öyle geliyor ki, devrimci sosyalistlerin bu uyuşturucu-dolandırıcı-tasfiyeci hengamede en somut programatik şiarını &#8220;kurucu meclis&#8221; talebi oluşturabilir.</p>
<p>| 02 &#8211; 09 &#8211; 2009 |</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/09/yol-haritasi-ve-kurucu-meclis/' addthis:title='&#8216;Yol haritası&#8217; ve Kurucu Meclis ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2009/09/yol-haritasi-ve-kurucu-meclis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktidar kavgası, beklentiler, sorular</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2009/06/iktidar-kavgasi-beklentiler-sorular/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2009/06/iktidar-kavgasi-beklentiler-sorular/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 18:17:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haluk Gerger]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[emperyalizm]]></category>
		<category><![CDATA[eylem plani]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=2641</guid>
		<description><![CDATA[Emperyalizm ve yerli sermayece halkına karşı kıyıcı bir psikolojik savaş aygıtı olarak örgütlendirilmiş kurumların son tertibi &#8220;Eylem Planı&#8221; duvara toslamış görünüyor. Başına &#8220;çuval geçirilmiş&#8221; gibi; çuvallamış durumda militarizmin &#8220;Gladio kolu&#8221;nun eskimiş-yıpranmış yanı. Psikolojik savaş operasyonları egemenlik sisteminin kimi unsurlarını hedef aldığı için bu sefer ciddi tepkiler sistemin içinden kaynaklandı ve dolayısıyla da etkili olmakta. Psikolojik [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/06/iktidar-kavgasi-beklentiler-sorular/' addthis:title='İktidar kavgası, beklentiler, sorular ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger.jpg" rel="lightbox[2641]" title="halukgerger"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-813" title="halukgerger" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger-100x100.jpg" alt="halukgerger" width="100" height="100" /></a>Emperyalizm ve yerli sermayece halkına karşı kıyıcı bir psikolojik savaş aygıtı olarak örgütlendirilmiş kurumların son tertibi &#8220;Eylem Planı&#8221; duvara toslamış görünüyor. Başına &#8220;çuval geçirilmiş&#8221; gibi; çuvallamış durumda militarizmin &#8220;Gladio kolu&#8221;nun eskimiş-yıpranmış yanı. Psikolojik savaş operasyonları egemenlik sisteminin kimi unsurlarını hedef aldığı için bu sefer ciddi tepkiler sistemin içinden kaynaklandı ve dolayısıyla da etkili olmakta. Psikolojik Savaş&#8217;ın, olağan hedefleri olan emekçiler, devrimciler, ezilen halklar gibi unsurların dışına taşıp, emperyalizmin de doğrudan müdahil oduğu &#8220;iktidar ve rant kavgası&#8221;nın uzantısı olarak, sermaye düzeninin asli unsurlarının bir bölümüne yönelmesi, işleri karıştırdı elbette. Halk güçlerine karşı emperyalizmin tetikçiliğinde omuz omuza vuruşan blok da, ideologlarıyla, üniversiteleri, medyası, politik partileri ve öteki kurumlarıyla, içerden çatladı böylece. Kriz, böyle gelişmekte&#8230;<span id="more-2641"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Tablo, Soğuk Savaş &#8220;milli güvenlik kültü&#8221;nün hilkat garibesi &#8220;Türk demokrasisi&#8221;nin klasik halinin günümüz koşulları içindeki bir yansımasıdır özünde. İkinci Paylaşım Savaşı sonunda emperyalizmin doğrudan müdahilliğinde kurgulanan bu &#8220;demokrasi,&#8221; halk güçlerinin dışarıda tutulduğu, en fazla da amigo/seyirci konumunda bırakıldığı ve egemenlerin kendi aralarında oynadıkları bir oyundu. Bu oyunda zaman zaman kırıcı ve faullü anlar yaşandı, Bonapartist hakemlerce oyunlar durduruldu, müsabakalar tatil edildi. Arenada &#8220;Türk usulü&#8221; taşlı-sopalı kargaşalar yaşandı, seyirciler, oyuncular, hatta hakemler, müşahitler birbirine girdi, stad ateşe verildi, oyuncular, seyirciler yakıldı, insanlar öldürüldü, vs&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün de benzer dalaşma sürüyor. Aslında, egemen blok içindeki ünlü Menderes-İnönü, Ecevit-Demirel, DP-CHP türünden tepişmeler, Türkiye kapitalizminin kronik birikim modeli, emperyalizmle yapısal ilişkiler ve dünya kapitalist ekonomisiyle eklemlenme krizlerinin her dönemecinde ortaya çıkar, hatta yapısal istikrarsızlığında kurumsallaşmış biçimde sürekli var olur. Böyle dönemlerde hakim unsurlar özünde halka karşı birlikte oluşturmuş oldukları yöntem ve araçları birbirlerine karşı da kullanma eğilimine girerler. Bugün de çok yönlü krizlerde debelenirlerken benzer şeyleri yapıyorlar. Ve elbette halka karşı kırımlar karşısında herkesi terörle susturan suç ortakları bugün, feryat-figan, ünlü Türk &#8220;laik, sosyal hukuk devletinin demokrasisi&#8221;nden dem vuruyorlar. Hadise&#8217;nin &#8220;düm tek tek&#8221;i gibi bir dem vurma hadisesidir bu&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Toplumda yaratılan beklenti ve bundan kaynaklanan soru şu: Çıplak militarizme karşı koz yakaladığı görülen örtülü ödenekçi taraf, bu didişmeden &#8220;demokratikleşme&#8221; çıkartabilir mi? Buna niyeti, yeteneği var mı? Bu &#8220;demokratikleşme&#8221;den mazlumlara da bir şeyler düşer mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Yoksa, iktidar mücadelesinin görünümlerinden biri olan bu çok yönlü krizden, doğrudan sistemin krizinden mi beklemeli &#8220;demokrasi&#8221;yi? Egemenlerin kavgalarından ortaya çıkacağı ve ondan ezilenlere de &#8220;bir şeylerin düşeceği&#8221; varsayılanı değil de, ezenlerin kafalarına &#8220;bir şeylerin düşeceği&#8221; bir &#8220;devrimci demokrasi&#8221; midir üzerinde durulması gereken?</p>
<p style="text-align: justify;">Anlaşılan o ki, (devrimci sosyalist manada) &#8220;Sol&#8221;da da bu iktidar mücadelesinin sonunda bir &#8220;demokratikleşme&#8221; beklentisi/yanılsaması sözkonusu.</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;">Bu noktada böyle ham hayalleri besleyenlerin sormaları ve yanıtlamaları gereken sorular var:</p>
<ol type="1">
<li>
<div style="text-align: justify;">Bu kavganın tam ortasında aktif yer alan, taraflarından başlıcası konumunda bulunan ve önemli odaklarının bugün için AKP-liberal kanadı desteklediği görülen emperyalizmin, dişlerinin epeyce sökülmüş olduğu kriz nöbetinde, dünyada, bölgede ve Türkiye&#8217;de &#8220;demokratikleşme&#8221;yi desteklemesi beklenebilir mi?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Türk burjuvazi ve bürokrasisinin herhangi bir kesiminin, hem fikri iklimi ve beslendiği tarihsel mirası açısından, hem hakimiyet zemininin çürüklüğü ve emperyalizme bağımlılığı bakımından, hem de öteki nesnel/öznel zaaflarıyla örülmüş kıyıcılığıyla, &#8220;demokratikleşme&#8221; iradesi göstermesi beklenebilir mi?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Buna bağlı olarak, Lenin&#8217;in belirttiği gibi, şayet en gelişmişinin dahi, doğası gereği, yapısal olarak, &#8220;tam demokrasiyle bağdaşması olanaksız&#8221; kapitalizmin, Türkiye&#8217;deki azgelişmişlik kıskacına prangalanmış olanının &#8220;demokratik varoluş&#8221;u mümkün müdür?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Varlık nedenleri, egemenlik konumları ve, giderek, bireysel/sınıfsal ayrıcalıklarının bekası ikili militarizme -emperyalizme tetikçiliğe ve iç kıyıcılığa- bağlı olanların, rakiplerinin militarizmine karşı çıkarken, kendi militarizmlerini mi oluşturmaları beklenir, yoksa, antimilitarist yönelimlere kapılmaları, yani demokratlaşmaları mı?</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Tabii daha somut sorularla da sürdürebiliriz konuyu:</p>
<ol type="1">
<li>
<div style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de güncel militarizmin ana kaynağı Kürt Sorunu&#8217;nda belli bir doz militarizm içermeyen herhangi bir &#8220;çözüm projesi&#8221; egemenlik bloku içindeki şu ya da bu tarafta mevcut mudur?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Medyada örneğin Varlık Özmenek&#8217;leri andıçlayanlar kendileri andıçlanınca &#8220;andıçlama&#8221;ya karşı çıkınca, bu &#8220;demokratik refleks&#8221; midir yoksa bizzat andıçı düzen içinde sterilize ve stilize etme çabası mıdır?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">12 Eylül sonrasında üniversitelerde demokrat hocaların tasfiyesini neredeyse kanlı-bıçaklı savunan liberal Atilla Yayla&#8217;ların bugünkü itirazları &#8220;demokratikleşme&#8221;ye mi yöneliktir acaba?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">&#8220;Biz bu iç düzenlemelerin vatan haini bölücü ve komünistlere karşı yapıldığınını düşünüyor ve onları destekliyorduk ama şimdi bize karşı da kullanılıyor&#8221; diyen Ilıcak&#8217;ların eliyle mi &#8220;demokratikleşme&#8221; hamleleri gerçekleştirilmektedir?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Yoksa, 12 Eylül siyasetçilerinden Hasan Celal Güzel&#8217;lerle mi geliyor &#8220;demokratikleşme&#8221;?</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">&#8220;Demokratikleşme&#8221;nin ardında, &#8220;kanlı Pazar&#8221;ları savunurken &#8220;ABD ne de olsa tek tanrının varlığına inanıyor, ‘allahsız komünizm&#8217;e karşı onu desteklemek caizdi, bugün de aynı şeyi yapardım&#8221; diyen M. Ş. Eygi&#8217;ler mi var yoksa?</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Bizde düzenin gazabına uğramak insana &#8220;demokrat&#8221;, hatta (Marksist manada bile) &#8220;solcu&#8221; payesi vermeye yetebiliyor. Bunlar yerine ve zamanına göre &#8220;mağdur&#8221; solcu, sağcı liberal, muhafazakar ya da İslamcı olabilirler. Ne var ki, her defasında da bunun yanlışlığını bizzat o payeleri alanlar gösterir. Örneğin, 12 Mart öncesinde bakanlık beklerken hapishanelere tıkılan üniversite hocalarının büyük bölümü &#8220;solcu&#8221; değillerdi. Onların ve 12 Eylül&#8217;de eziyet görenlerin önemli bölümünün militarizmin hizmetinde canhıraş nöbet tuttuklarını ayan beyan ortada değil mi? Türkeşler, Demireller, Erbakanlar, faşistler, gericiler hapislere atılmadılar mı bu ülkede. Bunlar demokrat mıydılar? Ne yazık ki, anlayış bugün de öyle. Devrimciler için F-tipi ölüm kamplarını &#8220;beş yıldızlı otel&#8221; sayanlar, tutuklu &#8220;Özel Harp Dairesi&#8221;nin elemanlarına toz kondurmuyorlar. Ya da, öte yanda, işbirlikçi gericiye, liberale yan bakmak &#8220;Ergenekoncu&#8221; olmaya yetebiliyor. Bilinmez ki, düzenin solcusu, sağcısı, liberali, muhafazakarı ya da İslamcısı, özünde, aynı safın, sermaye düzeninin, yürüyüş kolunun elemanlarıdırlar. Aralarında güç ve rant kavgası alevlense de arada, bu böyledir. Açıktır ki, bu sistemin içinde, sağında ya da solunda yer, ve onun yeniden üretiminde rol, alıp da, şu ya da bu egemen blok fraksiyonunun veya devletin gadrine uğramak, bırakın solculuğu, &#8220;demokratlığın&#8221; dahi karinesi olmayabilir. Bu örnekler, olsa olsa düzenin kronik kriz hallerinin göstergesidirler. Olgun olmayan geç-çapulcu burjuvazinin düzeninde olur böyle vakalar ve ancak egemenlik sisteminin kendi mantığıyla tarihsel gelişim süreci içinde ele alınarak kavranabilir. Bunları &#8220;kızıla boyamak&#8221; ya da &#8220;demokratlık&#8221;la süslemek aymazlığın da ötesinde gaflettir elbette.</p>
<p style="text-align: justify;">Açıktır ki, bu soruşturmalar, bilinçli tercihle değil fakat kendi dışsallıkları ve dinamikleriyle artık taşınamaz hale gelmektedirler. Süreç kendi ağırlığıyla taraflardan birinin üzerine yıkılıp onu ezebilecektir. Bu, militarizmlerden birinin geçici de olsa  yenilgisi, ötekininse zaferi olacaktır. O zaman bile, tarafların yeni bir militarizm düzleminde anlaşıp birleşmeleri kaçınılmazdır. Burjuvazi ve efendi emperyalizmin hepsine gereksinimi vardır ve belirleyici olan da bu ihtiyaçtır. Dolayısıyla, asıl mesele, ikisinin de altında kalıp ezileceği bir &#8220;devrimci demokratik&#8221; dönüşümü gerçekleştirebilmekte yatmaktadır. Dolayısıyla, tuzu kuruların liberal-emperyalist militarizmiyle tetikçi ırkçı-şöven militarizm arasındaki &#8220;it dalaşı&#8221;nı &#8220;al birini vur ötekine&#8221; anlayışıyla izlemek başkadır, bu süreç içinde atalete sürüklenmek başka. Buradan, ne Ergenokun&#8217;u küçümsemek çıkar, ne o soruşturmanın Kürtlere karşı işlenen savaş suçlarını da kapsar biçimde derinleştirilmesi talebine engel olunur, ne de özünde bir sınıf diktatörlüğü olan burjuva demokrasisinin, Lenin&#8217;in dediği gibi, insanlığın bir &#8220;kazanımı&#8221; olduğu gerçeği yadsınır. Söylemek istedığimiz sadece şudur: Devrimci sosyalistler kendi yollarını, kuyrukçuluğa da, tecrite de düşmeden, işçi sınıfının ideolojik/örgütsel bağımsızlığı ilkesiyle bulmalıdırlar.  Bu da ancak sürecin karakterinin kavranmasıyla mümkün olabilir. Belki yukarıda sıraladığımız sorular üzerinde düşünmek bu konuda yararlı olabilir.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Haluk Gerger &#8211; 17 Haziran 2009</strong></p>
<p style="text-align: left;">| 24 &#8211; 06 &#8211; 2009 |<strong><br />
</strong></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/06/iktidar-kavgasi-beklentiler-sorular/' addthis:title='İktidar kavgası, beklentiler, sorular ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2009/06/iktidar-kavgasi-beklentiler-sorular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;PKK&#8217;yi tasfiye projesi&#8221; üzerinde dolaşan PKK hayaleti</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2009/06/pkkyi-tasfiye-projesi-uzerinde-dolasan-pkk-hayaleti/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2009/06/pkkyi-tasfiye-projesi-uzerinde-dolasan-pkk-hayaleti/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 11:30:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Haluk Gerger]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[pkk]]></category>
		<category><![CDATA[tasfiye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=2442</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;PKK&#8217;nin tasfiyesi&#8221; eski bir proje kuşkusuz. Uzun yıllar bu, PKK&#8217;nin bir örgüt, giderek de, bir düşünce/konsept olarak, bütünüyle ve silah zoruyla yok edilmesi olarak anlaşılıp uygulanmaya çalışıldı. Türk kara ve hava kuvvetlerinin, jandarma, polis, özel tim ve korucu güçlerinin, giderek, devletin ve toplumsal düzenin bütün kurum ve aygıtlarının katıldığı, yeri geldiğinde, NATO&#8217;nun, ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;nin öteki [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/06/pkkyi-tasfiye-projesi-uzerinde-dolasan-pkk-hayaleti/' addthis:title='&#8220;PKK&#8217;yi tasfiye projesi&#8221; üzerinde dolaşan PKK hayaleti ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger.jpg" rel="lightbox[2442]" title="halukgerger"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-813" title="halukgerger" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/02/halukgerger-100x100.jpg" alt="halukgerger" width="100" height="100" /></a>&#8220;PKK&#8217;nin tasfiyesi&#8221; eski bir proje kuşkusuz. Uzun yıllar bu, PKK&#8217;nin bir örgüt, giderek de, bir düşünce/konsept olarak, bütünüyle ve silah zoruyla yok edilmesi olarak anlaşılıp uygulanmaya çalışıldı. Türk kara ve hava kuvvetlerinin, jandarma, polis, özel tim ve korucu güçlerinin, giderek, devletin ve toplumsal düzenin bütün kurum ve aygıtlarının katıldığı, yeri geldiğinde, NATO&#8217;nun, ABD&#8217;nin Türkiye&#8217;nin öteki dostlarının, tabiri caizse yetmiş iki düvelin de bir tarafından tuttuğu, topyekun seferberlik ve savaş haliydi bütün süreç. Tüm tarafları bakımından sonuçları biliniyor.<span id="more-2442"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Ve proje hâlâ sürüyor. Yine çok taraflı, uluslararası bir düzlemde. Sürüyor olması, basit fakat stratejik bir gerçeğe daha işaret ediyor. O da, projenin, her şeye karşın, başarısız olduğu gerçeği.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu &#8220;gerçek&#8221;, yani esas olarak, Sorun&#8217;un bizzat kendisinin her şeyi aşan o müthiş insani derinliği ve karakteri, projenin sahipleriyle destekçilerini yeniden düşünmeye mahkum etmiş görünüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Avrupa&#8217;da, ABD&#8217;de ve özellikle de Obama Yönetimi&#8217;nde, hatta Türkiye egemenlik sisteminin kimi parçalarında, giderek yaygınlaşan bir kanaat hükmünü icra etme eğilimine girmekte. Projenin orijinal halinin kesin yenilgisinin kabulüyle başlayan yeniden düşünme/değerlendirme süreci yeni bir noktaya evriliyor gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna göre, projenin yeni aşaması, &#8220;PKK&#8217;nin silahlı gücünün tasfiyesi&#8221;ne indirgenmekte/dönüşmekte. Ayraç içinde hemen belirtelim ki, pek çokları bakımından, &#8220;silahlı kanadın tasfiyesi&#8221;, özünde, örgütün bütününün, hatta Sorun&#8217;un kendisinin tasfiyesi anlamına da gelmektedir ama bu mesele konumuzun dışında şimdilik. Tesbit ettiğimiz, uzun yılların topyekun kirli savaşının sonrasında gelinen yeni aşamada öne çıkmakta olan, artık sadece &#8220;PKK&#8217;nin silahlı kanadının tasfiyesi&#8221; amacıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha da önemli olarak, projenin bu yeni hali, aynı zamanda, bu &#8220;tasfiye&#8221; sürecinde, bir aktör, hatta partner, olarak PKK&#8217;ye, O&#8217;nun iradesine yer vermeyi de içeriyor. Bu yeni gelişme, şayet doğruysa, bütün denklemi, süreci, Sorun&#8217;a ilişkin &#8220;çözüm&#8221; modellerini kökünden değiştirecek bir etki yapacak demektir. Özellikle, Türkiye bakımından da. PKK&#8217;nin buna nasıl karşılık vereceği de şimdilik konumuz dışı bir bilinmeyen. Ama bir şey kesin, projedeki bu evrilme, ya da kritik müdahillerde güçlü biçimde ortaya çıkmaya başlayan bu eğilim, doğası gereği, PKK&#8217;ye politik bir rol biçmekte ve içinde bir biçimde taraf/partner olarak yer alacağı bir müzakere sürecini varsaymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada iddialı bir saptamada bulunabilirim. Bunu yaparken hemen belirtmeliyim ki, rahatlıkla tahmin edilebileceği gibi, psikolojik savaşın o malum &#8220;DTP eşittir PKK&#8221; yönündeki ucuz yavanlığını çıkış noktam olarak almıyorum. Burada ne PKK ile DTP&#8217;yi aynılaştıyoruz, ne DTP&#8217;yi PKK&#8217;nin bir uzantısı olarak resmediyoruz, ne de Ahmet Türk&#8217;ü küçümsüyoruz. Aksine, çıkış noktamız, Abdullah Öcalan&#8217;ın da defalarca belirttiği gibi, uygun koşullar oluştuğunda, DTP ve benzeri kurumlarla kimi kişiliklerin, bir barış sürecinde, geçici ve tümden bağlayıcı olmasa da, PKK&#8217;nin iradesini bir biçimde yansıtabilecek kanallar olarak düşünülebileceği gerçeğidir. Bu gerçeğin, (ya da taraflar arasında gerçekten bir &#8220;özdeşlik&#8221; görenlerin yanılgılı algılaması) sonucunda, Obama&#8217;nın, Türkiye Kürtlerini, onların yasal siyaset alanındaki ana temsilcisi DTP aracılığıyla çözüm sürecinin tarafı olarak işaret etmesi üzerinde özellikle düşünmek gerekmektedir. Obama&#8217;nın bu anlayışla DTP lideriyle görüşmesi, gerçekleşirse şayet, yeni müzakere sürecinde, en azından, &#8220;PKK&#8217;nin hayaleti&#8221;nin de kendi somutluğu ve gerçekliğiyle masada bulunacağı anlamına gelmektedir. Süreçteki varoluşun modaliteleri çok değişiklikler gösterebilir kuşkusuz ve burada biçim çok da önemli değildir. Değişiklik, şayet gerçekleşirse, özde olacaktır, radikal bir kırılma, hatta kopuş, anlamına gelecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdiden, PKK&#8217;nin ve Öcalan&#8217;ın çeşitli defalarda kamuoyuna sunmuş olduğu &#8220;çözüm önerleri&#8221;nin yeniden harıl harıl çalışılmakta olduğunu varsayabiliriz. Bu öneriler biliniyor. Bunları çıtanın çok düşürülmüş hali olarak da kabul edebilirsiniz, gerçekçi ve diyergam bir barış elinin uzatılması olarak da. Bu şu aşamada analizimizi ve savlarımızı sürdürme bakımından çok da önemli değil. Önemli olan, Türkiye&#8217;ye Obama tarafından verilmiş mesajın doğru okunmasıdır öncelikle.  Söylenen, kısaca, şudur: Türkiye, sorunlarını çözemediği sürece, hem kendi istikrarsızlaşıyor, hem bölgeye dayatılmak istenen emperyalist dizaynın istikrarına zarar veriyor, hem de ABD&#8217;nce bu yolda kullanılamaz, işe yaramaz, hale geliyor.  Ermenistan sınırı dikenini çıkartıp atın derken, Obama Kafkasları işaret ediyordu, Kürt Sorunu çözün derken de, Irak&#8217;ı, bütün bölgeyi düşünüyor ve Güney Kürtlerini ile Türkiye&#8217;nin Kürtlerini de partner/taraf olarak zikrediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, paradigmada iki parçadaki halkın politik temsilcilerine de işaret ediliyor. Güney Kürdistan malum. Ahmet Türk&#8217;le görüşmeyi de bu manada iyi kavramak gerek. Dikkat edilirse, çözüm artık sadece Türkiye&#8217;ye bırakılmıyor. Fiilen &#8220;Kürtlerle, onların temsilcileriyle ortaklaşa arayın çözümü&#8221; dedi Ankara&#8217;da Obama. O&#8217;nun derdi başkadır: ABD, yeni emperyalist statükoda istikrar arıyor, tesanüt içindeki aktörlerin birbirleriyle boğazlaşmadan uyumlu konumlanışa geçmelerini istiyor. Görev vereceklerinin de ortaklaşa emperyalist çıkarlara hizmet edebilecek durumda olmalarını arzuluyor. Biz niyetlerin değil nesnelliklerin üzerinde duruyoruz. Yinelemek gerekirse, bu durumda çıkarsamamız, PKK&#8217;nin bütüncül tasfiyesinin mümkün olmadığının kabullenilmesidir; onun da katkılarıyla/onayıyla/razı edilmesiyle/sonrasında anlamlı konum garantisiyle silahlı kanadından vazgeçişin arayışına girilmesi olasılığının ortaya çıkmasıdır; ve bunun doğal uzantısı olarak da, bir müzakere süreci içinde Kürtlerin milli varlığının kabulüyle bunun en azından kimi temel gereklerinin yerine getirilmesi üzerinde bir mutabakatın aranması sürecinin başlatılması düşüncesinin gündemde olduğudur.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Burjuva-demokratik çözümler&#8221;in burjuvazinin veya emperyalizmin insiyatif alanından çoktan çıktığı çağımızda ve bölgemizde krizdeki emperyalizm tarafından ısıtılıp masaya sürülen plan, bölgedeki &#8220;milli meselelere görece farklı yaklaşım&#8221;ı da barındırıyor içinde. Eskisi gibi, Filistin&#8217;de ya da Kürdistan&#8217;da kan ve silahla, inkar ve imhayla çözüm bulamayanlar şimdi hizmetlilerinden yeni yöntemler denemelerini istiyorlar. Böylece, sadece kendileri istikrar kazanıp hizmete daha uygun hale gelmeyecekler, hesap o ki, aynı zamanda, &#8220;milli mesele&#8221;nin mazlum tarafındakilerin asimilasyonuna da uygun bir zemin oluşturulmuş olacak, onların da statükoya &#8220;entegre&#8221; edilebilmeleri sağlanacak. Evdeki hesap çarşıya uyar mı, o da ayrı bir konu elbette ama yarattığı sorun ve fırsatlarla, en önemlisi de gerçekliğiyle, gözardı edilemeyecek bir durumla karşı karşıya olduğumuz kesin.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye egemenlerinin hayatla inatlaşması emperyalizmi de zorluyor ve artık emir demiri kesmiyor. Dolayısıyla da yeni arayışlar gündeme geliyor. Emperyalist dünyadaki Obama yandaşları, O&#8217;nu ve kendilerini, Bush&#8217;cular gibi kof inançların peşinde sürüklenenler olarak değil, &#8220;gerçeklerin toplumu&#8221; (reality community)&#8217;nun bir parçası olarak tanımlıyorlar. Aslında, gerçekler kendilerini dayatıyorlar ve onlar bir ölçüde o gerçekleri kabullenmek/tanımak zorunda kalıyorlar. Kürt ya da Filistin mücadelesinde somutlaşan &#8220;halklar gerçeği&#8221; de kendisini dayatıyor. Tabii onlar bilmiyorlar ki, aynı zamanda, gerçekler devrimcidir de. Bu gerçeği de, yaşayarak öğrenecekler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu aşamada bizim üzerimizde durmamız gereken üç şey var. Birincisi, kaynağı ve amaçları ne olursa olsun, bölgede &#8220;milli meseleler&#8221; konusunda yeni bir evreye girilmesi olasılığı. İkincisi, Türkiye (ya da İsrail&#8217;in) en düşük çıta düzeyinde bile olsa, bu türden &#8220;yaklaşım&#8221;lara açık, gereklerini yerine getirmeye niyetli ya da yetenekli olup olmadıkları. Üçüncüsü de,  her durumda ortaya çıkabilecek sorunlar, riskler, olanaklar, fırsatlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktayla şimdi bitirebiliriz. Bana göre, Türkiye egemenlik sistemi, sağıyla ve soluyla, bu taleplere yanıt verebilecek durumda değildir. Keşke verebilseydi, özü itibariyle burjuva-demokratik çözümleri de işçi sınıfının ve sosyalizmin üzerine yıkmasaydı. Verebilseydi ve Kürtlerle Türklerin yeni bir görece demokratik zeminde, gerçek özgürlükle ulusal ve toplumsal kurtuluş yolunda yepyeni bir yürüyüşü başlasaydı. Ama realitesi farklı çağımızın ve ülkenin. Türkiye&#8217;nin sistemi karşılayamaz demokratik talepleri ve emperyalizm asla içtenlikli, kararlı değildir bu konularda. Sıkışmış emperyalizmin Türkiye ile bu koşullar altında, yani TC&#8217;nin önerilen yeni yola inkar ve imhada direnerek yanıt vermesi durumunda, eski türden bir militarizm bağı kurmaya kendini mecbur hissetmesi bir olasılıktır. Bu, hem genel olarak emperyalizm, hem özel olarak ABD, hem de Türkiye (ve de benzer konumda bulunan Siyonist Devlet) bakımından varolan krizlerin derinleşmesi, üstüne üstlük yeni krizlerin ortaya çıkması demektir. İkinci olasılık ise, bu durumda, Türkiye egemenlik sisteminin, can derdine düşmüş emperyalizm (özel olarak da ABD) tarafından artık kaldırılamayacak bir kriz yüküne dönüşmesi olasılığıdır.  Bu da bir başka krizdir ve Türkiye&#8217;nin hem içerde sosyal, askeri, ekonomik, politik yeni ve derin krizlere düşmesi, hem de ana payandası olan dış ilişkiler sistemindeki çöküşün enkazının altında kalması demek olacaktır. Her halde yakında, bu gelişmelere girizgah ya da tepki olarak yeni operasyonlar, bombardımanlar da görebiliriz, şaşırmamak gerek.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, sonuçta, her halde ufukta gördüğümüz, krizdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve hiç unutmamak gerekir ki, sistemin her krizi, mazlumlar bakımından, kan ve acı kadar, yeni olanaklar/fırsatlar da demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">| 13 &#8211; 06 &#8211; 2009 |</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/06/pkkyi-tasfiye-projesi-uzerinde-dolasan-pkk-hayaleti/' addthis:title='&#8220;PKK&#8217;yi tasfiye projesi&#8221; üzerinde dolaşan PKK hayaleti ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2009/06/pkkyi-tasfiye-projesi-uzerinde-dolasan-pkk-hayaleti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

