23 Mayıs 2012 | ATİK | Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu | abone ol

12345 (Toplam 2 oy, ortalama: 5,00)
148 okuma

Dersim 1936-1938 Katliamına ilişkin tartışmaları üzerine  

25 Kasım 2011 | 23:41 

AVUSTURYA | 25 -11 -2011| Özrü kabahatinden büyük!

1915 Ermeni ve Süryani katliamları ve soykırımları ile Anadolu halklarına büyük acılar yaşatılmış, Halkların katliamıyla birlikte Anadolu zengin kültürü yok edilmişti. Anadolu halkının yaşanan acılarını kendi siyasi çıkarlarına alet ederek, onlara da “hoş görünme” den başka bir işe yaramayan ÖZÜR.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan günümüze kadar, tarihi Katliamlarla doludur. Daha Cumhuriyet kurulmada önce Kemalistlerin önceliği İttihat teraki cemiyeti 1908 den sonra Türkiye halklarına katliam ve soykırımları reva görmüşlerdi. 1913 den başayan ve 1915 ten en doruk noktaya gelen Ermeni halkının soykırımdan gecirilmesi bunun en iyi örneğini teşkil etmekte. Kemalistler bu tarihin bir parcası ve İTC (İttihat teraki cemiyeti)nin bir mirascısı ve devamcısıdırlar. Bizzat Mustafa Kemal bu Cemiyetin önemli bir Komutanıdır. Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasıyla birlikte diğer Çeşitli Milliyetlerde Uluslar ve azınlık halklar yok sayılmıştır. TC nin üzerinde yükseldiği zemin imha ve inkara dayalı politikalar olmuştur. Bu zeminde farklı Halkların yaşam alanları daraltılmış, baskı altına alınmış ve yok sayılmıştır. Daha Cumhuriyetin ilk yıllarında Kürtler lozan antlaşmasıyla devre dışı bırakılmış ve sonrasında Emperyalistlere peşkes cekilen ülkede Kürtlere katliamlar reva görülmüştür. Fakat tarihten hiç bir gerçek gizlenemez, er geç acığa cıkarılır.
Resmi ideoloji TC nin önemli bir yol haritası ve Türk-İslam sentezi üzerinde Türkiye Cumhuriyetini şekillendirmiş. Resmi ideolojilerin olduğu yerde bağımsız siyaset ve bilimsel gelişmenin olmayacağını belirtmekten yarar var. Cünkü tüm kararlar ve uygulamalar Resmi ideolojinin capıyla sınırlıdır. Tarihsel ve toplumsal gerçeklikleri Resmi idolojinin sınırlarına hapsetmek, o ülkenin geleceğini karartır ve karanlıkta bırakır.

Aslında belli  bir  yol alınsa da, devletin Resmi TC  idolojisi bunu bütünlüklü kabul edip gereklerini yerine  getirmedi. Kendi tarihiyle  yüzleşmek  resmi idolojiden koparak,  bilimsel ve tarafsız  bakış  acısı gerektirir. Bugün bu gelişim yok.  Türkiye de  bilim sadece Resmi idolojiye  hizmet  ettiği içindir ki bilim olmaktan çoktan  cıkmış ve  körelmiştir. Tüm bilim  insanlarının, tarihçilerin, politikacıların bağımsız   bu konuları araştırma ve  ortaya  çıkarma  gibi  dertleri olmalılar. Fakat hiçte öyle  olmadığı, Üniversitelerin  kışlaya  evrildiği, her şeyin  dince açıklanmaya çalışıldığı  bir  Ülke nasıl bilim üretebilir

Türkiyede tarih hesaplaşması içerikte yoksun ve hiç bir  temele  dayanmayan, Resmi idolojiyi göçlendirme amacıyla  yapılmakta. Türkiye Cumhuriyetini  ayakta tutan  Resmi İdoloji  paradigmasını iflas ettiğinin resmi dillerden dillendirilmesine rağmen, bu İdolojini yaşatılmasına egemenlerin ihtiyacları  var. Erdoğan’ın Bu katliamlara sebebiyet verenlerle hesaplaşmamanın samimiyetininde  bir göstergesidir.

Başbakan Erdoğan’ın  CHP  yüklenmesi ve   Dersim konusunda Polemiklere  girmesi aslında, özür dilemeden, yüzleşmeden çok, kendi siyasi cıkarları, hesaplaşmasıdır. Kendi  cıkarları herşeyin üzerinde.  CHP  Kemalistlerin kurduğu ve  uzun yıllar tek başına iktidar olan, Cumhuriyetin tüm kararlarında önemli  imzası bulunan Faşist  bir Partidır. Tüm  kesimleri yani bugünün  AKP sini, MHP sini, DP sini, ANAP ını, MSP sini ve  diğerlerini içinde toplayan bir  parti. Kemalist diktatörlüğün Partisi. O  anlamıyla Devlet  eşit CHP iktidarıydı.  CHP sosyal demokrat bir Partinin ilkeleriyle hiç alakası olmayan, sosyal Demokratlığın çok uzağında Irkcı ve şöven bir  Partidır. CHP  kendisininde   bir Parcası olduğu resmi İdolojinin  savunuculuğunu yapan, bugün daha  çok Kemalizme  sarılan, vizyonu ve  geleçeği olmayan bir  Parti. Böyle  bir  Partide özür  ve kendi tarihiyle  yüzleşmesini  beklemek çokta mantıklı değil. Her  daim inkar ve imhayi ve  şövenizmi  gündemde tutan bir  yaklaşımın Dersim sorunundaki olumsuz tavrıda  yadırganmamalı. Ona  yüklenecek bir  ilericilik misyonu  bizi ve  kitleleri yanıltır ve CHP ye hak etmediği bir  değeri  bicmiş oluruz. Hakim sınıflar arasındaki  bu dalaşı kendi lehimize  kullanacak taktikleride iyi kullanmalıyız. Bu konuda doğru düşünceleride  kitlelere ulaştırmak sorumluluğunu da  üstlenmeliyiz. CHP  Musatafa  kemalin kurmuş olduğu Parti ve ilk genel Başkanıdır. Özelikle Saltanatın kaldırılmasında sonra, Osmanlıdan Hilafet ve Şeriat sözde  Laiklikle yeni  bir şekil  değişikliğiyle  kendisini korudu.  Yani Alevi  kitleler Atatürkü Laiklikle  bir  kurtarıcı görmelerini sağlayarak, Alevilerin büyük bir  kesiminin  Mustafa  Kemale bağlamalarını birlikte  getirdi. Laiklik  Devletin resmi  dini olmuştu ama, aslında  İslam dini Laiklik kılıfıyla gizlenmişti. Böylece tarihi  süreç  içinde Aleviler  hem Cumhuriyete  hem de laikliğin bekçiliğine  soyunacak ve  savunacaklardı.  Diğer  yanda Alevilerin bu ülkede baskı altında kültürlerini yaşadıklarını, kendilerini ve etnik kimliklerini özgürce  söyleyemiyorlardı. Çünkü devletin Resmi  idolojisi  buna müsaade  etmiyordu. Gelinen süreçte bir  çok Alevi  katliamı  Kemalistler  tarafında yapıldı ve Alevilere  yönelik   zorbalık ve  baskı süreklileştirildi. Aleviler Düşmanına aşıktı.  Bir  kesimi Asimile  edilerek sisteme  entegre  edildi.  Tüm bu gelişmeler Kızılbaş- Aleviler için bir paradokstu.

Burda ki temel sorun CHP  dönemindeki Kocgiri, Dersim ve  diğer  katliamlarında  Atatürkün onayının ve imzasının olmadığı idiasıdır. Mustafa Kemalin Kızılbaş-Aleviler üzerindeki sempatisini  dahada artırmaktır. Gerçeklerin ortaya çıkmasıyla bu Sempati azalacak ve karşı bir akıma evrileçeği sıkıntısı CHP nın çıkmazı. Aslında dersim ve  diğer  katliamlar üzerine  yazılı onlarca kitap, belge bulunmaktadır. Bu belgeler  yeni  ortaya  cıkmış  değil.  Tüm arşiv  ve  belgelerde Atatürkün emriyle ve imzasıyla Dersim katliamının gerçekleştirildiği ve  Atatürkün katliam sonrası  bölgeye gittiği.  Sonucta  bir  katliamda Devletin tüm kurumları aktif  röl oynar.  Katliam kararlarını ortak vermiş ve uygulamışlardır. Kemalist devletin Cumhubaşkanı Atatürk ve diğer bakanları, Askeri yetkilileri katliamda sorumludur. Burda CHP  nin Atatürkü masum göstermesi, katliamın dışında görmesi resmi devlet  politikasının iki yüzlülüğünü açığa  çıkarmakta. Bir  çok Kızılbaş-Alevide CHP  nın  bakış acısyla  olayi  ele  almakta. Burda  sorgulanması gereken kendisine katliam uygulanmış bir topluluk ve  etnik grup nasıl olurda  katliamın birinci derecede emrini vereni aklama yönlü bir yönelime  girmekte ve düşünmekte. CHP  yi anladık ama  Alevi kitlelerin bu konuda  Resmi devlet  İdolojisini  ve kendilerini sorgulaması, geçmişteki tarihsel gerçeklerle  yüzleşmesi zorunlu tarihi görevdir.

Dersim Kürt coğrafyasından bir  yerleşim bölgesi. Burası Tunceli, Erzincan, sivas ve diğer komşu şehirlerin sınırlarının bir kısmınıda içine alan bir  bölge.  Dersim’in sosyo-kültürel, etnik ve dinsel yapısından kaynaklı yok etme,temizleme harekatı başlatılmıştır.  Bu  bölgede uzun tarihten beri Kürt-zazalar yaşamaktadırlar. Dersimde  yaşayan halkın  coğunluğu  aynı  zamanda  Kızılbaştır. Kızılbaşlık zaten başlı  başına Türkiye  Cumhuriyeti  için tehlikeli bir  etnise olagelmiştir. Tarihi  incelemelerde kızılbaşlık  öğretisinin  Halklar arasında ciddi  etkisi  ve İnsanı esas  alan, eşşitlik ve özgürlük kavramlarını  içinde  barındıran bir öğreti olduğu bilinmekte. Fakat gelişen Kapitalist süreçte Kızılbaşlık-alevilik kendi içinde bir  cözülmeye ve dejenere olmayla yüzyüze kalmıştır. Türki Devletinin Asimileci, İslamlaştırm ve ırkcı politikaları günümüzde sonuc vermiş ve bir çok Kızılbaş-Alevi entegre  edilmektedır.

Hep inkar edilen Dersimin  tarihi karanlıkta kalmayacak, sürekli  gündeme  gelen bu sorun elbette aydınlatılması yönünde önemli ilerlemeler yaşamakta.  Bunun dışında Dersimlilerin yapmış oldukları çalışmalar   burda ki aydınlama ya önemli  bir  katkı sunmaktadır. Tarihcilerin araştırmaları, Sözlü tarih çalışmaları, belgeseller, filmler, romanlar, şarkılar, şiirler, vb….Dersim karanlığını aydınlatılmasın da önemli rol oynadı.

Erdoğanın Dersim cıkışı, Kürtlere yönelik yeni katliamlara girişmenin politikasından başka bir politik taktik değil.  Aslında bir  anlamda , KCK  ya yönelik operasyonların meşruluğunu ve haklılığını kitlelere vermeye  calışmakta. Kürdistan tarihinin en büyük siyasal insan avını yürüten Erdoğan, kendisini de  şaşkına çevirecek kana bulanmış göz yaşlarıyla Dersim mesajları veriyor. Bir yandan siyasal Kürt muhalefetini yok etmenin en korkunç yöntemlerini uyguluyor. Bugün yaşanan hayati sorunun çözümü için olmazsa olmaz diyalogu tıkıyor. Öte yandan da Kürtler’in en büyük acılarından birini kullanarak, Kürtler’in tarihsel sorunlarına yaklaşım gösteriyormuş gibi yapıyor. Bu  bir iki yüzlülüğün ve  aymazlığın en iyi örneği.

Kendi tarihiyle uzlaşmak gerçeklerin aydınlatılmasını sağlamak, ancak kurulaçak bağımsız Bilim insanlarından oluşaçak araştırma ve  uzlaşma  Komisyonları kurularak ve olanaklar sunularak  gerçekleşebilir.  ” Dersim ismi iade edilmeli. Tüm resmi arşivler açılmalı. Seyit Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri ailelerine teslim edilmeli. Dersimlilerin anadilinin korunması ve öğretilmesi sağlanmalı. Kızılbaş-Alevi inancı üzerindeki yasaklar kaldırılmalı. Kızılbaş-Alevilerin İslamlaştırma  hareketine  son verilmeli. Dersim’de yürütülen Türk-İslam sentezci asimilasyon politikalarına son verilmeli. Barajlar projelerine son verilmeli. Dersim katliamında sürgün edilenlerin listesi çıkartılmalı ve ailelere tazminat ödenmeli. Dersimde değişen Kasaba, köy, yol ve tarihi yerlerin adları iade  edilmeli.  Başka ailelere evlatlık verilen kızların aileleri ile birleşmesi sağlanmalı.” Dersime karşı bugünde yürütülen Irkcı-faşist ve  şöven  politikalara son vermeli.

Yapılacak kapsamlı bir yüzleşme olacaksa, bu talepleri kapsamalıdır. Aksisi Başbakan Erdoğan tarafından yapılan özür  sadec kuru bir Ajitasyondan başka bir  anlam ifade  etmez. Başka  partileri köşeye sıkıştırma ve Kamuoyunda itibarlarını düşürme, sadece siyasi rant için açıklamada bulunmak, yeni katliamların habercisidir.

Alman Başbakanı Willy Birandt’ın 1970 yılında Polonya’da bir anıtın önünde saygıyla eğilmiş,  Almanlar tarafından katledilen Polonyalı Yahudiler’den özür dilediği tarihe samimiyetle yaklaştığı ve bunun gereklerini yerine  getirdiği yaklaşımla Başbakan Erdoğan’ın yaklaşımı aynı özü taşır mı? Elbette  hayır. Başbakan Erdoğan  bu konuda  sadece  iyi  bir  şovmen ve  bunuda  çok iyi becerdiğini, hakını teslim etmeliyiz.

Başbakan Erdoğan’ın aslında bugün yaptığı  çözümsüzlükleri gizleme ve yeni katliamlara hazırlık olarak algılanmalı. Halkın acılarını halka satma politikası. Başbakan  Erdoğan  bir siyasal rant peşinde. Başbakan şimdiden  geleçek projesinin  temelini atmaya calışmakta. Secimlerde  önce nasıl Alevi ve Kürt  acılımı gündemde tutuldu ve  secimlerde  sonra Aleviler ve Kürtlere  yönelik anti-demokratik uygulamalara yerini bıraktıysa, yine bir senaryonun hazırlığı yapıldığ kuşku götürmez.

Dersim katliamı tartışmalarında DKÖ lere önemli görevler düşmekte. Bir  dönem  daha acıklanmayla yüzyüze.  Belgeler  bilinmekteydi, yüzlerce  kitap ve belge  ortalıkta dolaşmakta. Tamda  bu zamanda  gelen fırsatı iyi  değerlendirerek, kitlelerin  sistemle olan  bağlarını dahada  zayıflatmak, Resmi tarihin  yalan ve carpıtmalarla dolu olduğunu somutlamak gerekiyor. İstenilmeden  Patlatılan balonları çoğaltmak ve gerçekleri her  daim cesaretlice savunmak zorunlu bir  hal  almıştır.

M. Ali Yalcıkaya

AHM-ATİK Haber Merkezi


Diğer Haberler

IV. DÊRSİM ALEVİ KÜLTÜR FESTİVALİ Programı Belli oldu
Neunkirchen’de saglik üzerine toplantı
Köln’de Güncel Gelişmelere İlişkin Panel
Dersim Katliamı Belgeleri Mecliste: İnönü ile Atatürk Birbirlerini Tebrik Etmiş
Ölüm Orucu Sonuç Verdi: Kemikler Ali Yıldız`ın
Dinmeyen Çığlık: Dersim, Hakikat ve Yüzleşme Konferansı
Dersim katliamı ‘maddi sebeplerle’ gecikmeli düzenlenmiş!
Bir moda akımı üzerine kısa bir not…
Roboski Katliamına Öfke Devam Ediyor
Uludere Katliamı’na İlişkin Enformasyon Akşamı (Köln)