Ortadoğu’daki Son Gelişmeler ve Füze Kalkanı Konulu Panel Yapıldı
21 Kasım 2011 | 22:57
HAMBURG | 21 – 11 – 2011 | 20 Kasım 2011 Pazar günü Hamburg Kültür ve Dayanışma Derneği’nde ATİK tarafından organize edilen “Ortadoğu’daki Son Gelişmeler, Füze Kalkanı ve Türkiye’ye Biçilen Rol” konulu bir panel yapıldı. Panele konuşmacı olarak Doç. Haluk Gerger ve Partizan Temsilcisi katıldı.
Panelde ilk söz hakkını alan Gerger, konuşmasını “Ortadoğu’daki Son Gelişmeler” üzerine yaptı. Gerger Ortadoğu’da gerçekleşen isyanların birer halk isyanı olduğunu söylerken, bunların aynı zamanda devrimciler tarafından da desteklenmesi gereken kalkışmalar olduğunu dile getirdi. Bu gerçekliğe karşın gelinen aşamada emperyalistlerin “devrimi çaldığıını” belirtti. Emperyalistler isyancılar arasında kendileriyle işbirliğini kabul edenlerle ilişkiler geliştiriyor ve onları destekliyorlar. Böylece isyancılar arasında bir eşitsizlik yaratıyorlar. Ama bu isyanlardaki tüm bu olumsuz gelişmelere karşın BAAS gibi gerice rejimleri desteklemek gibi olumsuz bir tavra düşülmemesi gerektiğinin altını çizdi.
Bugün Türkiye eliyle Suriye’nin bu kadar yoğun bir şeklide sıkıştırılmasının nedenlerinden biri de İran’ın kuşatılma operasyonlarından biri olmasıdır.
Türkiye üzerine de konuşan Gerger, Türkiye’nin topyekün bir savaş kışkırtıcılığı yaptığını söylerken, Türkiye’nin böyle yapmakla neyi amaçladığını da şöyle yanıtladı:
“Ortadoğu’da dengeler yeniden kuruluyor…Yeni bir ganimet sofrası kuruluyor ve Türkiye eskiden olduğu gibi bu ganimet sofrasında kırıntılarla yetinmek istemiyor. En büyük korkusununun Suriye’de de oluşabilecek bir Kürt yönetimi olasılığı olduğunu söyledi. Tüm bu gelişmeler Türkiye’yi daha da saldırgan kılıyor. Olası bir İran’ın düşmesi ihtimalinde oralara yerleşmeyi Güney Kürdistan’ı kuşatmayı düşünüyor.” dedi.
Avrupa’da yaşanan bu kriz sürecini de değerlendiren Gerger, kapitalizmin kriz demek olduğunu ve bu krizin bir birikim krizi olduğunu söyledi. Tarihin bize böyle dönemlerde silah ve savaş olgusunun önem kazandığını, silahlanmaya ve savaş ortama yaratma siyasetlerinin öne çıktığını belirtti. Silahlanma ve savaş bir dış düşmana karşı yapıldığı için içerde de bir disiplin oluşturduğunu ve milliyetçiliği körüklediğini belirtterek sözlerini sonlandırdı.
Partizan adına söz alan temsilci ise, ana konusu olan “füze kalkanı ve Türkiye’ye biçilen rol” bölümüne gelmeden önce Ortadoğu sorununa kısaca değinerek sözlerine başlamak istediğini söyledi. Özellikle Libya’ya müdahalenin emperyalistler arası çeliskinin bir yansıması olduğunu belirtti. ABD ve AB ülkelerinin özellikle Çin’in etki alanını kısıtlamak istediğini, Çin’in Afrika’da gelişen etkisinin durdurmak istediklerine vurgu yaptı.
Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan isyanlar birer halk isyanı olduğu tespitine katıldığını belirten temsilci, bu isyanların halk güçlerinde yarattığı değişimleri desteklemek gerektiğini söylerken ama değer taraftanda isyanların önderliğini ele geçiren güçlerin emperyalist güçlerle olan ilişkilerinden dolayı eleştirel bir tutumun takınılmasının zorunlu olduğunu söyledi.
Partizan Temsilcisi Güney Asya’da da bir kapışma var olduğunu belirtirken, Rusya’nın bu alanda önemli bir güç olduğunu söyledi.Belli bir dönem sorunlar yaşasa da, özellikle Irak işgalinden sonra petrol fiyatlarındaki anormal artışlar sayesinde bir toparlanmaya gittiğini ve şuan yine önemli bir güç olarak bölgede varlıığını devam ettirdiğinin altını çizdi. Ve bölgede AB benzeri bir birlik Rusya öncülüğünde Rusya, Belarus ve Kazakistan arasında kurulduğunu ve 2012′de ortak para birimine geçecekleri bilgisini verdi.
Buradan füze kalkanı sorununa gelen temsilci, şimdiye kadar anlatmaya çalıştığı bu ekonomik kapışmanın bir de askeri ayağının olmak zorunda olduğunu ve bununda çeşitli yönleriyle sürdürüldüğünü söyeldi. Oluşturulmak istenen füze kalkanlarının da bu ayaklardan yanlızca biri olduğunu belirtirken, şu an Malatya-Kürecik’te kurulmak istenin füze kalkanının serüvenini anlattı. Daha önce Polanya ve Çek Cumhuriyeti’nde kurulmak istenen sistemin Rusya’nın karşı çıkmasıyla Türkiye’ye taşındığını söyledi. Temsilci şöyle devam etti:” Bu sistem Türkiye’ye kaydırılırken gerekçe olarak İran tehdidi gösterildi.İran’ın elinde bulunan nükleer silahlara ve baristik füzelere karşı oluşturulduğu propaganda edilsede, asıl hedeflenen Rusya ve Çin’in önünü kesmektir.İran’ın hedefe konulmasının asıl nedeni ise hem bölgedeki etkisi, hem de Rusya ve Çin’le olan ilişkisidir.”
Oluşturulmak istenin füze kalkanın yanlızca bir radar üssü olmadığını komplike bir sistem olduğunu söyleyen temsilci, bunun doğal çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerine de değinirken, özellikle kanser riskini tetiklediğinin altını çizdi. Böyle bir üssün bulunduğu alanın her hangi bir savaş esnasında direkt olarak hedef haline geldiğini belirten temsilci, emperyalistler arası hegemonya kavgasının bir yansıması olan bu sisteme ,bu dalaşın dışardan bir parçası olmak istemediğimizi yüksek sesle haykırmak gerektiğini belirtti. Bunun için karşı etkinlikler örgütlemenin devrimci bir görev olduğunun altını çizdi.
100′ün üzerinde dinleyicinin katıldığı panel 4 saat boyunca canlı tartışmalara da sahne oldu. Son olarak sorulan soruların yanıtlanmasıyla panel sonlandırıldı.
AHM-ATİK Haber Merkezi













