24 Mayıs 2012 | ATİK | Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu | abone ol

12345 (Haber henüz oylanmadı)
35 okuma

İskoçya’nın bağımsızlık referandumu nasıl tartışılıyor?  

16 Ocak 2012 | 13:15 

İSKOÇYA | 16 – 01–2011 | İskoçya’nın bağımsızlığıyla ilgili tartışmalar tüm Avrupa’da dikkatle izlenirken, Londra ile Edinburg arasında referandum tarihi yaklaştıkça siyasi tansiyon giderek yükseltiyor. Öyle ki gelirlerin paylaşımı, İskoçya’daki nükleer silah sistemlerinin geleceği tartışılırken, Londra bağımsızlık sonrası hesap yapmaya başladı.

Son bir haftadır İskoçya’nın bağımsızlığıyla ilgili tartışmalar yeniden Britanya gündeminin en önemli konusu oldu. Aslında bu, uzun yıllardır yaşlı adanın ve İskoçya’da gündelik siyasetin değişmez konularından biri. Ancak bu kez durum çok daha ciddi olarak tartışılıyor. İskoç halkının bağımsızlık konusunda karar vereceği referandum tarihi yaklaştıkça pazarlıklar, siyasi oyunlar yükseliyor.

Tartışmalar geçtiğimiz hafta İngiltere Başbakanı David Cameron’un referandumun içeriği ve zamanlaması konusunda atağa geçmesiyle hararetlendi. 2011 yılında yapılan seçimlerde büyük bir başarı kazanarak İskoç parlamentosunda çoğunluğu kazanan bağımsızlık yanlısı SNP, seçimlerin hemen ertesinde bağımsızlıkla ilgili referandumun 2014 yılının sonbaharında yapılacağını ilan etti. SNP, referandumda İskoç halkına ayrılma, mevcut durumun devamı ve tam özerklik olmak üzere üç tercih sunulacağını açıkladı.

SNP, geçtiğimiz Ekim ayında “Başlıyoruz” sloganıyla İskoçya’nın Birleşik Krallık’tan ayrılması için güçlü bir kampanya başlatarak referandum çalışmalarına başladı.

Başlangıçta SNP’nin planı karşısında fazla ses çıkarmayan İngiliz hükümeti, geçtiğimiz hafta içinde strateji değişikliğine giderek referandumun zamanı ve içeriği konusunda “kırmızı çizgilerini” ortaya koydu.

Başbakan Cameron, belirsizliğin politik ve ekonomik istikrara zarar verdiğini iddia ederek referandumun en geç 18 ay içinde (tercihen 2013 başında) yapılması gerektiğini söyledi. Hükümet sözcüleri, referandumda halka ‘evet’ ve ‘hayır’ olmak üzere iki seçenek sunulması gerektiğini, böyle bir konuda “belki” diye bir tercihin olamayacağını söyleyerek “tam özerklik” seçeneğine karşı çıktılar ve bunun İngiliz hükümeti açısından “kırmızı çizgi” olduğunu açıkladılar.

Ardından İngiltere siyasetinin üç hakim partisi olan Muhafazakarlar, Liberal Demokratlar ve İşçi Partisi işbirliğine giderek SNP’nin bağımsızlık kampanyasına karşı “birlik” kampanyası başlattılar.

BAĞIMSIZLIK EĞİLİMİ GÜÇLENİYOR

Londra, tutumunu gerekçelendirirken SNP’yi siyasi fırsatçılıkla suçluyor ve bağımsızlık kararı çıkmayacağını bildiği için zaman kazanmaya çalışmakla, “tam özerklik” seçeneğini gündeme getirerek de bağımsızlık kararı çıkmaması ihtimaline karşı bir sigorta arayışı içinde olmakla itham ediyor.

Yapılan kamuoyu araştırmaları ise İskoç halkının bağımsızlık konusunda henüz kararsız olduğunu ortaya koyuyor. Ancak İskoçya’ya tam mali özerklik kazandıracak olan üçüncü seçeneğin referanduma sunulması halinde halkın en az yüzde 90′ının oyunu alacağını gösteriyor. Bu nedenle İngiliz hükümeti vergi ve bütçe konusunda İskoçya üzerindeki bütün kontrolünü kaybedeceği, tam özerklik ve azami yetki devri konusuna karşı çıkıyor.

Ancak tartışmanın içeriği bir yana “biçimi” giderek daha fazla öne çıkıyor, çünkü İngiliz hükümetinin öne sürdüğü gerekçeler ne olursa olsun İskoç halkına hangi soruların sorulacağı ve bunun ne zaman yapılacağını dikte ediyor. SNP sözcüleri ise referandumun zamanı gerekse sorulacak soruların içeriği konusunda kararın sadece İskoç halkına ait olduğunu belirterek hükümetin tavrını eleştiriyor.

SNP Genel Başkanı Alex Salmond, Independent gazetesi için kaleme aldığı bir makalede Londra’nın bu tutumunu “kabadayılık” olarak niteleyerek, “Bağımsızlık konusundaki düşüncesi ne olursa olsun, sıradan bir İskoç için muhafazakar bir başbakanın seçilmiş İskoç hükümetine ne yapacağını dikte etmesinden daha kışkırtıcı bir şey yoktur” diye yazdı.

Salmond bu düşüncesinde yalnız değil, özellikle liberal İngiliz basınında yer alan yorumlarda hükümetin bu konudaki tutumunun başlı başına İskoçya’da bağımsızlık fikrini güçlendirebileceği dile getiriliyor.

Peki gerçekten öyle mi? Son dönemde yapılan kamuoyu araştırmaları öyle olduğunu gösteriyor. 15 Ekim’de yapılan bir kamuoyu araştırması İskoç halkının yüzde 49′unun bağımsızlık, yüzde 37′sinin ise Krallık içinde kalmaktan yana olduğunu göstermişti. Bağımsızlık eğilimi İskoç gençler ve işçiler arasında giderek güçlendiği gözleniyor. Bu sonuçları dikkate alan SNP, bağımsızlık konusunun gelecek kuşakları ilgilendirdiğini belirterek referandumda oy sınırını 16′ya indirmeyi planladıklarını açıkladılar. Üzerine fazla konuşulmasa da bu önerinin Londra’yı alarma geçiren bir faktör olduğu belirtiliyor, çünkü kafasında Kraliyetin nostaljik anılarının olmadığı gençlerin oyu referandum sonuçlarını ciddi şekilde etkileyebilir.

Tartışmaların bir başka boyutuysa referandumun hukuki statüsüne ilişkin olarak sürüyor. İngiltere’de referandumlar parlamentonun aksi yönde bir kararı olmadıkça, karardan ziyade tavsiye niteliği taşıyor. SNP ise bu konuda İskoçya’nın elinde “yeterince” yetki olduğunu söyleyerek referandum sonucunun bağlayıcı olacağını belirtiyor. Hükümete yakın bazı kaynaklarsa referandumdan sonuç ne yönde çıkarsa çıksın kararın parlamentoya ait olduğunu veya meselenin Yüksek Mahkeme tarafından belirleneceğini öne sürüyor. Ancak bu konuda hakim görüş, referandumda bağımsızlık yönünde bir karar çıkması halinde hiçbir kurumun bu “moral baskıya” dayanamayacağı ve sonraki sürecin büyük ihtimalle Londra ile Edinburgh arasında bağımsızlık sonrasına ilişkin pazarlıklarla geçeceği yönünde.

BELİRSİZ BİR EKONOMİK GELECEK

Referandumun tarihi ve içeriği konusundaki tartışmalar süredursun kesin olan tek şey kısa zaman içinde İskoç halkının bağımsızlık için kararını vermek için sandık başına gideceği. Bu nedenle İngiltere ve İskoçya’da gazete ve internet sitelerinde harıl harıl bağımsızlığın olası sonuçları üzerine senaryolar üretiliyor.

Bu konudaki en önemli tartışmalardan biri bağımsız bir İskoçya’nın hangi para birimini kullanacağı üzerine sürüyor. SNP lideri Salmond, bağımsızlık durumunda İskoçya’nın hem AB üyeliği için başvuracağını hem de sterlin kullanmaya devam edebileceğini açıkladı. İngiliz hükümetinde ekonominin dümenini elinde tutan George Osbourne ise, bu konuda sorulan bir soru üzerine kesin bir yanıt vermekten kaçınarak İskoçya’nın euro kullanmak zorunda kalabileceğini ima etti.

Ekonomiyle ilgili tartışmalar sadece para birimi konusunda sürmüyor, başta Osbourne olmak üzere İngiliz hükümet üyeleri, İngiltere’nin mali desteğinden yoksun kalan bağımsız bir İskoçya’nın ekonomik kriz koşullarında 140 milyar sterlini bulan borcun altından kalkamayacağı yönünde açıklamalar yaparak SNP üzerinde baskı kurmaya çalışıyor. Bağımsızlık yanlısı İskoçlar ise bu borcun sorumlusunun ekonomiyi krize sokan İngiliz hükümeti olduğunu söyleyerek, mali bağımsızlığa kavuşacak bir İskoçya’nın OECD’nin en zengin yedinci ülkesi olacağını öne sürüyor.

İskoçların borçlar konusundaki en büyük güvencelerinden biri Kuzey Denizinde bulunan petrol ve doğal gaz yatakları. SNP bu yatakların büyük kısmının İskoçya karasularında olduğundan hareketle bunların işletme hakkının kendilerine ait olduğunu belirtiyor. Bu yataklar muhtemelen bağımsızlık kararı çıkması halinde iki taraf arasındaki en önemli pazarlık konularından biri olacak. Ancak birçok bağımsız uzmanın Kuzey Denizindeki petrol üretiminin süratle düştüğünü ve orta vadede bu kaynaklara dayalı bir ekonomi planlamasının ülkeyi kaosa sürükleyebileceğini söylediğini de not etmekte fayda var.

İNGİLTERE NÜKLEER TESİSLERİNİ KAYBEDEBİLİR

Şu an tartışmalarda fazla öne çıkmasa da İngiliz Savunma Bakanlığı’nın da bağımsızlık tartışmalarını dikkat ve endişeyle takip ettiğini söylemek mümkün. İngiltere’nin nükleer silah sistemlerinin büyük bölümü İskoçya’ya konuşlandırılmış durumda. SNP, güvenlik yetkilerine kavuştuğu gün bu tesisleri kapatacağını uzun zamandır dile getiriyor ve bu konu hükümeti en fazla düşündüren konulardan biri. Bu tesisleri başka bir alana taşımanın milyarlarca sterline malolacağı tahmin ediliyor.

İngiliz Savunma Bakanlığı tarafından daha önce yayınlanan bir raporda bağımsız bir İskoçya’nın İngiliz nükleer silah programı üzerindeki “bir numaralı” risk unsuru olduğu dile getirilmişti. Basında yer alan bazı yorumlarda, İngiliz hükümetinin İskoçya’nın bağımsız olması halinde bu tesisleri korumaya çalışacağı ve bunun için petrol rezervleri üzerindeki iddialarından bile kısmen vazgeçebileceği dile getiriliyor.

İskoçya’nın bağımsızlık ilan etmesi ihtimali bunların dışında İngiltere’nin AB içindeki ağırlığından Birleşik Krallık’ın diğer iki üyesi Kuzey İrlanda ve Galler’in durumuna, uluslararası ilişkilerden İngiliz parlamentosundaki dengelere kadar birçok alanda radikal değişikliklere sebep olacak. Bu son konuda özellikle İşçi Partisi endişe içinde. Muhafazakarlar İskoçya’da tarihsel olarak hiçbir zaman güçlenemediler ve Muhafazakar Parti son genel seçimde İskoçya’dan sadece bir vekil çıkarabildi ancak İşçi Partisi’nin şu an İskoçya’dan seçilmiş 41 vekili bulunuyor. Partinin İskoçya’daki geleneksel tabanını kaybetmesi durumunda uzun yıllar anamuhalefete demirleyebileceği dile getiriliyor. İşçi Partisi’nin Muhafazakarlarla apar topar bağımsızlık karşıtı kampanya başlatmasının önemli nedenlerinden biri de bu.

İskoçya bu sürecin sonunda bağımsız bir ülke olarak yeniden mi doğacak yoksa İngiltere ile 300 yıllık birliğine devam mı edecek bunu önümüzdeki günler gösterecek. Şimdilik iki taraf da kendi kampanyalarına başladı ve dünya merakla çıkacak sonucu bekliyor.

Britanya’da süren tartışmalar bütün bunların yanısıra bir şeyi daha gösteriyor. Ulusal meselede ayrılma hakkı bambaşka bir şekilde konuşulabiliyor. Şu ana dek sindirme amaçlı çıkışlar ve ayak oyunları olsa da iki taraf da meseleyi ‘bölücülük’, ‘vatan hainliği’ gibi bir yere sokmadı. Ortada “kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılır” diye böğüren başbakanlar, “bir karış toprak vermeyiz” diye sağa sola efelenen generaller, vatan-millet hamaseti yapan köşe yazarları, “bölücüleri” linç etme çağrısı yapan faşistler olmadığı zaman ulusal mesele halklar arasında düşmanca bir gerginlik olmadan konuşulabiliyor. Tersine, son yapılan kamuoyu araştırmaları İngiliz halkı içinde İskoçya’nın bağımsızlığını destekleyenlerin birlik içinde kalmasından yana olanlardan daha fazla olduğunu gösteriyor. “Bölücü” edebiyatının bittiği yerde sahici ilişkiler yeşeriyor. Belki de İskoçya tartışmalarından şu an için çıkarılabilecek en önemli ders bu. (ANF)

AHM-ATİK Haber Merkezi


Diğer Haberler

İngiliz partiler İskoçya’nın bağımsızlığına karşı birleşti
Alman Halkı da Euro – Referandumu İstiyor
Avrupa’da Kürd Karşıtlığı Nasıl Gelişti?
Okumak Beyni Nasil Değiştirir?
Demokrasiyi Nasıl Bilirsiniz?
Uzmanı ve Uzmanlığı Nasıl Bilirsiniz?
’11-M-Olayı’ Ya da; ‘Terör’ Avrupa’ya nasıl geldi?
Şeyh Bedreddin’le Birlikte Nasıl Örgüt Kurduk?
Dünya Solu 2009′u Nasıl Yaşadı?
DİNİN ANTROPOLOJİSİ NASIL YAPILIR?[1]