23 Mayıs 2012 | ATİK | Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu | abone ol

12345 (Toplam 5 oy, ortalama: 5,00)
89 okuma

Utanç!  

11 Ekim 2011 | 13:45 

BANU GÜVEN | 11 – 10 – 2011 | Yaklaşık 9 yıldır bize eşlik ediyor ve büyüyor. Bir çocuğu koruyamamanın utancından söz ediyorum. Oniki yaşındaki bir çocuğun onlarca kişinin cinsel istismarına uğramasının utancından değil, daha fazlasından.

Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin ‘düpedüz tecavüz’ olarak adlandırılması gereken fiili, adalet kantarının topuzunu kaçırıp sanıklar lehinde olağanüstü bir hassasiyetle değerlendirmesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın da bu ‘hassasiyeti’ paylaşması utancı artırıyor. Yaklaşık 8 yılı yargı süreciyle geçen bu 9 yıl içinde neler oldu, bir çocuğu hakettiği şekilde koruyamamanın utancı neden gittikçe büyüdü? Suç ortakları kim? Unutulmasın, atlanmasın diye kaydetmek ve hatırlatmak gerekiyor.

- Bir çocuk. emniyetin kapısını çalıyor. Daha yeni 13 yaşına girmiş. En geniş tanımıyla cinsel istismara uğradığını, alıkoyulduğunu anlatıyor. Zanlılar arasında kamu görevlileri de var. İfadesi alınıyor. Dönemin Çocuk Büro Amiri, çocuğun kimbilir ne zorlukla verdiği ifadeleri ‘beğenmeyip’ birkaç kez yırtıp atıyor. Çocuk zanlıların isimlerini verirken de devreye giriyor. ‘Yeter bu kadar’ deyip ifadeyi bitiriyor.

- Dava başladığında mahkeme heyeti başkanı olan hakimin, pedagojiden hiç anlamadığı, çocuğa ‘zaten çocukluğu bozulmuş’ hükmüyle yaklaştığını söylemek mümkün. Bütün sanıkların önünde ‘tarif  etmesi’ isteniyor küçük kızdan. Bırakın anlatmayı, insanın aklından geçirmek ve hatırlamak istemeyeceği anların, failler ve de duruşmada bulunan görevliler önünde ‘canlandırılmasının’ istenmesi de utanç olarak kayda geçiyor.

- Sanıklara ‘siz’ deyip de, mağdureye ‘sen, sen, sen’ diye seslenen hakimin zoruyla mahkeme salonunda acı veren ayrıntılar böyle dökülüyor ortaya. Bu yetmiyormuş gibi bir de Türkiye’nin en yüksek tirajlı gazetelerinden birinde, şimdi tekrar etmek istemediğim başlıklarla yayınlanıyor. Dünya çocuğun başına bir kez daha yıkılıyor. Sonra diğer bir gazete de çocuğu kaldığı yurdun çıkışında yakalıyor, o sırada 14 yaşında olan çocuğu ‘konuşturup’, bir güzel de fotoğrafını çekip yayınlıyor. Kendisini ‘ama mozaikledik’ diye savunuyor. Gazetecilik hırsının tuzağına düşen muhabirler, ‘etkili olmakta’ yarışan genel yayın yönetmenleri sınır tanımıyorlar. Çocuğun bu haberlerin ardından üst üste yaşadığı sarsıntıyı (bu cümleyi okuyup geçtiğiniz andan çok daha uzun süren bir sarsıntı bu) ve tam yeni hayatına alışmaya çalışırken başka bir şehre ve yurda sevkedilme durumuyla karşılaştığını da not edin. (Bu durum, bugün Habertürk gazetesinin genel yayın yönetmeninin ısrarla savunduğu manşetin ardındaki bencilliği de anlatıyor. Gazeteciler, genel yayın yönetmenleri kendilerini neredeyse Tanrı katına koyup kamu yararına olduğu iddiasıyla mağdurları tekrar tekrar kurban edebiliyorlar işte.)

- Bu arada davaya Mardin’de bakılıyor. Sanıklar arasında kaymakamlıkta yazı işleri müdürü olan da var, yüzbaşı olan da, gümrük müdürü de. Ama baskı kurmak ve korku salmak için makam sahibi olmak şart değil. Oranın esnafı, eşrafı, hepsinden var. Çocuğun avukatları davanın başından itibaren sözlü ve fiili saldırıya uğruyor. Bir gece sanıklardan birinin korucu olan akrabaları ellerinde silahları adliyenin etrafını sarmışken, avukatların koruma istemesine rağmen mahkeme heyeti ve polisler çekip gidiyor. O gece avukatlara koruma valinin girişimiyle sağlanıyor. Güvenlik gerekçesiyle davanın başka bir şehre nakli talebini mahkeme heyeti reddediyor.

- Her duruşmanın ve haberin ardından, hem de böyle bir ortamda, çocuğun ailesi de sarsılıyor,bu da çocuğa yansıyor. Sanıklar tahliye edilmiş. Ceza yok. Konuyu kapatacak, adalet getirecek karar bir türlü çıkmıyor. Duruşma Mardin’de uzadıkça uzuyor. Çocuk bütün bu yükün altında nefes almaya çalışırken ayrıca ailesini de düşünüyor. ‘Onları üzecek haberler çıkmasın’ istiyor.

- Bu arada çocuk bambaşka bir şehirde hayata tutunmaya çalışıyor. Aradan 2 yıl geçiyor. Bir gün birileri, polisler yani, onu okuldan almaya geliyor. Nereye gittiklerini bile söylemiyorlar önce. Yurttan bir öğretmen eşliğinde Adli Tıp’ın yolu tutuluyor. 13 yaşında gerekli Adli Tıp kontrollerinden geçen çocuk 2 yıl sonra hiçbir gerekçe belirtilmeden yeniden muayeneye götürülüyor. Özensizlik yine diz boyu. Emir kipiyle hitap ediliyor. Kendisine söylenenleri yapmıyor çocuk, muayeneye de girmiyor. ‘Muayene olmadığına’ dair tutanak imzalıyor. Sonra  nasıl oluyorsa, tutanak ‘muayene oldu’ya dönüşüyor!

- Yıllar geçiyor. Dava uzadıkça uzuyor. Bütün kötülüklerin içinden, ona destek olanlarla birlikte güçlenerek çıkan, hayata dair iyimserliğini kaybetmeyen bir genç kadının büyümesine, mücadelesine tanıklık ediyoruz.

Hayatta ne yapmalı, hangi mesleği seçmeli? Hukuk olabilir mi mesela? Bunları düşünüyor, ama bitmeyen yargılayamama süreci, onu geçmişe hapsediyor. Yaşadıklarını hatırlatan hiçbir haber okumak istemiyor. Ne olursa olsun artık, ama adalet sistemi onun üzerinden eleştirilmesin. Bir de adalete kurban edilmesin. Rahat bırakılsın istiyor. Adalet? Aslında onu da çok istiyor ama…

- Dava bitiyor, ama ne bitiş! Oniki yaşındaki çocuğun ‘zorla’ değil, ‘rızasıyla’ alıkoyulduğuna hükmeden mahkeme, bu iddiayla açılan kamu davasının ‘ortadan kaldırılmasına’ karar veriyor. Zaten bu arada istenen ceza da zaman aşımına uğruyor. Avukatlar bu nedenle temyiz sürecinin bitmesini beklemeden geçtiğimiz aylarda dosyayı AİHM’ye götürüyor.

- Mardin 1 Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçeli kararda gelecek eleştirilere cevap veriyor: ‘Bir kısım basın yayın organlarında belirtildiği üzere. ’13 yaşındaki kızın rızası mı olur?’ şeklindeki ifadeler hukuk dünyasında makes bulmamakta (kısaca kanunda yer almamakta), eylemdeki maddi unsurlar ve tipiklik suçta ve cezada kanunilik prensibi ve yargısal içtihatlar esas alınarak heyetimizce karar verilmektedir’ .

Mahkeme cinsel istismarın çocuğun rızasıyla gerçekleştiği hükmünü de eksik, daha doğrusu zorlama bir akıl (yürütme) ile temellendirmeye çalışıyor:

‘Mağdurenin vücudunda bir kısım darp ve cebir izine rastlanılmış ise de bu izlerin sanıkların suç tarihi ile aynı günlerde gerçekleşmiş olmayışı dikkate alındığında sanıkların eyleminin zora dayalı olmadığı anlaşılmıştır.’

Bu nasıl bir mantık? Cevabını siz verin.

-  ‘Sanıkların eylemi’ konusunda devreye eski TCK’nın daha da lehte olan hükümleri giriyor. Beş yıl hapis cezası duruşmalarda iyi halden dört yıl iki aya indiriliyor. En ağır ceza ömür boyu kamu hizmetinden men cezası.

- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da işte bu yaklaşımı kabul ediyor. Bakalım Yargıtay 14. Ceza Dairesi ne diyecek?

- Sonuç olarak, çocuğu istismar edenler ceza falan çekmedi, birkaç ay yatıp tutuksuz yargılandılar ve özgür kaldılar. Ama daha fazlası da var.

- Olayın faillerinin cezasız bırakılması bir yana, kız çocuğuna emniyette, mahkemede ve adli tıpta istismarı başka türlü yaşatanlardan da hesap sorulmuş değil. Yani o hakimle, o emniyet müdürüyle, o adli tıp memuruyla her an, her yerde karşılaşabilirsiniz. Bunu ister miydiniz? Herkesin keyfi yerinde, hayatına devam ediyor. Biz de çocuk tecavüzcülerine cesaret veren bu sistemin içinde yuvarlanıp gidiyoruz.

Çocuk istismarında rıza mı aranır?

- Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi ‘Türkiye’nin dar hukuk dünyasına’ atıfta bulunuyor. Ben de mahkemeye ve yasamaya ‘mesela Kanada’ya bakın’ diyorum. Kanada kanunlarına göre, 12 – 13 yaşında bir birey, kendisinden iki yaştan daha büyük biriyle cinsel ilişkiye girerse, rıza var mıydı, yok muydu, bakılmıyor, rıza bahane edilemiyor. Sözkonusu davaya konu olan bazı fiiller de, rıza falan aranmadan, doğrudan suç kabul ediliyor. Ayrıca Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Millletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin de çocukların cinsel istismarından söz ederken öyle ‘rıza hesabı’ yapmadığını hatırlatayım.

Siirt’teki 4 çocuk

- Siirt’te 4 ilköğretim öğrencisinin birkaç yıl boyunca, aralarında okul müdür yardımcısı ve emniyet görevlilerinin de bulunduğu onlarca kişinin tecavüzüne uğramasına ilişkin davaya da yakında devam edilecek. Acaba burada da ‘rıza’ aranacak mı? Bugüne kadar ne olmuş, hızlıca bakalım. Okul müdür yardımcısı olay ortaya çıktıktan sonra emekliliğini isteyip kayıplara karışıyor. Birbuçuk yıldır ‘bulunamıyor’, ama emekli maaşı bir hesaba yatıyor ve çekiliyor. Birilerine vekalet verdiği biliniyor, ama izi her nedense ‘tespit edilemiyor’. Bu arada adli tıp, çocukların ikisi için ‘ruh sağlığı bozulmamıştır’ raporu gönderdi. Bu da ayrı bir skandal olarak kayda geçiyor. Ceza Kanunu, nüfuzu altındaki kişilere cinsel istismar uygulayanların cezasının ağırlaştırılmasını öngörüyor ama tecrübelerimiz ve gelişmeler doğrultusunda, okul müdür yardımcısı ya da emniyet görevlileri gibi, öğrenciler üzerinde nüfuz sahibi olan kişilerce işlenen suçlarda bile ‘çocuklarda rıza’ aranırsa diye korkmadan edemiyoruz.

Bir de bu ülkede çocuk bayramı kutlanıyor, değil mi?

Ayıp.

AHM-ATİK Haber Merkezi


Diğer Haberler

Haklıymışsınız. Utanç Bizim..
Anma – Madımak Oteli Utanç Müzesi Olsun (Ulm)
Aleviler Madımak Oteli’nin ’Utanç Müzesi’ Olması İçin İmza Kampanyası Başlattı