Avrupa’da işçi haklarına saldırıda toplu iş sözleşmeleri hedefte
13 Ekim 2011 | 20:59 | AHM-Umut Koyuncu
HOLLANDA | 13 – 10 – 2011 | Hristiyan Demokrat Parti (CDA) kriz dönemlerinde işverenlerin, işçilerin haklarını içeren toplu iş sözleşmelerinden vazgeçebilmeleri için yasal düzenlemelerin yapılmasını istiyor. Hedefte yakın süreç için özellikle Toplu İş Sözleşmelerinde kararlaştırılan maaş artışları var.
Kamuoyu yaratılacak
Yazdığı bir makale aracılığıyla, Hristiyan Demokrat Parti milletvekili Eddy van Hijum gelecek dönemde bu konuda geniş ve yaygın bir tartışma yürütülmesi gerektiğini belirtti. Milletvekili bu sözleriyle aslında Avrupa genelinde başlatılmak istenen bir saldırı förmülü için kamuoyu yaratmak istediklerini anlatmaya çalıştı.
2007 yılında yeni uygulamalarla, zorunlu geçerliliği olan toplu iş sözleşmesininin dışına çıkılmasının zorlaştırıldığını söyleyen milletvekili, bunun şirketler için esnetilmesi gerektiğini savundu. Ekonomik çalkantıların, teknik ve enternasyonal gelişmelerin kimi şirketleri çok etkilediğini belirten Hijum, bu durumlarda özellikle anlaşmaya varılan maaş artışlarının iptal edilebilmesinin önünü açmak istiyor.
Yani milletvekilini kısa vadede, 1937’de yasalarla sağlanan bu olanağın yeniden yürürlüğe girmesini savunuyor.
Sistemi modernleştirmek
Hijum, geniş bir biçimde ele aldığı makalesine, bu konuda Hollanda’daki tartışarak anlaşma ve uzlaşma kültürünün, farklı nedenlerden dolayı artık yetersiz olduğunu anlatarak başlıyor. Sendikalarla işverenlerin el ele vererek işçilerin sömürüsünü koordine ettikleri ‘diyalog sisteminden’ vazgeçmek değil elbette amaç.
Hijum modelin modernleştirilmesini savunuyor. Dahası, modernleştirme adı altında, iş pazarında esnekleştirme, işten çıkarma yasaları, toplu iş sözleşmeleriyle sabitlenmiş eğitim bütçeleri ve işsizlik gibi konularda ‘daha hızlı mütabakat’ sağlamaktan bahsediyor. Yani mesai, hastalık ve emeklilik gibi konularda yaşanan ‘tıkanmalar’ daha hızlı giderilmeli, ki bunun işçilerin lehine olmayacağı sadece satır aralarında gizli.
Sendikalar ihtiyaca artık cevap değil mi?
Hristiyan Demokrat milletvekili ayrıca bu sistem içerisinde işverenler örgütleriyle ‘masaya oturan’, ama etki gücü bir hayli zayıflamış olan sendikalar veya işçi örgütlenmelerini de tartışmaya açıyor. Sendikaların, tepkileri eritme gücünün zayıfladığı görüşü makale içerisinde birkaç noktayla (yazarın bakış açısıyla) özetleniyor:
• Kazanılmış hakların ellerinden alınmasına karşı olan önemli bir kesim işçi, büyük sendikalar içerisinde bölünmelere neden oluyor.
• İşçiler, sendikaları kendi temsilcisi olarak görmüyor. Sendikalara üye sayısı yüzde 20’lere kadar düştü.
• Sendikalar işçilerin tüm kesimlerine değil, sadece yaşlı, tutucu bir kesime hitap ediyor. 25 yaş altındaki üyelerin sayısı sadece yüzde 4.
• ‘İş pazarındaki esneklik ihtiyacı’ taşeronlaşmada kendi çözümünü buldu. Esnek çalışma oranının işpazarında yüzde 34’lere ulaştı. Sendikalar bu kesimlerin ihtiyaçlarını anlamıyor ve/veya bu kesimler sendikalara ihtiyaç duymuyor.
Dolayısıyla, milletvekiline göre, sektörleri veya ülkeyi kapsayan, sendikalara veya işçi örgütlenmelerine olan gereksinim de, bu düzeyde sağlanmış anlaşmaların da hükmü zayıflıyor. Alternatif olarak ise şirket düzeyindeki işçi kurulları ile koordine edilen, şirket düzeyinde anlaşmaların geçerli olması gerektiğini ileri sürüyor. Hatta işçi katılım kurulları veya temsilciliklerin her şirkette oluşturulmasını zorunlu kılınması ve yetkilerinin çoğaltılmasını savunuyor.
Tekellerle rekabet pozisyonu
Modelin modernleştirme zorunluluğunu Hijum ayrıca uluslararası şirketlerin çalışma tarzı ve rekabetin artması gibi argümanlarla da destekliyor. Bu bakış açısına göre yerel şirketler, işçilerden çok hisse sahiplerini esas alan uluslararası şirketlere ‘ayak uydurmak’ta zorlanıyor. Bu şirketlerle rekabet içerisinde kalabilmek için yerelde de şirketlere hızlı değişim koşullarında sömürüyü arttırma ve daha fazla kar’a endeksli hareket edebilmeleri için uygun koşulların sağlanması gerekiyor.
Dolayısıyla, yine Hijum’e göre, bu koşullara göre hareket edebilmeleri için, şirketlere özellikle iş sözleşmelerinde esnekliğin sağlanması, yasalarla güvence altına alınması kaçınılmaz bir zorunluluk.
Esnek iş sözleşmesi
Kısacası, Avrupa’da işçilere yönelik bir saldırı dalgası hazırlıkları yapılıyor. Şimdilik Hollanda’da startı verilen tartışmalar, büyük olasılıkla Avrupa’nın diğer ülkelerinde de başlatılacak, kamuoyu oluşturulacak gibi görünüyor.
Sendikaların etki gücünün zayıflaması, daha doğrusu işçilerin örgütlü gücünün zayıflamasıyla birlikte, sömürünün hangi yöntemlerle arttırılabileceği de tartışmaların bir parçası. Ülke genelindeki örgütlenmelerini daha çok şirketler düzeyine, işçi katılım kurulları veya işçi temsilcilikleri düzeyine indirgeme de gelecek süreçte gündeme gelecek gibi görünüyor.
Yeni oluşturulması istenen modelde böylelikle şirketlere, kriz koşullarında istediği işçiyi işten çıkarma hakkı örneğinde olduğu gibi, kendi koşullarına uygun hareket etme ‘esnekliği’ sağlanacak. Yani özel durumlarda şirketler, geneli kapsayan karakterdeki toplu iş sözleşmelerinden ‘zarar gördüğünde’, ‘istisnai’ haklara sahip olacak. Tüm ülkedeki iş sektörü için bağlayıcı nitelikte olan toplu iş sözleşmeleri, sadece şirketler içerisinde yapılacak anlaşmalarla hükmünü yitirecek.
Geçmişte de bazı bölgelerde uygulanmaya çalışılan, işyeri esaslı ve toplu pazarlığı dıştalayan, bireyselleştirmeyi esas alan saldırılar belki yeni değil, ama gelecek süreçte yaygınlaştırmaya ve yasallaştırmaya yönelik yeni bir adım atılmak istendiği bir gerçek.
Tekellerin sermaye biriktirebilmelerinin önündeki tüm engeller kaldırılmak isteniyor. Ayrıca, sınıf işbirliği çizgisinde, işçilerin kapitalistlerce acımasızca sömürülmesinin mekanizmaları olan sendikaların dahi, tekellerin bu ihtiyaçları artık cevap olmuyor. Bu mekanizmaların tekellere uygun olarak düzenlenmesi da dolayısıyla gelecek dönemde daha fazla gündemleşeceğe benziyor.
AHM-ATİK Haber Merkezi













