Biyo-yakıt Şirketleri Verimli Toprakları Yağmalıyor
23 Aralık 2011 | 10:30
LONDRA | 23 – 12 -2011 | Gıda politikaları üzerine çalışan Uluslararası Toprak Koalisyonu adlı organizasyon tarafından yayınlanan bir rapor, son on yıl içinde, açlıkla boğuşan dünyada verimli toprakların yarıdan fazlasının başta biyo-yakıt şirketleri olmak üzere uluslararası tekeller tarafından tarım dışı amaçlar için kullanılmak üzere yağmalandığını ortaya koydu.
2000 yılının başından beri yapılan tüm toprak alım, satım ve kiralama sözleşmelerini mercek altına alan ve 40′tan fazla organizasyonun katkı sunduğu rapor, şimdiye dek bu alanda yapılmış en kapsamlı çalışma niteliğinde. Rapora göre son on yıl içinde şirketler tarafından gasp edilen toprakların büyüklüğü 203 milyon hektar, başka bir ifadeyle İngiltere’den sekiz kat daha büyük bir alan. Bu toprakların yüzde 53′ü, biyo-yakıt şirketleri tarafından araç yakıtına dönüştürülmek üzere şekerkamışı, mısır ve soya ekimi için kullanılıyor. Bunların ardından toprak talanında sırasıyla enerji ve madencilik şirketleri geliyor.
Özellikle 2009′dan itibaren büyük bir artış gösteren toprak gaspında şirketlerin en büyük hedefi Afrika. Açlıkla kıvranan kıtada son on yılda 134 milyon hektar alan söz konusu şirketler tarafından talan edildi. Bugün, Afrika’nın ekilebilir topraklarının yüzde 66′sı, biyo-yakıt üretimi için kullanılırken sadece yüzde 15′i gıda üretimi amaçlı tarım için kullanılıyor. Toprak yağmasında Afrika’yı 43 milyon hektar alan ile Asya takip ediyor.
Sadece verimli tarım alanlarıyla yetinmeyen şirketler, ormanları da yakıt tarlası haline çeviriyor. Rapora göre Endonezya’daki tropik ormanların yarıdan fazlası geçtiğimiz on yıl içinde talan edilirken asıl büyük tehlike Güney Amerika’daki Amazon ormanlarında yaşanıyor. Dünyanın akciğeri olarak tabir edilen Amazon yağmur ormanları, dört bir yandan biyo-yakıt ve enerji/maden şirketleri tarafından adeta traş ediliyor. Örneğin Peru’daki 75 milyon hektarlık Amazon bölgesinin 53 milyon hektarı petrol ve maden şirketleri tarafından talan edilmiş durumda. Bu bölgelerin içinde korunaklı alanlar ve yerlilere ait bölgeler de bulunuyor. Aynı sorun Brezilya’da da yaşanıyor.
DOĞA TALANI İNSAN SÖMÜRÜSÜYLE EL ELE GİDİYOR
Şirketler azgelişmiş ülkelerdeki geniş alanları ucuz fiyata kapatıp karlarına kar katarken olan yerli halka oluyor. Son on yıldır yaşanan toprak gaspından dolayı 500 milyondan fazla insanın olumsuz etkilendiği tahmin ediliyor. Bu insanların büyük kısmını küçük çiftçiler ve geçimini ormandan sağlayan insanlar oluşturuyor.
Toprağın yasal kullanımı hükümetlerin kontrolünde olduğu için büyük lobi fonlarını ellerinde tutan şirketler, hükümetlerle yürüttükleri gizli pazarlıklar sonucu işlerine en uygun gelecek şekilde anlaşmalar imzalıyorlar. Bunun yanında şirketler halka şirin gözükmek için yeni iş alanları oluşturmak, okul ve sağlık hizmeti veren tesisler kurmak gibi sözler veriyorlar. Ancak bu sözler, kontrole tabi değil hatta çoğu zaman yazılı kontratlarda bile yer almıyor. Bu nedenle raporda şirketlerin şimdiye dek yoksul halka verdikleri sözlerin hemen hemen hiçbirini yerine getirmedikleri dile getiriliyor.
Hükümetlerle yaptıkları özel anlaşmalar sonucu büyük vergi avantajlarına kavuşan biyo-yakıt şirketleri, bölgedeki yoksul halkı son derece düşük ücretlerle ve hiçbir güvenceye sahip olmadan çalıştırıyorlar. Rapor, kadınların bu durumun sonucu olarak daha da ağır baskı koşullarında yaşamak zorunda kaldığının ve sömürünün esas yükünü çektiğinin altını çiziyor. Bu duruma tepki olarak Afrika, Asya ve Güney Amerika ülkelerinden çiftçiler, geçtiğimiz ay Mali’de toplanarak dünyanın ilk uluslararası küçük çiftçiler konferansını gerçekleştirdiler ve şirketlere karşı mücadele kararı aldılar.
BİYO-YAKITLARIN KİRLİ YÜZÜ
Güney yarımkürede süren bu doğa ve insan sömürüsünde sadece biyo-yakıt üreticilerinin değil farklı alanlardan birçok şirketin payı var. Başta Cargill olmak üzere biyo-yakıt üreticisi şirketler sistemin başını tutuyor ancak daha sonra zincire başka sektörler de katılıyor. Yüksek teknoloji firmaları bu alanda kullanılacak altyapıyı hazırlıyor. DuPont, Shell, BP, ExxonMobil gibi enerji ve petrokimya şirketleri hem üretim hem dağıtım aşamasında pazara dahil oluyor. Goldman Sachs ve JP Morgan gibi bankalar “eko-sistemi gözettiği için” biyo-yakıt sektörüne düşük faizli kredilerle milyarlarca dolar akıtıyor.
Çiftçiler ve çevre örgütleri, gelişmiş ülkelerde “temiz enerji” diye pazarlanan biyo-yakıtın muazzam bir doğa ve insan sömürüsüne dayandığını belirterek bu alanda yapılan işlemlerin şirketlerle hükümetler arasında süren pazarlıklar halinden çıkarılması ve uluslararası yasal bir düzenlemeye kavuşturulması için uzun zamandır çağrı yapıyor. Ancak bugüne dek, sadece son on yılda azgelişmiş ülkelerdeki verimli toprakların yarıdan fazlasını gasp eden bu sektöre karşı hiçbir yasal düzenleme yapılmış değil.
Biyo-yakıt şirketleri tarafından yapılan talanın en büyük sorumluları arasında dünya biyo-yakıt tüketiminin yüzde 90′ından sorumlu olan ABD, AB ve Brezilya başı çekiyor. Özellikle AB, 2020′ye kadar ulaşımda biyo-yakıtların payını yüzde 10′a çıkarma yönündeki kararı sonucunda biyo-yakıt tüketimini tırmandırdığı için çevre örgütleri tarafından ağır şekilde eleştiriliyor.
Biyo-yakıt üretimi özellikle son on yılda petrol fiyatlarının artışıyla birlikte büyük bir hız kazandı. Kaynağından dolayı çoğu zaman “yenilenebilir enerji” olarak gösterilen bu yakıt türü, birçok çevre tarafından ormansızlaştırma, eko-sistemin tahribi, küçük çiftçiliği yıkıma uğratması ve gıda fiyatlarını tırmandırması nedeniyle eleştiriliyor ancak kullanımı katlanarak artmaya devam ediyor. Günümüzde her yıl 7 milyondan fazla insan açlıktan ölürken sadece ABD, en yoksul 82 ülkenin ihtiyacına yetecek miktarda mısırı otomobil yakıtına dönüştürülmek üzere kullanıyor.(Barış Kınık/ANF)
AHM-ATİK Haber Merkezi













