
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Ece Temelkuran</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/kose_yazilari/ece-temelkuran/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Bir moda akımı üzerine kısa bir not&#8230;</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2012/01/bir-moda-akimi-uzerine-kisa-bir-not/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2012/01/bir-moda-akimi-uzerine-kisa-bir-not/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Jan 2012 09:21:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[akımı]]></category>
		<category><![CDATA[bir]]></category>
		<category><![CDATA[kısa]]></category>
		<category><![CDATA[moda]]></category>
		<category><![CDATA[Üzerine]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=12122</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 29 &#8211; 01 - 2012 &#124; Başıma bir şey gelmeyecekse sormak istiyorum: Bana saldırmak neden bu kadar moda oldu? Her ne kadar faşizm ve toplumda vahşet ihtiyacı yaratılması üzerine derin bir sosyo-psikolojik araştırmaya dayanan uzun bir yazıyı hak ettiğini düşünsem de kısa konuşup konuyu kapatacağım. Önce şunu söyleyeyim. Artık bu yurttan kükremeler korosu bana bir [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2012/01/bir-moda-akimi-uzerine-kisa-bir-not/' addthis:title='Bir moda akımı üzerine kısa bir not&#8230; ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2012/01/ece-temelkuran.jpg" rel="lightbox[12122]" title="ece-temelkuran"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-12123" title="ece-temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2012/01/ece-temelkuran-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 29 &#8211; 01 - 2012 | Başıma bir şey gelmeyecekse sormak istiyorum: Bana saldırmak neden bu kadar moda oldu? Her ne kadar faşizm ve toplumda vahşet ihtiyacı yaratılması üzerine derin bir sosyo-psikolojik araştırmaya dayanan uzun bir yazıyı hak ettiğini düşünsem de kısa konuşup konuyu kapatacağım. Önce şunu söyleyeyim. Artık bu yurttan kükremeler korosu bana bir şey hissettirmiyor. Zira his dünyamın istihap haddi yazılarımı Türkçe değil İngilizce yazmak zorunda kalışımın üzüntüsüyle hali hazırda zorlanıyor. Acı çeken 3. Dünya yazarının sadece ülkesinin günahlarını anlatmak üzerine kariyer inşa etmesi kadar berbat bir şey yoktur herhalde. Onlardan biri olmamak için elimden geleni yapacağımdan emin olabilirsiniz. Öte yandan, Nuri Bilge Ceylan&#8217;ın nefis şiiri (!) &#8220;Bir Zamanlar Anadolu&#8221;daki elma sahnesinde yuvarlanıp giden elmalardan biri olmamak için seçeneklerim herkesin sandığından çok daha kısıtlı. Hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değil yani, çok daha kötü.<span id="more-12122"></span></p>
<p>Son The Guardian yazısı sebebiyle minik bir şaha kalkan öfkenin bulanık sebepleri arasında samimiyetimden tutuklu arkadaşlarımın çilesini kullandığıma kadar bir dizi tuhaf gerekçe var. Şu kükreyenlerden bir Samimiyet Tescil Kurulu terkip edilse de ben de bir teste tabi tutulsam çok bahtiyar olacağım. Testteki notumu, geçirirler geçirmezler, her yazımın başına damga olarak basacağım.</p>
<p>Arkadaşlarım Hrant, Ahmet ve Nedim&#8217;e gelince&#8230; Suçlamalara cevap vermek için asla değil ama bu suçlamalar karşısında beni savunmaya cesaret gösterip sonra da ağır darp edilen insanların güzel hatırı için şu küçük açıklamayı yapmayı gerekli buldum:</p>
<p>The Guardian gazetesinin yazı işleri ile tanışırız evvelden. Bir süre önce benden işsiz kalmamla ilgili, içinde Türkiye&#8217;deki siyasal durumu da anlatan bir yazı yazmamı istediler. Önce pek yazmak istemedim. Çünkü &#8220;Mağdur değil mağrur olmakla övününce adam olacağımızı&#8221; biliyorum, kerelerce sınandık hayatın ilgili ünitesinden. Bilen biliyor. Fakat sonra Ahmet ve Nedim&#8217;i de yargılandığı Oda Tv duruşması gününe denk gelecek şekilde, onlardan bahsederek bir yazı yazmanın fena bir fikir olmadığını düşündüm. Davada işe yarar belki diye. Gerçi bu ara ne yapsak işe yaramıyor o ayrı, ama en azından böyle bir hayrı dokunur diye umut ettim. Ve evet, hepimizin kaderinin Hrant&#8217;ın ölümüyle değiştiğini de düşünüyorum. Bana kitap yazdıran, Nedim&#8217;e haber yaptıran, Ahmet&#8217;i uğursuz haberlerin peşinde koşturan aynı şeydi çünkü&#8230; &#8220;Güzel ve yalnız ülkemde&#8221; işlenen günahlar ve bizim onu  sevmedeki inadımız.</p>
<p>Bir de düşünün isterim: Hakkımda, hakkımızda bu acayip suçlamaları çarşıya hangi hayaletler salıyor? Bu psikolojik savaşın ilk kaynağını bulana milyon dolarlık çizmelerimden birini hediye edeceğim.&#8221;</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2012/01/bir-moda-akimi-uzerine-kisa-bir-not/' addthis:title='Bir moda akımı üzerine kısa bir not&#8230; ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2012/01/bir-moda-akimi-uzerine-kisa-bir-not/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Velev ki&#8230;.</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2012/01/velev-ki/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2012/01/velev-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Jan 2012 18:21:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[atildi]]></category>
		<category><![CDATA[ece temekuran]]></category>
		<category><![CDATA[Habertürk]]></category>
		<category><![CDATA[istifa]]></category>
		<category><![CDATA[tüm köse yazilari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=11734</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 04 &#8211; 01 &#8211; 2012 &#124; VELEV ki biz çok terörist insanlarız. Çok korkuncuz biz, çok fenayız. Aman yaklaşmayın bize ha! Mesela, öyleyiz yani. Ama çocuklar ölmüş. 19 adet. Hatta peki tamam, onlar Kürt olmasın, dağ Türk&#8217;ü olsunlar. Dağlarda kaçakçılık yapıp dershaneye giden dağ Türk&#8217;ü çocukların karda yürürken çıkardığı seslerden gelmiş olsun [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2012/01/velev-ki/' addthis:title='Velev ki&#8230;. ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 04 &#8211; 01 &#8211; 2012 | VELEV ki biz çok terörist insanlarız. Çok korkuncuz biz, çok fenayız. Aman yaklaşmayın bize ha! Mesela, öyleyiz yani. Ama çocuklar ölmüş. 19 adet.<span id="more-11734"></span></p>
<p>Hatta peki tamam, onlar Kürt olmasın, dağ Türk&#8217;ü olsunlar. Dağlarda kaçakçılık yapıp dershaneye giden dağ Türk&#8217;ü çocukların karda yürürken çıkardığı seslerden gelmiş olsun etnik kökenleri. Yine de 19 adet ölü çocuk ediyor nereden baksan.</p>
<p>Biz çok iblis gibiyiz mesela. Şeytan nerede biz orada, öyleyiz. Sınırsız kötüyüz. Erol Taş gibiyiz, o kadar kötü yani. Diyelim ki biz hiç sevmesek Başbakan&#8217;ı, özel gıcığımız varmış meğer Başbakan&#8217;a, o yüzden ağlıyormuşuz bu çocuklara. Yani diyelim ki öyle olsun. İşimiz gücümüz bu hükümetin asabı bozulsun, canı sıkılsın, öyleymişiz biz meğerse. İler tutar yanımız yokmuş. En iyisi bütün kapılar yüzümüze kapansın. Hatta daha güzeli var: Bütün kapılar, bilhassa demir parmaklıklı olanları üzerimize kapansın, tamam öyle yapın. Yine de 19 çocuk ediyor böyle bakınca da.</p>
<p>Kaç tane BDP milletvekili var? Tamam hepsi tuvalete giderken telefon ediyormuş meğerse. Telefon açılmazsa hiç tuvalete gidemiyorlarmış diyelim. Bak sen şu işe! Hatta tamam, boyunlarında bizim görmediğimiz ipler olsun. Zaten kuyrukları vardı evvelden, niye tasma olmasın ki? O da olsun, peki. Selahattin Demirtaş da en belalılarıymış bu tuvalet eşkıyasının. O-ho! Çok fenaymış. Hatta şöyle diyelim, biz topyekûn, artık kim varsa bu çocukların derdine düşen, tuvalet önünde emir bekliyoruz. Sabah akşam. Yani bu kadar da berbat durumdayız. Çok sıkışmışız yani. Öyle de sayalım. Bak, yine 19 çocuk ediyor. Allah Allah?</p>
<p>Hiç kimse Kürt demesin! Hişşt! Sessizlik! Kapatın bakalım ağızları. Gözleri de kapatın. Kulaklar niye açıkta?! Bölücü müsün sen? Hiişşşt! Kimse konuşmasın. Konuşmayın bakayım. Hah! Tamam işte tam sessizlik. Hmmm&#8230; Ama böyle sayınca da 19. Ne yapsak acaba?</p>
<p>Biz mesela bugünden itibaren hiç Kürt demediğimiz gibi, sadece AKP diyelim. Dua gibi, sabah akşam. Beş rekât AKP övelim. Rehberlerimiz, onların gazetelerindeki onların köşe yazarları olsun. Hiç aklımızdan bile geçirmeyelim tek olumsuz bir düşünce. Hep tatlı tatlı temeller atalım, hep tatlı tatlı &#8220;Beraber yürüdük biz bu yollarda&#8221;. Öyle tatlı tatlı insanlar olalım, pembe yanaklı, hep üzüm yiyen, üç çocuklu insanlar. Şimdi o durumda da 19 çocuk var ölü olarak.</p>
<p>Şöyle yapalım: Başbakan&#8217;ın konuşmasını herkes dinlesin, ama Selahattin Demirtaş&#8217;ın konuşmasını kimse dinlemesin. Zaten öyleydi, iyice öyle olsun. Bu Kürt politikacılar da zaten pek sevimsiz. Bi gıcıklar mı sanki. Sanki tam olmamış gibiler mi ne. Allah&#8217;tan binlerce insanı KCK davası sayesinde içeri attılar da bir rahat nefes aldık. Bence daha da alınsın. Kimsecikler kalmasın dışarıda. Trafik sorunu çözülür hiç değilse. Böyle olmuş meğer. Dışarıda hiç kimse kalmamış. Başbakan&#8217;ın sesi bütün şehirlerin meydanlarından çok yüksek bir ekoyla duyuluyormuş. Çünkü meğer kimse yokmuş sokakta. Ama bak yine 19 ölü çocuk var yatan orada.</p>
<p>Herkese aniden bir ilaç zerk edilmiş meğerse, artık kimse ölen çocuğunun peşine düşmeyecekmiş. Öyle manyak bir ülke olmuş diyelim burası. Çocuk ölüyormuş, pıt diye unutuyorlarmış ismini. Kimse hatırlamıyormuş. Mis gibi. İçişleri Bakanı her akşam çıkıyormuş mesela televizyona, komikçilik yapıyormuş. Biz hepimiz çok seviyormuşuz onu. Saygıyla eğiliyormuşuz mesela önünde. Hep onun sözleri kulağımızda, gözlerimiz yaşlanarak hep onu dinliyormuşuz. Komple kafayı yemişiz yani mesela. Ama işte mesele şu ki hâlâ 19 çocuk var mezarda.</p>
<p>Oradan say, buradan say. Dön yeniden, topla, çıkar. Arkadaş hep mi 19 çıkar?! Hepsi tamamen ölmüş olarak 19 çocuk var. Acaba nasıl yapsak da ölmemişler gibi yapsak?</p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2012/01/velev-ki/' addthis:title='Velev ki&#8230;. ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2012/01/velev-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zalim olmaya direnmenin tarihi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/12/zalim-olmaya-direnmenin-tarihi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/12/zalim-olmaya-direnmenin-tarihi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Dec 2011 19:32:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[direnmenin]]></category>
		<category><![CDATA[olmaya]]></category>
		<category><![CDATA[tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[zalim]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=11350</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMEKURAN&#124; 11 &#8211; 12 &#8211; 2011 &#124; HER şey bazı insanların kendileri gibi yaşamak istemesiyle başladı. Derelerin akabilmesini isteyenler vardı. Suyun ve havanın sahibi olamayacağı, olmaması gerektiğini bilenler vardı. Memleketin karnını altın hırsıyla deşersen, sularını para hırsıyla bulandırırsan, daha çok sahip olmak için daha az olmaya heves edersen sonumuzun hayır olmadığını bilen insanlardı bunlar. [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/zalim-olmaya-direnmenin-tarihi/' addthis:title='Zalim olmaya direnmenin tarihi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMEKURAN| 11 &#8211; 12 &#8211; 2011 | HER şey bazı insanların kendileri gibi yaşamak istemesiyle başladı. Derelerin akabilmesini isteyenler vardı. Suyun ve havanın sahibi olamayacağı, olmaması gerektiğini bilenler vardı.<span id="more-11350"></span></p>
<p>Memleketin karnını altın hırsıyla deşersen, sularını para hırsıyla bulandırırsan, daha çok sahip olmak için daha az olmaya heves edersen sonumuzun hayır olmadığını bilen insanlardı bunlar. Bunlardan biri işte Metin Lokumcu&#8217;ydu.</p>
<p>Bir gün, suyun, havanın ve geleceğin sahibi olamayacağına inanan insanlarla birlikte sokağa çıktı. Aynı gün aynı saatte Başbakan da oradan geçiyordu. Metin Lokumcu kafasında o fikirlerle oradan geçmemeliydi. Geçerse başına iş gelebilirdi. Geldi de. Çünkü havanın, suyun ve geleceğin sahibi olması gerektiğinde ısrar eden, bütün bunlara sahip olma hırsıyla hınçlanmış &#8220;mühim adamların&#8221; halkımıza karşı hep korunması gerekir. Korundular da.</p>
<p>Boğulsunlar, gözleri göremez olsun diye zehirli gazlar sıkıldı etrafa. Başta Metin Lokumcu olmak üzere halkımız o kadar korkunçtu ki gazın ayarı kaçtı. Metin Lokumcu gazla boğularak öldü. Bu ülkede kimileri &#8220;Adam Başbakan&#8217;a karşı gelmiş. Ölebilir tabii!&#8221; dedi. Kulağımla duydum.</p>
<p>Ben o zaman, &#8220;Siz ne zaman bu kadar zalim oldunuz?&#8221; demiştim. Artık bu soruyu sormuyorum. Başka bir sorum var:</p>
<p>&#8220;Siz kimsiniz? Zalim misiniz değil misiniz?&#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HAMARAT DELİLLER</strong></p>
<p>9 Aralık&#8217;ta Ankara&#8217;da Metin Lokumcu&#8217;nun ölümüyle anılan Hopa davasının ilk duruşması yapılacak. Hopa&#8217;da ve sonrasında Ankara&#8217;da yapılan protestolarda akıl almaz bir hınç ve hamaratlıkla tutuklanan, yine insanı dehşete düşüren delillerle (saçlarını üç numaraya vurdurduğu için terör örgütü üyeliği, şemsiye, Sol Yayınları kitapları gibi) tutuklulukları altı aydır süren 22 ve tutuksuz yargılanan 6 kişinin ilk davası görülecek.</p>
<p>Hadise, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi&#8217;nde (eski 1 No&#8217;lu DGM) saat 10.00&#8242;da cereyan edecek. Bu yüzden şimdiden karar vermek durumundayız. Biz zalimlerden, &#8220;dilsiz şeytanlardan&#8221; mı olacağız?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>HİKÂYENİN BAŞI</strong></p>
<p>O kadar karıştırıyorlar ki kafamızı, hikâyenin en başını unutuyoruz bazen. Bütün bunlar niye oldu? Niye Hopa&#8217;da ve Ankara&#8217;da insanları evlerinden aldılar? Niye şemsiyeler, poşular ve aslında yasal olan kitaplar &#8220;terör örgütü üyesi&#8221; yaptı insanları aniden? Niye insanlar aylardır içeride? Öğrenciler, çocuklarımız niye aylardır iddianame yazılmasını bekliyor hapishanelerde?</p>
<p>Bir dere için! Hopa Çayı için. Yani hükümetimiz bir çayı Hopalılara çok gördü. Bunun için. Sizce de bu çok acayip değil mi? Bir öğretmenimizin boğularak ölmesine, birçok çocuğun hapishanede çürümesine değdiğini düşündüler. O çay üzerinde kurulacak iktidarın sarsılması dehşetverici bir olasılıktı, bunu göze alamazlardı.</p>
<p>İktidarın dişlerinin arasında ezilmedik bir yer kalmamalıydı. Yani ne Ergenekon ne KCK. Atla deve değil yani. Ama bir topluiğne başı kadar bile bir alan kalmamalıydı tahakkümün abdestinde. Hopa davası budur. Bir çayın bile halkın istediği gibi değil, hükümetin istediği gibi akması gerektiğinin ilanıdır. Bütün suyun, bütün havanın, bütün insanların&#8230; Her şeyin istendiği gibi olması gerektiğini söyler bize Hopa davası.</p>
<p>Sizin istediğiniz gibi değil. Onların istediği gibi. &#8220;Eğer bunu yapmazsanız&#8221; der muktedir, &#8220;Sonunuz budur!&#8221; Peki şimdi sizin buna cevabınız nedir? Hatırlatayım: Her şey insanların kendileri gibi yaşamak istemesiyle başladı. Memleketlerinde akan bir dereyi sevmeleriyle&#8230; Budur. Başka bir şey değil. Şimdi karar verin. 9 Aralık&#8217;ta ne yapacağınıza.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/zalim-olmaya-direnmenin-tarihi/' addthis:title='Zalim olmaya direnmenin tarihi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/12/zalim-olmaya-direnmenin-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Konuş arkadaş!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/12/konus-arkadas/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/12/konus-arkadas/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Dec 2011 15:25:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[konus arkadas]]></category>
		<category><![CDATA[köse yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=11218</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 03 &#8211; 12 &#8211; 2011 &#124; (BU yazı öncelikle gençler içindir!) İNSANLAR büyük devrimler yaparken bile küçük hayatlar isterler. Ben bunu öğrendim yıllar içinde. Arjantin&#8217;de Barikatçılar Hareketi&#8217;nin liderlerinden biri olan 24 yaşındaki bir bekâr anneyle tanışmıştım. Sırtına bebeğini sarıp, her gün Buenos Aires&#8217;e giden anayollardan birine çıkarak elinde demir bir çubukla polisle çatışıyordu. [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/konus-arkadas/' addthis:title='Konuş arkadaş! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 03 &#8211; 12 &#8211; 2011 | <strong>(BU yazı öncelikle gençler içindir!)</strong><span id="more-11218"></span></p>
<p>İNSANLAR büyük devrimler yaparken bile küçük hayatlar isterler. Ben bunu öğrendim yıllar içinde. Arjantin&#8217;de Barikatçılar Hareketi&#8217;nin liderlerinden biri olan 24 yaşındaki bir bekâr anneyle tanışmıştım. Sırtına bebeğini sarıp, her gün Buenos Aires&#8217;e giden anayollardan birine çıkarak elinde demir bir çubukla polisle çatışıyordu. Sokak, insanı ne kadar özgürleştirirse o kadar özgürleşmişti. Bu kaşık kadar kadın polislerin korkulu rüyasıydı, çünkü arkasından binleri sürükleyebiliyordu. Saatlerce konuşmuştuk derme çatma kulübesinde. Sohbetin sonunda &#8220;Ne istiyorsun?&#8221; diye sormuştum, &#8220;Yani en sonunda?&#8221;</p>
<p>O kahraman kaşık kadın şöyle demişti:</p>
<p>&#8220;Bir fabrikada çalışmak, sonra da hafta sonları mesela tangoya gitmek.&#8221;</p>
<p>Bu kadar! Ne özgür bir dünya, ne insanlık onuru, ne de büyük bir devrim. Sonra Brezilya&#8217;da insanlar gördüm. Sonra Irak&#8217;ta, sonra Hindistan&#8217;da&#8230; Hepsi birer kahramandı. Aslında hiçbirinin kahraman olası yoktu, sadece öyle gerektirmişti tarihin denk geldikleri noktası. Hemen hepsi sadece küçük ve makul bir hayat istiyordu. Buenos Aires&#8217;te fabrika işgal eden işçiler, sadece patronlarıyla insan gibi ilişki kurmak istiyordu mesela. Londra&#8217;nın arka sokaklarındaki isyancılar, sabah dokuz akşam beş bir işte çalışabilmek istiyordu, sonra eve gelip televizyon izlemek. Bu kadar basit.</p>
<p><strong>TAHRİR&#8217;DEN SANA NE!</strong></p>
<p>Son dört gündür gazetede yayınlanan Tahrir-Kahire yazılarının aldığı tepkileri normalden daha dikkatli izliyorum. Sayılara bakıyorum. Kaç kişi Facebook&#8217;ta &#8220;beğenmiş&#8221;, kaç kişi &#8220;twit etmiş&#8221;&#8230; Sonuç dramatik. Normalde on binlerdedir bu rakamlar. Ama Tahrir yazıları o kadar değil. Türkiye&#8217;nin kendi dışındaki dünyaya ilgisizliği yeni bir bilgi değil. Ama bunun hâlâ olması&#8230; Türkiye&#8217;nin kuruluş ideolojisinin sonuçlarından biri olan kendinden menkul olma, kendini biricik ve benzersiz zannedip bundan dramatik bir yalnızlık duygusu çıkarma halinin genç kuşakta da sürmesi sinir oynatıcı.</p>
<p>Bunca Twitter, bunca Facebook varken yani! Oysa Tahrir&#8217;deki, Tunus&#8217;ta ayaklanan gençleri henüz tanışmadığı arkadaşları olarak görmeli Türkiye gençleri. Çünkü onlar sizi, hakkında halihazırda çok şey bildikleri arkadaşları olarak görüyorlar. Twitter&#8217;ı manasız tartışmalarda birbirine laf geçirmek ya da tuvalet aforizmalarını yazmak için değil gerçek bir haberleşme aracı olarak, bir örgütlenme yöntemi olarak kullanan bu arkadaşlarla tanışma zamanı geldi bence. Tartışmaya katılma zamanı! Tabii bir de şu dil meselesi var.</p>
<p><strong>SÖMÜRGE DİLİ DİRENİŞ DİLİ</strong></p>
<p>Dolaşıp durduğum bütün Arap ülkelerinin bir sömürge tarihi var. Bundan kaynaklı olarak hepsi en az iki dil konuşuyorlar. İyi tarafı şu: İngilizce artık sosyal medyada emperyal bir dil değil, direnişin dili olmuş durumda. Hatta bence son dönemde Arap dünyasındaki diktatörlerin düşürülmesinin en önemli araçlarından biri.</p>
<p>Mısır&#8217;daki hemen herkes Twitter&#8217;ı İngilizce kullanıyor. Böylece dışarıdan gelen biri de tartışmayı takip edebiliyor. Tunus&#8217;ta sosyal medyadaki baskın dil Fransızca olmasına rağmen onlar da İngilizce kullanıyorlar ki dünyanın haberi olsun olup bitenden. Beyrut zaten Arapça&#8217;sına bol miktarda Fransızca ve İngilizce karışmış bir ülke.</p>
<p>Bu Türkiye için epey tuhaf bir durum elbette. İki arkadaşın anadillerinde değil, başka dillerde konuşması yani. (Tabii Kürtleri saymazsak!) Ama hem Türkiye&#8217;de yaşanan politik deneyimin Arap coğrafyasında anlaşılabilmesi için -inanın çok ama çok ihtiyaçları var-hem de deneyimlerin karşılıklı paylaşılması için Türkiye&#8217;nin de artık bu dev agoraya dahil olması gerekiyor. Van depreminde sanırım ilk kez Twitter gerçekten anlamlı bir şekilde kullanıldı. O kudreti politik olarak kullanmanın zamanı geldi geçiyor.</p>
<p><strong>SENİN SÖZÜN NEDİR ARKADAŞ?</strong></p>
<p>Arap dünyası, bilhassa Mısır, yani &#8220;Dünyanın Anası&#8221;, yani Arap dünyasının kalbi, bugün Tahrir&#8217;de yazının en başında anlattığım meseleye bir cevap arıyor. Yani devrimin sonu gelince devrimcilere ne olacağını soruyor. Tahrir&#8217;de devrimin mecnunları &#8220;normal&#8221; insanların fazlasıyla küçük talepleriyle kendi devrimci taleplerini nerede buluşturacağını sorguluyor. Yani şimdi sizin bu konuda söyleyecek hiçbir sözünüz yok mu? Ya da yaz boyunca sokaklarda yediğiniz gazın terkibini onlardan duymak istemez misiniz? Çünkü bilirsiniz, cevap kolektif akıldan çıkar. Kolektif akıl için de konuşmak gerekir. Konuşmak zamanı! Mümkün olan bütün dillerde!</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/12/konus-arkadas/' addthis:title='Konuş arkadaş! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/12/konus-arkadas/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gölge kuşları</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/golge-kuslari/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/golge-kuslari/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Nov 2011 08:11:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[gölge kuslari]]></category>
		<category><![CDATA[tüm köse yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[yeni]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10956</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 22 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; KENDİ gölgelerinden ibaret bir kuş sürüsü geçiyor Boğaz&#8217;ın üzerinden. Klarnet taksimi kokuyor hava. Çok uzak bir mahallede, tepelerde, tepelerin de ardında hatta, bir sobanın başında buluşan adamları görüyorum. Merhabalarından nefes buğusu çıkıyor kapıda, içeride sözlerin dumanı kalmıyor. Isınıyorlar, gülümsüyorlar birbirlerine yaklaştıkça. Birinin aklından &#8220;İnsan acaba yalnızken [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/golge-kuslari/' addthis:title='Gölge kuşları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 22 &#8211; 11 &#8211; 2011 | KENDİ gölgelerinden ibaret bir kuş sürüsü geçiyor Boğaz&#8217;ın üzerinden. Klarnet taksimi kokuyor hava. Çok uzak bir mahallede, tepelerde, tepelerin de ardında hatta, bir sobanın başında buluşan adamları görüyorum. Merhabalarından nefes buğusu çıkıyor kapıda, içeride sözlerin dumanı kalmıyor. Isınıyorlar, gülümsüyorlar birbirlerine yaklaştıkça. Birinin aklından &#8220;İnsan acaba yalnızken daha mı çok üşür?&#8221; gibi bir soru geçiyor, &#8220;Sigara?&#8221; diye soruyor sadece sobanın etrafındakilere. Havadan sudan konuşuyorlar önce. &#8220;Gözüm&#8221; diyorlar birbirlerine, &#8220;Ciğerim&#8221; diye alıyor lafı öteki. Böyle kestane kebabı gibi söz, elden ele, çok bekletmeden ve hızla çoğalırken sesler, açılıyor konu. Bir karar alacaklar bu adamlar. Canlarına nasıl tak ettiğini anlatmaya gerek duymayacak kadar birbirlerinin canlarından haberdarlar. Sobanın başında bir karar alınacak. Beceriksizce bir karar, kesin olmayan bir karar. Kesin olan tek şey bir karar alındığı. Tepelerde öyle bir şey oluyor, görüyorum.<span id="more-10956"></span></p>
<p>Kendi gölgelerinden ibaret bir kuş sürüsü geçiyor İskenderiye Limanı üzerinden. Hastane önünde bekleyen gençlere polisler engel koyuyor Kahire&#8217;de. Rasha bağırıyor, &#8220;Yeter artık! Kifaya! Onun gözünü aldınız, şimdi de onu görmemizi mi engelleyeceksiniz!&#8221;</p>
<p>Malek&#8217;in dün Tahrir Meydanı&#8217;nda plastik mermiyle bir gözünü aldılar. Geride kalan tek</p>
<p>gözünü açtığında &#8220;Meydan&#8217;daki ihtiyaçları kim karşılıyor?&#8221; diye sordu. Arkadaşları gözünü kaybettiğini anlamadığını sandılar. Oysa biliyordu, ama Malek sadece ve hâlâ Tahrir&#8217;i merak ediyordu. Devrimlerini çalan ordudan gözünü alamayacaktı besbelli, devrimi geri alabilir miydi, bunun peşindeydi. Rasha, Twitter&#8217;da dün bu yüzden, ağladığı besbelli, bütün dünyaya &#8220;Domuzlar! Malek&#8217;in gözünü aldılar!&#8221; diye yazıyordu. Malek&#8217;in odasından çıktılar, nerede otursak diye konuştular. Oturdular ve konuştular. Bir karar alacaklardı. Nasıl bir karar? Tam görünmüyor buradan. Kesin olan tek şey karar alındığı. Görüyorum.</p>
<p>Şam&#8217;da, tepelerden adamlar bıraktılar güvercin sürülerini. Güvercin sürüleri başka sürüleri kandırmak için kırıtıyor, salınıyor, göz süzüyor havada. Halhalları var, gerdanlıkları var ve yine de kendi gölgelerinden ibaretler. Halep&#8217;te bir adam, hapishaneye girip çıkmış bıyıklarını buruyor. Kahroluyor adam bir yandan, bir yandan birilerini bekliyor evinde. Arap Ligi&#8217;nin kararı bir yanda, bir yanda Esad rejimi&#8230; &#8220;Böyle olmamalıydı&#8221; diyor adam, bıyıkları da aynı fikirde. Kapı çalınıyor. İki kere. Sonra bir kere daha. Adam kapıyı açıyor. Gelenlerin bıyıkları da girmiş çıkmış hapse. Bıyıklar karşılıklı bir şeyler mırıldanıyor. Oturuluyor. Birazdan karar verilecek. Nedir? Bilemiyorum. Ama görüyorum, karar veriyorlar.</p>
<p>Tahran tepelerindeki kuşlar, rahatlıkla geçmiş olabilirler Kudüs&#8217;-den. O yüzden kendi gölgelerinden ibaret olabilirler. Gölge gibi dalgın, kederli. O topraklar boyunca eğer bir savaş çıkarsa ölmeye gidecek binlerce genç adamı görmüş olmalılar. Hiç düşünmeden, o anda. Ortadoğu&#8217;nun tozu kadar kıymetsiz hayatlarından bombalar yaratacak, kendileri gibi genç adamları öldürecek bombalar olabilecek genç adamlar&#8230; Bütün o küçük, toz rengindeki evlerdeki, kimsenin adını bilmediği adamların tek tek ve tek başlarına karar alışlarını görmüş olmalı bu kuşlar. Sonsuz sayıda ölüm imkânıyla yüklü kanatları, ağırlaşıyorlar. Gazze yayılıyor topraklara, görüyorlar. Her yer Gazze olabilir bir günde. Dünyanın sonrası olmaz, öyle. Tahran&#8217;da birileri bir sobanın başında karar alıyor işte. Kum&#8217;da, Necef&#8217;te, Felluce&#8217;de, Beyrut&#8217;ta&#8230; Sobalarının başında, toz zerresi gibi insanlar, insanlığın kör bakan gözlerine doluşmak için kararlar alıyorlar.</p>
<p>İnsanlık, yarın yokmuş gibi koşuyor tarihin karanlık bir sayfasına&#8230;</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/golge-kuslari/' addthis:title='Gölge kuşları ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/golge-kuslari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Utana sıkıla: Gazetecilik</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/utana-sikila-gazetecilik/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/utana-sikila-gazetecilik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 17 Nov 2011 16:40:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[tüm köse yazilari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10782</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 17 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; SABAHLARDA eksilen bir şey oldu. Kalkar kalkmaz merakla haber kanallarını açmıyorum artık. İşe gelip internete girip bağımsız internet sitelerine bakmam gerekiyor. Gerçekten ne olduğunu anlamak için, bin türlü rezaleti görmek için&#8230; Gazeteler de eskisi gibi değil. Ne olduğunu söylüyorlar evet, neolma-dığını söylemiyorlar. Neyin olamadığını, neyin yapılamadığını&#8230; [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/utana-sikila-gazetecilik/' addthis:title='Utana sıkıla: Gazetecilik ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 17 &#8211; 11 &#8211; 2011 | SABAHLARDA eksilen bir şey oldu. Kalkar kalkmaz merakla haber kanallarını açmıyorum artık. İşe gelip internete girip bağımsız internet sitelerine bakmam gerekiyor. Gerçekten ne olduğunu anlamak için, bin türlü rezaleti görmek için&#8230;<span id="more-10782"></span></p>
<p>Gazeteler de eskisi gibi değil. Ne olduğunu söylüyorlar evet, neolma-dığını söylemiyorlar. Neyin olamadığını, neyin yapılamadığını&#8230;</p>
<p>Hükümeti koşulsuz destekleyen basının zaten mesleğe ve hakikate karşı böyle bir saygısı yok. Misyon gazeteciliğin her türlü işbirliği yöntemini sergiliyorlar. Bizler ise yeterince korkutulduk, neyi söylemememiz gerektiğini biliyoruz. Arkadaşlarımız ihmal ve beceriksizlik yüzünden enkaz altında öldürüldüğünde mesela, artık bunu sayfanın sağ kenarında görmemiz gerektiğini biliyoruz. Manşette değil. Eğer depremzedelere biber gazı sıkılırsa bunu sayfanın eteğinden vermemiz gerektiğinin bilincindeyiz. Artık söylememize izin yok, ama söylenmek serbest! Bir dakika! Yoksa o da mı?</p>
<p><strong>SÖYLENENİN ENDİŞESİ</strong></p>
<p>Twitter&#8217;da isyan edenler, yani gazeteci olmayan insanlar bile durumun farkında. Arada bir Van&#8217;daki rezaleti görüp söylenirken bile, &#8220;Twitter&#8217;da bunu yazarken yarın sabah kapıma polis dayanır mı?&#8221; diye soruyorlar birbirlerine. Hiç de şaka filan yapmıyorlar, düpedüz endişelerini dile getiriyorlar. &#8220;Büyük düşünen Türkiye&#8217;de&#8221; çadırlarda zatürreeden çocuklar ölüyor, yüzlerce çocuğa zatürree teşhisi konuyor ve biz hâlâ küçük sesimizle konuşmaya devam ediyoruz sosyal medyada.</p>
<p>&#8220;Tek yürek Türkiye&#8221; miydi neydi o, kanallar birleşip yayınlar yaptı, herkes efelenip ağzını doldura doldura bağışlayacağı miktarı söyledi telefonda, ortada paralar yok, ses de yok. Ödenen vergilerin duble yol yapımına harcandığı gururla itiraf edildi, biz de &#8220;Ha öyle mi&#8221; deyip sustuk.</p>
<p>Ve biz, gücü sınırlı olan yurttaşlar olarak devletin yapamadığı, yapmakta geç kaldığı yardımı dayanışarak gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bize ait olmayan hatanın vicdani yükü altında ezilmiş durumdayız. Kombinin derecesini artırırken, evinde sobasına bir odun daha atarken insanların içi sızlıyor. Van&#8217;da bir azap, buralarda başka bir azap.</p>
<p><strong>KRALIN BASINI</strong></p>
<p>Türkiye basını hiçbir zaman bağımsız olmadı. Kim güçlüyse onun tarafını tuttu. Bazen güçlüyü kendisi yarattı. Kral daha istemeden soytarılık yaptığı zamanlar oldu. Daha sansür gelmeden kendini sansürlediği de oldu. Kendi muhabirini, yazarını gammazlayan yöneticileri de görmüşlüğüm vardır. &#8220;Sahte oruç kanlı iftar&#8221; manşetini de atmıştır bu gazeteler.</p>
<p>Vicdanının karşısında kalbi ezildiği için doğruyu söyleyenler her zaman dışlandı, işten atıldı, hapse girdi, öldürüldü. Bu hep böyleydi. Ama bugün, 12 Eylül dönemini gazeteci olarak yaşamış meslek erbaplarından da dinlediğim üzere, çok daha fena bir durum var. Sadece sizi hapse atacak insanlar yok. Artık bir de depremzedeye eksi bilmem kaç derecede tazyikli su sıkıldığında &#8220;Onlar provokatördü&#8221; diyen çıldırmış ve insanı çıldırtan &#8220;diğer&#8221; medya var.</p>
<p>Çok paraları var, çok destekleri var. Sabahtan akşama her kanalda herkesin birbirini onayladığı programlar yapıyorlar. Gerçekleri, sadece gerçekleri yazdığınızda &#8220;Abartmayın efendim&#8221;ciler var anında çalışmaya başlayan. Ölmüş meslektaşlarını da geçtim, ölmüş çocukların bile üzerinin hükümet yanlısı propagandayla örtülebileceğini düşünen, buna çalışan, mesleği bu olan gazeteciler var. Ayıptır, zulümdür, günahtır!</p>
<p><strong>OLACAK! BAŞKA YOLU YOK!</strong></p>
<p>Ne olacağını söyleyeyim. Bence önümüzdeki beş ila on yıl içinde tam bağımsız, patronsuz, sadece gazetecilerin çıkardığı bir gazete olacak. Artık unuttuk tabii okuyucusuyla ayakta durabilen gazeteler olabileceğini ama bence olacak. Olmak zorunda. Gazetecilikten başka bir iş yapamayan, gazetecilik yapmadan duramayan insanlar bir araya gelecek ve böyle bir gazete ya da internet sitesi kuracaklar.</p>
<p>Arap Baharı böyle insanlar sayesinde oldu. Bugün Wall Street işgal ediliyorsa onlar yaptı. Bugün Van&#8217;a sivil yardım gidiyorsa yine onlar sayesinde. Bu pratikler birikecek ve göreceksiniz bu ülkede gazetecilik yeniden doğacak. O zaman göğsümüz genişleyecek gazeteciler olacak, nefes alabileceğiz ve herkes gerçekleri bilecek. O zaman gerçekleri bilen insanların neler yapabileceğini hep birlikte göreceğiz.</p>
<p>Londra&#8217;da lüks içinde yaşayan Bahreynli Alaa&#8217;nın kocasının hapse girmesi pahasına ülkesine geri dönmesinin nedenini sormuştum, &#8220;Yeniden insan oldum&#8221; demişti. Biz de öyle diyeceğiz.</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/utana-sikila-gazetecilik/' addthis:title='Utana sıkıla: Gazetecilik ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/utana-sikila-gazetecilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir bakan doğuyor!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/bir-bakan-doguyor/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/bir-bakan-doguyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 15 Nov 2011 14:13:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[tüm köse yazilari]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10739</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 15 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; BEN düşünmedim, bir dostum söyledi. Aynen aktarıyorum: “Yeni Yıldırım Akbulut!” Bu, yeni İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin için yapılan ve bence hayli isabetli olan bir tespit. Biliyorsunuz, İçişleri Bakanı’mız daha görevinin ilk döneminde Büşra Ersanlı’nın tutuklanmasının yarattığı tepkiye karşılık şöyle dedi: “Türkiye’de binlerce profesör var. Türkiye’deki [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/bir-bakan-doguyor/' addthis:title='Bir bakan doğuyor! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 15 &#8211; 11 &#8211; 2011 | BEN düşünmedim, bir dostum söyledi. Aynen aktarıyorum: “Yeni Yıldırım Akbulut!”<span id="more-10739"></span></p>
<p>Bu, yeni İçişleri Bakanımız İdris Naim Şahin için yapılan ve bence hayli isabetli olan bir tespit. Biliyorsunuz, İçişleri Bakanı’mız daha görevinin ilk döneminde Büşra Ersanlı’nın tutuklanmasının yarattığı tepkiye karşılık şöyle dedi: “Türkiye’de binlerce profesör var. Türkiye’deki bütün profesörler tutuklansa (bu tepkiyi) anlarım. Sadece bir tanesi tutuklandı.”</p>
<p>Gerçek bir demokrasi birikimi, hakiki bir düşünce özgürlüğü yanlısı tavır!</p>
<p>İdris Naim Şahin çok vakit kaybetmedi ve sahnelere bu kez başka bir açıklamayla geldi: “Kürt sorununu arıyorum, arıyorum, bulamıyorum.”</p>
<p>Kabul etmek gerek; Kürt sorunu yoktur, Kürt yoktur gibi cümlelerle daha evvel defaten dile getirilen siyasal tutum yepyeni bir boyut kazandı, seleflerini fersah fersah geride bıraktı. Biri iyi niyetle sorunu arıyor ve fakat koyduğu yerde bulamıyordu.</p>
<p>Daha sonra İdris Naim Şahin Bey’in televizyonda bir başka demecine rast geldik. Konu yine terördü. İdris Naim Şahin Bey, uzun bir süre birbiriyle herhangi bir mantık bağlantısı olmayan cümleler sarf ettikten ve izleyen herkesi, “Acaba bu konuşmanın sonu nereye gidecek?” diye meraktan öldürdükten sonra sözlerine, uzun eslerle ballandırdığı şu cümlelerle son verdi: “Şimdi&#8230; Ben bunları söylüyorum. Ve&#8230; Bunları niçin söylediğimi düşünüyorum.”</p>
<p><strong>BAKANIMA DOKUNMA!</strong></p>
<p>Şimdi, normal koşullarda Başbakan Erdoğan böyle durumlarda hızlı bir şekilde harekete geçer ve bazı dramatik görev değişiklikleri cereyan eder. Benim ise tek bir arzum var bu durumda. İdris Naim Şahin kesinlikle görevinde kalmalı. Çünkü bu memleketin İdris Naim Şahin’e ihtiyacı var! Evet, bu memleketin gerilen sinirlerini gevşetecek böyle bir bakana fena halde ihtiyacı var. Bu kadar gerginlik içinde böyle bir karakter bence kesin surette gerekli. Yoksa hep birlikte kafayı yiyeceğiz.</p>
<p>İdris Naim Şahin’e ihtiyacımız var. Çünkü başka türlü Van’da son derece haklı nedenlerle valiyi ve hükümeti protesto eden halka biber gazı sıkılmasını, kurtarma çalışmalarına biber gazının etkisiyle ara verilmesini başka türlü hazmedemeyiz.</p>
<p>Çünkü Van’da binalarına giremeyen vatandaşların durumunu “psikolojik sorun” olarak gören, sonra o vatandaşlar 5.6’lık depremde yıkılan binaların altında kalınca şaşıran bir hükümetin sözlerini gırtlağımızdan geçiremeyiz. Birinin bu koca lokmayı yutmamız için durumu hafif sulandırması, yumuşatması gerekir. Binalara geçici sağlam raporu verdiğini o binalar yıkıldıktan sonra açıklayan ve kimsenin istifa etmediği bir hükümet başka şekilde çekilmez, İdris Naim Şahin gibi bir üyesi muhakkak olmalı.</p>
<p>İnsanlar ölürken “Lütfen sessiz ölün” demeye gelen depremzedeye cop ve biber gazı politikasının ne kadar insanlık dışı olduğu ve bizim buna katlanmak zorunda olduğumuz gerçeğini bize unutturacak bir mizahi unsur gerekli hükümette.</p>
<p>Dolayısıyla İdris Naim Şahin’e dokunmayınız!</p>
<p>Yoksa iki gazeteci arkadaşımızın, onlarcası ile birlikte nefessiz kalarak enkaz altında beklediklerini düşünmek bende isyan duygusu yaratıyor. Bunun Van Valisi’nin ve onu koruyan bakanların o binaya verdiği “hasarsızlık” raporundan sonra olmuş olmasına ben katlanamıyorum. Ara sıra sinirlerimin gevşemesi, bazı tuhaf açıklamalar sayesinde gülmeyi hatırlamam gerekiyor. Evet bize yeni bir Yıldırım Akbulut lazım. Ve evet, yeni bir bakan doğuyor!</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/bir-bakan-doguyor/' addthis:title='Bir bakan doğuyor! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/bir-bakan-doguyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kaleler</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/kaleler/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/kaleler/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Nov 2011 09:20:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[kaleler]]></category>
		<category><![CDATA[köse yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[tüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10582</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 08 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; BİR teorim var. İnsanlar ikiye ayrılıyor. Kimisi kumdan kaleler yapıyor, düzgün, kenarları belli, önceden tasarlayarak. Kimisi ise sulu kumu alıyor ve elinin ucundan akıtarak ortaya çıkacak şekli bilmeden ve her seferinde olmakta olana şaşırarak yaşıyor. Kimisi yapıyor yani, kimisi oluyor. Siz hangi kalesiniz? Benim ne olduğum [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/kaleler/' addthis:title='Kaleler ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 08 &#8211; 11 &#8211; 2011 | BİR teorim var. İnsanlar ikiye ayrılıyor. Kimisi kumdan kaleler yapıyor, düzgün, kenarları belli, önceden tasarlayarak. Kimisi ise sulu kumu alıyor ve elinin ucundan akıtarak ortaya çıkacak şekli bilmeden ve her seferinde olmakta olana şaşırarak yaşıyor. Kimisi yapıyor yani, kimisi oluyor. Siz hangi kalesiniz? Benim ne olduğum zaten belli. O yüzden bazen denk getiremiyorum akıttığım kumu kaleye. Öyledir çünkü. O akan kum bazen yıkar yapıyı, bazen denk gelir yükselir yapı. Yanı başında ciddiyetle hayatlarını inşa edenler vardır. Sen sadece yaşarsın. Hayretle özürlü&#8230;<span id="more-10582"></span></p>
<p><strong>YÜKSELMEYEN KALE</strong></p>
<p>Her ikisinin de bir bedeli var elbette. Ben sadece benimkini biliyorum. Sonunda özgeçmişime yazılmayacak bir sürü şey yaşamış olacağım. Sonunda tıpkı benim gibi özgeçmişinde yazılı olmayan binlerce hikâye yaşamış, yorulmuş, gözlerinde o yarı kırık bakışla dolaşan, pek konuşmayan, zaten konuşmadan da anlaşan insanlar olacak etrafımda. Şu fazla enerjik insanlardan kimse olmayacak ortalıkta. Muhtemelen onlara nazaran bir ud taksimi gibi geleceğiz kulağa. İyi mi derseniz bu durum&#8230; Hepimiz olduğumuzdan başka bir şey olamayacağımızı, fazla zorlamanın da anlamı olmadığını bilecek yaştayız değil mi? Ben o yaştayım. Akıttıklarımla kalenin çoğu zaman yükselmeyebileceğini ama bunu değiştirmek için çok geç olduğunu bilecek yaşta.</p>
<p><strong>ROMAN KAHRAMANLARI</strong></p>
<p>Son günlerde Tunus’ta, Beyrut’ta roman kahramanı gibi insanlarla karşılaştım. Yazmıyorum. Çünkü kimsenin ilgisini çekmiyor. Herkes memleketteki boğucu siyasi (gibi görünen) tartışmalarla daha ilgili. Kimse bu dünyanın dışına çıkıp bir taze nefes almak istemiyor gibi sanki. Başka hayatlar, başka insanlar, başka hikâyeler kimsenin pek umurunda değil gibi. Tunus’ta dansöz bir gazeteci, ajanlık teklifi almış ve ne yapacağını bilmeyen bir İngiliz, Suriye’de anneannesinin evini restore etmeye gitmiş ve bir kitap yazan genç bir Amerikalı kadın, Bahreynli, tesettürlü, kocası hapiste olan bir kadın, kendini Ortadoğu büyüsünde kaybetmiş genç bir Amerikalı ve daha kimler kimler&#8230; Böyle olunca dünya haritasından şehir isimleri siliniyor ve yerlerine orada yaşayan, tanıdığınız insanların isimleri geliyor. Benim durumumda ise dünya haritası üzerinde onlarca kumdan akıtma kale&#8230; Bir sonraki ay nerede olacağını bilmeyen bir sürü insan. Yolculuklar arasında âşık olan, unutan, evler kurup yıkan, otele giderken yanlışlıkla “Eve gidiyorum” deyiveren insanlar&#8230; Sanırım birbirimizden başka çaremiz yok. O yüzden sokuluyoruz birbirimize. İnşaatçılar bizi istemediğine göre, evet, pek de çaremiz yok gibi.</p>
<p><strong>YOLUN ŞEFKATİ</strong></p>
<p>Hangi kale olduğunuzu belirleyen şey yol değil aslında. Sadece eğer bir akıtma kale insanıysanız yol daha şefkatli geliyor insana. Daha çok saklıyor beceriksizliğinizi. Yani sanırım öyle. Yol bunun için zaten, duramayanlar için. Durabilenlere aşkolsun! İnşa edip sonra da onu korumak için heves duyanların, buna sabredenlerin hepsine aşkolsun&#8230; Ama bana hikâyenin sonunu tahmin edebilmek ölüm gibi geliyor. Bir hayat seçersen ölümü seçmiş oluyorsun sanki. Peri gömleğini çıkarmış oluyorsun. Ölümlülerin arasına karışmış kör topal bir peri gibi&#8230; Ne bileyim işte. İçim bugünlerde böyle&#8230;</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/kaleler/' addthis:title='Kaleler ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/kaleler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Haydi Barikata Öküzler! Haydi Barikata!</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/haydi-barikata-okuzler-haydi-barikata/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/haydi-barikata-okuzler-haydi-barikata/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 06 Nov 2011 10:34:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[barikata]]></category>
		<category><![CDATA[haydi]]></category>
		<category><![CDATA[Öküzler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10506</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 06 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; YAZDIM, çizdim, söyledim. Bana mısın demediniz. Ama bakın bugün ne oldu? Dediğim çıktı! Tam bir yıl önce yine bugünlerde bütün bunların olacağını öngörmüştüm, kendi imkânlarım dahilinde uyarmaya çalışmış, benim gördüğümü siz de görün istemiştim. Hiç tınmadınız ve bugün tablo ortada: Öküzler direniyor! Geçen yıl Latin Amerikalı [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/haydi-barikata-okuzler-haydi-barikata/' addthis:title='Haydi Barikata Öküzler! Haydi Barikata! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 06 &#8211; 11 &#8211; 2011 | YAZDIM, çizdim, söyledim. Bana mısın demediniz. Ama bakın bugün ne oldu? Dediğim çıktı! Tam bir yıl önce yine bugünlerde bütün bunların olacağını öngörmüştüm, kendi imkânlarım dahilinde uyarmaya çalışmış, benim gördüğümü siz de görün istemiştim. Hiç tınmadınız ve bugün tablo ortada: Öküzler direniyor! Geçen yıl Latin Amerikalı devrimci angustan feyiz alan Türkiyeli öküzler, bu yıl E-5 karayolunu kapattı. Nitekim sokak öğretiyor! Öküze bile!<span id="more-10506"></span></p>
<p><strong>İLERİYİ GÖREN ESERİM</strong></p>
<p>Meraklısı arşive girip geçen yılın 13 Kasım tarihli gazetesine bakabilir. Latin Amerika ellerinden gelen bir angusun, Türkiye tarihinin en uzun kaçak kurban eylemini gerçekleştirmesinin ardından aynen şöyle yazmışım: “Geçtiğimiz günlerde yaşanan şanlı direniş, bence bütün Latin Amerika anguslarının yerli öküzler nezdinde bütün ülkeye verdiği bir mesaj gibiydi. Devrimci direnişin bayrağını tek başına yükselten angus, ‘Bugüne vuralım’ dedi bizim öküzlere, ‘Yarını kuralım!’ Hatta, ‘Haydi barikata öküzler!’ ifadesini bile yakaladım yüzünde: Durup beklemeyin öyle! Bir şeyler yapın! Nereden baksanız siz de bir öküzsünüz ve öküz gibi güçlüsünüz! Pinekleyip durmayın öyle. Vurun cüssenizle parmaklıklara. Devrimciler ölmez!”</p>
<p><strong>GÖRÜYOR VE ARTIRIYORLAR</strong></p>
<p>Devrim tarihinde -hayvanların ve insanlarınki benzeşir bu konudahiçbir söz, hiçbir eylem boşa gitmiyor nitekim. Geçen yıl gerçekleşen angus hareketinin engellenemeyeceği, devamının geleceği bugün has Türkiye öküzlerinin kendilerini E-5 karayoluna atıp “Yeter ulan bu çektiğimiz çile!” demesiyle gün ışığına çıktı. Sahiplerini de peşlerine takan öküzler, hayvan ithalatının kendi hayatları üzerinde yarattığı teessür dolu etkiyi fiilen gösterdiler. Polis ekipleri geldi, öküzler direndi. Arabalar korna çaldı, öküzler direndi. Nihayet öküzler, sahipleri aracılığıyla ilkin şu açıklamayı yaptı: “Eğer bu ithalat meselesi sürerse kurbanlık çadırlarını yakarak direneceğiz!” Öküzler böylece başlattıkları sivil itaatsizlik eylemini şiddet yoluyla sürdüreceklerini, oyunu yükselteceklerini açıkladılar.</p>
<p><strong>ÖRGÜTLÜ ÖKÜZLER</strong></p>
<p>Öküzlerden de görüyoruz ki örgütlülük gibisi yok. Aralarındaki ayrıntılı fikir ayrılıklarını, kişisel husumetleri ve konjonktürel gerilimleri bir kenara bırakan öküzler, ortak talepleriyle yek vücut olarak kendilerini ortaya koydular. Niye? Bunu eyleme katılan bir öküzden dinleyelim: “Memleketin durumu ortada. Gerçekten de şizofrenik bir yuvarlanış içerisinde debelenip duruyoruz. Bu noktada mühim olan temel insan pardon hayvanhaklarının müdafaasıdır. Kendi içimizde yaşadığımız konjonktürel siyasi ayrılıklar, etnik ve dini farklılıklar bir kenara, eğer bir araya gelip temel haklarımız konusunda etkili bir eyleme girişmezsek hepimizin sonunun acıklı olacağını anladık. Bunu -çok affedersinizbir öküzün bile anlayabileceğini göstermek istedik. Bilmiyorum mesaj yerine gitti mi!”</p>
<p><strong>LAFIN TAMAMI&#8230;</strong></p>
<p>Eylemci öküz, açıklamaları sırasında geçen yıl adını devrim tarihine altın harflerle yazdıran Latin Amerikalı yoldaşına selam göndermeyi de unutmadı. Arap Baharı’ndan etkilendiklerini ama esas itibarıyla bu topraklardaki direniş geleneğinin devamı olduklarını kaydeden eylemci öküz, adını açıklamak istemediğini, anonim kalmanın en iyisi olduğunu, bugünlerde nereden ne geleceğinin belli olmadığını da belirtti. Çadır dinlemelerine dikkat çeken öküz, “Yuh artık!” diyerek tepkisini dile getirdi. Eylemci öküz, eğer gerekirse ve davet edilirlerse memleketteki diğer meselelerle ilgili olarak, kendilerinden beter durumda olduğunu gördükleri insan kardeşleriyle de ortak eylemler yapabileceklerini kaydetti. Sözlerine “Devrimci öküzler ölmez!” sloganıyla son veren eylemci öküz, hayvan sahiplerine eylemlerine verdikleri destek için teşekkür etmeyi de ihmal etmedi. Bilmiyorum bir yazı daha açık nasıl yazılır. “Lafın tamamı öküze söylenir” diye bitirmek isterim bu yazıyı. Hayırlı işler, bol güneşler!</p>
<p><strong>Ece Temelkuran</strong></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/haydi-barikata-okuzler-haydi-barikata/' addthis:title='Haydi Barikata Öküzler! Haydi Barikata! ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/haydi-barikata-okuzler-haydi-barikata/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zebella</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/11/zebella/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/11/zebella/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Nov 2011 09:13:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ece Temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[3.11.2011]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[köse yazilari]]></category>
		<category><![CDATA[zebella]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=10434</guid>
		<description><![CDATA[ECE TEMELKURAN &#124; 03 &#8211; 11 &#8211; 2011 &#124; TÜRKİYE&#8217;nin üzerinde bir zebella dolaşıyor! Hegemonya zebellası! Kime sorsam, herkeste bir boğulma hissi. Elbette hegemonya yanlısı medyanın kurduğu Türkiye illüzyonunun içinde yaşayanların bambaşka bir kafası var, onlardan söz etmiyorum. Yeri gelmişken altını çizeyim: Artık &#8220;hükümet yanlısı basın&#8221; demenin bir anlamı yok. AKP hükümetinin talep ettiğinden daha [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/zebella/' addthis:title='Zebella ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/2011/03/nedim-ahmet-ve-butun-gazeteci-arkadaslar-icin-ozgur-bir-yazi/ece_temelkuran/" rel="attachment wp-att-7113"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-7113" title="ece_temelkuran" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/03/ece_temelkuran-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>ECE TEMELKURAN | 03 &#8211; 11 &#8211; 2011 | TÜRKİYE&#8217;nin üzerinde bir zebella dolaşıyor! Hegemonya zebellası!<span id="more-10434"></span></p>
<p>Kime sorsam, herkeste bir boğulma hissi. Elbette hegemonya yanlısı medyanın kurduğu Türkiye illüzyonunun içinde yaşayanların bambaşka bir kafası var, onlardan söz etmiyorum. Yeri gelmişken altını çizeyim:</p>
<p>Artık &#8220;hükümet yanlısı basın&#8221; demenin bir anlamı yok. AKP hükümetinin talep ettiğinden daha engin bir otosansürle kendilerini neredeyse mistik güçleri olan bir siyasal ve kültürel hegemonyaya adamış bir basın olduğunu düşünüyorum ortada. Samimiyetle söylüyorum, Başbakan Erdoğan&#8217;ın bile bu kadarını talep ettiğini sanmıyorum, hatta şahsen Başbakan&#8217;ın medyanın durumuna bakıp eğlendiğini de düşünmüyor değilim. Ben onun yerinde olsam, &#8220;Amma koftiymiş bunlar da yahu!&#8221; derdim. Zira Türkiye basını hegemonik bir yapı için, &#8220;Ben istedim bir göz, Allah verdi iki göz&#8221; kıvamında hamuru olan bir medya, hangi fırıncının eline düşeceğim diye dört gözle bekliyor. Bekler durur yani nicedir. Her otoriter rejimin hayalini kurduğu cinsten bir basın bu.</p>
<p><strong>ZEBELLANIN ÇALIŞMA YÖNTEMİ</strong></p>
<p>Tekrar başlayalım. Türkiye&#8217;nin üzerinde bir zebella dolaşıyor: Hegemonya zebellası!</p>
<p>Bizim zebellanın çalışma yöntemi şu:</p>
<p>Çarşıya bir laf salınıyor. Diyelim ki Mehmet efendi şunlardanmış, şu örgütle yakınlığı varmış deniyor. Sonra bu küçük çekirdek üzerinde laflar lop lop et oluyor. &#8220;Zaten vaktiyle o şöyle bir yazı yazmamış mıydı?&#8221; İkinci gün sonunda aynı cümle soru işaret kalkarak, ünlemle bitecek şekilde bağırılıyor. Üçüncü gün ekranlarda, pespaye yazarların nadide köşelerinde herkesin nasıl da aslında bunu düşünmekte olduğunu anlıyoruz.</p>
<p>Birbirinden dâhiyane şizofrenik bağlantılarla muhabbet renklendirilirken, &#8220;Vallahi sen benden çok yaşayacaksın, ağzımdan aldın!&#8221; tadında bir kardeşlik duygusu içinde hegemonyanın küçük askerleri kusursuz bir işbirliği sergiliyor. Beşinci gün bakıyorsunuz herkes Mehmet Bey&#8217;in yazdığı bu yazıdan, zaten onun eskiden de bilmem ne demiş olduğundan söz ediyor. Altıncı gün, uydurmasyon realite artık hegemonyanın elinde oyuncak olmuş oluyor, top gibi oynanıyor. Yedinci gün ise artık Mehmet Bey&#8217;in yeni dünyası yaratılmıştır. Mehmet Bey&#8217;e kolay gelsin!</p>
<p><strong>DOMATES KIRMIZIYSA BİBER ACIDIR</strong></p>
<p>Artık Mehmet Bey&#8217;in hiçbir şekilde olayın içinden çıkıp, yakayı birazdan kapıya dayanacak savcılardan kurtarma şansı yoktur. Bu yeni dünyanın en önemli özelliği, iddia sahibinin iddiasını ispatlamakla yükümlü olmamasıdır ki zaten şizofrenin kaynağı budur. Mantığın işleyişi tersine çevrilmiştir. Yani artık kırmızıysa domatestir, o zaman muhakkak biber acıdır.</p>
<p>Bu sapıkça mantık, dikkatle bakarsanız yaşadığımız bütün siyasal ve sosyal süreçlerde geçerlidir. Bunun manyakça olduğunu söyleyenlerin sesleri de duyulmayacaktır; çünkü canına yandığım hegemonya tam da böyle bir şeydir. Herkesin deli olduğu yerde akıllıya pek iyi gözle bakılmaz.</p>
<p><strong>AMAN YARABBİ!</strong></p>
<p>Bu zebella bugün Türkiye&#8217;de en mikro düzeydeki kişisel ilişkilerden en makro düzeydeki siyasal meselelere kadar her yerde insanlığımızın kanını emiyor. Bu yüzden, &#8220;Sokaktaki herkes kafayı mı yedi&#8221; diye düşünüyorsunuz mesela. Bu yüzden ekranlardaki sözüm ona siyasal tartışma adı altında yapılan tımarhane canlı yayınları göğsünüzde bir ağırlık yaratıyor, bu yüzden şöyle bir adım geri atıp bakınca Türkiye, insana sadece &#8220;Aman Yarabbi!&#8221; dedirten bir gayya kuyusuna benziyor.</p>
<p>Bu yüzden pankart açan çocuklar onlarca yıl ile yargılanırken etrafınızdaki bütün ekonomik ilişkiler mafyalaşıyor. Çünkü bu tür zebellaların en belirgin özelliği, taşları bağlayıp köpekleri salıvermektir. Bu yüzden kelime haznesi &#8220;yamyamlıkla&#8221; sınırlı birileri hudayinabit gibi bütün ekranlarda biterken hakiki bir gazeteci olan Ezgi Başaran&#8217;ın üzerine üzerine gidilmektedir.</p>
<p>Doğru olduğunu bildiğiniz şeylerden kendiniz bile şüphe eder hale getiriliyorsunuz. Hatta öyle kuvvetli bir durum ki bu, bakkala çakalla bile &#8220;Ulan acaba ben de bir şey yapmış olabilir miyim?&#8221; dedirtiyor. Bu yüzden diyorum işte:</p>
<p>Türkiye&#8217;nin üzerinde bir zebella dolaşıyor: Hegemonyanın zebellası!</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/11/zebella/' addthis:title='Zebella ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/11/zebella/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

