Eğitim Reformu: Neden Ve Kimin İçin?
8 Nisan 2012
FİKRET BAŞKAYA | 08 – 04 – 2012 | Eğitim sistemi her zaman egemen sınıfların ihtiyacına cevap verir. Tarihsel süreç içinde eğitimin işlevleri değişebilir ama değişmeyen şey eğitim sisteminin mutlaka mülk sahibi egemenlerin ihtiyaçlarına cevap vermesidir. Kapitalizm öncesinin sosyal formasyonlarında eğitimin amacı, egemen ideolojiyi üretmek ve yaymak ve devlet aygıtının yönetici-bürokratik kadrolarını yetiştirmekti. Kapitalizmin egemen üretim tarzı haline geldiği dönemde, yukarıdaki iki işleve bir de sermaye sınıfının ihtiyacı olan “yetişkin” işgücünü yetiştirme işlevi eklendi. Son dönemde, neoliberal kürelileşmeyle birlikte eğitimin hızlı bir tempoyla paralılaşması, metalaşması, şeyleşmesi, bir kamu hizmet alanı olmaktan çıkıp özelleştirilmesiyle, artık eğitim bir kâr alanı ve aracı haline de dönüşmüş bulunuyor. Başka türlü söylersek, eğitim artık her hangi bir mal gibi alınıp-satılan bir metaya dönüşmekte. Değerlenme sıkıntısı çeken sermaye için bir kâr alanı haline gelmekte. Devamını Oku
Netekim… bugünkü dersimizin konusu: “Hukuk Devleti”
22 Şubat 2012
FİKRET BAŞKAYA | 22 – 02 – 2012 | “Şeyleri değiştirmek mümkün olmadığında, kelimeler değiştirilir”.*
Yüksek devlet ricâlinin adamları [kadınlar pek yoktur], siyasetçiler, akademisyenler, köşe yazarları ve televizyon yorumcuları, “konunun uzmanları” ve ne demekse “terör uzmanları”… söze: “ Türkiye bir hukuk devletidir”le başlıyorlar. Devamını Oku
Zenginlik, Yoksulluk ve Özel Mülkiyete Dair! (1)
28 Kasım 2011
FİKRET BAŞKAYA | 28 – 11 – 2011 | Neden yoksulluk var? Neden yoksulların sayısı sürekli artıyor ve artmak zorunda? Göreli ve mutlak yoksulluğun sürekli büyümesinin sebebi nedir? Neden hep “yoksullukla mücadeleden” söz edildiği halde yoksulluk çığ gibi büyüyor. Yoksullukla mücadele söylemi neyi gizliyor? Bunun doğrusu zenginlikle mücadele olması gerekmiyor mu? Eğer öyleyse neden hiç “zenginlikle mücadele” diye bir şey akıl edilmiyor? Devamını Oku
Somali’de açlık veya “gayri insânî” yardım
8 Eylül 2011
FİKRET BAŞKAYA | 08 – 09 – 2011 | Somali’de insanlar açlıktan ölüyor, uydulardan rahatsız edici, utandırıcı görüntüler dünyanın dört bir bucağına yayılıyor, BM ve “insânî” yardım kuruluşları herkesi yardıma çağırıyor. Birleşmiş Milletler Örgütü sözcüleri, Somali’de, Kenya’da ve bir bütün olarak ‘Doğu Afrika Boynuzu’nda’ 12 milyon insanın açlık ve ölüm riski altında olduğunu, acilen müdahale için 1,6 milyar dolar toplanması gerektiğini söylüyorlar… Devamını Oku
Balıklar ve İnsanlar
19 Haziran 2011
FİKRET BAŞKAYA | 19 – 06 – 2011 | Eskiden, “Ol mâhiler ki derya içredirler, deryayı’ bilmezler” denirdi… “Balıklar denizde yaşar da denizi bilmezler”… Maalesef ‘insanlar da ‘kapitalist bir dünyada yaşıyorlar ama kapitalizmi bilmiyorlar…” Oysa şu kapitalizm denilen musîbet, şu Allahın belası sistem, insan yaşamının her veçhesini, her anını, belirliyor, biçimlendiriyor, biçimsizleştiriyor, çarpıtıyor, dejenere ediyor, her gözeneğine nüfûz ediyor, akıl almaz bir tisünami gibi her şeyi kapsıyor, sayısız insânî, toplumsal, ekolojik kötülüklere kaynaklık ediyor. Velhasıl tam bir sürdürülemezlik, sürdürülebilemezlik durumu ortaya çıkarmış bulunuyor… Devamını Oku
Yeni anayasa veya “hiç bir şeyi değiştirmemek için her şeyi değiştirmek”
6 Haziran 2011
FİKRET BAŞKAYA | 06 – 06 – 2011 | AKP, 12 Haziran seçimleri sonrası için yeni bir anayasa vâdediyor, bu amaç için insanlardan oy istiyor ve tek başına anayasayı değiştirecek bir meclis çoğunluğu arzuluyor. Yeni anayasanın ‘sivil’ bir anayasa olacağı söyleniyor. Eğer öyleyse, bu mevcut anayasanın ‘sivil’ olmadığı demeye gelir… Devamını Oku
Nükleer santrallere dair gerçeği söylemek…
22 Mart 2011
FİKRET BAŞKAYA | 21 – 03 – 2011 | Joponya’da deprem ve tusinaminin tetiklediği nükleer kaza, nükleer enerji sorununu tartışma gündemine getirse de, tartışmanın uygun bir zeminde yürütüldüğünü söylemek mümkün değil. Elbette böyle bir durumun altmışaltı yıldır Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombasının feci sonuçlarını hâlâ yaşamaya devam eden Japonya’da ortaya çıkması da üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Atom bombasından muzdarip Japonya, atom santrallerine mecbur muydu? Başka seçenek yok muydu? Deprem ve tusinami felâketti ama nükleer reaktörlerdeki patlama felâket değil, bir insan hatasıydı ve asıl hata da nükleer santrallerin kurulmasıydı… Her zaman olduğu gibi yetkililer ve medya durumun vehametini gizlemek için ne gerekiyorsa yaptılar, yapıyorlar. Her zaman olduğu gibi gerçek, Japon halkından ve dünya kamuoyundan saklandı. Aksi halde dünya borsalarında büyük bir panik yaşanabilir, ‘ileri teknoloji saplantısı’ dolayısıyla kapitalizm tartışma gündemine gelebilir, küresel oligarşinin durumunu sarsacak ‘sevimsiz bir durum’ ortaya çıkabilirdi… Dünya Sağlık Örgütü’ de [WHO], misyonuna uygun davrandı, gerçeği söylemek yerine ‘rahatlatıcı’ açıklamalar yapmayı tercih etti: “ Eldeki veriler göz önüne alındığında, Japonya’da radyoaktivite düzeyinin kamu sağlığı için önemli bir risk oluşturmadığını” söyledi. Daha geçen yıl aynı Dünya Sağlık Örgütü ‘Domuz Gribi’nin [Influenza- H1,N1] insanlık için büyük bir felâket olduğunu ilân etmemiş miydi? Elbette ilân ederdi çünkü çokuluslu ilaç firmalarının çıkarı öyle bir açıklamayı gerektiriyordu… Devamını Oku
Ortadoğu ve Arap Dünyası’nda yeni dönem
1 Mart 2011
FİKRET BAŞKAYA | 01 – 03 – 2011 | Bu sefer rüzgâr ‘yeryüzünün efendileri’ tarafından değil de ‘yeryüzünün lânetlileri’ tarafından esiyor. Batı’dan değil de Doğu’dan esiyor. Kuzeyden değil de Güneyden esiyor. Ufukta, artık bundan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının emareleri beliriyor. Devamını Oku
Bir Referandumun Ardından…
23 Eylül 2010
FİKRET BAŞKAYA | 23 – 09 – 2010 | Bir sıcak yaz daha referandum tantanasıyla geçti. İktidar ve muhalefet partilerinin liderleri, anayasa değişiklik paketine neden evet ve neden hayır denmesi gerektiğini anlatmak için meydanlardaydı ama anayasa’da yapılacak değişiklikten çok başka şeylerle ilgiliydiler… Bu arada konunun uzmanları da çok konuştular. Mâlûm, ‘konunun uzmanları’ konunun uzmanları ve her konunun uzmanları olmak üzere ikiye ayrılıyor. Televizyon ekranları ve gazete sayfaları daha çok her konunun uzmanlarına açılıyor… Referandum öncesinde bu uzmanlar taifesi, evet çıkarsa ne olur, hayır çıkarsa ne oluru bıkıp-usanmadan anlattılar, derin bilgilerini ‘halkımızla paylaştılar’, bizi ‘aydınlattılar’… Evetçi konunun uzmanları ve her konunun uzmanları evet kazandığı takdirde Türkiye’nin demokratikleşmesinde tarihi bir eşiğinin aşılacağını, Türkiye’nin demokrasi performansının yükseleceğini, Avrupa Birliğine tam üyeliğin artık çantada keklik olduğunu ileri sürerken, hayırcı konunun uzmanları ve her konunun uzmanları da, bunun devletin temeline kibrit suyu dökmek anlamına geldiğinde ısrarcıydılar… Referandumun ardından da aynı uzmanlar, sonucun ne anlama geldiğine dair derin tahliler yaptılar. Referandum sonucunun ne anlama geldiğine, ‘halkımızın ne demek istediğine’ açıklık getirdiler… Ne mutlu bize ki, halkın ne demek isteğini bilen, konunun uzmanlarına ve her konunun uzmanlarına sahibiz… Aksi halde halimiz nice olurdu? Halkımızın ne demek istediğini nasıl bilebilirdik? Devamını Oku
Demokrasiyi Nasıl Bilirsiniz?
22 Ağustos 2010
FİKRET BAŞKAYA | 22 – 08 – 2010 | Eğer Batı siyasi düşüncesi diyebir şey varsa, bunun köklü bir anti-demokratizmle mâlül olduğunu söylemekte bir sakınca yoktur.
J.S. Mc Celland
Şimdilerde demokrasi, demokratikleşme, insan hakları, vb. gibi kavramlar çok kullanılıyor. Geçerli süreçler ve eğilimler, gerçekten demokratikleşmenin, insan haklarının, özgürlüklerin gerçekleşmesi istikâmetinde mi yol alıyor, yoksa her zaman olduğu gibi bu tür kavramlar ve söylemler, insanların bilincini manipüle etmenin, ideolojik bulanıklık yaratmanın, velhasıl seyirciyi oyalamanın araçları mıdır?














