‘Öfkeliler’in ‘İşgal Hareketi’ Kapitalist dünyayı tam 951 yerinden sarstı
2 Kasım 2011 | 17:00
UFUK BERDAN | 01 – 11 – 2011 | ABD Başkenti New York’ta başlayan ve hızlıca diğer kentlere de yayılan “Wall Street’i İşgal Et” (Occupaty-Wall Street) hareketi yüzlerce ülkede geniş kitleler içinde büyük bir sempati uyandırmakla kalmadı aktif destek de buldu.
15 Ekim itibarıyla, başta Amerika, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi, emperyalizmin lokomotif ülkeleri olmak üzere; 5 kıta üzerindeki 82 ülkede ve tamıtamına 951 kentte yüzbinlerce insan sokak sokak, meydan meydan giderek daha da vahşileşen kapitalizme karşı yürüdüler. ‘Öfkeliler hareketi’ olarak kendini lanse edenler öfkelerini ağaçlara, taşa, demire toprağa ve havaya en zengin ve renkli yöntemlerle yazarak yürüdüler. Katılımcıların hangi dilden, milletten, kültürden ve inançtan geldiğine bakılmaksızın ‘kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz’ dercesine birleşik yürüdüler. Bir insan seli gibi coşkulu, sesli ve öfkeli yürüdüler.
Kadın-erkek, yaşlı- genç, yerli-göçmen bütün duyarlı, öfkeli ve öncü kesimler insanı eşinden, aşından, evinden umudundan ve yurdundan eden acımasız hallerimizin kapitalizmin ürünü olduğunu türküler söylercesine haykırarak bu en büyük haksızlıklar ve adaletsizlikler rejimine/sistemine karşı içlerindeki öfkeyi boşalttılar. Dünyanın onlarca ülkedesinde kitleler süreğen biçimde artan açlık, yoksulluk, işsizlik, eğitimsizlik, güvencesizlik ve geleceksizliklerin vahşi kapitalizmin bir ürünü olduğunu ve bunu asla kabullenmeyeceklerini haykırdılar.
Kitleler neden bu denli öfkeliler artık?
Sermayenin yeni yayılmacılığını gizlemek için keşfedilen ‘küreselleşme’ furyası ile çokuluslu tekelci büyük sermaye güçleri, yıkıma daha da yaklaşan egemenliklerini pekiştirmek ve kaçınılmaz olarak kapitalizm koşullarında sürekli başgösteren yapısal ve dönemsel krizleri de bir şekilde aşmak adına son yıllarda emperyalist sistemi yeniden şekillendiriyorlardı. Bu yeniden yapılandırmanın toplumsal yaşama yönelik tahripkar sonuçları en geç 2008 mali krizinden beri artık en gelişmiş ülkelerde dahi gizlenemez şekilde herkesçe görülür oldu. Banka krizi, borsa krizi, borç krizi derken gelinen aşamada mali ve ekonomik krizler, siyasal krizler ve egemenlik krizleri bir sarmal gibi iç içe geçerek ve birbirini tetikleyerek ‘sistem krizi’ni derinleştirmekte ve bu sistemler içinde ‘yönetenler ve yötelilenler’ çelişkisini daha fazla kızıştırmaktadır. Buna bağlı olarak dünyanın bir çok yerinde emek ve akıl gücüne sahip ücret bağımlısı kesimler, aydınlar, gençler, göçmenler ve işsizlerden oluşan kadınlı erkekli halk kitleleri emperyalist sisteme her yerde itirazlarını ve isyanlarını yükseltmekteler.
Azgın sömürü, dizginsiz talan ve haksız savaşlar gibi başlıca siyasal ve sosyal adaletsizliklerin uluslararası çapta örgütlendiği merkez üsler emperyalist devletlerdir. Bu devletlerin metropollerinde konumlanan ve mali sermayenin en tipik sembolleri borsa ve banka kurumlarına karşı toplumsal öfke son yıllarda uluslararası bir trend olarak hızla büyümekteydi. Borsa ve banka kurumlarının ekonomik ve mali politikaları üzerinden yayılan kriz ve bunun sonucunda ileri ekonomilere ve güçlü sanayilere sahip ülkeler içinde ortaya çıkan toplumsal yıkı(m)cılık aydın kitleler içinde sistemi sorgulama bilincini tetikliyor ve bu süreçten politik olarak görece daha da bilinçlenmiş olarak bir adım ileri çıkan ilerici kesimler, aktif kitle hareketi biçiminde inisiyatif geliştirerek, tepkilerini parlamento dışı mücadelenin kalbi olan sokağa ve meydanlara yansıtıyorlar.
Tekelci kapitalizmin verili egemenlik sistemini sürdürmekte ısrarlı yasamacı, yürütmeci, yargılamacı, idareci, medyacı kimlikleriye sistem savunucuları ve bunların bir avuç bürokratik hempaları hariç, gerçeklerin farkında olan ezilen ve bağımlı sınıflar hatta orta sınıflar da dahil en geniş kitleler aslında tekelci kapitalizmden ve özelliklede günümüzdeki vahşi halinden oldukça hoşnutsuzlar. ‘Vahşi kapitalizm, ya da ‘turbo kapitalizm’ veya ‘kumarhane kapitalizmi’ de denilen günümüz emperyalizmi eskisinden daha çok ve ha bire ‘mağdur’ yaratıyor. Üstelik bu mağdurlar eskisi gibi sadece en alt tabakalardan sayılan işçi, emekçi kesimlerden oluşmuyor. Kriz öncesi ve sonrası bin çeşit vurgunlarla yıkılan mal ve mülk sahibi kesimlerde hızla ve yığınlar halinde mağdurlaşıyorlar. Günlük medya da bankazedeler, holdingzedeler v.s. gibi sıfatlarla haber olanların sayısı, kriz bahaneleriyle işten atılan yükek eğitimli ve lisanslı teknokratların sayısı her yerde çığ gibi büyüyor. Varlıklı ve birikimli kesimler içinde de yanlış yatırım hesapları, spekülasyonlar sonucu malını, mülkünü, birikimini, servetini aniden kaybedenler özelliklede kriz dönemlerinde ha bire çoğalıyorlar. ‘Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayan proleterler’in safına doğru hızla yakınlaşan bir kesim var. Çünkü, tekelcilik sisteminin en tepesindeki en oligarşik kesim olan en büyük sermayedarlar, kendi aralarında giderek daha çok kızışan ölümcül rekabetten üstün çıkmak ve daha çok palazlanmak için sadece en uzağındakileri değil (kriz dönemlerinde bazen) en yakınındakilerin birikimini de acımadan sömürmek zorundadır. İşte bu nedenle emperyalist kapitalizmin hakim sürdüğü ülkelerde giderek daha çok derinleşen, süreklileşen ve tahripkarlaşan kriz süreçlerinde hoşnutsuz, tepkili ve öfkeli durumundaki ‘kapitalizm mağduru’ kitlelerin rakamsal sayısı katlanırak artarken bu kesimlerin politik etkisi, tepkisi ve öfkesi de hızla büyümektedir.
İşte giderayak ha bire büyüyen bu hoşnutsuzlukları, bu tepkileri, bu öfkeleri kendi potasına kanalize edebilen hareketler, örgütler, partiler ani yükseliş gösterebiliyor ve gündeme oturabiliyorlar. Dipten gelen kitlesel öfke dalgaları yüzeyde çok çeşitli ve oldukça zengin politik duruşları, talepleri ve hedefleri ortaya çıkarıyor. Bunun farkında olmak ve bu kendiliğinden gelişen öfkeli kitlelerin hareketlerine katılmak, bunları güçlendirmek ve sekterlikten, kitle kurukçuluğundan, acelecilikten uzak durarak, bu hareketlere aklı selim, taktik olgunluk içinde politik müdahalelerde bulunmak andaki vazgeçilmez bir görevdir. Aynı zamanda demokratik ve devrimci kitle örgütleri adına bu görevin başarıyla yerine getirilmesi, özellikle sol cenah içinde artık kronolojik bir politik hastalık haline gelen, hareketler üzerine ölü toprağı serpen, umutsuzluğu besleyen ataleti aşmak için de tarihsel bir fırsattır!
Öfkeliler hareketinin özellikleri ve ayrıcalıkları:
Kısa sürede ve esasen de internetin sunduğu haberleşme ve iletişim ağları üzerinden yanayana gelen kitleler çok kısa sürelerde binler, onbinler, yüzbinler olabiliyorlar. Dünya metropollerinde yaşayan ve düne kadar birbirlerini hiç tanımayan yüzbinlerce insan; adeta ‘hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için’ dercesine meydanları militanca doldurdular. Onurlu ve duyarlı insan ve emekçilerden oluşan halk yığınları sokaklarda kumarhane kapitalizmininin tahribatlarına karşı bayrak sallıyor, yüreklice ses yükseltiyorlar. 15 Ekim günü ‘yüzde 99’u biz temsil ediyoruz’ sloganıyla düzenlenen gösterilerde dünya genelinde milyonlarca insanın işsiz, barınaksız, güvencesiz ve geleceksiz bırakılmasına karşı militanca haykırışlar yükseltildi. Sivil cesaret, dolaysız ve daha katılımcı demokrasi, kalıcı barış ve sosyal adalet gibi değerlerin ön planda olduğu bu kitlesel etkinlikler yeni bir uluslararası kitlesel hareket dalgasının doğuşuna işaret ediyor.
1999’da Seatle’de başlayan ve ezilenlerden yana uluslararası aksiyon ivmesi yaratan kitlesel gösterilerden bu yana, dünya çapında ezilen ve sömürülen halk kesimleri içinde, irili ufaklı bir dizi kitlesel hareketlilikler gelişmekteydi. Aylardır Arap yarımadası ve Kuzey Afrikayı sarsan ‘isyancılar hareketi’, 15 Mayıs’tan beri İspanya’yı sarsan ‘öfkeliler hareketi’, Yunanistan’da kitleselleşen ‘öfkemizi büyütelim’ hareketi ve nihayetinde ABD’den Avrupa’ya ve diğer kıtalara hızla yayılan ‘işgal hareketi’ gibi umut verici örnekler kendiliğinden yayılan kitle (halk) hareketleridir. Bu hareketler gerekli ve güçlü sınıf bilincinden yoksundurlar henüz. Bu hareketler kendiliğindenci, maceracı ve uzlaşmacı kesimlerin çok ciddi etkisi altındadır elbette. Bu hareketler, bırakalım sınıf örgütlerini veya partilerini sendikaların dahi denetiminde değildir halizhazırda. Bu hareketler gerçekçi ve uygulanabilinir bir devrimci perspektiften yoksundurlar çoğu yerde görüldüğü gibi. Ama ne varki, bir alev gibi aniden yayılabilen bu hareketler oldukça etkili ve dinamiktirler. Yenilikçi yöntemleri sayesinde de bayağı ilgi çekebilmekte ve ajitasyon/propaganda faaliyetinde çok etkili olabilmekteler. Halk kesimlerinin kendiliğinden tepkilerinin ortaya çıkardığı hareketler olsa da, sonuçta demokrasi ve devrim mücadelesinden en fazla çıkarı olan çeşitli halk tabakalarının hareketidir bunlar ve ilerici hareketlerin en yakın müttefikleri buralardan çıkacaktır.
Unutmayalım ki, ezilen ve sömürülenlerin kendiliğinden gelişen endirek hareketlerini halkın ve sınıfın kendisi için ve direk hareketlere dönüştürmek görevi çok eleştirdiğimiz kendiliğindencilerin değil, esasen sınıf bilinçli devrimcilerin omuzlarındadır. Bu görev onlara uzaktan gazel okuyarak değil, bizzat onların günlük ve geçici mücadelesi içinde yer alarak olur. Kitlelerin kendiliğinden günlük mücadeleleri içinde politik bilinç ve deneyim kazanmaları sürecinde olumlu veya olumsuz tecrübeleri bizzat onlarla birlikte yaşamak gerekmektedir. Kitleleri mücadelenin öznesi olarak görmek onları böyle konumlandırmak ancak bu tür mücadelelere katılarak ve kitlelere güven vererek olur. Gerisi kibirlice onlara akıl vermektir. Kitlelerin akıl hocalarına ihtiyacı yok mücadele de omuzdaşlara ihtiyacı vardır. Halkın kendiliğinden geliştirdiği dolaylı kitlesel hareketler politik bilince erişmenin birer okulu olan sistemi sarsıcı mücadeleler iken, sınıfın ve halkın kendisi için geliştirdiği dolaysız mücadeleler ise; gerçek sınıf bilincinin, yani devrimci bilincin kuşandıldığı, devrimci eylemin ve inisiyatifin örgütlendiği sistemi kökünden devindirici hareketlerdir. Bu ayrışımların bilinci ve farkındalığı içinde böylesi hareketler safında yer alanlar, sabır-sebat ve cesareti akli bir bütünlük içinde birarada sürdürebilenler genelde eylemlerinde ve pratik müdahalelerinde kazanıcı ve başarılı olurlar.
Esnek, kitlesel ve dayanışmacı karekterleri itibarıyla bir örgü gibi iç içe geçen, birleştirici, kaynaştırıcı, yakınlaştırıcı olma gibi bir dizi olumlu yönleriyle öne çıkan yeni bir enternasyonal demokrasi, eşitlik ve özgürlük hareketi gelişiyor son yıllarda! Bu hareketler elbette bir örgütün, bir sınıfın veya her hangi bir örgütlü gücün inisiyatifinde gelişmemektedir. Daha çok dağınık, kendiliğindenci, lokal, tepkisel, esnek ve empatik hareketlerdir. Başkalarının ezilmişliğini kendi ezilmişliği ile birleştirerek yerinde ve zamanında doğru tepkiler verebilme yetisine sahip oldukları içindir ki, geniş yığınlar içinde ve uluslararası arenada hızlıca ve yaygın sempati ve yandaş bulabilmekteler. Kendiliğinden hareketlerin doğasında var olan birbirinden çok farklı ve zengin tandanslara sahip olma ama yine birarada olabilme yetisini içinde barındırma gerçekliğine sahiptir.
ATİK ailesi olarak doğanın, toplumun ve insanın tahrip edilmesine karşı gelişen bütün hareketler içinde gücümüz ve imkanımız oranında yer almalı ve sürece daha çok müdahil olmalıyız. Yaşadığımız ülkelerde, şehirlerde, kasablarda veya köylerde halkın tepkilerini yansıtan ve çıkarlarını savunan hareketlere seyirci kalmak bizim işimiz değildir. Bizim görevimiz bayraklarımız kuşanarak bu eylemlere iştirak etmek, bu hareketlere güç vermek ve kendi bağımsız duruşumuzu taktik zenginliklerle birleştirerek sürece müdahale etmektir.
ATİK bu gibi görevleri başarabileceğini daha önceleri Rostock’ta, Davos’ta, Strassburg’da, München’deki kitlesel eylemlerde defalarca göstermiştir. Kapitalizmin krizlerinin faturasını ödemek istemeyenlerin ’öfkeliler hareketi’ adı altında uluslararası düzlemde politik tepkilerini örgütlediği bu süreçte ATİK;YDG ve YENİ KADIN aktivistleri olarak kitle hareketlerine pekala başarılı ve etkili müdahaleleri yeniden yapabiliriz/yapmalıyız. Yeterki geçmişimizden öğrenmesini bilelim, günümüz gerçeklerinin farkına varalım ve geleceğimizi doğru yöntemlerle ve mücadele biçimleriyle örgütleyelim!
Sistem, banka ve borsa, vur ki yıkılsın ve kahrolsun, Kapitalizm‘den yana ne varsa!
Omuz ver ki kurulsun, yeni ve başka bir dünya, insanca özgür yaşamdan yana!
AHM-ATİK Haber Merkezi



(Toplam 8 oy, ortalama: 4,88)









