Van Günlüğümüz – 1
3 Aralık 2011 | 12:00 | AHM-Y. C. Koyuncu
VAN | 28 – 11 – 2011 | Güneş parlıyor, hava güzel. Ayakların dans etmek istiyor. Ama yinede aklının bir kenarında dursun:
Birileri şu an acı çekiyor.
(Bob Marley)
-“Hiç deprem yaşadın mı?“
-“Yaşadım. Çocuktuk. 69 Erzincan depremini hayal mayal hatırlıyorum.”
-“Ben hiç yaşamadım. Durumu kafamda canlandıramıyorum bile….”
Hiçbirimiz canlandıramıyoruz aslında. Zihnimizde medyaya yansıyan kareler ve bilgilerle, bizi tam anlamıyla neyin beklediğini bilmeden, önce 7.2 `lik, sonra da 5,6 `lık olmak üzere bir ay içerisinde 5 bin den fazla artçıyla da sarsılan deprem bölgesine, Van` a doğru hareket ediyoruz.
İstikametimiz, acının çaresizlikle, çaresizliğin yoksullukla, yoksulluğun ise yine çaresizlikle buluştuğu, bağrında büyük bir inatla umut besleyen topraklara. T.C. devletinin menfaatçi ve ırkçı politikalarıyla birlikte iyiden iyiye azan yaraların şehrine….
Bu yaraları saramayacağız. Bunu biliyoruz. Ama bir nebze de olsa yaşamın normal akışında ilerleyebilmesi için bir katkıda bulunabileceğiz. Bulunabileceğimizi umuyoruz en azından. Bundan daha da önemlisi ATİK` in “Van` a kardeş elini uzat” çağrısına yanıt olan yüzlerce Avrupa` lı işçi ve emekçinin sıcak selamlarını götüreceğiz afet bölgesine.
İçimizde buruk bir heyecan var. “Geliş sebebimiz bu olmasaydı keşke” diye geçiyor gönlümden. Sebeb – i ziyaretimizi Newroz coşkusuna borçlu olsaydık mesela. Ya da umut dolu bir kongreye. Ya da Kürt halkının erdemli mücadelesinin haykırışlarına daha yakından tanıklık edebileceğimiz her hangi bir vesileye….
Buraya gelmemize sebep olan deprem gerçeği, Türkiye Kürdistanı` nın güneşi Serhad` ın ve onun kalbi olan Van` ın yardımına koşabilmiş olmanın heyecanının önüne geçemiyor!
Paylaştıkça sarılacak yaralar. Paylaşarak çoğalan sevgiye karşın, paylaşarak azalacak acılar çünkü….
★
Eski, tabelalardan yoksun Van havaalanına iniyoruz. Yerlerde bir gün önceden yağmış olan karın izleri var. Kar, kısmen çamura, kısmen de buza dönüşmüş. Gözümüze ilk çarpan şey insanların telaşlı ama sabırlı tavırları oluyor.
Van belediyesinden gelen arkadaşla kısa bir selamlaşmadan sonra belediye binasına doğru yola koyuluyoruz. İlerledikçe, kafamızda canlanan şekliyle enkaz yığınları yerine, boş sokaklar karşılıyor bizi.
Biliyoruz bu duyguyu. İnsanoğlunun daha yaşanılır bir hayat ümidiyle düştüğü yolculuklar, annelerimizin,babalarımızın hayeller yüklenerek attığı adımlar tanıdık bize. Göç gerçeği, içli bir dua sadeliğiyle sarıyor hem Serhad` ın, hem bizim kalbimizi.
Özellikle ikinci (5,6 şiddetindeki) deprem şehri ağır şekilde sarsmış. Kentteki hemen hemen her bina gibi, belediye binası da kullanılamaz durumda olduğu için, yetkililer çareyi tek katlı dairelerden oluşan (eskiden evlendirme dairesi olarak kullanılan) Kültür Parkı` nın çindeki alana yerleşmekte bulmuşlar. Kültür Parkı, Van kalesinin neredeyse dibinde, ama biz bunu ancak şehirden ayrılmadan önce belediye gönüllüleri ve emekçileriyle vedalaşmak için alana geri döndüğümüzde farkediyoruz.
Basından sorumlu arkadaş karşılıyor bizi, ardından da adeta karınca azmiyle çalışan gönüllüler. Kriz masası odasının telefonları dursa ziyaretçileri, ziyaretçileri dursa yetkilileri durmak bilmiyor. Çalışma temposunu aksatmamak adına heyetteki yoldaşlardan ayrılıp basın odasına geçerek, birazdan gerçekleşecek olan Selahattin Demirtaş` ın basın açıklamasını beklemeye koyuluyoruz.
Depremin acısının etkisini tersine çevirmek için mi, ortamı yumuşatmak için mi, yoksa gözümüzü korkutmamak için mi bilinmez ama, muhabirler deprem anını esprilerle anlatmaya başlıyor. Biri Düzce depreminden sonra aylar boyunca rüyasında antremanlı olduğu için, Erciş depreminde de 2. kattan koşarak camı parçalayıp ağaca tutunarak kurtulmuş, diğeri ise yeğeninin düğününde takı sırası kendisine geldiği anda sarsıntıyla birlikte takısını takamamış ve herkese “6 milyar takacaktım” diye (aslında 1,5 milyar takacakmış) hava atmış. Bi başkası ise annesi kendi canının derdine düşünce o da öz evlatlığını sorulamaya başlamış.
Trajikomik hikayelerin ardından Selahattin Demirtaş` ın basın açıklamasını dinliyoruz ve ardından kendisiyle, Belediye Başkanı Bekir Kaya ile ve Van Milletvekili Özdal Üçer ile röportajlarımızı gerçekleştiriyoruz.
Dile gelenlerin doğruluğundan şüphe edicek değiliz zaten ama, anlatımlar uzadıkça öğrendiklerimize inanasımız gelmiyor! AKP valisinin yardımları engellemesi bizi şaşırtmaya yetmedi elbet, fakat çadırkentte insanlar çadır bulamadıkları için naylon ve tahtalardan el yapımı barakalarda yaşarken, yurdışından gelen İngiliz tipi kışlık konteynırlerin Erciş` te (Erciş Belediyesi AKP` nin!) ahır olarak kullanılmasını duyduğumuz an, yani “onların” hayvanlarının bile “bizim” insanlarımızdan daha değerli (!) olduğu zihniyetinin arsızca günışığına çıkarak suratımıza tokat gibi indiği an, faşizmin nasıl büyük bir insanlık suçu olduğunu benliğimizde bir kez daha hissettiğimiz andır!
Söylemeden geçmek haksızlık olur: Belediye Başkanı Bekir Kaya` yı basından takip etmeye çalışmıştım. Onu orda gördüğüm ilk an ise (aşırı kilo vermiş olmasından kaynaklanabilir) tanıyamadım. Heyetle olan görüşme boyunca yaptığımız çekimlerde onu yakından gözlemleme şansım oldu. Tüm bu yaşananlar karşısında, özellikle de valiliğin belediyeye karşı adeta savaş açmış olmasının da etkisiyle, halkına yetememiş olmamın yükünü taşıyor gibiydi omuzlarında. Mimiklerindeki içtenlik ve sahiplenme duygusu, çocuğunu öngöremediği bir felaketten , veyahut hastalıktan koruyamamış olan bir babayı andırıyor. Aslında halkının tüm karakteristik özellikleri onda yaşam bulmuş gibi: ezilmiş, mücadeleci, azimli, kararlı ve mahzun….
ATİK kampanyasının sonucunu Belediye Başkanı ve yetkililerle paylaşıp karşılıklı değerlendirmeler yaptıktan sonra, oradan ayrılarak, esas acının düştüğü yere, sokaklara ve insanların arasına doğru yol alıyoruz….
AHM-ATİK Haber Merkezi




(Toplam 6 oy, ortalama: 4,83)









