Dersim 1936-1938 Katliamına ilişkin tartışmaları üzerine
25 Kasım 2011 | 23:41
AVUSTURYA | 25 -11 -2011| Özrü kabahatinden büyük!
1915 Ermeni ve Süryani katliamları ve soykırımları ile Anadolu halklarına büyük acılar yaşatılmış, Halkların katliamıyla birlikte Anadolu zengin kültürü yok edilmişti. Anadolu halkının yaşanan acılarını kendi siyasi çıkarlarına alet ederek, onlara da “hoş görünme” den başka bir işe yaramayan ÖZÜR.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan günümüze kadar, tarihi Katliamlarla doludur. Daha Cumhuriyet kurulmada önce Kemalistlerin önceliği İttihat teraki cemiyeti 1908 den sonra Türkiye halklarına katliam ve soykırımları reva görmüşlerdi. 1913 den başayan ve 1915 ten en doruk noktaya gelen Ermeni halkının soykırımdan gecirilmesi bunun en iyi örneğini teşkil etmekte. Kemalistler bu tarihin bir parcası ve İTC (İttihat teraki cemiyeti)nin bir mirascısı ve devamcısıdırlar. Bizzat Mustafa Kemal bu Cemiyetin önemli bir Komutanıdır. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte diğer Çeşitli Milliyetlerde Uluslar ve azınlık halklar yok sayılmıştır. TC nin üzerinde yükseldiği zemin imha ve inkara dayalı politikalar olmuştur. Bu zeminde farklı Halkların yaşam alanları daraltılmış, baskı altına alınmış ve yok sayılmıştır. Daha Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürtler lozan antlaşmasıyla devre dışı bırakılmış ve sonrasında Emperyalistlere peşkes cekilen ülkede Kürtlere katliamlar reva görülmüştür. Fakat tarihten hiç bir gerçek gizlenemez, er geç acığa cıkarılır.
Resmi ideoloji TC nin önemli bir yol haritası ve Türk-İslam sentezi üzerinde Türkiye Cumhuriyetini şekillendirmiş. Resmi ideolojilerin olduğu yerde bağımsız siyaset ve bilimsel gelişmenin olmayacağını belirtmekten yarar var. Cünkü tüm kararlar ve uygulamalar Resmi ideolojinin capıyla sınırlıdır. Tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri Resmi idolojinin sınırlarına hapsetmek, o ülkenin geleceğini karartır ve karanlıkta bırakır.
Aslında belli bir yol alınsa da, devletin Resmi TC idolojisi bunu bütünlüklü kabul edip gereklerini yerine getirmedi. Kendi tarihiyle yüzleşmek resmi idolojiden koparak, bilimsel ve tarafsız bakış acısı gerektirir. Bugün bu gelişim yok. Türkiye de bilim sadece Resmi idolojiye hizmet ettiği içindir ki bilim olmaktan çoktan cıkmış ve körelmiştir. Tüm bilim insanlarının, tarihçilerin, politikacıların bağımsız bu konuları araştırma ve ortaya çıkarma gibi dertleri olmalılar. Fakat hiçte öyle olmadığı, Üniversitelerin kışlaya evrildiği, her şeyin dince açıklanmaya çalışıldığı bir Ülke nasıl bilim üretebilir
Türkiyede tarih hesaplaşması içerikte yoksun ve hiç bir temele dayanmayan, Resmi idolojiyi göçlendirme amacıyla yapılmakta. Türkiye Cumhuriyetini ayakta tutan Resmi İdoloji paradigmasını iflas ettiğinin resmi dillerden dillendirilmesine rağmen, bu İdolojini yaşatılmasına egemenlerin ihtiyacları var. Erdoğan’ın Bu katliamlara sebebiyet verenlerle hesaplaşmamanın samimiyetininde bir göstergesidir.
Başbakan Erdoğan’ın CHP yüklenmesi ve Dersim konusunda Polemiklere girmesi aslında, özür dilemeden, yüzleşmeden çok, kendi siyasi cıkarları, hesaplaşmasıdır. Kendi cıkarları herşeyin üzerinde. CHP Kemalistlerin kurduğu ve uzun yıllar tek başına iktidar olan, Cumhuriyetin tüm kararlarında önemli imzası bulunan Faşist bir Partidır. Tüm kesimleri yani bugünün AKP sini, MHP sini, DP sini, ANAP ını, MSP sini ve diğerlerini içinde toplayan bir parti. Kemalist diktatörlüğün Partisi. O anlamıyla Devlet eşit CHP iktidarıydı. CHP sosyal demokrat bir Partinin ilkeleriyle hiç alakası olmayan, sosyal Demokratlığın çok uzağında Irkcı ve şöven bir Partidır. CHP kendisininde bir Parcası olduğu resmi İdolojinin savunuculuğunu yapan, bugün daha çok Kemalizme sarılan, vizyonu ve geleçeği olmayan bir Parti. Böyle bir Partide özür ve kendi tarihiyle yüzleşmesini beklemek çokta mantıklı değil. Her daim inkar ve imhayi ve şövenizmi gündemde tutan bir yaklaşımın Dersim sorunundaki olumsuz tavrıda yadırganmamalı. Ona yüklenecek bir ilericilik misyonu bizi ve kitleleri yanıltır ve CHP ye hak etmediği bir değeri bicmiş oluruz. Hakim sınıflar arasındaki bu dalaşı kendi lehimize kullanacak taktikleride iyi kullanmalıyız. Bu konuda doğru düşünceleride kitlelere ulaştırmak sorumluluğunu da üstlenmeliyiz. CHP Musatafa kemalin kurmuş olduğu Parti ve ilk genel Başkanıdır. Özelikle Saltanatın kaldırılmasında sonra, Osmanlıdan Hilafet ve Şeriat sözde Laiklikle yeni bir şekil değişikliğiyle kendisini korudu. Yani Alevi kitleler Atatürkü Laiklikle bir kurtarıcı görmelerini sağlayarak, Alevilerin büyük bir kesiminin Mustafa Kemale bağlamalarını birlikte getirdi. Laiklik Devletin resmi dini olmuştu ama, aslında İslam dini Laiklik kılıfıyla gizlenmişti. Böylece tarihi süreç içinde Aleviler hem Cumhuriyete hem de laikliğin bekçiliğine soyunacak ve savunacaklardı. Diğer yanda Alevilerin bu ülkede baskı altında kültürlerini yaşadıklarını, kendilerini ve etnik kimliklerini özgürce söyleyemiyorlardı. Çünkü devletin Resmi idolojisi buna müsaade etmiyordu. Gelinen süreçte bir çok Alevi katliamı Kemalistler tarafında yapıldı ve Alevilere yönelik zorbalık ve baskı süreklileştirildi. Aleviler Düşmanına aşıktı. Bir kesimi Asimile edilerek sisteme entegre edildi. Tüm bu gelişmeler Kızılbaş- Aleviler için bir paradokstu.
Burda ki temel sorun CHP dönemindeki Kocgiri, Dersim ve diğer katliamlarında Atatürkün onayının ve imzasının olmadığı idiasıdır. Mustafa Kemalin Kızılbaş-Aleviler üzerindeki sempatisini dahada artırmaktır. Gerçeklerin ortaya çıkmasıyla bu Sempati azalacak ve karşı bir akıma evrileçeği sıkıntısı CHP nın çıkmazı. Aslında dersim ve diğer katliamlar üzerine yazılı onlarca kitap, belge bulunmaktadır. Bu belgeler yeni ortaya cıkmış değil. Tüm arşiv ve belgelerde Atatürkün emriyle ve imzasıyla Dersim katliamının gerçekleştirildiği ve Atatürkün katliam sonrası bölgeye gittiği. Sonucta bir katliamda Devletin tüm kurumları aktif röl oynar. Katliam kararlarını ortak vermiş ve uygulamışlardır. Kemalist devletin Cumhubaşkanı Atatürk ve diğer bakanları, Askeri yetkilileri katliamda sorumludur. Burda CHP nin Atatürkü masum göstermesi, katliamın dışında görmesi resmi devlet politikasının iki yüzlülüğünü açığa çıkarmakta. Bir çok Kızılbaş-Alevide CHP nın bakış acısyla olayi ele almakta. Burda sorgulanması gereken kendisine katliam uygulanmış bir topluluk ve etnik grup nasıl olurda katliamın birinci derecede emrini vereni aklama yönlü bir yönelime girmekte ve düşünmekte. CHP yi anladık ama Alevi kitlelerin bu konuda Resmi devlet İdolojisini ve kendilerini sorgulaması, geçmişteki tarihsel gerçeklerle yüzleşmesi zorunlu tarihi görevdir.
Dersim Kürt coğrafyasından bir yerleşim bölgesi. Burası Tunceli, Erzincan, sivas ve diğer komşu şehirlerin sınırlarının bir kısmınıda içine alan bir bölge. Dersim’in sosyo-kültürel, etnik ve dinsel yapısından kaynaklı yok etme,temizleme harekatı başlatılmıştır. Bu bölgede uzun tarihten beri Kürt-zazalar yaşamaktadırlar. Dersimde yaşayan halkın coğunluğu aynı zamanda Kızılbaştır. Kızılbaşlık zaten başlı başına Türkiye Cumhuriyeti için tehlikeli bir etnise olagelmiştir. Tarihi incelemelerde kızılbaşlık öğretisinin Halklar arasında ciddi etkisi ve İnsanı esas alan, eşşitlik ve özgürlük kavramlarını içinde barındıran bir öğreti olduğu bilinmekte. Fakat gelişen Kapitalist süreçte Kızılbaşlık-alevilik kendi içinde bir cözülmeye ve dejenere olmayla yüzyüze kalmıştır. Türki Devletinin Asimileci, İslamlaştırm ve ırkcı politikaları günümüzde sonuc vermiş ve bir çok Kızılbaş-Alevi entegre edilmektedır.
Hep inkar edilen Dersimin tarihi karanlıkta kalmayacak, sürekli gündeme gelen bu sorun elbette aydınlatılması yönünde önemli ilerlemeler yaşamakta. Bunun dışında Dersimlilerin yapmış oldukları çalışmalar burda ki aydınlama ya önemli bir katkı sunmaktadır. Tarihcilerin araştırmaları, Sözlü tarih çalışmaları, belgeseller, filmler, romanlar, şarkılar, şiirler, vb….Dersim karanlığını aydınlatılmasın da önemli rol oynadı.
Erdoğanın Dersim cıkışı, Kürtlere yönelik yeni katliamlara girişmenin politikasından başka bir politik taktik değil. Aslında bir anlamda , KCK ya yönelik operasyonların meşruluğunu ve haklılığını kitlelere vermeye calışmakta. Kürdistan tarihinin en büyük siyasal insan avını yürüten Erdoğan, kendisini de şaşkına çevirecek kana bulanmış göz yaşlarıyla Dersim mesajları veriyor. Bir yandan siyasal Kürt muhalefetini yok etmenin en korkunç yöntemlerini uyguluyor. Bugün yaşanan hayati sorunun çözümü için olmazsa olmaz diyalogu tıkıyor. Öte yandan da Kürtler’in en büyük acılarından birini kullanarak, Kürtler’in tarihsel sorunlarına yaklaşım gösteriyormuş gibi yapıyor. Bu bir iki yüzlülüğün ve aymazlığın en iyi örneği.
Kendi tarihiyle uzlaşmak gerçeklerin aydınlatılmasını sağlamak, ancak kurulaçak bağımsız Bilim insanlarından oluşaçak araştırma ve uzlaşma Komisyonları kurularak ve olanaklar sunularak gerçekleşebilir. ” Dersim ismi iade edilmeli. Tüm resmi arşivler açılmalı. Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri ailelerine teslim edilmeli. Dersimlilerin anadilinin korunması ve öğretilmesi sağlanmalı. Kızılbaş-Alevi inancı üzerindeki yasaklar kaldırılmalı. Kızılbaş-Alevilerin İslamlaştırma hareketine son verilmeli. Dersim’de yürütülen Türk-İslam sentezci asimilasyon politikalarına son verilmeli. Barajlar projelerine son verilmeli. Dersim katliamında sürgün edilenlerin listesi çıkartılmalı ve ailelere tazminat ödenmeli. Dersimde değişen Kasaba, köy, yol ve tarihi yerlerin adları iade edilmeli. Başka ailelere evlatlık verilen kızların aileleri ile birleşmesi sağlanmalı.” Dersime karşı bugünde yürütülen Irkcı-faşist ve şöven politikalara son vermeli.
Yapılacak kapsamlı bir yüzleşme olacaksa, bu talepleri kapsamalıdır. Aksisi Başbakan Erdoğan tarafından yapılan özür sadec kuru bir Ajitasyondan başka bir anlam ifade etmez. Başka partileri köşeye sıkıştırma ve Kamuoyunda itibarlarını düşürme, sadece siyasi rant için açıklamada bulunmak, yeni katliamların habercisidir.
Alman Başbakanı Willy Birandt’ın 1970 yılında Polonya’da bir anıtın önünde saygıyla eğilmiş, Almanlar tarafından katledilen Polonyalı Yahudiler’den özür dilediği tarihe samimiyetle yaklaştığı ve bunun gereklerini yerine getirdiği yaklaşımla Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımı aynı özü taşır mı? Elbette hayır. Başbakan Erdoğan bu konuda sadece iyi bir şovmen ve bunuda çok iyi becerdiğini, hakını teslim etmeliyiz.
Başbakan Erdoğan’ın aslında bugün yaptığı çözümsüzlükleri gizleme ve yeni katliamlara hazırlık olarak algılanmalı. Halkın acılarını halka satma politikası. Başbakan Erdoğan bir siyasal rant peşinde. Başbakan şimdiden geleçek projesinin temelini atmaya calışmakta. Secimlerde önce nasıl Alevi ve Kürt acılımı gündemde tutuldu ve secimlerde sonra Aleviler ve Kürtlere yönelik anti-demokratik uygulamalara yerini bıraktıysa, yine bir senaryonun hazırlığı yapıldığ kuşku götürmez.
Dersim katliamı tartışmalarında DKÖ lere önemli görevler düşmekte. Bir dönem daha acıklanmayla yüzyüze. Belgeler bilinmekteydi, yüzlerce kitap ve belge ortalıkta dolaşmakta. Tamda bu zamanda gelen fırsatı iyi değerlendirerek, kitlelerin sistemle olan bağlarını dahada zayıflatmak, Resmi tarihin yalan ve carpıtmalarla dolu olduğunu somutlamak gerekiyor. İstenilmeden Patlatılan balonları çoğaltmak ve gerçekleri her daim cesaretlice savunmak zorunlu bir hal almıştır.
M. Ali Yalcıkaya
AHM-ATİK Haber Merkezi













