24 Mayıs 2012 | ATİK | Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu | abone ol

12345 (Toplam 1 oy, ortalama: 5,00)
37 okuma

PKK Kürt Sorununda Sebep Değil Sonuçtur  

4 Kasım 2011 | 01:51 

MEKSELİNA LEHENG | 04 – 11 – 2011 | Türkiye’de “Kürt Sorunu” özellikle de PKK’nin ordu ve devletle mücadelesi, Türk siyasi ve yazar çevreleri tarafından adeta “intikam” ve “futbol maçı”na döndürülmüş bir durumda. Son operasyonlarda verilen kayıplar üzerinde o kadar komik yorumlar yapılıyor ki insanın aklı şaşar. Utanmasalar son saldırı için TSK-1 PKK-0 diyecekler.

İnsan ölümlerinin bu kadar basite alındığı, insanlıktan çıkmış bir toplum beraberinde karşı reaksiyonu getirip toplumsal kutuplaşmayı artıracaktır. Bu da Kürtlerle Türklerin daha fazla ayrışmasına yol açacaktır.

TSK’nın son saldırısında kimyasal silahlar kullanarak katlettiği Kürt gerillalarının kayıplarını “yeni ve güçlü devlet” bağlamında ele alan kimi cemaat yazarları ve stratejistleri ordunun kimyasal ve napalm bombaları kullanarak gerçekleştirdiği katliamların artacağını ve böylece PKK’nin bahar ayına kadar ortadan kaldırılacağını iddia etmektedir.

Kürt cephesinde moralsizlik yaratma amaçlı bu tür iddiaların gerçekleşmesi olası mı peki? Bu sorunun cevabını vermek için geçmişe ve PKK’nin dayandığı iç dinamiklere bakmak gerekmektedir.

Bilindiği gibi son 30 yılın en amansız mücadelesi 90’lı yıllarda verildi. O dönemde gerillaya katılımlar had safhadaydı. Savaş ülkenin hemen hemen bütün kesimlerine yayılmıştı. PKK o dönemde biraz da acemiliğinden olsa gerek, ki bunun özeleştirisini bugün vermektedir, cephe savaşı yürütüyordu. O dönemdeki kayıpların fazlalığı günümüzde ortaya çıkarılan toplu mezarlardan anlaşılmaktadır. TSK’nın her bir operasyonunda, Kazan Vadisi denilen yerde katledilen Kürt gerillası sayısı kadar kayıplar yaşanıyordu. Ona rağmen PKK bitmedi. Yitirilen her bir gerillanın yerini onlarcası dolduruyordu zaten. 90’lı yıllarda verilen kayıplar hiçbir dönemde verilmemesine rağmen PKK bitmemişse bugün savaş dışı kurallar hiçe sayılarak katledilen gerillalarla da PKK bitmez. Bu yüzden Türk kamuoyunu aldatarak bitti bitecek gibi farazilerle halkı kandırıp savaşı uzatmak Türkiye halkları açısından en büyük kayıp olur. Dikkat edilirse son birkaç aydır Türkiye, bütün gücünü dinamiğini Kürtleri ortadan kaldırmak için ortaya koymuş bir durumda. Bunu yıllara yayarsak uzun vadede Türkiye zararlı çıkacaktır. Diplomasisi dahil bütün gündemi PKK üzerinden yürüten bir Türkiye belli bir süreden sonra tıkanacaktır.

Bir diğer önemli husus da PKK’nin dayandığı iç dinamiklerde. Bilindiği gibi PKK halk hareketi niteliğinde varlığını sürdürmektedir. Bugün Kürdistan’da şehit vermeyen aile yoktur. Hemen hemen bütün Kürt aileleri bu savaşın mağduru durumundadır. Bunlar çocuklarının anılarına sadık kalma pahasına da olsa asla PKK’yi yalnız bırakmaz. En önemlisi de PKK Kürtlerin ulusal duygularının yansımasıdır. Yine bu bağlamda devletin PKK’yi ortadan kaldırmaya çabalaması da boşa kürek çekmeye benzer. Çünkü PKK Kürt sorunun sebebi değil sonucudur. Yani PKK ortadan kaldırılsa dahi halk ulusal kimliğini talep edecektir. Bugün Kürt siyasi hareketinde aktif rol alan siyasileri içeri tıkmak, Kürt özgürlük gerillasını kimyasal silahlarla ortadan kaldırmakla “Kürt” olgusunu ortadan kaldıramayacaklardır. En önemli belirleme de budur. Bu halk özgürleşmeyene kadar PKK olmadan dahi mücadelesini sonuna kadar yürütecektir. İnkâr belli bir yere kadar götürülebilinir ama sonrasında Arap baharında görüldüğü gibi Kürt kitlesinde patlaklar mutlaka verilecektir.

Türk medyasının Kürdistan’daki özgürlük hareketini adeta bir futbol maçıymışçasına yansıtması Kürt kitlesinin moralini bozmamalı. Devletin Kürt evlatlarına karşı uyguladığı vahşet öfke birikmesine yol açmaktadır. Eminim bu son kimyasal silah kullanımından sonra birçok Kürt, gemileri çoktan yakmıştır.

Kürt hareketi devletin kendilerini içine çektiği kapandan uzak durmalıdır. Hele de kimi akıllı görünen cemaat yazarlarının “PKK sınır dışına güçlerini çektiğinde müzakereler tekrar başlar” söylemlerinin altında aslında; PKK’yi medya savunma alanlarına çekip arkalarında herhangi bir tehlike bırakmadan toplu bir imhaya çekme gayreti ortadayken.

Kürtler özellikle psikolojik harekatlardan etkilenip kendi varoluş gerçeklerini suçlamaktan vazgeçmelidir. BDP’yi ya da farklı kesimleri sert eleştirilere tabi tutarak kendi potansiyelimizi hiçe saymamalıyız. Herkes mücadelesini bir şekilde yürütmektedir. Aslolan ise sistemin acımasızlığı ve Kürt hareketine karşı yürüttüğü çok boyutlu savaştır. Bu rüzgar da fazla sürmez eninde sonunda takkeleri düşecektir.

AHM-ATİK Haber Merkezi


Diğer Haberler

1915′İN DENEK TAŞINDA TÜRK VE KÜRT SİYASETİ (2. Bölüm)
1915′in denek taşında Türk ve Kürt Siyaseti – (1. Bölüm)
Strasbourg Açlık Grevi Sonlandırıldı
“23 Nisan Benim Bayramım Değil”
Den Haag Kürt Kültür Evi Açlık Grevine Ziyaret
NEWROZ PİROZ BE! Kürt Ulusunun Başkaldırı ve Direniş Günü Newroz Kutlu Olsun!
Şerzan Kurt Davası’nda 12. duruşma görüldü
Bunu söyleyen Marx değil Soros
AB Üyesi Ülkeleri Faşist Türk Devletine Desteklerini Durdurarak, Kürt Ulusunun Çığlığını Duymaya Davet Ediyoruz!
Kürt yazarlar, kitapların yasaklanmasını kınadı