24 Mayıs 2012 | ATİK | Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu | abone ol

12345 (Haber henüz oylanmadı)
29 okuma

Türk Devleti Gelecekte Kürtleri Tehlike Olarak Görüyor  

20 Kasım 2011 | 21:08 

MEKSELİNA LEHENG | 20 – 11 – 2011 | Bütün ülkelerin gelecekle ilgili oluşturulmuş politikaları vardır. Amerika’nın gelecek yüz yılın hesabını yaparak politik gelişmeler yaptığını herkes biliyordur. Bu bağlamda Türkiye’nin de politikalarını belirlerken gelecekle ilgili bazı hesaplar yapıyordur.

Özellikle “Kürt”ler bağlamında düşündüğümüzde devletin çözümsüzlükte bu kadar ısrar etmesinin altında Kürtlerin uluslaşmasının önünü tıkamak olduğunu anlarız. Devlet gelecek açısından Kürtlerin uluslaşmasını kendi varlığına tehlike olarak öngörmektedir.

Türkiye Başbakanı Erdoğan’ın bütün kadınlardan her defasında üç çocuk istemesi de bu bağlamda Türkiye’nin demografik yapısını korumaya yönelik bir önlem olduğu açıktır. Çünkü Türkiye’de Kürtlerin yoğun yaşadığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde doğum oranı diğer bütün bölgeleri geride bırakmaktadır. Bu durum birkaç yıl sonra Türkiye’de büyük oranda Kürtlerin yoğun bir nüfusa sahip olacağının göstergesidir. Bu durum da devleti büyük bir kaygıya götürmektedir. Çünkü aile yapısının git gide küçüldüğü batı illerine oranla Kürt nüfusunun artması Türkiye’nin demografik yapısını Kürtlerin lehine çevrileceğinin hesabını yapmaktadırlar. Özellikle TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) tarafından yapılan bu tür öngörüler için devlet bazı önlemler almaya gitmektedir.

Osmanlının hastalığı, bölünme, parçalanma fobisi, yıllardır Türkiye’yi etkisine alarak sert ve acımasız bir devlet niteliğine bürünmesine yol açmıştır. Demografi (nüfus) bu yüzden onların en büyük korkusu haline gelmiştir. Özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarında Misak-ı Milli sınırlarını çizerken dünya kamuoyu karşısında haklı çıkarmak için doğuda Ermenileri, batıda ise Rumları sürmüşlerdir.

Kürtlerde uluslaşma geç başladığı için günümüze kadar süren Kürt sorunu devletin adeta korkulu rüyası haline dönüşmüştür. Devlet, Kürtlerin bu geç uluslaşma çabalarını yıllardır bütün olanaklarını kullanarak bastırmaya çabalamaktadır. “Bedeli ne olursa olsun…” Kürtlerin uluslaşmasının önüne geçileceğini Türk Başbakanı dâhil Türkiye’nin üst devlet yönetimi tarafından Kürt Hareketinin uluslaşma çabalarının ortadan kaldırılacağını bazen dolaylı bazen de doğrudan ifade edilmiştir.

AKP, özellikle Kürt uluslaşmasının önüne geçmek için adeta Kürtlerin dudaklarına bal sürerek geçiştireceğini düşünmüş ve bu konuda yaptığı bazı ufak tefek çalışmalarla bunu ortadan kaldıracağını düşünmüştür. Bu tuzakları tutmayınca tıpkı avcının avı beklerken avın biranda kurtulmasında yaşadığı sinir haline bürünerek birden hırçınlaşmış topyekün bir saldırı politikasına girişmiştir.

Bu bağlamda, devletin uzun bir süre Kürt sorununu çözmeyeceği hatta uzun bir süre Kürt sözcüğünü bile duymak istemeyeceği gözüküyor. Fetullahçı devletin, bir otuz yıl daha Kürtleri ortadan kaldırmak için uzun süren bir mücadeleye girişeceği öngörülüyor.

Kürt Özgürlük Hareketi bu bağlamda devlete karşı daha uzun süreli politikalar belirlemelidir. Özellikle uzun süreceği görünen bu süreçte, silahlı eylemlerden ziyade örgütlenme çalışmalarına yoğunlaşmalıdırlar. Bu yeni süreçte Türk devleti görüldüğü gibi daha çok psikolojik harekâta yönelmektedir. Çünkü Kürt Özgürlük Hareketini geriletmenin tek yolunun, arkasındaki halk hareketini elden geldiğince küçültmekten geçtiğini düşünüyorlar.

 

TÜRK DEVLETİ SURİYE’DE ÇUVALLAMIŞTIR

Türk Başbakanı Erdoğan’ın Suriye’yle ilgili batılı ülkelerin tepkisiz kalmasını, Suriye’de petrolün olmamasına bağlamıştı. Bu itirafının aslında Suriye’yle ilgili ne kadar yalnızlaştığını ve ortada kaldığını göstermektedir. Erdoğan, Suriye meselesinde adeta; dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olmuştur.

Türk Devleti, Libya Eski Lideri Kaddafi’nin saltanatının artık devrileceğini anladığı vakit ülkedeki Ulusal Geçiş Konseyi’ne büyük miktarda para yardımı yaparak adeta yeni oluşacak Libya’da petrol ve inşaat kaymağını kapma telaşına girmişti.

Olaylar Suriye’ye sıçradıktan sonra Türk Başbakanı Erdoğan, can kardeşi Esad’ı ortada bırakarak daha tehditvari bir üslup takındı. Daha da ileri giderek ‘Suriye sorununun kendi içişleri sorunu’ olarak tanımlayıp Suriye’de ayaklanmanın öncülüğünü yapan Konsey toplantılarını İstanbul’da yapılmasını sağlamıştı. Yine Suriye’deki ayaklanma olaylarında rol alan Suriye Hür Ordusu olarak nitelenen yapılanmanın başı Türkiye’den maddi destek aldıklarını itiraf etti.

Peki, Türkiye’nin Suriye’deki olayları “iç sorunu” olarak tanımlamasının nedeni nedir? Gerçekten Erdoğan’ın söylediği gibi mesele insani midir?

Bu soruya cevap ararken, Libya’yı örnek vermemle Türkiye’nin olaya ne kadar insani (!) baktığını gösteriyor. Esasen Türkiye, ayaklanmaların başında Esad’a ve yönetiminin kaderinin de Libya’ya benzer olacağını düşünmüştü. Bu yüzden yeni oluşacak yönetimle iyi ilişkiler geliştirilip yeni Suriye’nin temellerinin atılmadan bu konuda öncü rol oynayacaktı. Bu sayede oradaki Kürt hareketini Irak’ta olduğu gibi bazı haklar almalarının önüne geçilecek hem de Suriye devletinin yeniden imarlaşmasında kaymağı kendisi götürecekti. Yeni Suriye’de Kürtlere yer verilmemesi için konseyin tek Kürt Siyasetçisi Selim TEMO’nun öldürülmesinde de rol aldıkları düşünülüyor. Böylece yeni Suriye’nin inşasında Kürtleri devre dışı bırakmak istediler.

Türkiye’nin Suriye öngörüsü tutmadı. Bu kez Beşar yönetimiyle de arası açılan Türkiye adeta ortada kalmıştır. Batılı ülkelere güvenerek Beşar Esad’ın defterini kapatan Türkiye, şuan büyük bir hayal kırıklığına düşmüş bulunmaktadır. Çünkü Esad’ın yönetimde kalması durumunda Türkiye’yle eskisi gibi ittifaklar geliştirmeyeceklerini biliyorlar. Bu yüzden de Türk Başbakanı Erdoğan, ellerini ovuşturup Suriye yönetiminin devrilmesini sabırsızlıkla beklerken batılı devletlerin böyle bir yönelime girişmemesi durumu onu çok sinirlendirdiğini gösteriyor. Adeta batılı ülkelere; “Haydi ne bekliyorsunuz saldırın, ortadan kaldırın.” demektedir. Türkiye’nin Suriye konusundaki beklentileri başka bahara kaldı gibi görünüyor.

AHM-ATİK Haber Merkezi


Diğer Haberler

1915′İN DENEK TAŞINDA TÜRK VE KÜRT SİYASETİ (2. Bölüm)
1915′in denek taşında Türk ve Kürt Siyaseti – (1. Bölüm)
Netekim… bugünkü dersimizin konusu: “Hukuk Devleti”
AB Üyesi Ülkeleri Faşist Türk Devletine Desteklerini Durdurarak, Kürt Ulusunun Çığlığını Duymaya Davet Ediyoruz!
Yeni Kadın Paris’te 11. Kongre’ye Alt Hazırlık Olarak Genişletilmiş Toplantı Gerçekleştirdi
Türk Devletinin Kürtlere Yönelik Saldırıları Milletvekillerine KESK ve İHD’ye Uzandı
Karar açıklandı: Roj TV Kapanmıyacak
Türk Devleti’nin Baskı ve Katliam Politikaları Hamburg’ta Protesto Edildi
Yenilendi; Faşist Türk Devletinin Katliamı Kınandı
Faşist Türk Devleti Kürt Ulusuna Yönelik Katliamına bir Yenisini Ekleyerek Şırnak’ta 40 Köylüyü Katletti