3 Aralıkta Alanlardayız
2 Aralık 2011 | 19:13
FAYSAL ÖZÇİFT | 02 – 12 – 2011 | KCK ile ilişkilendirilerek KESK üyelerine yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonlar sonrasında açılan davada, aralarında KESK Genel Başkanı Lami Özgen’in de bulunduğu 25 KESK yönetici ve üyesine 6′şar yıl 3′er aylık hapis cezası verildi.
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla 28 Mayıs 2009 tarihinde KESK’e yönelik başlatılan operasyonda İzmir’de 28, Ankara’da 3, İstanbul, Manisa ve Van’da 1′er kişi olmak üzere çoğu öğretmen 34 kişi gözaltına alınmıştı. Bunlardan 22′si tutuklu toplam 31 kişi hakkında dava açılmıştı. 22 KESK’li, 6 aylık tutukluluğun ardından serbest bırakılırken, İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava bir kaç gün önce (28.11.2011) sonuçlanmıştı.
Verilen cezalar şüphesiz ki sürpriz olmadı. Kamu emekçileri hareketi kuruluşundan bugüne her türden saldırının muhatabı oldu. Adli, idari soruşturmalar, disiplin cezaları, sürgünler, gözaltı ve tutuklamalar, işten çıkarmalar ve en önemlisi onlarca emekçi faaili-meçhul cinayetlere uğrayıp hayatını kaybetti.
Saldırılar her dönemin özelliklerine göre şekillendi. Yakın tarihte 93 konseptiyle faili belli cinayetler ve işkencelerle muhalif güçler sindirilmeye çalışılırken, bugün esas olarak gözaltı ve uzun tutukluluk süresiyle, tutukluluğun cezaya dönüştürülmesiyle, toplumsal muhalefet bastırılmaya ve korku salınmaya çalışılmaktadır.
KESK yönetici ve üyelerine verilen en son hapis cezaları da bugün sürdürülen siyasi soykırım operasyonlarının devamıdır. Şu anda KESK üyesi 32 sendika yönetici ve üyesi ceza evlerinde tutuklu bulunmaktadır.
Çalışma hayatını “ustalık dönemine” uygun dizayn etme politikalarının dayatıldığı bir süreçte 25 KESK yönetici ve üyesine ceza yağdırılması tesadüf değildir.
Yine tesadüf olmayan bir başka gerçeklik ise KESK’e dönük saldırının, sürdürülen Kürt siyasi soykırımın bir devamı olması ve Kürt emekçilerine yansımasıdır.
Dolayısıyla BDP yönetici- üyelerine, aydınlara, akademisyenlere ve yazarlara dönük gözaltı- tutuklama operasyonları, sadece demokratik siyaseti yasaklamakla kalmıyor. Demokratik kitle örgütleri ve sendikaları da hedeflediği açıkça görülüyor…
Her gün yeni gözaltı ve tutuklamalarla uyanıyoruz. Kanıtsız tanıksız ve hiç bir demokratik hukuka uymayan bu tutuklamalar binleri buluyor. ‘Taraf olmayan bertaraf olur’ anlayışı ile sürdürülen bu sürek avı demokratik muhalefeti yok etmeyi hedefliyor.
Türkiye açık-kapalı cezaevine dönüştürülüyor. Can Dündar’ın, Türkiye’deki “terörist” sayısıyla ilgili aktardığı rakamlar oldukça çarpıcıdır. Rakamlar AKP’ icraatının aynası gibidir: “Associated Press (AP) haber ajansı, 11 Eylül sonrası 66 ülkede yaptığı araştırmada, güvenlik yasalarının sertleştiğini, tutuklamaların arttığını saptadı. Peki 66 ülke içinde en çok “terörist” hangi ülkede çıktı dersiniz? Bildiniz: Türkiye’de… 2001’den beri dünyada 35 bin kişi terörist diye hüküm giymiş. Bunların üçte biri (12 bini) Türkiye’de… 2. sırada 7 bin terör hükümlüsüyle Çin var. Üstelik bizdeki patlama son 5 yılda yaşanmış: 2005’te 273 olan “terörist” sayımız, 2009’da 6345’e çıkmış.” (01.11.2001 Milliyet)
Evet ” 2005’te 273 olan “terörist” sayımız, 2009’da 6345’e çıkmış.” “Terörist” sayısı artmaya devam ediyor. Devletin tepelerinden “intikam” naraları atılıyor, her yerde “terörist” avına çıkılıyor.
Bir yandan operasyonlar sürüyor, dağ-taş bombalanıyor, şu kadar “terörist etkisiz hale getirildi” diye bayram yapılıyor, diğer yandan ise şehirlerde siyasi soykırıma devam ediliyor.
Sürdürülen savaş siyasetiyle Kürt ve Türk gençleri hayatını kaybetmekte, halklar arası çatışma zemini körüklenmektedir.
Medya mensuplarını toplayıp tehdit eden, sürece ilişkin nasıl yayın yapacaklarını dikte eden Erdoğan, son tutuklamalarla ilgili yapılan açıklamalara bile tahammül edemiyor.
Erdoğan, Kurban bayramının ikinci gününde Rize’de halka hitap ederken KCK operasyonlarının devam edeceğini, belirterek “yaptığınız açıklamalar, ister medyada olsun, ister şurada, ister burada olsun; nerede olursa olsun teröre destektir, teröre hizmettir.” (Star 07.11.2011) diyebiliyor.
Bu pervasız açıklama kuvvetler ayrımının ne denli gülünç bir iddia olduğunu göstermesi açısından da önemlidir. Yasama, yürütme ve yargının bir elde ve giderek tek kişide toplanabileceğinin göstergelerinden biri olarak da yorumlanabilir…
Özcesi başta Kürtler olmak üzere bütün ezilenlere ve muhalif kesimlere yönelik bir baskı ve cezalandırma süreciyle karşı karşıyayız.
Bu nedenle bir araya gelebilecek her kesimin bu sürece karşı durması ve direnmesi zorunludur..
Bu amaçla 3 Aralık’ta, KESK, DİSK, TTB ve TMMOB’un tüm kentlerde sokağa çıkması önemlidir..
Söz konusu örgütler, emek ve demokrasi güçlerini, eşitlik, özgürlük, adalet ve barış için alanlara çağırıyor:
“Toplu gözaltı ve tutuklamanın olmadığı gün yok gibi… İşsizlik ve çalışma yaşamında güvencesizlik AKP’nin temel politikası olarak dayatılıyor.
Tam da şimdi emek ve demokrasi güçlerinin bu gidişata dur deme zamanı!
Eşit, özgür ve demokratik bir ülke yaratmak için biz emek ve demokrasi güçleri;
• Özel Yetkili Mahkemelerin ve TMY’nın kaldırılması,
• Gözaltılara son verilmesi, hukuka aykırı olarak tutuklananların derhal serbest bırakılması talebiyle 3 Aralık’ta tüm Türkiye’de alanlara çıkıyoruz…
Çağrımız; bu gidişattan rahatsız olan, adalet, hukuk, özgürlük, barış ve demokrasi isteyen herkesedir… ”
Bu çağrıya kulak vermeliyiz… 3 Aralıkta alanlarda olmalıyız. Mücadeleyi yükselterek egemenlerin dayattığı süreci boşa çıkartmak mümkündür…
AHM-ATİK Haber Merkezi














