23 Mayıs 2012 | ATİK | Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu | abone ol

12345 (Toplam 2 oy, ortalama: 5,00)
200 okuma

İşçi ve Emekçiler, ‘Özelleştirme ve Görevlerimiz’de Tartıştı  

7 Kasım 2011 | 03:28  | AHM-

FRANKFURT | 07 – 11 – 2011 | Ekonomik kriz gün be gün kendisini daha da gündemleştirdiği bir süreçte, emekçilerde süreci tartışmaya devam ediyor. ATİF, AGİF, ADHF, BİR-KAR ve MLPD tarafından düzenlenen panelde özelleştirme politikalarının geldiği boyut, taşeronlaştırma ve buna karşı işçi-emekçilerin görevleri konuları ele alındı.

Panele Süleyman Gürcan, Hüseyin Aydın, Arno Enzmann ve MLPD temsilcisi panelist olarak katıldılar.

Hayatın her alanında özelleştirme uygulanıyor

İlk sözü alan MLPD temsilcisi, özelleştirmenin etkileri üzerinde durdu. Özelleştirmenin Almanya’da ki gelişimine değinen temsilci, sanayi dallarında başlayan bu politikaların, hayatın bir çok alanına yayıldığını belirtti. Temsilci, ‘eyaletlerde ve belediyelerde devam eden özelleştirmeleri, tekellerin sermaye fazlasına, yeni yatırım alanları ve fırsatları olarak sunulmaktadır. Tüm emperyalist ülkelerin hükümetleri, özelleştirmelerin sonsuz uygulanabilmesi için, büyük tekel işletmeleri lehine en uygun politik ve ekonimik koşulları hazırlayarak katkıda bulunmuştur’ söyledi.

Temsilci konuşmasını, tüm sömürü aygıtlarının ortadan kaldırılması için uluslararsaı örgütlenmelerin şart olduğunu vurgulayarak sonlandırdı.

Mali sermayenin diktatörlüğü

Ardından söz alan IG Metal sendika temsilcisi Hüseyin Aydın, taşeronlaştırma politikalarına değindi. Almanya’nın 70 ve 80ler sonrasında göreceli işleyen ‘sosyal’ devlet modelininde ortadan kaldırılmak istendiğini vurguladı. Mali sermayenin diktatörlüğünün olduğu bir süreci yaşandığını dile getiren Aydın, devamında ‘Almanya 2008 yılında krizi yaşarken, dönemin Mali Bakanı Steinbrück partileri dolaşarak mali sermayenin dikta politikasını partilere aktarıyordu ve bu krizin aşılmadığı taktidirde faşizmin geleceğini muştuluyordu. Bugün aynı zatı SPD’nin başına getirtmek içi uğraşıyorlar. Oldukça gerleyen bir süreci yaşıyoruz. Bu süreçte sendikal mücadeleyi bir kaç adım geliştirebilirsek, bu başarı olacaktır. ’ dedi.

Su tüketimi finanz sistemiyle içli dışlı

Ver.di sendika temsilcisi Arno Enzmann, dünya genelinde kaynak sularının özelleştirme konusuna değindi. Canlıların en temel ihtiyacı olan suya sermaye tarafından el konulduğunu ve insanlığa parayla satılır hale gelinddiğini belirtti. Yerkürede yüzde 2,2lik bir tatlı su oranının bulunduğunu belirten Enzmann, bunun tüm dünyada İtalya kadar bir büyüklüğe tekabül ettiğini ve kaynak suların sınırlı olacağını vurguladı. Enzmann konuşmasında, ‘Avrupa’da su sıkıntısı yaşanmazken, Türkiye’nin doğusunda aynı durum geçerli değildir. Hatta su olmayan ve yaşam alanı çok sınırlı olan ülkeler vardır. Nestle gibi büyük tekeller, su tüketiminin her geçen gün katlanarak arttığı günümüzde, içme sularından para elde etmenin yollarını araştırmaktadırlar’ sözerine yer verdi. Dünyada su tüketiminin de artık finanz sistemiyle içli dışlı olduğunu belirten Enzmann, sanayide arabaların üretiminde tonlarca metreküp suyun kullanıldığını belirtti. Suni gübreleme ve kimyasal maddelerle suların kirletildiğini, zehirletildiğini belirten Enzmann konuşmasını Kuran’dan aldığı ‘Su, serbest bir  mülktür ve Allah’ın hediyesidir’ alıntısı ile bitirdi.

Enternasyonalist bilinçle örgütlü mücadeleyi yükseltelim

Panel’de son sözü, işçi temsilciliğinde yer alan, Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu Başkanı Süleyman Gürcan aldı. Gürcan konuşmasında özelleştirme ve taşeronlaştırma kapsamında yapılan saldırılara karşı yapılması gereken görevlere yer verdi. Konuşmasında krizin ve özelleştirmelerin zenginleri daha zengin, fakirleri daha fakir kıldığına yer veren Gürcan, taşeronlaştırmanın da bu kapsamda yapılan en büyük saldırılarından birisi olduğunu dile getirdi. Gürca konuşmasını şöyle sürdürdü; ‘bugün Almanya’da bir milyonu geçki taşeron ve kiralık işçi vardır. Bu kesim gitgide artmaktadır. Anafirma işçilerinden daha fazla çalışmalarına rağmen, daha az kazanmaktadırlar ve sosyal yardıma muhtaç bırakılmaktadırlar. Kiralık işçilerin toplu sözleşmelerde, işçileri ilgilendiren sorunlarda söz hakları yoktur. Örgütlenmeden mahsum bırakılmışlardır‘. Günümüz sürecinde taşeron işçilerin örgütlenmesine özel önem verilmesi gerektiğini vurgulayan ATİF Başkanı, ‘Asgari ücret talebi, yaşam standartları dikate alınarak yapılmalı, ki bu standart günümüzde saate 12 €’ya tekabül etmektedir’dedi. Göçmen işçilerin spesifik sorunlarının gözmezden gelinmemesi gerektiğini dile getiren Gürcan, yerli ve göçmen işçilerin birlikte mücadelelerinin önemine dikkat çekti. Türkiye’de var olan çevre sorunu, HES ile DESA, Savranoğlu direnişlerinin ve Yunan emekçilerin sürdürdükleri direnişlerin, Avrupalı emekçiler tarafından enternasyonal bir bilinçle ele alınması gerektiğini ve dayanışmanın yükseltilmesi gerektiğini belirtti.

Panel’de Havaalanında çalışan bir taleron işçide söz aldı. Bu tür etkinliklere daha fazla önem verilmesi gerektiğini belirten işçi, Frankfurt havaalanında yaşanan çalışma koşulları hakkında bilgiler verdi. Taşeron işçilerin oniki saat gibi bir vardiye ile çalıştırıldıkllarını dile getiren kargo işçisi, panelistlere sorular sordu.

Yapılan tartışmaların ardından panel akşam saatlerinde son buldu. ADHF’ye bağlı Gençlik ve Kültür derneğinde yapılan ve 80 kişinin katıldığı panel sırasında ayrıca Yaşasın Enternasyonal dayanışma sloganı atıldı.

 

AHM-ATİK Haber Merkezi


Diğer Haberler

ATİF Kuzey Bölge Toplantısı Gerçekleştirildi
Hollanda`da 40. Yıl Sempozyumu
Belçika` da Ermeni soykırımıyla ilgili panel yapıldı
Köln’de Güncel Gelişmelere İlişkin Panel
ATİGF’e Bağlı IGKM’de Panel Düzenlendi
ATİF 35. Genel Kurulu Sona Erdi
ATİF 35.Genel Kurulu Başladı
35. ATİF Genel Kurulu (Frankfurt)
ATİF Mannheim Komitesi dernekleşti
ATİF Dernekleri 35. Genel Kurul’a Hazırlanıyor