
<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ATİK &#124; Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu &#124; &#187; Çeviri</title>
	<atom:link href="http://www.atik-online.net/category/ceviri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.atik-online.net</link>
	<description>Birlik-Mücadele-Zafer!</description>
	<lastBuildDate>Sat, 25 Feb 2012 11:11:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Rosa Luxemburg &#124; 1 Mayıs&#8217;ın kökenleri nelerdir?</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/04/rosa-luxemburg-1-mayisin-kokenleri-nelerdir/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/04/rosa-luxemburg-1-mayisin-kokenleri-nelerdir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 27 Apr 2011 09:09:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[otomatik]]></category>
		<category><![CDATA[taslak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=7622</guid>
		<description><![CDATA[DÜNYA &#124; 27 &#8211; 04 &#8211; 2011 &#124; İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün talepleri karşılanana dek, 1 Mayıs bu taleplerin her yıl dile getirildiği gün olacaktır. Ve daha güzel günler geldiğinde, dünya işçi sınıfı kurtuluşunu kazandığında, insanlık muhtemelen, zorlu mücadelelerin ve ödenen bedellerin anısına 1 Mayıs’ı yine kutlayacaktır Sekiz saatlik işgününü [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/rosa-luxemburg-1-mayisin-kokenleri-nelerdir/' addthis:title='Rosa Luxemburg &#124; 1 Mayıs&#8217;ın kökenleri nelerdir? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/06/rosa_luxemburg.jpg" rel="lightbox[7622]" title="rosa_luxemburg"><img class="size-thumbnail wp-image-2289 alignleft" title="rosa_luxemburg" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2009/06/rosa_luxemburg-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>DÜNYA | 27 &#8211; 04 &#8211; 2011 | İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe,  bütün talepleri karşılanana dek, 1 Mayıs bu taleplerin her yıl dile  getirildiği gün olacaktır. Ve daha güzel günler geldiğinde, dünya işçi  sınıfı kurtuluşunu kazandığında, insanlık muhtemelen, zorlu  mücadelelerin ve ödenen bedellerin anısına 1 Mayıs’ı yine kutlayacaktır</strong><span id="more-7622"></span></p>
<p>Sekiz saatlik işgününü kazanmanın bir aracı olarak bir işçi bayramı  kutlamasının kullanılması fikri ilk olarak Avustralya’da doğdu. İşçiler  1856’da, sekiz saatlik işgünü talepli bir gösteri olarak, mitingler ve  kutlamalar eşliğinde bir günlük genel grev yapmaya karar verdiler. Bu  kutlamanın tarihi de 21 Nisan olacaktı. İlk başta, Avustralyalı işçiler  bunu sadece 1856 yılı için düşündüler. Fakat bu ilk kutlama  Avustralya’nın işçi kitlelerini ateşleyip yeni bir heyecana iterek,  üzerlerinde o kadar güçlü bir etki yaratmıştı ki, bu kutlamanın her yıl  yapılmasına karar verildi.</p>
<p>Sahiden, işçilere kendi başlarına karar verdikleri kitlesel bir iş  bırakmanın verdiği özgücüne güven ve cesaretten fazlasını ne verebilirdi  ki? Fabrikaların ve atölyelerin ebedi kölelerine kendi birliklerini bir  araya getirmenin verdiği cesaretten daha fazlasını ne verebilirdi ki?  Böylece, bir işçi kutlaması fikri hızla kabul edildi ve Avustralya’dan  yola çıkıp bütün bir işçi sınıfı dünyasını fethedene kadar diğer  ülkelere yayılmaya başladı.</p>
<p>Avustralyalı işçileri ilk örnek alan Amerikalılar oldu. 1886’da 1  Mayıs’ın genel grev günü olmasına karar verdiler. O gün 200 bin  Amerikalı işçi iş bırakarak 8 saatlik iş günü talebini yükseltti.  Sonrasında, polis baskısı ve yasal baskılar işçilerin tekrar bu ölçekte  bir gösteri yapmasını yıllar boyunca engelledi. Ne var ki, işçiler  1888’de kararlarını yenilediler ve bir dahaki gösterinin 1 Mayıs 1890’da  yapılmasına karar verdiler.</p>
<p>Bu esnada, Avrupa’daki işçi hareketi güçlenmiş ve canlanmıştı. Bu  hareketin en güçlü ifadesi, 1889’daki Uluslararası İşçi Kongresi’nde  açığa çıktı. 400 delegenin katıldığı bu Kongre’de, sekiz saatlik  işgününün birincil talep olmasına karar verildi. Bunun üzerine Fransız  sendikaları delegesi, Bordeauxlu işçi Lavigne, bu talebin bütün  ülkelerde bir genel grevle dile getirilmesini önerdi. Amerikan işçileri  delegesi ise yoldaşlarının 1 Mayıs 1890’da greve gitme çağrısını  hatırlattı ve Kongre bu tarihi işçilerin uluslararası bir kutlama günü  olmasına karar verdi.</p>
<p>Bu kez de, aynı otuz yıl önce Avustralya’da olduğu gibi, işçiler  aslında bir günlük bir gösteri düşünmüşlerdi. Kongre bütün ülkelerin  işçilerinin 8 saatlik iş günü için 1 Mayıs 1890’da birlikte gösteriler  düzenlemelerine karar vermişti. Hiç kimse bu kutlamanın sonraki yıllarda  da tekrarlanmasından söz etmemişti. Doğal olarak, hiç kimse bu  düşüncenin aniden başarı kazanıp, işçi sınıfları tarafından böylesine  hızlıca kabul göreceğini önceden kesitremezdi. Ne var ki, 1 Mayıs  gösterilerinin her yıl tekrarlanan ve süreğen bir kuramsallığa sahip  olması gerektiğinin herkes tarafından anlaşıması ve hissedilmesi için 1  Mayıs’ı yalnızca bir kez kutlamak yeterli olmuştu […].</p>
<p>1 Mayıs’ta, sekiz saatlik işgününün uygulanması talep edildi. Ama  bir kez bu hedefe ulaşıldıktan sonra, 1 Mayıs’tan vazgeçilmedi.  İşçilerin burjuvaziye ve egemen sınıfa karşı mücadelesi sürdükçe, bütün  talepleri karşılanana dek, 1 Mayıs bu taleplerin her yıl dile  getirildiği gün olacaktır. Ve daha güzel günler geldiğinde, dünya işçi  sınıfı kurtuluşunu kazandığında, insanlık muhtemelen, zorlu  mücadelelerin ve ödenen bedellerin anısına 1 Mayıs’ı yine kutlayacaktır. (Sendika.org)</p>
<p>*<em>Rosa Luxemburg’un 1894’te kaleme aldığı bu metin ilk olarak Lehçe olarak Sprawa Robotnicza’da yayınlandı.</em></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/04/rosa-luxemburg-1-mayisin-kokenleri-nelerdir/' addthis:title='Rosa Luxemburg | 1 Mayıs&#8217;ın kökenleri nelerdir? ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/04/rosa-luxemburg-1-mayisin-kokenleri-nelerdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yoldaş Ebu Ahmed Fuad, Filistin davasının altını oyanların hesap vermesini istedi</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/02/yoldas-ebu-ahmed-fuad-filistin-davasinin-altini-oyanlarin-hesap-vermesini-istedi/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/02/yoldas-ebu-ahmed-fuad-filistin-davasinin-altini-oyanlarin-hesap-vermesini-istedi/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2011 18:49:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[ahmed]]></category>
		<category><![CDATA[altını]]></category>
		<category><![CDATA[davasının]]></category>
		<category><![CDATA[ebu]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[fuad]]></category>
		<category><![CDATA[hesap]]></category>
		<category><![CDATA[istedi]]></category>
		<category><![CDATA[oyanların]]></category>
		<category><![CDATA[vermesini]]></category>
		<category><![CDATA[yoldaş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6712</guid>
		<description><![CDATA[FİLİSTİN &#124; 01 &#8211; 02 &#8211; 2011 &#124; Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Siyasi Büro üyesi Ebu Ahmed Fuad, El-Cezire tarafından yayınlanan belgelerin FHKC dahil Filistin halkının birçok kesiminin sürekli dile getirdiği hakikati ortaya çıkardığını söyledi: müzakereler abes ve nafile olduğu gibi, Filistin ulusal davasına ve Filistin halkının çıkarlarına zarar vericidir. Ebu Ahmed Fuad, hem [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/yoldas-ebu-ahmed-fuad-filistin-davasinin-altini-oyanlarin-hesap-vermesini-istedi/' addthis:title='Yoldaş Ebu Ahmed Fuad, Filistin davasının altını oyanların hesap vermesini istedi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/02/fhkc.jpg" rel="lightbox[6712]" title="fhkc"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6713" title="fhkc" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2011/02/fhkc-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>FİLİSTİN | 01 &#8211; 02 &#8211; 2011 | Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Siyasi Büro üyesi Ebu Ahmed Fuad, El-Cezire tarafından yayınlanan belgelerin FHKC dahil Filistin halkının birçok kesiminin sürekli dile getirdiği hakikati ortaya çıkardığını söyledi: müzakereler abes ve nafile olduğu gibi, Filistin ulusal davasına ve Filistin halkının çıkarlarına zarar vericidir.<span id="more-6712"></span></p>
<p>Ebu Ahmed Fuad, hem bu belgelerin hem de devamlı yayınlanan haberlerin Filistin Yönetimi&#8217;nin ve onun FKÖ liderliğindeki müzakere ekibinin Filistinlilerin temel hakları konusunda düşmana büyük tavizler verdiği kanıtlıyor dedi.</p>
<p>Fuad, FKÖ organlarını ve kurumlarını bu belge ve bilgilerin açığa çıkardığı durumlardan sorumlu olanlardan hesap sormaya çağırdı. Buna ek olarak Fuad, tüm direniş gruplarının ve Filistin halkının bu belgelerden sadece El-Cezire kanalının haberlerine tepki olarak değil, o adı taşımayı isteyen herhangi bir liderliğin FKÖ&#8217;deki ortaklarını ve bunların yanı sıra FKÖ dışında grupları ve halkı faaliyetleri hakkında bilgilendirme görevi olduğundan haberdar olması gerektiğini, çünkü bu meselelerin tüm ulusal ve İslami güçleri ve tüm Filistin halkını ilgilendirdiğini söyledi.</p>
<p>Buna ilaveten Fuad, FKÖ Yürütme Komitesi&#8217;nin bir üyesi olarak FHKC&#8217;nin <strong>[1] </strong>asla bu projelerden ve belgelerden haberi olmadığını ve Yürütme Komitesi&#8217;nin toprak takası, “yerleşim bloklarının” muhafaza edilmesi veya Doğu Kudüs&#8217;teki mahallelerden taviz vermek gibi proje ve belgeler konusunda bilgilendirilmediğini veya herhangi mütalaada bululmadığını ve karar almadığını söyledi. Bu belgelerin Yaser Abid Rabbo ve Yossi Beilin tarafından üzerinde mutabık kalınan, Yürütme Komitesi de dahil FKÖ&#8217;nün seçilmiş hiçbir organından herhangi bir yetki almaksızın geri dönüş hakkını müzakere etme iddiasında olan sözüm ona “Cenevre Belgeleri”nin <strong>[2]</strong> neredeyse aynısı olduğuna dikkat çekti.</p>
<p>Fuad, El-Cezire belgelerindeki tüm bilgilerin daha önceleri belgelerle kanıtlanmaksızın haber yapıldığını söyledi. Nitekim her bir haberde Filistin Yönetimi ve FKÖ&#8217;deki sorumlu taraflar bu iddiaları yalanladı. Ancak bu belgelerin geçmişte söylenti olarak haber yapılan şeylerin gerçekliğini doğruladığını ve inkârların yalan olduğunu söyledi. Buna ek olarak, seçilmiş organların ve kurumların izni veya kararları olmaksızın gizli ve açık devam eden müzakerelerin olduğunun aşikâr olduğunu söyledi.</p>
<p>Ebu Ahmed Fuad, FHKC&#8217;nin Oslo sürecine bir son verilmesi, ulusal ve vazgeçilemez haklar konusunda verilen tavizlerden ve bunların pazarlık konusu olmasından sorumlu olanların bu eylemlerinden dolayı halk önünde hesap vermesi gerektiği yönündeki tutumunu vurgulayarak sözlerini bitirdi.</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Notlar:</span></strong></p>
<p>1. Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, geçen yıl Ağustos ayında İsrail ile doğrudan görüşmelerin başlatılmasını protesto için FKÖ Yürütme Komitesi üyeliğini dondurdu. İslami direniş örgütlerinin yer almadığı FKÖ&#8217;de FHKC, el-Fetih&#8217;ten sonraki ikinci büyük güçtür.</p>
<p>2. 2003 yılında İsrail’den İşçi Partili Yossi Beilin, Filistin tarafından Yaser Abid Rabbo’nun öncülüğünde hazırlanan Cenevre planında mültecilerin geri dönüş hakkından tamamen vazgeçiliyor, sadece İsrail&#8217;in izin verdiği sembolik sayıda mültecinin geri dönüşü kabul ediliyor. Girişim, Filistinli direniş gruplarının sert tepkisini çekmişti.</p>
<p>Cenevre girişimiyle ilgili haberler için bakınız:</p>
<p>‘Cenevre girişimi’ açıklandı, <a href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/245983.asp">http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/245983.asp</a></p>
<p>Cenevre Anlaşması’nın temel taşları, <a href="http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/246037.asp">http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/246037.asp</a></p>
<p><strong>Yoldaş Mahir el-Tahir: El-Cezire&#8217;nin Filistin Belgeleri, Oslo sürecinin tasfiyeye giden bir yoldan başka bir şey olmadığını ortaya koyuyor</strong></p>
<p>Filistin Halk Kurtuluş Cephesi, 24 Ocak 2011 tarihinde sözde “barış sürecinin” tamamen öldüğünün herkesin malumu olması gerektiğini dile getirdi. El-Cezire tarafından yayınlanan belgelerin bu sözde “barış sürecinin” her zaman için sadece Filistin davasını tasfiye etmenin bir aracı olduğunun herkese kanıtlamış olması gerektiği söylendi.</p>
<p>FHKC&#8217;nin Filistin dışındaki kolunun lideri Dr. Mahir el-Tahir, Cephe&#8217;nin Oslo sürecine başından beri karşı olduğunu ve bu anlaşmaların her zaman Filistin ulusal davasına zarar verdiğini söyledi. Tahir, Filistin devriminin amacının Filistin&#8217;i özgürleştirmek olduğunu ve Oslo sürecinin oyalanmadan ve tasfiye tehdidinden başka bir şey olmadığını vurguladı. [Filistin] Yönetim&#8217;in kendisinin bile “barış sürecinin” öldüğünü, ne devlet, ne kendi kaderini tayin, ne geri dönüş ne de bağımsızlık sağladığını resmen kabul etmek zorunda kaldığını söyledi.</p>
<p>Tahir, El Cezire aracılığıyla ortaya çıkan Filistin Belgeleri&#8217;nin açığa çıkardığı oldukça tehlikeli ödünlerin, İsrail&#8217;in varlığının tanınması, FKÖ Ulusal Sözleşmesi’nin ilgası, direnişin reddedilmesi ve “terörizm” olarak yaftalanmasını da içeren  “barış sürecinin” süre giden tasfiyeci karakterini güçlendirdiğini söyledi. “Bugünkü ifşaları her zaman Filistin halkının temel haklarının aşağılanmasına ve ihmal edilmesine dayanan tüm bu sürecin doğal sonucu olarak görüyoruz.”</p>
<p>Tahir, “barış süreci”ndeki suç ortaklıkları mevcut durumu yol açan Yaser Abid Rabbo ve diğer FY liderlerini kınadı. “Bu belgeler, ABD yönetimi altındaki müzakereleri ve Yol Haritası’nı <strong>[1]</strong> bağlayan tek bir rota olduğunu doğruluyor: Wye Nehri&#8217;nden <strong>[2]</strong> Filistin davasının tasfiyesine uzanan bir yol.”</p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">Notlar:</span></strong></p>
<p>1.      Eski ABD başkanı George W. Bush tarafından 2002 yılında açıklanan Filistin sorununa “çözüm” planı.</p>
<p>2.      1998 yılında İsrail ile Filistin Özerk Yönetimi arasından imzalanan Wye Nehri (ABD Maryland&#8217;da bir bölge) Anlaşması, daha önce imzalanan Oslo anlaşmaları ve El-Halil protokolünün uygulanmaması neticesinde yapıldı.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><em>Filistin İçin İsrail&#8217;e karşı Boykot Girişimi tarafından çevrilmiş, bilgi kaynağı oluşturması dolayısıyla AHM tarafından yayımlanmıştır.</em></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/yoldas-ebu-ahmed-fuad-filistin-davasinin-altini-oyanlarin-hesap-vermesini-istedi/' addthis:title='Yoldaş Ebu Ahmed Fuad, Filistin davasının altını oyanların hesap vermesini istedi ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/02/yoldas-ebu-ahmed-fuad-filistin-davasinin-altini-oyanlarin-hesap-vermesini-istedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El-Awda Seçimle İş Başına Gelmemiş Filistin Liderliğinin İhanetini Kınar</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2011/02/el-awda-secimle-is-basina-gelmemis-filistin-liderliginin-ihanetini-kinar/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2011/02/el-awda-secimle-is-basina-gelmemis-filistin-liderliginin-ihanetini-kinar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 01 Feb 2011 18:45:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[basına]]></category>
		<category><![CDATA[elawda]]></category>
		<category><![CDATA[Filistin]]></category>
		<category><![CDATA[gelmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[İhanetini]]></category>
		<category><![CDATA[İş]]></category>
		<category><![CDATA[kınar]]></category>
		<category><![CDATA[liderliğinin]]></category>
		<category><![CDATA[seçimle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=6711</guid>
		<description><![CDATA[FİLİSTİN &#124; 01 &#8211; 02 &#8211; 2011 &#124; Filistin Geri Dönüş Hakkı Koalisyonu El-Awda, Filistinli mültecilerin evlerine ve topraklarına geri dönmesini ve zararlarının tazminini savunan bir taban örgütüdür. Çalışmaları daha çok ABD&#8217;de yoğunlaşmakla birlikte Kanada, İspanya ve İngiltere gibi diğer batılı ülkelerdeki Filistinli mülteci toplulukları arasında çalışmaktadır. Filistin Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yatırımlar (BDS) [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/el-awda-secimle-is-basina-gelmemis-filistin-liderliginin-ihanetini-kinar/' addthis:title='El-Awda Seçimle İş Başına Gelmemiş Filistin Liderliğinin İhanetini Kınar ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/12/filistin.png" rel="lightbox[6711]" title="filistin"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-6535" title="filistin" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/12/filistin-100x100.png" alt="" width="100" height="100" /></a>FİLİSTİN | 01 &#8211; 02 &#8211; 2011 | <strong>Filistin Geri Dönüş Hakkı Koalisyonu El-Awda,</strong> Filistinli mültecilerin evlerine ve topraklarına geri dönmesini ve zararlarının tazminini savunan bir taban örgütüdür. Çalışmaları daha çok ABD&#8217;de yoğunlaşmakla birlikte Kanada, İspanya ve İngiltere gibi diğer batılı ülkelerdeki Filistinli mülteci toplulukları arasında çalışmaktadır. <span id="more-6711"></span>Filistin Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yatırımlar (BDS) Çağrısı&#8217;nın imzacılarından ve üyesi olduğu <strong>Küresel Geri Dönüş Koalisyonu</strong> ile Filistin Boykot Ulusal Komitesi BNC&#8217;de temsil edilen El-Awda, tüm Filistin&#8217;de ırk, din, cinsiyet ayrımı olmaksızın laik ve demokratik bir devletin kurulmasını savunur. ABD&#8217;de İsrail işgali ile suç ortaklığı içinde olan şirketlere karşı yürütülen BDS çalışmaları içinde yer alan El-Awda&#8217;nın BDS kampanyasını tek devlet çözümü ile ilişkili olarak irdelediği yazısı daha önce tarafımızdan çevrilmişti. “Filistin İle Dayanışmayı İleriye Taşıyacak Bir Yol” adlı yazı için tıklayınız.</p>
<p><strong>Filistin İçin İsrail&#8217;e Karşı Boykot Girişimi</strong></p>
<p><strong>28 Ocak 2011</strong></p>
<p>Tüm dünyadaki Filistinliler ve destekçileri, son birkaç gündür el-Cezire tarafından yayınlanan “Filistin Belgeleri”ni, yani sözde barış müzakereleri yıllarını ayrıntılarına kadar anlatan gizli belgeleri tamamen hayret içinde değil, ama şok içinde izledi. Filistinliler evlerine ve topraklarına geri dönüş haklarını kazanmak için mücadele ediyorken, seçimle işbaşına gelmemiş Filistin Yönetimi’nden (FY) birileri bu haklardan vazgeçme teklifleri yapıyordu.</p>
<p>Belgeler gösteriyor ki, evlerine ve topraklarına geri dönmek üzere mecburi sürgünde yaşayan yedi milyon Filistinlinin haklarından vazgeçmeye razı oldular. Doğu Kudüs&#8217;ün büyük kısmının yanı sıra üzerinde Kudüs çevresindeki büyük İsrail yerleşimlerinin yasadışı olarak inşa edildiği Batı Şeria&#8217;daki neredeyse tüm topraklardan feragat etmeye razıydılar. Hatta Müslümanların kutsal mekânlarından Haremü’ş-Şerif’teki el-Aksa Camii bile “yaratıcı” çözümlere açıktı.</p>
<p>Bu ifşaatlardan uzun zaman önce <strong>Filistin Geri Dönüş Hakkı Koalisyonu El-Awda</strong>, üyeleri, destekçileri ve ABD&#8217;deki ve tüm dünyadaki vicdanlı insanlar halihazırda <strong>Saib Erekat, Ahmed Kurey</strong> ve diğerlerinin geçtiğimiz yıllar boyunca bu gizli müzakereler sırasında Filistin halkına karşı dolap çevirdiği şüphesini içten içe taşıyordu. El-Cezire tarafından yayımlanan Filistin Belgeleri, halkımızın en kötü korkularını doğruluyor. <strong>FY yetkililerinin işledikleri şey, vahim bir görev ihlali ve kendi halklarına ihanettir.</strong></p>
<p>Filistin Kurtuluş Örgütü&#8217;nün (FKÖ) başkanı ve görev süresi çoktan sona erdiği halde FY başkanlığı koltuğunda oturan <strong>Mahmud Abbas</strong> tüm sorumluluğu taşıyor. Derhal istifa etmesini ya da görevden uzaklaştırılmasını talep ediyoruz. ABD ve işgalci İsrail efendilerinin kuklası olan bu meşruluğu kendinden menkul yönetimin görevde kalmasına izin verilmemelidir. <strong>Bu yönetim büyük çoğunluğu mecburi sürgünde yaşayan Filistin halkının özlemlerini temsil etmiyor.</strong></p>
<p><strong>El-Awda</strong>, adil ve kalıcı barışın ancak tüm el koyulan ve yıkılan mülklerinin iadesi ve tazmini ile birlikte <strong>tüm Filistinlilerin asıl evlerine, kasabalarına ve köylerine geri dönüşü</strong> ile gerçekleşebileceğini bir kez daha yineliyor. Dini aidiyetlerine bakmaksızın Filistin halkı, Filistin&#8217;in yerlisidir. Bu nedenle bugünkü “İsrail”i, Batı Şeria&#8217;yı ve Gazze Şeridi&#8217;ni kapsayan anayurtları Filistin&#8217;in herhangi bir yerinde yaşamak haklarıdır.</p>
<p>Bu hakları veya diğer herhangi bir devredilemez/vazgeçilemez hakkı satıp savacak hiçbir anlaşmanın, müzakerenin veya müzakere tarafının hiçbir hukuki temeli olamaz. Filistin halkını tüm haklarının yerine getirilmesi mücadelesine son vermek zorunda bırakamazlar.</p>
<p>Mevcut FY/FKÖ liderliğinin hem güvenilmez hem de liyakatsiz olduğu kanıtlanmıştır. Dünya üzerindeki tüm barışsever insanları bu seçimle işbaşına gelmemiş liderliği kınamaya çağırıyoruz. Ayrıca Filistin davasını destekleyen liderleri, yerini meşru olarak seçilmiş temsilcilere bırakarak ortadan kalkıncaya kadar bu liderliği boykot etmeye çağırıyoruz.</p>
<p><strong>Şimdi Filistinlilerin kendi kaderlerinin sorumluluğunu üstlenmesinin ve davalarına adalet getirebilecekler ve düşmanlarının gayrimeşru ırkçı özlemlerine hizmet etmeyecekler tarafından temsil edilmesinin zamanıdır</strong></p>
<p><strong>Geri Dönüşe Kadar!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>El-Awda, Filistin Geri Dönüş Hakkı Koalisyonu</strong></p>
<p>E-mail: info@al-awda.org</p>
<p>Web: http://al-awda.org</p>
<p><em>Filistin İçin İsrail&#8217;e karşı Boykot Girişimi tarafından çevrilmiş, bilgi kaynağı oluşturması dolayısıyla AHM tarafından yayımlanmıştır.<br />
</em></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2011/02/el-awda-secimle-is-basina-gelmemis-filistin-liderliginin-ihanetini-kinar/' addthis:title='El-Awda Seçimle İş Başına Gelmemiş Filistin Liderliğinin İhanetini Kınar ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2011/02/el-awda-secimle-is-basina-gelmemis-filistin-liderliginin-ihanetini-kinar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Futbol: Kapitalizmin can dostu</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/06/futbol-kapitalizmin-can-dostu/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/06/futbol-kapitalizmin-can-dostu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 24 Jun 2010 20:52:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[can]]></category>
		<category><![CDATA[futbol]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizmin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=5504</guid>
		<description><![CDATA[Eğer Cameron hükümeti radikal değişim arayanlar için kötü haber ise, Dünya Kupası daha da kötü. Koalisyon bittikten çok sonra bile bu tür bir değişimi engelleyecek olan bir şeyi bize hatırlatıyor. Her bir sağcı düşünce kuruluşu, kitlelerin ilgisini siyasal adaletsizliklerden uzaklaştıracak ve meşakkatli yaşamlarını telafi edecek bir planla ortaya çıksaydı, hepsinde de çözüm aynı olurdu: Futbol. [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/06/futbol-kapitalizmin-can-dostu/' addthis:title='Futbol: Kapitalizmin can dostu ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Eğer Cameron hükümeti radikal değişim arayanlar için kötü haber ise,  Dünya Kupası daha da kötü. Koalisyon bittikten çok sonra bile bu tür bir  değişimi engelleyecek olan bir şeyi bize hatırlatıyor. Her bir sağcı  düşünce kuruluşu, kitlelerin ilgisini siyasal adaletsizliklerden  uzaklaştıracak ve meşakkatli yaşamlarını telafi edecek bir planla ortaya  çıksaydı, hepsinde de çözüm aynı olurdu: Futbol. Sosyalizm haricinde,  kapitalizmin sorunlarını çözmekte ondan daha ince bir yol  düşünülememiştir. İkisi arasındaki cebelleşmede de futbol birkaç ışık  yılı ileridedir.<span id="more-5504"></span></p>
<p>Modern toplumların kadın ve erkeklerden mahrum bıraktığı dayanışma  deneyimini, futbol kolektif çılgınlık derecesinde sunar. Çoğu araba  tamircisi ya da tezgahtar yüksek kültürden dışlanmış hisseder; ama  haftada bir, dahi kelimesinin onlar için çoğu zaman abartı olmadığı  adamların yüce sanatkarlık gösterilerine tanıklık ederler. Tıpkı bir caz  grubu ya da tiyatro topluluğu gibi futbol, büyüleyici bireysel  yetenekle bencil olmayan takım oyununu birleştirir; böylelikle  sosyologların bunca eziyet çektiği bir sorunu çözer. İşbirliği ve  rekabet ustalıkla dengelenir. Körü körüne bağlılık ve tahripkar çekişme,  en güçlü evrimsel içgüdülerimizin bazılarını tatmin eder.</p>
<p>Oyun, göz kamaştırıcılıkla sıradanlığı daha incelikli boyutlarda da  birleştirir: oyunculara ilahmış gibi tapınılır, ama onlara bu denli  saygı göstermenizin bir sebebi, sizin de kolaylıkla olabileceğiniz  &#8216;alter ego&#8217;lar [öteki benlikler] olmalarıdır. Sadece Tanrı samimiyetle  farklılığı bu şekilde birleştirebilir; ne var ki, o da çoktandır ünlüler  bahsinde, bir diğer bölünmez bir olan [vahid] Jose Mourinho tarafından  sollanmıştır.</p>
<p>Seremoni ve sembolizmden soyulmuş  bir toplumsal düzende futbol,  Rimbaud&#8217;yu sinematik bir atlet sanan insanların estetik yaşamlarını  zenginleştirmek için devreye girer. Spor bir temaşa meselesidir, ama  askeri bir geçit törenin tersine izleyicilerini yoğun katılıma da davet  eder. Mesleklerinin zihinsel taleplerde bulunmadığı kadınlar ve  erkekler, oyunun geçmişini anarken ya da bireysel yetenekleri analiz  ederken şaşırtıcı alimlikler sergileyebilirler. Antik Yunan forumlarına  yakışır öğrenilmiş tartışmalar tribünleri ve pubları doldurur. Bertolt  Brecht&#8217;in tiyatrosu gibi, oyun, sıradan insanları uzmanlara çevirir.</p>
<p>Gelenekteki canlılık duygusu, 10 dakika önce olan her şeyin antika  olarak çöpe atıldığı postmodern kültürün amnezisiyle [hafıza kaybı]  zıtlaşır. Oyuncular bir güreşçinin gücünü baletin zerafetiyle  birleştirirken, akla yatkın bir toplumsal cinsiyet bükümü bile bulunur.  Futbol izleyicilerine güzellik, dram, çatışma, ayin, karnaval sunar,  trajedinin seyrek mahalini sunar -sürekli bir yere bağlıyken Afrika&#8217;ya  gidip gelme şansını unutmadan. Kimi sıkı dini inançlar gibi, oyun ne  giydiğinizi, kiminle arkadaş olduğunuzu, hangi marşları söylediğinizi ve  hangi aşkın hakikatin mabedine taptığınızı belirler. Televizyonla  birlikte, siyasal erbabın kadim ikilemine, &#8216;çalışmadıkları zaman onlarla  ne yapmalıyız?&#8217;, verilmiş en üstün çözümdür.</p>
<p>Yüzyıllar boyunca Avrupa genelinde popüler karnavallar, halk için,  dini imajları kirletmek ve efendileriyle alay etmek gibi yıkıcı hislere  birer emniyet sübabı olmasının yanında gerçekten anarşik bir olay,  sınıfsız bir toplumun önceden tadılması olabiliyordu. Buna karşın,  futbolla, taraftarların klüplerine zorla giren şirket kodamanlarına  ayaklanması şeklinde kızgın popülizm patlamaları olsa da; günümüzde  çoğunlukla futbol halkın afyonudur, eğer en alasından kokaini değilse.  İkonu, kusursuzca Tory [muhafazakar], her şeyiyle konformist olan  Beckham&#8217;dır. Kızıllar ['The Reds' -Liverpool ya da diğer bazı İngiliz  takımları] bundan böyle Bolşevikler değil. Siyasal değişim hakkında  ciddi olan hiç kimse, oyunun feshedilmesi gerektiği gerçeğini  savsaklayamaz. Bunu deneyen bir siyasal grubun iktidarı alma şansı da  BP&#8217;nin tepe yöneticisinin Oprah Winfrey&#8217;i yerinden etmesi kadar  olacaktır [ABD'de şu anda istim üzerinde olan Tony Hayward ile popüler  talk-show sunucusu Oprah].</p>
<p>Terry Eagleton</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/06/futbol-kapitalizmin-can-dostu/' addthis:title='Futbol: Kapitalizmin can dostu ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/06/futbol-kapitalizmin-can-dostu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Guevara ve Allende</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/03/guevara-ve-allende/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/03/guevara-ve-allende/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Mar 2010 22:43:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[allende]]></category>
		<category><![CDATA[guevara]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4705</guid>
		<description><![CDATA[Her ikisi de mücadelede şehit düştü. Onların ölümleri çok benzer, yaşamları çok farklıydı. İki zıt kişilik, taban tabana zıt iki mizaç. Bir okur toplantısında izleyicilerden biri Allende ve Che Guevara’nın tarzlarını karşılaştırmamı, hangisinin doğru olduğunu söylememi istedi. Soru, yalnızca bunlardan birinin haklı olduğu fikrini içeriyordu. İzleyici, Allende ve Ernesto Guevara tarafından tercih edilen yollardan birini [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/guevara-ve-allende/' addthis:title='Guevara ve Allende ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/guevara.jpg" rel="lightbox[4705]" title="guevara"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-4706" title="guevara" src="http://www.atik-online.net/wp-content/uploads/2010/03/guevara-100x100.jpg" alt="" width="100" height="100" /></a>Her ikisi de mücadelede şehit düştü. Onların ölümleri çok benzer, yaşamları çok farklıydı. İki zıt kişilik, taban tabana zıt iki mizaç.<span id="more-4705"></span></p>
<p>Bir okur toplantısında izleyicilerden biri Allende ve Che Guevara’nın tarzlarını karşılaştırmamı, hangisinin doğru olduğunu söylememi istedi. Soru, yalnızca bunlardan birinin haklı olduğu fikrini içeriyordu. İzleyici, Allende ve Ernesto Guevara tarafından tercih edilen yollardan birini seçmemi bekliyordu.</p>
<p>Guevara yaşamının belirli bir anında, Bolivya’ya gitmek ve orada bir gerilla müfrezesi kurmak için bakanlık makamını ve ofisini terk etti. Bu müfrezenin komutanıyken hayatını kaybetti. Allende ise tersine, yalnızca kendisinden alınmak istenen ve her zaman tabuta benzettiği, (ahşaptan elbise dediği) başkanlık makamını ve masasını savunurken öldü.</p>
<p>Görünüşte her iki ölüm çok farklı gibi görünse de bu farklılık yer, zaman ve koşulların farklılığından fazlasını içermiyor. Allende de hayatını Guevara gibi halkın iktidarı için feda etti. Allende onu savunurken Guevara onu elde etmek için mücadele ederken öldü. Allende’nin makamı yalnızca bir semboldü tıpkı Guevara’nın giydiği köylü botları gibi.</p>
<p>Her ikisi de son ana kadar seçmiş oldukları yolun doğru ve hatasız olduğundan emindiler. Guevara için bu yol silahlı eylemdi. Ve bunun kayıp verilmeksizin gerçekleşmeyeceği biliniyordu. Allende için, siyasi mücadele yoluydu. O, her ne pahasına olursa olsun kurban verilmesini önlemek istiyordu.</p>
<p>Her ikisi de doktordu. Guevara bir cerrah; Allende bir dâhiliyeciydi. Böyle bir şey onların davranışlarını etkiledi mi? Kişi meslek seçerken birtakım psikolojik nedenlerle yönlendirilir. Ama onlar içinde böyle mi oldu? Bunu bilmiyorum. Allende ve Guevara’nın hayatlarını bitiren kurşunlar bilinmedik bir yerden gelmedi. Her ikisi de geldiğini bile bile, bilinçli olarak ölümü kabullendi. Her ikisi de hayatlarını kurtarabilirdi. Bunun için fırsatları ve zamanları vardı. Guevara’nın yaralı yakalanması ile katledilmesi arasında yirmi saat bulunuyordu. Albay Zenteno, O’na eğer mahkemede bir sanık olmayı kabul ederse hayatını koruyacağına söz vermişti. Guevara bu öneriyi reddetti. Kelepçelendi, Higuera köy okulunun toprağına kalıcı olarak oturtuldu ve sustu, konuşmayı reddetti. Kurşunlardan açılan baldırı, yaralarının su toplaması canını yaktı, astım onu oksijensiz bıraktı. Belki de makineli tüfeğin tetiğini çekecek  olan çavuşun penceredeki görüntüsünün farkında da değildi.</p>
<p>Allende sekiz saat direndi. Sabahleyin, istifa etmesi koşuluyla, görevini terk ederek istediği her yere gidebileceği bir uçağın onu beklemekte olduğundan haberdardı. Ama o bunu yapmayacaktı. Daha dün ciddi, babacan, yorgun ve endişeli yüzüyle ve her zamanki zarif, zevkli giyimiyle büyük bir sorumluluk taşıyan beyefendi adamdı. Ve bugün, bütün dünyayı şaşırtan bir canlılık ve güç içinde yeni heyecanlarla coşuyordu: ateş ediyor, emirler veriyor, sonuncu kavgasına önderlik ediyordu. Saatler geçiyordu. Çevresinde ölüler ve yaralılar vardı. Ayrıca o da yaralıydı. Ama darbe güçlüydü, makineli hedefi şaşırmıyordu. Ordu sarayı bombalıyordu. Cumhuriyetin Başkanı, salonların birinde, toz, duman ve yanık kokusu arasında, balıkçı yaka kazağı ve madenci kaskıyla, altmışını tamamlamış bir adam, ne kadar sağlam kalabildiyse, düşüşünün sonuna kadar ateş etmeye devam edecekti.</p>
<p>Guevara ve Allende’nin ölüm şekillerinde korkunç bir kararlılık, amansız bilinçli bir tercih ve muazzam bir onur var. Son saatlerinde reddettikleri pazarlık, ödün verme, şartlı teslim olma ya da kaçışla hayatlarını kurtarabilirlerdi. Yol açık ve düzdü, ayrıca onları ölüme de götürmüyordu.</p>
<p>Her ikisinin ölümü de bir onur düellosu, bir meydan okumaydı. İnançlarının ve eğilimlerinin doğruluğunu ve herhangi bir tereddüt olmaksızın en büyük bedeli ödeme isteklerini, halka gösterme arzusuydu. Ben gitmek zorundayım, ama bütünüyle gitmiyorum, tamamen ve sonsuza kadar değil, diyorlardı. Gitmek zorundaydılar. Bunu her ikisi de biliyordu. Bir süreden beri bunun için hazırlanıyorlardı. Guevara, çocuklarına, ebeveynlerine ve Fidel’e aylar öncesinden yazdığı birer mektupla veda etmişti. Allende son ve trajik gününe, kızları ve halkına bir radyo konuşmasıyla veda ederek başlamıştı. O andan itibaren, her ikisi de kaderle yalnız kalacaklardı, sonuna kadar kendilerini izleyecek bir grup insanla çevrili.</p>
<p>Sonuna kadar sürdürmek: son saatleri boyunca onlara eşlik edecek düşünce bu olacaktı. Evet, yükümlülükleriyle meşguldüler, zamanları yoktu, sonuna kadar savaşacaklardı.</p>
<p>Her ikisi de mücadelede içinde düştüler.</p>
<p>Onların ölümleri çok benzer, yaşamları çok farklıydı. İki zıt kişilik, taban tabana zıt iki mizaç. Bir genç olarak Guevara, sal üzerinde Amazonları dolaştı. Latin Amerika’yı motosikletle boydan boya gezmek istedi. Devrim için Guatemala ve Bolivya’ya gitti. Sonunda, uzun zaman önce bir devrime sahne olmuş Meksika’ya ulaştı. Orada Fidel’i tanıdı ve onunla gerillaların Küba’ya çıkarılması işini organize etti. Kıyıya ulaşınca pusuya düştüler. 2 Aralık 1956. Seksen iki militandan sadece bir düzinesi hayatta kaldı. Herkese birer silah bile düşmüyordu. Guevara yaralıydı. Ve bu bir düzine adam, Latin Amerika’nın yeni tarihinin en büyük destanını başlatıyordu.</p>
<p>Guevara’nın bu istekli doğası, onu önlere çıkarmak için değildi. Tersine onun doğası, enerjisi devrimci amaçlarda odaklanıyordu. Onun bütün yaşamı, sürekli bir mücadele alanı aramakla geçti.</p>
<p>1928 yılında doğdu, otuz dokuz yaşında öldü. Bu jenerasyondan olan Latin Amerikalı gençler, silahlı ayaklanmalarının ardından, ellili yıllarda, ilk ve muhteşem zaferlerine ulaşacaklardı. Sonra da tarihin hızla devam edeceğine inanacak ve daima en asil amaçların yanında olacaklardı. Birçoğu, bu inancın bedelini canlarıyla ödeyecekti. Onlar, varilin barutla dolu olduğuna, yalnızca bir kıvılcım gerektiğine, kitlelerin kendiliğinden bir şey yapmayacaklarına ve sadece bir işaret beklediklerine inanıyorlardı. Ve onlara göre bu kıvılcım, her şeye hazır, davaya bağlı gerilla müfrezesinden başka bir şey değildi. Yavaş yavaş onlara gönüllüler katılacak ve iktidarı ele geçirecek olan müfreze, devrimi yapacak bir halk ordusuna dönüşecekti.</p>
<p>Guevara, Bolivya’da böyle bir müfreze oluşturdu ve mücadeleye başladı. Gönüllülerin gelmesini bekledi, özellikle çiftçilerden. Ama çiftçiler onlara katılmadı. Soyadı Rojas olan bir çiftçi, Guevara’nın müfrezesinden on üç kişiyi, adam öldürmekle suçladı. Ordu görevlisi bunun için ona beş dolar ödedi ve bir parça da çikolata verdi. Guevara günlüğünde, her fırsatta köylüler tarafından anlaşılır olmanın zorluğunu dile getiriyordu. Ama bu şaşırtıcı değil. O, Arjantinli bir burjuva aileden gelen bir beyazdı ve İspanyolca konuşuyordu. Çiftçi bunun yerine Quechua dili konuşan bir yerli bekliyor ve yüzyıllar boyunca kendisini sömüren beyazlara güvenmiyordu. Bolivya’nın bu ıssız ve unutulmuş köyünün -çağdaş uygarlıktan yeryüzünün aya uzaklığı kadar uzakta bulunan- köylüsü, Başkan Barrientos’un çürüyen diktatörlüğüne karşı mücadele etmek istemiyordu. Çünkü bir süre önce başkanın bir  kasabada, herkese bir çift ayakkabı vereceğini söylediğini, duymuştu. Ayakkabı köylülerin büyük rüyasıydı. Gerillalar onlara ne sunabilirdi?</p>
<p>Hem gerillalar şehirden ya da başka bir ülkeden gelmişlerdi. Onlarla mücadele eden askerler komşu köylerin çocuklarıydı. Onlar Quechua dilini konuşan yerlilerdi. Askerlerin beyaz oldukları ve Amerikalı akademisyenler tarafından eğitildikleri doğruydu fakat el ranger raso (İngiliz sömürge geleneğinden gelen bazı ülkelerde, belli bir alanı korumak, dirliği ve kanun düzenini sağlamakla görevli askerler. Görevleri Türkiye&#8217;deki jandarma birliklerine benzer; ç.n.) bir köylü çocuğuydu. O da kendisiyle aynı bedelleri ödeyerek büyümüştü. Gerillalar, bu kayalık, ıssız ve çorak topraklarda her dakika kaybolabilirlerdi ve asla doğru yöne gittiklerinden emin olamazlardı. Askerler suda balık gibi hissederler, her taşı, her dağ geçidini bilirerdi. Çocukken oralarda oynamış, o patika yollardan su almaya gitmişlerdi. Guevara’nın müfrezesinin çevresindeki ölüm çemberi daralıyordu. Yorgun ve açtılar, yenilecekleri eşitsiz bir savaşa  çekilmişlerdi. Che’nin son günü, çok güneşli ve çok sıcaktı.</p>
<p>Salvador Allende’nin yaşamı başka bir yolda geçti. Amaç aynı olsa da onun hayatı düzenli, sıradan ve sarsıntısızdı. Ernesto Guevara yirmi dokuz yaşında, Sierra Maestra dağlarında gerillanın önünde liderlik yapıyordu, yaralı kolu askıya alınmış ve birkaç kez ölümle dalga geçmişti. Salvador Allende ise 29 yaşında milletvekili olmuş ve arkadaşları onun baş döndürücü kariyerine dikkat çekmişlerdi. Aguirre Cerda’nın radikal hükümetinde sağlık bakanlığını üstlendiği zaman yirmi dokuz yaşındaydı. Bir mason locasına girmiş ve sosyalist partiyi kurmuştu. 1945 yılında senatördü ve dört kez başkanlığa aday gösterilmişti: 1953, 1958, 1964 ve 1970. Bu görevi yirmi yıl yapan tek solcu milletvekiliydi. Allende’nin bütün hayatı Santiago’da, parlamentoda ya da uzun seçim kampanyalarının onu götürdüğü Şili şehirlerinde geçmişti.</p>
<p>Şili Parlamentosu, şehrin merkezinde, Katedral sokağında, çirkin ve gri bir binadır. Allende’nin ofisi buradaydı. Tavandan yere kadar raflar ve bu raflarda, bin kez üzerinde çalışılmış, düzeltilmiş, çoğaltılmış yasa ciltleri ve bu yasalarda yapılan değişiklikler bulunuyordu. Allende bu binada ilkinde milletvekili, ikincisinde senatör olarak otuz üç yıl çalıştı ve mücadele etti. Bu bina onun, hukuk ve anayasa konuları üzerine olan mükemmel hâkimiyetini, hukuki zihniyetini oluşturuyordu. Zaten Şili solu, her zaman burjuva parlamentosunun ve anayasasının tam bir savunucusu olmuştu. Bu sadece görünüşte bir paradokstu.</p>
<p>Anayasa ve Parlamento, sol’a yasal sınırlar içinde hareket etme özgürlüğünü veriyordu. Siyasi mücadelesini açıktan sürdürme olanağını sunuyordu. 1969 yılında, Başkan Frei’nin görev döneminde, General Roberto Viaux bir darbe yapmak ve Parlamentoyu kapatmak istedi. Sol bunu engelledi ve parlamentoyu kurtardı. Fakat solun kurtardığı bu parlamento, Allende’nin başkanlık dönemi boyunca, kışkırtmanın, muhalefetin ve isyanın ana merkezine dönüşecekti. Yaşamı boyunca Parlamentoda yetki sahibi olan, bir kez Başkanlık yemini eden Allende, bunun yaşamına ve iktidara mal olacağını çözümleyemeyecekti. Allende’nin niçin halkı silahlandırmadığı ve niçin bir iç savaş başlatmadığı konusunda sorular duyuluyordu.</p>
<p>Şili’de büyük ölçekte silah dağıtmak imkânsız çünkü Şili istihbarat servisi orduya bağlıydı. Silahların dağıtılması, halk müfrezelerinin oluşturulması, eğitilmesi vb. şeylerden hemen haberdar olurdu. Böyle bir şey sadece darbeyi hızlandırırdı. Ayrıca Allende, muazzam ateş gücüyle ordunun modern niteliğini ve onun, kötü silahlanmış halka karşı benzer bir mücadele çağrısı yapacağını, yüz binlerin kurban edilmesine sebebiyet vereceğini, ulusun yarısının kanının döküleceğini biliyordu.</p>
<p>İç savaşı reddeden Allende’yi, yine önemli ahlaki bir prensip yönlendiriyordu. Göreve geldiği, Şili halkının başkanı olduğu zaman anayasaya saygı göstereceğine yemin etmişti. Ve anayasa bir iç savaşın çıkmasını önlemek için mümkün olan her şeyin yapılmasını başkana zorunlu kılıyordu. Allende de ahlaki dürüstlüğünü korumak istemişti.</p>
<p>Guevera da aynı şekilde davranıyordu. Onun müfrezesi, sıradan askerleri, subayları ve tutukluları kaçırmak için değildi ve onları hemen serbest bırakırdı. Müfrezenin bulunduğu yeri, sayısını ve silahlarını bildirmeleri askeri açıdan ağır bir suçtu. Fakat Guevara hiç kimseyi bu yüzden öldürmezdi. Onlara, biz devrimciler ahlaki dürüstlüğe sahip insanlarız, silahsız bir muhalife acı vermekten zevk almayız, “serbestsiniz” derdi. Bu ahlaki dürüstlük ilkesi, Latin Amerika solunun karakteristik bir özelliği, ayrıca onun mücadelede ve politikada sık sık yenilişinin bir nedenidir. Fakat bu durumu anlamaya çalışmak gerekir.</p>
<p>Bütün Latin Amerikalı gençler, kokuşmuşluğun kuşattığı bir dünyada yetişiyor. Siyasetin para için yapıldığı, dizginsiz demagojinin, cinayetlerin ve polis terörünün, acımasız ve savurgan zenginlerin, her şeye karşı doyumsuz bir burjuvazinin, insani iyiliğe inanmayan sömürücülerin, akılsız ve ahlaksız sonradan görmelerin bulunduğu, genç kızların ahlaksızlığa itildiği bir dünya bu. Devrimci genç bu dünyayı reddetti ve onu yıkmayı arzuladı. Buna muktedir olmadan önce de onurlu, temiz, farklı bir dünya için ona karşı koymak istedi, kendisi için ona karşı koymayı arzuladı.</p>
<p>Latin Amerika sol’unun başkaldırısında; düşmanın karşısında üstünlüğü korumak için endişe, etik üstünlük duygusu, ahlaki saflık faktörü her zaman var oldu. Kaybedeceğim, beni öldürecekler, fakat oyunun kurallarını bozduğumu, ihanet ettiğimi, yüz üstü bıraktığımı ve kirli ellere sahip olduğumu hiç kimse asla söyleyemeyecek.</p>
<p>Hem Guevara hem Allende, bir düşünce ekolü olan bu davranışın en iyi temsilcileriydi. Önemli bir soru: Onların yolu, bu dünyada yaşacak ve belki de onun uğruna ölecek ve savaşacak olan gelecek nesiller için model oluşturmanın bilinçli bir tasarısını gözler önüne sermedi mi?</p>
<p>Onların tarzlarından hangisinin doğru olduğu sorusuna cevap verilebilir mi? Her ikisi de doğruydu. Farklı koşullarda hareket ettiler ama eylemlerinin amacı aynıydı. Hata yaptılar mı? Onlar da insandı, işte cevap bu.</p>
<p>Her ikisi, Latin Amerika’nın devrim tarihinin ilk bölümünü yazdılar. Bu tarih henüz başlangıç döneminde ve bunun nasıl gelişeceğini bilmiyoruz.</p>
<p>Ryszard Kapuscinski</p>
<p><em>[La Jornada’daki İspanyolca orijinalinden Atiye Parılyıldız tarafından Latinbilgi (Sendika.Org) için çevrilmiştir]</em></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/03/guevara-ve-allende/' addthis:title='Guevara ve Allende ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/03/guevara-ve-allende/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekoloji ve kapitalizmden sosyalizme geçiş</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/02/ekoloji-ve-kapitalizmden-sosyalizme-gecis/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/02/ekoloji-ve-kapitalizmden-sosyalizme-gecis/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 14:42:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[ekoloji]]></category>
		<category><![CDATA[geçiş]]></category>
		<category><![CDATA[kapitalizmden]]></category>
		<category><![CDATA[sosyalizme]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4508</guid>
		<description><![CDATA[Kapitalizmden sosyalizme geçiş, sosyalist teori ve pratiğin en karmaşık sorunudur. Buna bir de ekoloji sorununu eklemek, bu nedenle zaten içinden çıkılamaz bir konuyu gereksizce karmaşıklaştırmak olarak görülebilir. Yine de, ben insanın doğayla ilişkisinin sosyalizme geçişin merkezini işgal ettiğini öne süreceğim. Ekolojik bir perspektif; kapitalizmin sınırlarını, daha önceki sosyalist deneyimlerin başarısızlıklarını ve eşitlikçi ve sürdürülebilir bir [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/ekoloji-ve-kapitalizmden-sosyalizme-gecis/' addthis:title='Ekoloji ve kapitalizmden sosyalizme geçiş ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kapitalizmden sosyalizme geçiş, sosyalist teori ve pratiğin en karmaşık sorunudur. Buna bir de ekoloji sorununu eklemek, bu nedenle zaten içinden çıkılamaz bir konuyu gereksizce karmaşıklaştırmak olarak görülebilir. Yine de, ben insanın doğayla ilişkisinin sosyalizme geçişin merkezini işgal ettiğini öne süreceğim. Ekolojik bir perspektif; kapitalizmin sınırlarını, daha önceki sosyalist deneyimlerin başarısızlıklarını ve eşitlikçi ve sürdürülebilir bir insani kalkınma mücadelesini anlamamız için kilit önem taşımaktadır.<span id="more-4508"></span></p>
<p>Ortaya koyduğum bakış açısı üç kısma ayrılıyor. Öncelikle, klasik Marksizm ile ekolojik analiz arasındaki sarsılmaz bağlantıyı anlamak çok önemli. Genellikle inanmaya sevk edildiğimiz şekliyle, sosyalizm için bir anomali olmaktan ziyade, ekoloji en başından itibaren sosyalist projenin vazgeçilmez bir bileşikti -bu anlamda Sovyet tipi toplumların sayısız kere yaşadığı başarısızlıkları hesaba katmazsak. İkinci olarak, mevcut dönemde önümüze dikilmiş bulunan küresel ekolojik kriz, sermaye birikiminin “dünyayı yabancılaştırıcı” mantığına yerleşmiştir ve kapitalizmin bir sistem olarak tarihsel köklerine dek izi sürülebilir. Üçüncü olarak, kapitalizmden sosyalizme geçiş, kapitalist dünya sistemindeki çevre ülkelerin başı çekeceği bir sürdürülebilir insani kalkınma mücadelesidir.</p>
<p>Klasik Marksizm ve Ekoloji</p>
<p>Geride bıraktığımız yirmi yıl içinde yapılan araştırmalar, klasik Marksizm’de güçlü bir ekolojik perspektifin mevcut olduğunu göstermiştir. Marx’a göre, insanın dünyayla ilişkisinin dönüşümü feodalizmden kapitalizme geçiş için gerekli bir önkoşul olduğundan, doğayla metabolik ilişkinin akılcı bir şekilde düzenlenmesi de kapitalizmden sosyalizme geçişin gerekli bir önkoşuludur.(1) Marx ve Engels, kapitalizm ve genelde sınıflı toplumdan kaynaklanan ekolojik sorunlara ve bu sorunları sosyalizm aracılığıyla çözme ihtiyacına dair ayrıntılı yazılar yazmışlardır. Bunların içinde Marx’ı doğa ile toplum arasındaki metabolik çatlak teorisini geliştirmeye iten on dokuzuncu asır toprak krizi tartışmaları da vardır. Alman kimyager Justus von Liebig’in çalışmasına dair analizine dayanarak Marx, toprak besleyicilerinin (nitrojen, fosfor ve potasyum) topraktan koparılarak suyu ve havayı kirletecekleri ve işçilerin  sağlığını kötüleştirecekleri yüzlerce binlerce mil uzaklıktaki şehirlere taşınması sorununa dikkat çekmiştir. Doğa ile toplum arasındaki zaruri metabolik döngüdeki bu kırılma Marx’a göre “sonraki kuşaklar”ın iyiliği için ekolojik sürdürülebilirliğin “restorasyonu”nu zorunlu hale getirmişti.(2)</p>
<p>Buna ek olarak, Marx ve Engels, insan toplumunun temel ekolojik sorunlarını da dile getirmişlerdi: şehir ve köy ayrımı, toprak bozulması, endüstriyel kirlilik, çarpık kentleşme, işçilerin sağlığının bozulması ve sakatlanmaları, yetersiz beslenme, toksik atıklar, parselleme, kırsal yoksulluk ve izolasyon, ormansızlaşma, insan kaynaklı seller, çölleşme, susuzluk, bölgesel iklim değişimleri, doğal kaynakların tükenmesi (kömür dahil), enerji korunması, entropi, sanayi artıklarının geri dönüştürülmesi ihtiyacı, türler ve çevreleri arasındaki karşılıklılık, aşırı nüfusun tarihsel koşullardan kaynaklanan sorunları, kıtlık sebepleri, bilim ve teknolojideki rasyonel istihdam sorunu.</p>
<p>Bu ekolojik anlayış, Marx’ın bakış açısının önemli bir kısmını oluşturan oldukça derin materyalist doğa kavramından ortaya çıkmıştı. “İnsan” diye yazmıştı, “doğa sayesinde yaşar, yani doğa onun bedenidir ve ölmek istemiyorsa onunla kesintisiz bir diyalogu muhafaza etmelidir. İnsanın fiziksel ve ruhsal hayatının doğayla bağıntılı olması doğanın kendisiyle bağıntılı olduğu anlamına gelir, zira insan doğanın bir parçasıdır.”(3) Marx, hiçbir bireyin dünyaya sahip olmadığını ilan ederek kapitalizme doğrudan karşı çıkmakla kalmamış, hiçbir ulusun ya da halkın da yeryüzüne sahip olmadığını, onun birbirini takip eden kuşaklara ait olduğunu ve iyi hane halkı anlayışına uygun olarak gözetilmesi gerektiğini vurgulamıştır.(4)</p>
<p>Diğer erken dönem Marksistler de, her zaman tam anlamıyla olmasa da, ekolojik sorunları analizlerine eklemek ve genel bir materyalist ve diyalektik doğa kavramı geliştirmek suretiyle aynı yolu izlemişlerdir. William Morris, August Bebel, Karl Kautsky, Rosa Luxemburg ve Nikolai Bukharin Marx’ın ekolojik görüşlerinden faydalanmışlardır. Ukraynalı sosyalist Sergei Podolinsky’nin ekolojik bir iktisat geliştirme girişimi büyük oranda Marx ile Engels’in çalışmasından esinlenmiştir. Lenin, toprak besleyicilerinin geri dönüşümünü vurgulamış ve toplum ekolojisi alanında deneyler yapılmasını (nüfusların belli bir doğal çevrede karşılıklı çalışması) ve koruma konusunu desteklemiştir. Bu, Sovyetler Birliği’nde 1920’lerde ve 1930’ların başlarında o dönemin dünyasında belki de en ileri ekolojik enerjetik ya da besinsel dinamik kavramının (modern ekosistem analizinin temeli) geliştirilmesini sağlamıştır. Aynı  devrimci-bilimsel iklim, V. I. Vernadsky’nin biyosfer teorisi, A. I. Oparin’in hayatın kökeni teorisi ve N. I. Vavilov’un dünya üreme hücreleri merkezlerinin keşfinin (dünyanın ürün bitkilerinin genetik kaynakları) önünü açmıştır. Batıda ve özellikle Britanya’da, 1930’larda, J. B. S. Haldane, J. D. Bernal, Hyman Levy, Lancelot Hogben ve Joseph Needham gibi Marksizm’den etkilenmiş bilim insanları doğanın diyalektiğini keşfetmeye yöneldiler. Hatta ekolojik bilimin ilk kıvılcımını tamamen soldaki düşünürlerin (sosyalist, sosyal demokrat ve anarşist) çalışmalarında aldığını söylemek de mümkündür.(5)</p>
<p>Öte yandan, sosyalist gelenekteki tüm başat figürler ve tüm gelişmeler ekolojik olarak değerlendirilemez. Sovyet Marksizmi, yirminci asır başlarının modernizmini şekillendirecek biçimde kendine has bir çevre katliamının önünü açarak aşırı bir prodüktivizme saplanmıştır. Stalinist sistemin yükselmesiyle birlikte, Sovyetler Birliği’nde öne çıkan ekolojik gelişmeler büyük oranda duvara toslamıştır (ve Bukharin ile Vavilov gibi ilk dönem ekolojik yönelimli Marksistler öldürülmüştür). Aynı dönemde, pozitivizme yönelik aşırı bir inkardan kaynaklanan derin bir fen bilimleri antipatisi de Batı Marksizmi’nde doğa diyalektiğini teorize etme çabalarını kesintiye uğratmış ve onun ekoloji ile bağını ciddi oranda zayıflatmıştır -yine de, Frankfurt Okulu tarafından onun bilim eleştirisinin bir parçası olarak doğanın tahakkümü sorusu ele alınmıştır. Eğer bugün, sosyalizm ve ekoloji yeniden diyalektik açıdan  etkileşimli olarak görülüyorsa, bunun sebebi hem kapitalizmin ekolojik çelişkilerinin evrimi hem de sosyalizmin kendine dönük eleştirisinin gelişmiş olmasıdır.</p>
<p>Kapitalizmin Dünyayı Yabancılaştırması</p>
<p>Kapitalizmin çevreyle ilişkini anlamanın yolu onun tarihsel başlangıçlarını yani feodalizmden kapitalizme geçişi sorgulamaktan geçer. Bu geçiş, asırlar süren oldukça karmaşık bir süreçtir ve bu makalede tam anlamıyla ele alınamaz. Ben, yalnızca birkaç etmene odaklanacağım. Burjuvazi, feodal ekonominin yarıklarından yeşermiştir. Adından da anlaşılacağı üzere, burjuvazi bir sınıf olarak çıkış noktasını temelde kent merkezlerinden ve ticaretten almıştır. Burjuva toplumunun bir sistem olarak tamamen yeşermesi için gerekli olan, feodal üretim biçiminin devrimci dönüşümü ve onun yerine kapitalist üretim ilişkilerinin yerleşmesiydi. Feodalizm, baskın biçimde bir tarım sistemi olduğundan, bu kuşkusuz tarım ilişkilerinin yani işçilerin bir üretim aracı olarak toprakla ilişkinin de dönüşümü anlamına geliyordu.</p>
<p>Kapitalizm, bu nedenle, gelişimi için doğayla yeni bir ilişkiye ihtiyaç duyuyordu: emeğin üretim araçlarıyla yani yeryüzüyle doğrudan bağını aşındıracak ve çevreyle ilişkili geleneksel hakları yok edecek bir ilişkiye. Sanayi devriminin örnek coğrafyası, on beşinci asırla on sekizinci asır arasında işçilerin kamulaştırma yoluyla topraktan koparılmasının bir kuşatma hareketine dönüştüğü Britanya’ydı. Sömürgecilik ve emperyalizm ile kapitalist dünya ekonomisinin eteklerinde ya da dış bölgelerinde daha gaddar bir dönüşüm de gerçekleşti. Bu yerlerde, daha önceki insanın doğayla daha önceki üretim ilişkileri Marx’ın deyimiyle “yerli nüfusun madenlerinde imha, köleleştirme ve gömme” yollarıyla parçalara ayrıldı -insanlık tarihindeki en şiddetli kamulaştırma işlemi.(6)</p>
<p>Sonuçta, işçi toplulukları işlerinden koparılıp şehirlere taşınarak sistemin göbeğinde proleterleştirme gerçekleşti. Şehirlerde, işçiler sermaye tarafından organize soygunculuk aracılığıyla bir araya getirildiler ve Marx’ın deyimiyle “modern sanayi”ye güç verdiler. Aynı dönemde, farklı kölelik biçimleri ve bizim bugün riskli çalışma dediğimiz kavram çevre ülkelere dayatıldı. Bu yerlerde toplumsal üretim her zaman en gaddar emperyalist sömürünün ardından ikinci plana atıldı. Çevre ülkelerden zorla elde edilen üretim fazlası dünya ekonomisinin merkezindeki sanayileşmeyi besledi.(7)</p>
<p>Bu yeni sistemin çalışmasını sağlayan, sermayenin ardı ardına gelen döngülerle kesintisizce birikmesi ve her bir yeni birikim evresinin bir öncekinin bitiş noktasından itibaren harekete geçmesiydi. Bunun anlamı, daha fazla bölünmüş ve daha yabancılaşmış insanlarla birlikte insanla doğa arasında daha küresel çapta yıkıcı bir metabolizmanın oluşmasıydı. Joseph Needham’ın söylediği gibi, kapitalizm dahilinde “Doğanın fethi” “insanın fethi”ne dönüşmüştü; “Doğanın tahakkümü için kullanılan teknolojik aygıtlar toplumsal tahakküm mekanizmalarında niteliksel bir dönüşüm” yaratmıştı.(8)</p>
<p>Bu tahakküm ve yıkım diyalektiğinin artık gezegensel çapta kontrolden çıktığı konusunda şüphe yoktur. İktisadi anlamda, dünya sisteminin çevre ve merkez ülkeleri arasındaki toplam eşitsizlik her bir kapitalist devletteki sınıfsal eşitsizliğin yoğunlaşması ile birlikte artmaktadır. Ekolojik anlamda, dünyanın iklimi ve bütün yeryüzünün yaşam destekleyici sistemleri giderek artan bir küresel ısınma süreci tarafından dönüştürülmektedir.(9)</p>
<p>Bu gezegensel çevre problemini ele almak için Hannah Arendt’in elli yıl önce İnsanlık Durumu’nda ortaya attığı “dünyanın yabancılaştırılması” kavramını hatırlamak işe yarayabilir. Arendt’e göre, “dünyanın yabancılaştırılması” Kolomb, Galileo ve Luther döneminde “yeryüzünden yabancılaşma” ile başlamıştır. Galileo teleskopunu göklere çevirerek insanoğlunu basit yeryüzü varlıkları olmaktan çıkarıp evrenin yaratığına dönüştürmüştür. Bilim, dünyayı hareket ettirmek için kullanmak istediği “Arşimet prensibi”ni elde etmek amacıyla kozmik ilkelere yaslanmış ancak dünyanın ölçülemez derecede yabancılaştırılmasına neden olmuştur. İnsanoğlu artık dünyayı beş duyusundan aldığı anlık kanıtlarla algılamamaktadır. İnsanın Yunan kent devletleriyle örneklediği doğrudan dünya ilişkisindeki orijinal birlik artık yok olmuştur.</p>
<p>Arendt; tüm doğal nesnelerin -kereste kullanıcısının ve kereste satıcısının kerestesi- özel mülkiyete ve evrensel meta formuna dönüştürülmesi nedeniyle dünyanın “doğasızlaştırıldığına” işaret eden Marx’ın ilk yazılarından itibaren dünyanın yabancılaştırılmasının farkında olduğunu belirtir. Orijinal ya da ilkel birikim yani insanların toprağa yabancılaştırılması, Marx’a göre, dünyanın yabancılaştırılmasının temel göstergelerinden biri olmuştur. Ne var ki, Arendt’e göre, Marx dünyanın yabancılaştırılmasından öte insanın emek yoluyla kendine yabancılaşmasını vurgulamayı seçmiştir. Ancak, “Marx’ın düşündüğü gibi, (temelde) kendine yabancılaşma değil, dünyanın yabancılaştırılması” diye devam eder Arendt, “modern çağa damgasını vurmuştur.”</p>
<p>“Bildiğimiz adıyla, varlık birikimi süreci” diye sürdürür araştırmasını Arendt, “dünyanın artan şekilde yabancılaştırılmasına dayanır.” “Bu süreç, yalnızca dünya ve insanın aşırı dünyevileşmesi kutsallaştırıldığında gerçekleşebilir.” Modern çağdaki bu varlık birikimi süreci “insan gücünün yıkıcılığını aşırı miktarda artırmıştır” ve böylece “biz yeryüzündeki bütün organik hayatı ve belki de bir gün yeryüzünün kendisini yok edebilecek kapasiteye ulaşmışızdır.” Şüphesiz; “modern koşullar altında” diye açıklar, “yıkım değil korumacılık iflasa neden olmaktadır, zira korunan nesnelerin aşırı dayanıklılığı, hızdaki sürekli kazancı elinde kalan tek süreklilik olan devir sürecine yönelik en büyük direnci sergilemektedir.”(10)</p>
<p>Arendt’in, ortaya attığı zorlu soruna dair nihai yanıtları yoktur. Dünyanın yabancılaştırılmasını varlık birikimiyle beslenen bir yıkım sistemine bağlamasına karşın, onu kapitalizmden ziyade, bilim, teknoloji ve modernitenin gelişimiyle açıklama yoluna gitmiştir. Ona göre dünyanın yabancılaştırılması bir homo faber (işçi insan) ile animal laborans (çalışan hayvan) zaferidir. Bu trajik bağlam eşliğinde, okurlar Marx’ta olduğu gibi insan metabolizmasının doğayla daha yüksek seviyede bir restorasyonuna dayalı yeni bir toplumdan ziyade Yunan kent devletlerinin kaybedilmiş birliklerine bakmaya sevk edilir. Son aşamada, Arendt için dünyanın yabancılaştırılması, gezegensel bir seviyeye yükseltilmiş bir Yunan tragedyasıdır.</p>
<p>Bu dünya yabancılaşmasının somut tezahürlerine bugün dört bir yanda rastlandığına kuşku yoktur. Son bilimsel bulgular gösteriyor ki, fosil yakıtlardan kaynaklanan küresel karbondioksit emisyonları “2000’lerin başlarında… keskin artışlar” sergilemiştir. Öyle ki, artış hızı “1990’ların sonlarında İklim Değişimi Üzerine Hükümetlerarası Panel’de en yoğun fosil yakıt kullanımı hesaplanarak geliştirilen emisyon senaryolarını” fazlasıyla aşmıştır. Dahası, “atmosferdeki ortalama küresel karbondioksit miktarı her on yılda bir öncekini aşacak biçimde” artmaktadır. Emisyon artışlarındaki en yüksek hız Çin gibi bir avuç yeni sanayileşmekte olan ülkelerde elde edilmektedir, öte yandan dünyanın “hiçbir bölgesi” şu anda “enerji kaynaklarını karbondan ayırma” yolunu izlememektedir. Yeryüzündeki tüm ekosistemler düşüştedir, kuraklıklar artıştadır ve enerji kaynakları küresel tekeller  için hiç olmadığı kadar önemli bir sorun halini almıştır.</p>
<p>“Küresel ısınmanın insan marifetiyle ortaya çıkan belirtileri Yeryüzünün 10 farklı alanında” ortaya çıkmıştır: “yüzey sıcaklıkları, nem, okyanuslar üzerindeki su buharı, barometrik basınç, toplam yağış, yangınlar, bitki ve hayvan türlerindeki değişim, su kaybı, üst atmosferdeki sıcaklıklar, dünya okyanuslarındaki ısı hacmi.” Mevcut gidişat değişmeyecek olursa dünyanın sırtına binecek olan yük uygarlığın ve hayatın tasavvur sınırlarının ötesinde gerilemesi anlamına gelecek: son aşamada sınırlara dayanacak bir yıkım ekonomisi ve ekolojisi.(11)</p>
<p>Sosyalizm ve Sürdürülebilir İnsani Kalkınma Muhtemelen insan uygarlığının karşılaştığı bu en büyük soruna karşı nasıl bir tavır almalıyız? Ekolojik sorunun, Arendt’in trajik dünya yabancılaşması algısını aşan işe yarar çözümü için devrimci bir sürdürülebilir insani kalkınma kavramı -hem insanın kendine yabancılaşmasını (emeğin yabancılaşması) ve dünyanın yabancılaştırılmasını (doğanın yabancılaşması) ele alan- gereklidir. Sosyalizmin inşasında temel sorunun iktisadi kalkınma değil insani kalkınma olduğunu “Küba’da İnsan ve Sosyalizm” eserinde açıkça dile getiren kişi Ernesto “Che” Guevara idi. Bu önerme, Marx’la bağlantılı olacak biçimde, insanın emek aracılığıyla doğayla ilişkisini kapsamlı olarak irdeleyerek asıl sorunun sürdürülebilir bir insani kalkınma sorunu olduğunu kabul etmekle genişletilebilir.(12)</p>
<p>Sosyalizme geçiş konusuna, sıklıkla, insani toplumsal ilişkilerin ve ihtiyaçların gelişmesi değil mekanik olarak yalnızca üretim araçlarının genişletilmesi bağlamında yaklaşılmıştır. Sovyetler Birliği’nde yeşeren sistemde, vazgeçilmez planlama aygıtı yanlış biçimde üretim için üretime yönlendirilmiştir ve bu şekilde asıl insani ihtiyaçlar konusu göz ardı edilmiş ve yeni bir sınıfsal yapıya geçit verilmiştir. Kapitalizm tarafından şekillendirilen ayrıntılı iş bölümü, bu sistemde muhafaza edilmiş ve yüksek verimlilik adına genişletilmiştir. Bu tip toplumlarda, Che’nin eleştirel gözle ele aldığı gibi, “sosyalizmin inşası süreci… devletin uğruna bireyin feda edilmesiyle şekillenmiştir.”(13)</p>
<p>Bugün Latin Amerika sosyalizminin devrimci karakteri, gücünü Sovyet deneyiminin olumsuz (ve olumlu) örneklerinin kabul edilmesinden, kısmen de Che tarafından ortaya atılan soruna dair bakış açısından almaktadır: sosyalist uygarlığı geliştirme gerekliliği. Dahası, Chavez tarafından ortaya konan Bolivarcı bakış açısı, köklerini daha eski bir Marx öncesi sosyalizmden almaktadır. 1847’de şunları yazmış olan kişi Simon Bolivar’ın öğretmeni Simon Rodriguez’dir: “Malların üretiminde iş bölümü yalnızca iş gücüne zulmetmeye yarar. Örneğin ucuz ve kusursuz tırnak makasları üretilmesi için işçi sayısını makine sayısı kadar azaltmamız gerekiyorsa, tırnaklarımızı yiyerek kısaltsak daha iyi olur.” Kuşkusuz, bugün Bolivar’ın ilkeleri içinde en çok imrendiğimiz, onun eşitliğin “yasaların yasası” olduğuna dair sarsılmaz inancıdır.(14)</p>
<p>İnsanlığın eşitlikçi ve evrensel kalkınmasına aynı bağlılık Marx için de geçerlidir. Birbirlerine bağlı üreticiler toplumunun evrimi insan yabancılaşmasının olumlu anlamda aşılmasıyla doğru orantılı olmalıydı. Hedef, çok yönlü bir insani kalkınmaydı. Aynen, “tarihin insan doğasının aralıksız dönüşümünden başka bir şey olmaması” gibi, “beş duyunun yaptığı ekim tüm geçmiş tarihin çalışmasıdır.” Bu nedenle, sosyalizm insanın duyusal kapasitelerinin ve onların geniş kapsamlı gelişiminin ışığında “duyuların tam olarak serbest bırakılması” anlamına gelir. “Tam anlamıyla gelişmiş bir natüralizm olan komünizm” diye yazar Marx, “hümanizme eşittir ve tam anlamıyla gelişmiş bir hümanizm olarak da natüralizme eşittir.”(15)</p>
<p>Bu devrimci, hümanist-natüralist görüş ile bugünün başat mekanik-sömürücü gerçekliği arasındaki tezat daha keskin olamazdı. Şu anda tarihin potansiyel olarak en tehlikeli emperyalist gelişme süreci içindeyiz.(16) Gezegendeki hayatın tamamen mahvolması için iki yol var -ya küresel nükleer katliam ile anında ya da iklim değişimi ve diğer çevresel tahribatlar sonucu bir kaç kuşak içinde. Dünyanın en büyük gücü tarafından üretilen küresel bir güvensizlik atmosferinde nükleer silahlar yayılmaya devam etmektedir. Ortadoğu’da, dünya petrolleri üzerinde jeopolitik denetim sağlama kaygısıyla savaş sürerken fosil yakıtlar ve başka endüstriyel üretim formlarından kaynaklanan karbon emisyonları küresel ısınmayı artırmaktadır. Bugün azalmakta olan dünya petrol kaynaklarına temel bir alternatif olarak önerilen biyoyakıtlar dünya açlığını artırmaktan başka işe yaramamaktadır.(17) Su kaynakları küresel şirketler  tarafından tekelleştirilmektedir. İnsani ihtiyaçlar her yanda göz ardı edilmektedir: dünya nüfusunun çoğunluğunun maruz kaldığı aşırı bir yoksunluk biçiminde ya da zengin ülkelerde, üretimi aşarak denetimli tüketim boyutuna ulaşan ve hayat boyu yabancılaştırıcı ücretli çalışmaya mahkum eden tahayyül edilebilecek en yoğun kendine yabancılaşma biçiminde. Hayat giderek artan oranlarda gerçek ihtiyaçlardan ayrı bir yapay istekler karmaşasına dönüşmektedir.</p>
<p>Tüm bunlar, kapitalizmden sosyalizme geçiş için düşündüğümüz yolları değiştirmektedir. Sosyalizm her zaman kapitalizmin sömürü ilişkilerini tersine çevirmeyi ve bu ilişkilerin doğurduğu çoklu toplumsal kötülükleri ortadan kaldırmayı hedefleyen bir toplum olarak düşünülmüştür. Bu; üretim araçlarında özel mülkiyeti kaldırmayı, her alanda yüksek bir eşitlik seviyesini, birbirleriyle ilişkili üreticilerin gerçek toplumsal ihtiyaçlar ekseninde yaptığı planlamayla piyasanın kör güçlerini yok etmeyi, köy ve kent, beyin ve beden gücü, ırk, cinsiyet ayrımları ile ilişkili bireysel farkları olabildiğince ortadan kaldırmayı gerektirir. Öte yandan, sosyalizmin temelindeki sorun daha da derindedir. Sosyalizme geçiş, yalnızca bizzat insanları devrimcileştiren devrimcileştirici pratiklerle mümkündür.(18) Bunu elde etmenin tek yolu, insan metabolizmasının doğayla ilişkisini değiştirmek, insani toplumsal ilişkilerimizi  dönüştürmek ve doğanın ve insanlığın yabancılaşmasını aşmaktan geçer. Hegel gibi, Marx da, Terentius’un ünlü sözünden alıntı yapmaktadır: “İnsana dair hiçbir şey bana yabancı değil.” Artık bu sözü şu şekilde derinleştirmek ve genişletmek zorunda olduğumuz açıktır: Bu dünyaya dair hiçbir şey bana yabancı değil.(19)</p>
<p>Anaakım çevreciler, ekolojik sorunları neredeyse tamamen üç mekanik strateji ile çözmek peşindedir: (i) teknolojik yöntemler, (ii) piyasayı doğanın tüm biçimlerine uyarlama, (iii) neredeyse evrensel bir sömürünün ve doğal habitatların yıkımının hakim olduğu bir dünyada korunmalı adacıklar tabir edilen yerler yaratmak. Bunun karşısında, eleştirel insan ekolojistlerinden oluşan bir azınlık temel toplumsal ilişkilerimizin değiştirilmesi ihtiyacını anlamaktadırlar. Somut değişim modelleri peşine düşen en sorumlu ekolojistlerin bazıları da yönelim olarak hem ekolojik hem de sosyalist (piyasa güçlerinden ziyade büyük oranda toplumsal planlamaya yönelen anlamında) devletlere odaklanmaktadırlar. Bu şekilde, Küba, Brezilya’daki Curitiba ve Porto Alegre ve Hindistan’daki Kerala, en fazla Doğanın Sonu adlı eseriyle tanınmış Bill McKibben gibi en sorumlu çevrecilerden bazıları tarafından ekolojik dönüşümün öncü  ışıkları olarak ön plana çıkartılmaktadır.(20) Daha yakın dönemde, Venezüella petrolden elde ettiği üretim fazlasını toplumunu sürdürülebilir bir insani kalkınma yolunda dönüştürmek için kullanmakta ve böylece üretimini çevrecileştirmenin temellerini atmaktadır. Her ne kadar Venezüella’ya özgü “petro-sosyalizm”in kendi içinde çelişkileri olsa da, petrolden elde edilen üretim fazlasının meşhur “petrol laneti”ni beslemektense gerçek bir toplumsal dönüşüm uğrunda harcanması Venezüella’yı benzersiz kılmaktadır.(21)</p>
<p>Kuşkusuz, sistemin merkezinde de umutlarımızı canlı tutacak güçlü çevreci hareketler vardır. Ancak güçlü sosyalist hareketlerden ve devrimci bir duruştan koparılmış olan bu hareketler, başat birikim sistemine adapte olma ön kabulüyle sınırlanmakta ve bu nedenle ekolojik mücadeleye girişememektedir. Öte yandan, ekoloji ve toplum bağlamında devrimci stratejiler ve hareketler çevre ülkelerde, kapitalist sistemin zayıf halkalarında ve uçlarında tarihsel dünya güçlerini oluşturmaktadır.</p>
<p>Bu radikal ekolojik değişim sürecinin küresel Güney’in bazı bölgelerinde görüldüğü kadarıyla yalnızca birkaç örneğine değinebilirim. Küba’da, Che’nin başlatmış olduğu insani kalkınma hedefi geniş kesimlerce “Küba’nın yeşillenmesi” olarak tanımlanan yeni bir biçime dönüşmektedir. Bu durum; agroekoloji alanında en devrimci deneyimlerin ve bunlarla bağlantılı olarak sağlık, bilim ve eğitimde yaşanan değişimlerin bir sonucudur. McKibben’ın değindiği gibi, “Kübalılar yarı sürdürülebilir tarım alanında dünyanın en geniş çalışan modelini, dünyanın geri kalanından farklı olarak petrole, kimyasallara, büyük miktarlarda gıdanın ithal ve ihraç edilmesine çok daha az ihtiyaç duyan bir modeli yaratmışlardır… Küba’da binlerce ve yalnızca Havana’da iki yüzden fazla organoponicos -kentsel tarlalar- vardır.” Kuşkusuz, Dünya Vahşi Yaşam Fonu’nun Yaşayan Gezegen Raporu’na göre “tek başına  Küba” tüm dünyada yüksek bir insani kalkınma düzeyi yakalamıştır. Bu düzey 0.8’in üzerinde bir endekstir ve kişi başına düşen ekolojik yıpratma konusunda da dünya ortalamasının altındadır.(22)</p>
<p>Bu ekolojik dönüşüm, hep söylendiği gibi, Sovyetler Birliği’nin çöküşünü takip eden Özel Dönem’den kaynaklanan zorunlu bir sonuç değil, Küba Devrimi’nin köklerinden beslenen bir olgudur. Daha 1970’lerde, Küba ekolojisinin kurucularından olan Carlos Rafael Rodriguez, “ekonomi ile doğayla toplumsal ilişkilerin uyumlu biçimde gelişimi” için -ekolojist Richard Levins’in belirttiği gibi- “altyapıyı oluşturacak tamamlayıcı kalkınma” argümanları geliştirmiştir. Bunu, 1980’lerde Küba’da ekolojik düşüncenin aşamalı olarak yeşermesi izlemiştir. Özel Dönem, Levins’e göre, Küba bilimi ve toplumunun içsel gelişimi dahilinde yetişen “inançlı ekolojistler”e yalnızca “mecburi ekolojistler”e yaklaşma ve onları da inançlı ekolojistlere dönüştürme şansı vermiştir.(23)</p>
<p>Chavez yönetimindeki Venezüella, Bolivar çemberleri, komünal konseyleri ve işçilerin fabrikalar üzerindeki hakimiyetlerin artması gibi gelişmelerle yeni devrimci toplumsal ilişkileri geliştirmekle kalmamış, Istvan Meszaros’un üretim ve mal değiş-tokuşunda yeni bir “sosyalist zaman muhasebesi” olarak adlandırdığı bazı önemli girişimlerde bulunmuştur. Amerikalar için Bolivarcı Alternatif (ALBA) dahilindeki bu yeni temel vurgu komünal değiş tokuş, yani değerlerden ziyade etkinliklerin değiş tokuşu üzerinedir.(24) Piyasanın bütün bir ekonominin önceliklerini belirlemesine izin vermek yerine kaynakların ve kapasitelerin en çok ihtiyaç duyanlara ve nüfusun çoğunluğuna bölüştürülmesi için planlama yapılmaktadır. Buradaki hedef toplumdaki en acil bireysel ve kolektif ihtiyaçları özellikle de fiziksel olanları belirlemek ve bu sayede insanın doğayla ilişkisi sorununu ele almaktır. Bu, sürdürülebilir bir toplum yaratmanın  en mutlak ön koşuludur. Kırsal bölgelerde de yeşil Venezüella tarımına yönelik hazırlayıcı girişimler sergilenmektedir.(25)</p>
<p>Bolivya’da, yerli halkların ihtiyaçlarıyla ve su ve hidrokarbon gibi temel kaynakların denetimiyle şekillenmiş sosyalist bir dalganın yükselişi (şu anda baltalanmış olsa da) farklı bir tür kalkınma umudu sağlamaktadır. Brezilya’daki Curitiba ve Porto Alegre şehirleri kentsel alan yönetimi ve taşımacılık konularında daha radikal uygulamalar olasılığına işaret etmektedir. Curitiba, McKibben’a göre, “birinci dünyanın kalabalıklaşan ve çürüyen şehirleri için olduğu kadar üçüncü dünyanın büyümekte olan şehirleri için de iyi bir örnektir.” Hindistan’daki Kerala, yoksul bir devletin ya da bölgenin, gerçek sosyalist planlamayla canlandırılması halinde, eğitim, sağlık ve temel çevresel koşullarda sınırsız insani potansiyellere ulaşılabileceğini göstermiştir. Kerala’da, yine McKibben’a göre, “Sol, gezegende ‘sürdürülebilir kalkınma’yı gerçek anlamda hayata geçirmeye oldukça yaklaşan ‘yeni  demokratik inisiyatifler’ kurgulamıştır.”(26)</p>
<p>Kuşku yok ki, bunlar günümüzün temel umut adacıklarıdır. Bu şehirler, toplumsal ilişkilerde ve insan metabolizmasının doğayla ilişkisinde kırılgan yeni deneyler ortaya koymuştur. Bunlar, hâlâ kapsamlı sistem tarafından yukarıdan dayatılan sınıfsal ve sömürgeci savaşlarla karşı karşıyadır. Gezegen, bir bütün olarak, sermayenin ve onun dünyayı yabancılaştırmasının etkisi altındadır. Dört bir yanda, artık biyosfer seviyesine yükselmiş olan metabolik çatlak örneklerine rastlayabiliriz.</p>
<p>Bugün çevre ülkelerde yeşermekte olan adil ve sürdürülebilir bir toplum mücadelesinde toplumsal ilişkileri devrimcileştirme girişimleri bir şekilde ileri kapitalist dünyadaki ekolojik ve toplumsal devrim hareketlerinde karşılık bulmadıkça ihtiyaç duyulan küresel ekolojik devrim için çok az gerçek umut kalacaktır. Nihai ekolojik yıkımı gerçek anlamda önleme olasılığı yalnızca gezegen üzerindeki baskının asıl ortaya çıktığı sistemin merkezinde gerçekleşecek köklü değişimler sayesinde belirebilir.</p>
<p>Bu, kimileri için imkansız bir hedef olabilir. Ancak, artık bir devrimci değişim ekonomi politiği kadar bir devrimci değişim ekolojisi olduğunu da görmek önemlidir. Çevre ülkelerde farklı devrimci çatlaklarda sürdürülebilir insani kalkınma girişimlerinin yeşermesi hem dünyanın yabancılaştırılmasına hem de insanın kendine yabancılaşmasına karşı evrensel bir kalkışmanın ilk ayağı olarak görülebilir. Eğer başarılabilirse, böyle bir kalkışma tek bir hedefe sahip olacaktır: Doğayla metabolik ilişkilerini akılcı yollarla düzenleyen bir üreticiler toplumunun yaratılması ve bu sayede yalnızca kendi ihtiyaçları doğrultusunda değil gelecek kuşakların ve bir bütün olarak hayatın ihtiyaçları doğrultusunda da çalışılmasıdır. Bugün sosyalizme geçiş ile ekolojik bir topluma geçiş aynı şeydir.</p>
<p>dipnotlar:</p>
<p>1. Karl Marx, Capital, vol. 3 (New York: Vintage, 1981), 959.</p>
<p>2. Karl Marx, Capital, vol. 1 (New York: Vintage, 1976), 636–39, Capital, vol. 3, 754, 911, 948–49.</p>
<p>3. Karl Marx, Early Writings (New York: Vintage, 1974), 328. Paul Burkett, Marx and Nature (New York: St. Martin’s Press, 1999); John Bellamy Foster, Marx’s Ecology (New York: Monthly Review Press, 2000); Paul Burkett and John Bellamy Foster, “Metabolism, Energy, and Entropy in Marx’s Critique of Political Economy,” Theory &amp; Society 35 (2006): 109–56. Marx and Engels, MEGA IV, 31 (Amsterdam: Akadamie Verlag, 1999), 512–15.</p>
<p>4. Marx, Capital, vol. 3, 911.</p>
<p>5 . Foster, Marx’s Ecology, 236–54. Douglas R. Weiner, Models of Nature (Bloomington: Indiana University Press, 1988). John Bellamy Foster and Paul Burkett, “Ecological Economics and Classical Marxism,” Organization &amp; Environment 17, no. 1 (March 2004): 32–60.</p>
<p>6. Karl Marx, Grundrisse (London: Penguin, 1973), 471–79, ve Capital, vol. 1 (London: Penguin, 1976), 915.</p>
<p>7. Fatma Ülkü Selçuk, “Dressing the Wound,” Monthly Review 57, no. 1 (May 2005): 37–44.</p>
<p>8. Joseph Needham, Moulds of Understanding (London: George Allen and Unwin, 1976), 301.</p>
<p>9. Branko Milanovic, Worlds Apart (Princeton: Princeton University Press, 2005); John Bellamy Foster, “The Imperialist World System,” Monthly Review, vol. 59, no. 1 (May 2007): 1–16.</p>
<p>10. Hannah Arendt, The Human Condition (Chicago: University of Chicago Press, 1958), 248–73; Karl Marx and Frederick Engels, Collected Works (New York: International Publishers, 1975), vol. 1, 224–63.</p>
<p>11. Michael R. Raupach, et al., “Global and Regional Drivers of Accelerating CO2 Emissions,” Proceedings of the National Academy of Sciences 104, no. 24 (June 12, 2007): 10289, 10288; Associated Press, “Global Warming: It’s the Humidity,” October 10, 2007.</p>
<p>12. Paul Burkett’s “Marx’s Vision of Sustainable Human Development,” Monthly Review 57, no. 5 (October 2005): 34–62.</p>
<p>13. Ernesto “Che” Guevara, “Man and Socialism in Cuba,” <a href="http://www.marxists.org/archive/guevara/">http://www.marxists.org/archive/guevara/</a></p>
<p>1965/03/man-socialism-alt.htm. Michael Löwy, The Marxism of Che Guevara (New York: Monthly Review Press, 1973), 59–73.</p>
<p>14. Richard Gott, In the Shadow of the Liberator (London: Verso, 2000), 116; Simón Bolívar, “Message to the Congress of Bolivia,” May 25, 1826, Selected Works (New York: The Colonial Press, 1951), vol. 2, 603.</p>
<p>15. Karl Marx, The Poverty of Philosophy (New York: International Publishers, 1963), 146; Early Writings (New York: Vintage, 1974), 348, 353.</p>
<p>16. István Mészáros, Socialism or Barbarism (New York: Monthly Review Press, 2002), 23.</p>
<p>17. <a href="http://www.monthlyreview.org/castro/index.php">http://www.monthlyreview.org/castro/index.php</a>.</p>
<p>18. Paul M. Sweezy, “The Transition to Socialism,” Sweezy and Charles Bettelheim, On the Transition to Socialism (New York: Monthly Review Press, 1971), 112, 115; Michael Lebowitz, Build it Now (New York: Monthly Review Press, 2006), 13–14.</p>
<p>19. G. W. F. Hegel, Introductory Lectures on Aesthetics (London: Penguin, 1993), 51; Karl Marx, “Confessions,” in Teodor Shanin, Late Marx and the Russian Road (New York: Monthly Review Press, 1983), 140.</p>
<p>20. Bill McKibben, Hope, Human and Wild (Minneapolis: Milkweed Editions, 1995), Deep Economy (New York: Henry Holt, 2007).</p>
<p>21. Michael A. Lebowitz, “An Alternative Worth Struggling For,” Monthly Review 60, no. 5 (October 2008): 20–21.</p>
<p>22. McKibben, Deep Economy, 73. See also Richard Levins, “How Cuba is Going Ecological,” in Richard Lewontin and Richard Levins, Biology Under the Influence (New York: Monthly Review Press, 2007), 343–64; Rebecca Clausen, “Healing the Rift: Metabolic Restoration in Cuban Agriculture,” Monthly Review 59, no. 1 (May 2007): 40–52; World Wildlife Fund, Living Planet Report 2006, <a href="http://assets.panda.org/downloads/living_planet_report.pdf">http://assets.panda.org/downloads/living_planet_report.pdf</a>, 19; Peter M. Rosset, “Cuba: A Successful Case Study of Sustainable Agriculture,” in Fred Magdoff, John Bellamy Foster, and Frederick H. Buttel, eds., Hungry for Profit (New York: Monthly Review Press, 1999), 203–14.</p>
<p>23. Levins, “How Cuba is Going Ecological,” 355–56 in Lewontin and Levins, Biology Under the Influence, 367.</p>
<p>24. Lebowitz, Build it Now, 107–09; István Mészáros, Beyond Capital (New York: Monthly Review Press, 1995), 758–60. Mészáros, Crisis and Burden of Historical Time (New York: Monthly Review Press, 2008).</p>
<p>25. David Raby, “The Greening of Venezuela,” Monthly Review 56, no. 5 (November 2004): 49–52.</p>
<p>26. McKibben, Hope, 62, 154.</p>
<p>John Bellamy Foster<em> &#8211; [İngilizce orijinalinden Monthly Review Türkçe tarafından çevrilmiştir]</em></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/ekoloji-ve-kapitalizmden-sosyalizme-gecis/' addthis:title='Ekoloji ve kapitalizmden sosyalizme geçiş ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/02/ekoloji-ve-kapitalizmden-sosyalizme-gecis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taxiki Poeria (Sınıf Yürüyüşü) Esenyurt Belediye İşçileri Dayanışma Mesajı</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/02/taxiki-poeria-sinif-yuruyusu-esenyurt-belediye-iscileri-dayanisma-mesaji/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/02/taxiki-poeria-sinif-yuruyusu-esenyurt-belediye-iscileri-dayanisma-mesaji/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Feb 2010 22:47:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[dayanışma]]></category>
		<category><![CDATA[esenyurt]]></category>
		<category><![CDATA[İşçileri]]></category>
		<category><![CDATA[mesajı]]></category>
		<category><![CDATA[poeria]]></category>
		<category><![CDATA[sınıf]]></category>
		<category><![CDATA[taxiki]]></category>
		<category><![CDATA[yürüyüşü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4367</guid>
		<description><![CDATA[Yunanistan Taxiki Poreia (Sınıf Yürüşü) Esenyurt Belediye işçilerinin verdiği meşru mücadele için dayanışma içinde olduğunu ifade etmektedir. 16 işçinin sendikada üye oldukları gerekçeciyle işten atılmalarına karşı başlattığı mücadele demokratik ve sendikal haklar için bir mücadeledir ve hepimizi ilgilendirmektedir. İşçilerin haklarını savunmak için tek bir yolu vardır, bu da kendi saygın sendikalarında örgütlenmektir. Bu durum haklarımızı [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/taxiki-poeria-sinif-yuruyusu-esenyurt-belediye-iscileri-dayanisma-mesaji/' addthis:title='Taxiki Poeria (Sınıf Yürüyüşü) Esenyurt Belediye İşçileri Dayanışma Mesajı ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yunanistan Taxiki Poreia (Sınıf Yürüşü)</strong> Esenyurt Belediye işçilerinin verdiği meşru mücadele için dayanışma içinde olduğunu ifade etmektedir. 16 işçinin sendikada üye oldukları gerekçeciyle işten atılmalarına karşı başlattığı mücadele demokratik ve sendikal haklar için bir mücadeledir ve hepimizi ilgilendirmektedir. İşçilerin haklarını savunmak için tek bir yolu vardır, bu da kendi saygın sendikalarında örgütlenmektir. Bu durum haklarımızı elimizden almak isteyen ve bizi köle yapmak isteyenleri rahatsız ediyor. Esenyurt Belediye Başkan Necmi Kadıoğlu ve Başkan Yardımcısı Emin Batmazoğlu’nun işçilere karşı giriştiği saldırı ve sergiledikleri anti-demokratik tutumu kınıyoruz. Bizler, işçilerin sendikada üye olma hakkı için verdikleri mücadeleyi destekliyoruz.<span id="more-4367"></span></p>
<p>Ve şunları talep ediyoruz; Esenyurt Belediyesinin saldırıları durdurulsun!</p>
<p>İşten çıkartılan işçiler derhal işe geri alınsın!</p>
<p><strong>Esenyurt Belediyesi’nin işten çıkarttığı İşçilerle Dayanışma!</strong></p>
<p><strong>Yaşasın İşçilerin Mücadelesi!</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/taxiki-poeria-sinif-yuruyusu-esenyurt-belediye-iscileri-dayanisma-mesaji/' addthis:title='Taxiki Poeria (Sınıf Yürüyüşü) Esenyurt Belediye İşçileri Dayanışma Mesajı ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/02/taxiki-poeria-sinif-yuruyusu-esenyurt-belediye-iscileri-dayanisma-mesaji/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>‘Karşı-saldırıya’ karşı saldırı</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/02/%e2%80%98karsi-saldiriya%e2%80%99-karsi-saldiri/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/02/%e2%80%98karsi-saldiriya%e2%80%99-karsi-saldiri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 20:45:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[karşı]]></category>
		<category><![CDATA[karşısaldırıya]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4326</guid>
		<description><![CDATA[HONDURAS &#124; 08 &#8211; 02 &#8211; 2010 &#124; Karşı saldırı Honduras darbesi ile başladı, Kolombiya’da 7 yeni askeri üssün kurulması ve Obama’nın saldırgan narko-paramilitar Uribe rejimine verdiği tam destekle devam etti, Şili sağının zaferi ve Porfırio Lobi’nin ‘seçim galibiyeti’ üzerinden Honduras darbesinin ‘yasallaşması’ ile yeni bir sıçrama yaşadı. Bunlara bir de Panama’da üslerin tekrar kurulması, [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/%e2%80%98karsi-saldiriya%e2%80%99-karsi-saldiri/' addthis:title='‘Karşı-saldırıya’ karşı saldırı ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>HONDURAS | 08 &#8211; 02 &#8211; 2010 | Karşı saldırı Honduras darbesi ile başladı, Kolombiya’da 7 yeni askeri üssün kurulması ve Obama’nın saldırgan narko-paramilitar Uribe rejimine verdiği tam destekle devam etti, Şili sağının zaferi ve Porfırio Lobi’nin ‘seçim galibiyeti’ üzerinden Honduras darbesinin ‘yasallaşması’ ile yeni bir sıçrama yaşadı. Bunlara bir de Panama’da üslerin tekrar kurulması, Paraguay’daki darbeci gitgeller, Haiti’deki askeri işgalinin genişletilmesi ve Arjantin muhafazakar sağının ilerleyişini de eklememiz gerekiyor.<span id="more-4326"></span></p>
<p>Haiti’deki yanki askeri işgalini artırmak için deprem trajedisinin kullanılışı, Küba’ya yaklaşma ve Dominik topraklarına komşu olma noktasında, ABD’nin Karayipler’deki stratejik askeri konumlanışını güçlendirdi.</p>
<p>Chavez’in de dediği gibi Kolombiya-Honduras-Haiti, zayıflayan emperyalist karşı-saldırı politikasını güçlendirmek için ‘şeytan üçgeni’ni temsil ediyorlar.</p>
<p>Ancak şanslı olduğumuz nokta şudur ki, bütün bu değişim dalgasının ortasında, çürümüş- yolsuzluğa batmış ve insanlık-dışı hale gelmiş egemen sınıf yönetimi ve amansız emperyalizmin uygulamalarına karşı koyan ve yaşamak için direnen halklar var.</p>
<p>Emperyalizmin bu karşı-saldırısına özgürleştirici bir saldırı dalgasıyla karşılık verilmeli ve bunun için tüm güçleri biraraya toplamak ve mümkün olan en iyi şekilde ‘ bu sıcak noktalara’ ve ‘krizdeki zayıf halkalara’, bu ‘şeytan üçgeni’ni oluşturan ‘ucube’ politik-askeri planlara saldırmak gerekiyor.</p>
<p>Bunu ancak, Honduras Direnişi’ne güçlü bir şekilde sahip çıkarak ve bu direnişin uluslarası zeminde ‘savaşçı güç’ olarak tanınmasını sağlayacak iyi bir kampanya ile gerçekleştirebiliriz. Aynı şekilde Kolombiya meselesinde silahlı halk direnişine ve sivil ayaklanmaya destek olarak ve Haiti’nin askeri olarak işgaline son verilmesi için harekete geçerek ve yardımın ilaç, yeniden inşa, kaynak yaratma, gıdayı kapsayan ve halkın kendi kaderini tayin etme ilkesinin gözetilmesini sağlayacak bir kampanya örgütleyerek gerçekleştirebiliriz.</p>
<p>Aynı zamanda vakit kaybetmeden, kıtadaki tüm ilerici politik ve sosyal güçleri  büyük bir latin-karayip devrimci güç birliği oluşturmak için harekete geçirmeli ve karşı-saldırılara devrimci saldırıyla karşılık vererek onları bozguna uğratmalıyız.</p>
<p>Narciso Isa Conde: Kıtasal Bolivarcı Hareket Kolektif Başkanlık üyesi Dominikli devrimci lider.</p>
<p>İspanyolcasından çeviren: Canan Ateş</p>
<p>ABP, 07/02/2010</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/%e2%80%98karsi-saldiriya%e2%80%99-karsi-saldiri/' addthis:title='‘Karşı-saldırıya’ karşı saldırı ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/02/%e2%80%98karsi-saldiriya%e2%80%99-karsi-saldiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıtasal Bolivarcı Hareket’ten kamuoyuna duyuru</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2010/02/kitasal-bolivarci-hareket%e2%80%99ten-kamuoyuna-duyuru/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2010/02/kitasal-bolivarci-hareket%e2%80%99ten-kamuoyuna-duyuru/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Feb 2010 20:43:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[bolivarcı]]></category>
		<category><![CDATA[duyuru]]></category>
		<category><![CDATA[hareketten]]></category>
		<category><![CDATA[kamuoyuna]]></category>
		<category><![CDATA[kıtasal]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4325</guid>
		<description><![CDATA[Kıtasal Bolivarcı Hareket olarak, Venezüela Komunist Partisi (VKP) tarafından, aralarında Hareketimizin üyelerinin de bulunduğu Venezüellalı devrimci liderleri ve enternasyonalist devrimcileri öldürmek ve kaçırmak için ülkede iki yıldır CIA ve MOSAD tarafından eğitilen Kolombiyalı özel bir komando birliğinin açığa çıkarılması ile ilgili yapılan deklarasyon üzerine kamuoyuna bir basın açıklaması yapmak istedik. Yakın dönemde yaşananları özetlemek gerekirse: [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/kitasal-bolivarci-hareket%e2%80%99ten-kamuoyuna-duyuru/' addthis:title='Kıtasal Bolivarcı Hareket’ten kamuoyuna duyuru ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><br />
</strong><strong> </strong></p>
<p>Kıtasal Bolivarcı Hareket olarak, Venezüela Komunist Partisi (VKP) tarafından, aralarında Hareketimizin üyelerinin de bulunduğu Venezüellalı devrimci liderleri ve enternasyonalist devrimcileri öldürmek ve kaçırmak için ülkede iki yıldır CIA ve MOSAD tarafından eğitilen Kolombiyalı özel bir komando birliğinin açığa çıkarılması ile ilgili yapılan deklarasyon üzerine kamuoyuna bir basın açıklaması yapmak istedik.<span id="more-4325"></span></p>
<p>Yakın dönemde yaşananları özetlemek gerekirse:</p>
<ol>
<li>7,8,9 Aralık 2009 tarihlerinde Caracas’ta      dünyanın 30 ülkesinden çeşitli politik, sosyal ve kültürel      organizasyonların temsilcilerinden oluşan 1200 civarı delegenin      katılımıyla anti-emperyalist, bolivarcı, enternasyonalist bir oluşum      olarak MCB kuruldu.</li>
<li>Kongremizin açılışından günler      öncesinden itibaren, Kolombiya Hükümeti tarafından hareketimizin kolektif      başkanlık üyeleri arasında FARC-EP lideri Alfonso Cano’nun varlığı bahane      gösterilerek hareketin üyelerine yönelik hukuki baskı ve tehditleri de      içeren bir kriminalizasyon kampanyası başlatıldı.</li>
<li>Bir ay sonra Ocak 2010’da Uribe      dışişleri bakanlığı üzerinden Kolombiya halkının mücadelesiyle dayanışan      devrimci örgütlenmeleri ve şahsiyetleri, ‘politik büro suç şebekeleri’ ve      Kolombiya isyan hareketinin uluslararası çalışanları olarak suçladı ve      akabinde İsveç başta olmak üzere Avrupa’da yaşayan Kolombiyalı mültecileri      RCN adlı Kolombiya radyosunda yaptığı bir açıklamada ‘İsveç’te ve      Avrupa’nın diğer ülkelerinde yaşayan bu profesyonel suç çetelerini ve      psikopatları hepsini ama hepsini halletmeliyiz, onları bitirmeliyiz’      diyerek açık tehditlerde bulundu.</li>
<li>Ocak ayının aynı günlerinde      İspanyol gazetesi El Pais ve Kolombiya gazetesi El Tiempo’da çıkan      açıklamalar üzerinden Bask ülkesi marksist aydınlarından Iñaki Gil de San      Vicente de hedef gösterildi. Aynı şekilde Dominik Cumhuriyeti devrimci      önderlerinden Narciso Isa Conde ile ilgili de birçok öldürme planı deşifre      edildi. Bu iki şahsiyette hareketimizin kolektif başkanlık üyeleri      arasında bulunmaktadır.</li>
<li>Sonraki günlerdeki hedef MCB      kongresine katılımı gerekçesiyle Kolombiyalı gazeteci ve Telesur      televizyonu’nun önceki yöneticisi Jorge Enrique Botero oldu. Uribe’nin baş      danışmanı Jose Gaviria kendisine açık tehditlerde bulundu.</li>
</ol>
<p>Bu süreç içerisinde, birkaç gün önce devrimci istihbarat çalışması, aralarında Venezüella Komunist Partisi, Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi (PSUV), M-28 örgütü, Simon Bolivar Koordinasyonu üyelerinin de bulunduğu MCB ile ilişkili Venezüellalı ve enternasyonalist devrimcilere yönelik bir öldürme planını açığa çıkardı. Şu an Venezüella’da ikamet eden Şili Komunist Partisi Merkez Komite üyesi ve MCB genel yürütme sekreteri yoldaşımız Carlos Casanueva bu tehditi yaşamış bulunmaktadır.</p>
<p>Şunu açıkça belirtmemiz gerekiyor ki, dünya halklarının örgütlenmesi ve emperyalizmin boyunduruğundan kurtulması yolundaki ilerlemeleri durdurmak için, kıtamızdaki ilerici hükümetlere ve devrimci örgütlere, kişilere karşı emperyalizmin bu yeni saldırı kampanyası hızla ilerlemektedir.</p>
<p>Bu yüzden, bu bolivarcı devrimci liderlerin başlarına gelecek herhangi bir olumsuzluktan dolayı, yanki emperyalizmini ve onun bölgemizdeki kuklası narko-paramiliter Uribe hükümetini sorumlu tutacağız.</p>
<p>Bir kez daha Amerikamızın ve dünya halklarının mücadelesine olan bağlılığımızı vurgulayarak, devrimci ve halk örgütlenmelerini, iki yıl öncesinde Ekvator’da olduğu gibi Kolombiya’daki savaşın uluslararasılaştırılmasını amaçlayan bu yeni kriminal plana  karşı çıkmaya ve onu durdurmaya çağırıyoruz.</p>
<p><strong>Kıtasal Bolivarcı Hareket Yürütümü</strong></p>
<p>07/02/2010</p>
<p>İspanyolcasından çeviren: Canan Ateş</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2010/02/kitasal-bolivarci-hareket%e2%80%99ten-kamuoyuna-duyuru/' addthis:title='Kıtasal Bolivarcı Hareket’ten kamuoyuna duyuru ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2010/02/kitasal-bolivarci-hareket%e2%80%99ten-kamuoyuna-duyuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FARC-EP ve ELN’den Ortak Açıklama</title>
		<link>http://www.atik-online.net/2009/12/farc-ep-ve-eln%e2%80%99den-ortak-aciklama/</link>
		<comments>http://www.atik-online.net/2009/12/farc-ep-ve-eln%e2%80%99den-ortak-aciklama/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 20 Dec 2009 11:04:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>AHM</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çeviri]]></category>
		<category><![CDATA[açıklama]]></category>
		<category><![CDATA[elnden]]></category>
		<category><![CDATA[farcep]]></category>
		<category><![CDATA[ortak]]></category>
		<category><![CDATA[ve]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.atik-online.net/?p=4011</guid>
		<description><![CDATA[FARC-EP ve ELN Militanlarına: Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu (FARC-EP) Genel Sekreterliği ve Kolombiya Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) Merkez Komutanlığı adına iki örgütün tüm kadın ve erkek gerillalarına en içten savaşçı, kardeşçe ve devrimci selamlarımızı iletiyoruz. Herşeyden önce güncel durumu, perspektiflerimizi, karşılıklı vaatlerimizi ve iki organizasyon arasındaki sorunları açıklık ve dürüstlük temelinde ifade edebildiğimiz kardeşçe [...]<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/12/farc-ep-ve-eln%e2%80%99den-ortak-aciklama/' addthis:title='FARC-EP ve ELN’den Ortak Açıklama ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>FARC-EP ve ELN Militanlarına:</p>
<p>Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri-Halk Ordusu (FARC-EP) Genel Sekreterliği ve Kolombiya Ulusal Kurtuluş Ordusu (ELN) Merkez Komutanlığı adına iki örgütün tüm kadın ve erkek gerillalarına en içten savaşçı, kardeşçe ve devrimci selamlarımızı iletiyoruz.<span id="more-4011"></span></p>
<p>Herşeyden önce güncel durumu, perspektiflerimizi, karşılıklı vaatlerimizi ve iki organizasyon arasındaki sorunları açıklık ve dürüstlük temelinde ifade edebildiğimiz kardeşçe ve yoldaşça bir atmosferde buluştuğumuzu ifade etmek istiyoruz.</p>
<p>Kapitalizm kriz içerisinde. Emperyalizm ise her zaman yaptığı gibi bunu savaş aracılığıyla aşmaya çalışıyor, Afganistan’daki işgalini varolanlara on binlerce daha asker ekleyerek artırdığı gibi. Bugün Kolombiya, halkımızın isyanını kanla bastırmak için emperyalizmin hizmetindeki bir askeri üsse dönüştürülüyor ve buradan Amerikamızın dağlarından ve ovalarından yayılan yeni projeleri geriletmek amacı güdüyor. Bu savaşçı niyete karşı bir cevap olarak, bütün kıtanın bir sorumluluğu olarak Kolombiya’da barış bayrağını yükseltmek son derece acildir.</p>
<p>Çeşitli sosyal ve halk hareketlerinin kendisini ifade ettiği ve direnişe geçtiği tam da bu saatte, ulusal onuru ayaklar altına alarak, Kolombiyalıların isteklerini kanunsuz, yolsuz, mafyacı kurumsal ve paramiliter baskı yöntemleriyle bastıran ve emperyalizmin en iğrenç kuklalarından birine dönüşen aktüel Alvaro Uribe hükümetine karşı sağlam ve savaşkan bir şekilde karşı koymak için birlikte çalışacağız.</p>
<p>Son değerlendirmeler gösteriyor ki, Uribe’nin iki yönetim dönemi de ekonomik, politik, sosyal, hukuki ve diğer alanlar açısından başarısızlığa uğramıştır ve sonuç olarak ülkenin geleceği açısından Uribe’nin yeniden seçilmesi ya da ‘Ulusal Güvenlik’ doktrinin devam ettirilmesi hatadan ve riskten başka birşey olmayacaktır. Sadece ve sadece yurtsever, demokrat , devrimci ve savaştan politik bir çözümle çıkma umudunu taşıyan Kolombiyalıların birliği ve kararlı eylemliliği savaşı durdurabilir, barışı yakalayabilir ve kaderi Amerikamızda bugün yaşanan yeni dinamiklere çok uzak olmayan tanımlamaları içeren Yeni bir Kolombiya’nın inşasını mümkün kılabilir.</p>
<p>Sürecin taleplerinin kavranılışı ve devrimci koşullarımız bütün birimlerimize şunları emretmeyi gerekli kılıyor:</p>
<ol>
<li>Bu belgenin yayınlanışından itibaren iki güç arasındaki herhangi bir gerilim derhal ortadan kaldırılacaktır.</li>
<li>Halkın düşmanlarıyla hiçbir şekilde ilişkiye girilmeyecek, birbirimiz hakkında herhangi bir açıklama yapılmayacaktır.</li>
<li>Savaşçı olmayan halk kesimlerine, mallarına, çıkarlarına ve sosyal örgütlenmelerine saygı duyulacaktır.</li>
<li>İki organizasyon arasında dengeli ve birbirine saygılı bir üslup kullanılacaktır.</li>
</ol>
<p>Ülkenin bazı bölgelerinde yaşanmış olan bu saçma çatışmaların gerçek nedenlerini bulmak, aydınlığa kavuşturmak, zararları telafi etmek ve bu süreci aşmak için zeminleri ve mekanizmaları oluşturma sorumluluğunu üstleniyoruz. Devrimci birlik ve kardeşliği yaratacak analiz ve dürüst-yapıcı özleştiriyi önceliğimize almalıyız.</p>
<p>Bizim tek düşmanımız Kuzey Amerika emperyalizmi ve onun yardakçı oligarşisidir; bunların karşısında da tüm savaşçı ve devrimci enerjimizi harcamaya söz veriyoruz.</p>
<p>1990 yılında yaptığımız Komutanlar Zirvesinde onaylanan bütün davranış normlarının geçerliliğini tasdikliyoruz.</p>
<p>İki örgüt arasındaki birlik ve sorunlara dair kamuoyuna yapılacak her türlü açıklamadan Sekreterya ve Merkez Komutanlık yetkilidir.</p>
<p><strong>Yetiştirmemiz gereken örnekler Manuel Pérez Martínez ve </strong></p>
<p><strong>Manuel Marulanda Vélez’dir!</strong></p>
<p><strong>Yurdumuza saygı duy, Yanki Kolombiya’dan Defol!</strong></p>
<p><strong>ELN Merkez Komutanlığı ve FARC-EP Merkez Kurmay Heyeti Sekreteryası tarafından</strong></p>
<p>Kolombiya Dağları, Kasım 2009</p>
<p>Anncol Haber Ajansı, 18.12.2009</p>
<p>İspanyolcasından çeviren: Canan Ateş</p>
<div class="addthis_toolbox addthis_default_style addthis_32x32_style" addthis:url='http://www.atik-online.net/2009/12/farc-ep-ve-eln%e2%80%99den-ortak-aciklama/' addthis:title='FARC-EP ve ELN’den Ortak Açıklama ' ><a class="addthis_button_preferred_1"></a><a class="addthis_button_preferred_2"></a><a class="addthis_button_preferred_3"></a><a class="addthis_button_preferred_4"></a><a class="addthis_button_compact"></a></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.atik-online.net/2009/12/farc-ep-ve-eln%e2%80%99den-ortak-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

